• 25-10-2015, 22:02:59
    #19
    Keşke okuma yazma bilmek cahilliği alsa...
  • 25-10-2015, 22:22:29
    #20
    TurkGladio adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Keşke okuma yazma bilmek cahilliği alsa...
    Aslında hepimiz cahiliz. Cahil olduğumuzu bilirsek cahillikten kurtulabiliriz. Cahil olmadığını iddia eden birisi zaten cahildir, çünkü cahil olmayan birisi cahil olmadığını ispatlamakla uğraşmaz. Yani laf olsun diye yazmıyorum gerçekten böyle, ben şuan kurtulmak için uğraşıyorum bundan kurtulabilirsem detayları yazacağım.
  • 26-10-2015, 00:46:58
    #21
    oktayman adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle

    bugun harf inkilabı olmasa da olurdu,arap afabesi kullanan,fars dili olan iran da nükleer çalışma yapabiliyor,Çin alfabesi kullanan çin dünyanın en büyük ihracatcısı,Şekli bir tuhaf olan adını bilmediğim hindistanda da çok ciddi gelişmeler var.Alfabe bir ülkenin gelişmesini çok etkilemiyor bence,yeter ki yapacak imkan ve şartlar olsun.
    ama bugun harf inkilabı oldu diye artık bunu geri almanın bir lüzümuda yok,Torunlarımız mezar taşlarımızı okuyamaz yine.
    Bahsettiğin düşününce mantıklı geliyor. Ama şu etkeni de düşünün.
    Eğitimli Çin, İran'lı bir vatandaş en az 2-3 dile hakim oluyor.
    Avrupa içinde aynısı geçerli. Köyde yaşayanları saymazsak bir çok Avrupa'lı en az 2-3 dile hakim oluyorlar.
    İran ve Çin zaten diğer dünya ülkelerinden kopuk, kendi içlerinde kültür yaşayan ülkeler. Şöyle ki Çin 4000 yıldır kendi toprakları dışında hiçbir komşusuyla etkileşime girmemiş.
    İran desen yine aynı kendi bölgesinde varlığını sürdürmüş bir toplum.

    Bence, Anadolu'da yaşayan bir topluluğun-ülkenin Dünya ile iletişim halinde olması zorunlu. Zira Anadolu toplumların göç merkezidir. Batı ile Doğu medeniyetleri arasında tarih boyunca köprü olmuştur.
    Türkiye Cumhuriyeti öncesi Anadolu'da kurulan devletlerde diplomatik dil olarak, bir çok dil kullanılmıştır. Zira ne Batılıyız, Ne Doğu'lu.

    Arapça alfabe kullanmaya devam etsek sanırım hiç birşey değişmezdi. Şuan ki alfabeyi ben beğenmiyorum. Zira ğ,i,ş gibi Türkçe karakterler yüzünden hala Batı'ya entegre olamıyoruz. Yabancılar telaffuz etmekte zorlanıyorlar. Arapça kullanmak zaten saçmalığın önde gideni.

    Benim hayalim tüm Dünya'nın İngilizce konuşması. Böylece insanlık ortak bir değere sahip olacaktır ve iletişim kuvvetlenecektir.
    Tabi bu ırkların yok olması anlamına da geliyor. Zira bir ırkı,milleti var eden ilk etmen ortak konuşma dilidir.
  • 26-10-2015, 01:14:15
    #22
    Burti adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Merhaba,

    Arkadaşlarla 4-5 saat tartıştıkta pek bir sonuca varamadık. Osmanlıcadan nasıl bir asimilasyon yapıldıda Türkçe'ye geçildi?

    Babaannem: 1953 doğumlu, babaannemin babası: 1920 doğumlu, babaannemin dedesi ise minimal 1900 doğumludur tahminimce ama babaannemin dedeside Türkçe konuşuyormuş. Ama 1928'de devrim oldu. Ben çözemedim bu asimilasyon nasıl oldu. Bilgisi olan varmı arkadaşlar?


    Akım olarak Eski Orta ve Yeni Türkçe grupları var ama eski ve orta'nın şu anki dilimizle alakası yok lakin Yeni Türkçe'nin geçişi nasıl oldu çözemedim
    Osmanlıca'dan asimilasyonla Türkçe'ye geçildiğini düşündüğünüze göre, bir kaç yüzyıl daha geriye gidelim ve asilimilasyonla ile nasıl Türkçe'den Osmanlıca denilen farsça arapça kırması dile asimile olduk oradan başlayalım.

    Kendini arap zanneden bazı arkadaşlar asilime olduklarını düşünebilirler.
    Aslında yapılan araplar ve farslar tarafından sünni ve alevi müslümanlık üzerinden asimile edilen Türk milletinin kendi özüne ve kimliğine dönme çabasıdır.

    Fransız ihtilali sonrası araplar dahil bütün diğer milletler Osmanlıya ihanet etmiş, hepsi Avrupalılar ile Osmanlını parçalanmasından pay koparmak için anlaşmıştır. Arap topraklarında Türk askerleri tek bir kurşun sıkamadan filistinde mısırda ihanete uğrayarak ingilizlere teslim edilip işkenceyle öldürülmüştür.

    Bu nedenle yeni cumhuriyet önce kimliğini tanımlamakla işe başlamış. Kendine ihanet eden, ve hem bizi asimile edip hem arkamızdan vuranlar ile kültür birliğini ayırma kararı vermiştir. Bu politik bir karardır. Türkler 2000 senedir doğudan batıya doğru yürürler ve yüzünü daha gelişmiş medeniyete dönerler. Viyana kapılarından döndük ama bugün da hala avrupa birliğine girmeye çalışıyoruz. Çünkü ekonomi, kültür, sanat, bilim, özgürlükler orada... Medeniyet batıda.

    Arapları bırakıp batıdan kelime aldık diyenlerin atladığı nokta da artık son 300 yılda doğu dünyasında hiç bir bilimsel kültürel üretim olmamasıdır. Yani bilimi, kültürü, sanatı, sanayiyi üreten batılılar olduğu için o arap ülkeleri de en az senin kadar ingilizce fransızca kelime alıyorlar.
  • 26-10-2015, 03:01:43
    #23
    Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.
    anlayana

    1923’te…

    *

    Nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu. Traktör sıfırdı, karasaban’dı. Beş bin köyde sığır vebası vardı. Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu. İki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi, verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu, bebek ölüm oranı binde 480’di, her doğan iki bebekten biri ölüyordu. Memlekette sadece 337 doktor vardı. Sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i Türk’tü. Diş hekimi, sıfırdı. Dört hemşire vardı. 40 bin köy, sadece 136 ebe vardı. Ortalama ömür 40’tı.

    *

    Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bindi. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu, kiremit bile ithaldi. Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti. Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan sadece dört fabrika vardı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri… Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı. Otomobil sayısı bin 490’dı. Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.

    *

    Kadın, insan değildi.

    *

    (Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken… Bademlerin yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi vardı. Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur hanım filan, 16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu. Tayyip Erdoğan’ın dedemiz dediği Abdülmecid’in 22 eşi vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken, herif sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu.)

    *

    Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.

    *

    Kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12.00 kabul ediyordu, kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00 kabul ediyordu. Kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu, kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat’i esas alıyordu. “Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan bi ses çıkıyordu.

    *

    Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin şubat’ı kimisinin aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi ama, farklı aylarda yaşıyordu!

    *

    Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… Ölçülerimiz ortaçağ’dı.

    *

    Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu. Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu. Toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Ülke bilim’den çoook uzaktı.

    *

    600 sene boyunca Türkçe’nin ırzına geçilmiş, Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapça’yla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.

    *

    “Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” falan deniyor ya… İbrahim Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? Sadece 417’ydi. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.

    *

    Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, beş milyar adet satılmıştı. Voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “İstanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”

    *

    Ve neymiş efendim, mezar taşı okuyacakmış…
    Sen önce iki tane kitap oku da, dünyadan haberin olsun biraz!

    yılmaz özdil
  • 26-10-2015, 03:10:48
    #24
    Üyeliği durduruldu
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Osmanlıca'dan asimilasyonla Türkçe'ye geçildiğini düşündüğünüze göre, bir kaç yüzyıl daha geriye gidelim ve asilimilasyonla ile nasıl Türkçe'den Osmanlıca denilen farsça arapça kırması dile asimile olduk oradan başlayalım.

    Kendini arap zanneden bazı arkadaşlar asilime olduklarını düşünebilirler.
    Aslında yapılan araplar ve farslar tarafından sünni ve alevi müslümanlık üzerinden asimile edilen Türk milletinin kendi özüne ve kimliğine dönme çabasıdır.

    Fransız ihtilali sonrası araplar dahil bütün diğer milletler Osmanlıya ihanet etmiş, hepsi Avrupalılar ile Osmanlını parçalanmasından pay koparmak için anlaşmıştır. Arap topraklarında Türk askerleri tek bir kurşun sıkamadan filistinde mısırda ihanete uğrayarak ingilizlere teslim edilip işkenceyle öldürülmüştür.

    Bu nedenle yeni cumhuriyet önce kimliğini tanımlamakla işe başlamış. Kendine ihanet eden, ve hem bizi asimile edip hem arkamızdan vuranlar ile kültür birliğini ayırma kararı vermiştir. Bu politik bir karardır. Türkler 2000 senedir doğudan batıya doğru yürürler ve yüzünü daha gelişmiş medeniyete dönerler. Viyana kapılarından döndük ama bugün da hala avrupa birliğine girmeye çalışıyoruz. Çünkü ekonomi, kültür, sanat, bilim, özgürlükler orada... Medeniyet batıda.

    Arapları bırakıp batıdan kelime aldık diyenlerin atladığı nokta da artık son 300 yılda doğu dünyasında hiç bir bilimsel kültürel üretim olmamasıdır. Yani bilimi, kültürü, sanatı, sanayiyi üreten batılılar olduğu için o arap ülkeleri de en az senin kadar ingilizce fransızca kelime alıyorlar.
    Türkler sunni alevi diye ayrılmamıştır, bu sonradan olmuştur, aileviler iran göçebeleridir, aleviler iran neslinden gelmiştir.

    şuan konuştuğumuz dil Türkçe bize ait bir dil değildir, atatüğrk tarafından derma çatma oluşturulan bir dildir.
    Atatürkün her yaptığı inkilap yerinde ve doğru değildir.
    Arapça farsça dili için yaptığını düşünürsek Atatürk doğru yapmıştır.

    ancak şuan bizim konuştuğumuz dil bize ait değildir, emperyal bir dildir.
    Türk dili konuşulsaydı öz Türkçe o zaman tamam.
  • 26-10-2015, 04:13:35
    #25
    BHCoder adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Türkler sunni alevi diye ayrılmamıştır, bu sonradan olmuştur, aileviler iran göçebeleridir, aleviler iran neslinden gelmiştir.

    şuan konuştuğumuz dil Türkçe bize ait bir dil değildir, atatüğrk tarafından derma çatma oluşturulan bir dildir.
    Atatürkün her yaptığı inkilap yerinde ve doğru değildir.
    Arapça farsça dili için yaptığını düşünürsek Atatürk doğru yapmıştır.

    ancak şuan bizim konuştuğumuz dil bize ait değildir, emperyal bir dildir.
    Türk dili konuşulsaydı öz Türkçe o zaman tamam.
    Bir kaç konuyu netleştirelim.
    Türkler hala tam olarak yerleşik hayata geçememiştir.
    Hepimiz göçebe sayılırız. Bereket cumhuriyetle hepimiz birer şehre kaydolmuşuz da başka yere gitsek de ne olduğumuzu biliyoruz.
    Göçebeliğin tüm özelliklerine sahibiz, sözlü kültür yaygındır, kulaktan dolma yaşarız, ananim bilgiye bayılırız, facebook twitter da bakın, oradan buradan kopyalayıp yapıştırıp özlü söz yazanların %99'u sözün sahibini ya yazmaz ya da yanlış yazar. Gidin rus sosyal paylaşım sitelerine, avrupalı sosyal paylaşım sitelerine. Her sözün altında kimin söylediği yazar.
    Yani göçebelerde kültür aktarımı zayıftır.
    Şu forumda bile o kadar büyük yazım yanlışları var ki.
    Klavye hatası değil. Adam hayatında hiç kitap okumamış.
    Kelimeyi kulaktan dolma öğrenmiş ve sürekli yanlış yazıyor.
    Sonuçta göçebeler yani bedevilerde kültür aktarımı zayıf gerçekleşiyor.
    Kültür sonraki kuşaklara aktarılırken kayba uğruyor. Ve bu kayıp esnasında yakındaki baskın yerleşik kültürün aktarım gücü araya giriyor.
    O yüzden bedeviler etkileşimde bulunurlarsa, her zaman kültür aktarımı güçlü olan medeniler tarafından asimile edilirler.

    Bu nedenle 1000 sene arap fars etkisinde kalmışız, bugün avrupa etkisinde kalıyoruz. Çünkü kültür aktarımımız zayıf. Yörükler gibi dağda gezenler dışında, bir de devletin rotasyon sistemi, bölgesel gelişmişlik düzeyi farklılıkları yüzünden iş bulma amacıyla göçenleri de düşünürseniz, toplumun çoğu aktif. Ben 6 yaşıma kadar izmirde, tüm okul hayatım boyunca ankarada, sonra 3 sene bodrum, 3 sene izmir, 9 sene istanbul da yaşadım. ama aslen kayseriliyim. lakin pastırma yapamam. mantı açamam. gadasını aldığım demem. yani kayseriliyim ama gerizler başından çok lara fabian dinlerim. Çünkü kayseride her sene hit olacak parçalar çıkarabilecek bir müzik endüstrisi yok. Yerini etkileşimde olduğun diğerlerinden doldurursun.

    Türkiye'de yerleşik olanların da kültürü, geleneğin aktarım gücü diğer göçerlerin hareketi ile zayıflıyor. Bu yüzden her zaman yerleşik hayata geçmiş kültür üreten ülkelerin dış etkilerine açığız. Hem dilde hem kültürde.

    Dünyada bilim, sanat kültür üretmeyen tüm diller çeviri üzerinden emperyalizm ile karşı karşıyadır.
    Bu Atatürk'ün dil devriminin sonucu değil doğanın gereğidir.
    Eğer siz behçet hastalığını bulursanız adına behçet dersiniz bütün dünya da behçet der. Bulamazsanız başkası ne derse onu söylersiniz.
    Sen moda, estetik, kültür üretemiyorsan, ŞALVAR diye bir pantolon markası üretip, tüm dünyaya satamazsın. Diğer ülkelere şalvar kelimesi geçmez.
    Ama adamlar sana jean satar, kot satar kendi kelimelerini senin diline sokar.

    Eğer bilgiyi kültürü siz üretmiyorsanız, kelimeyi çevirmeye fırsat bulamadan bir sürü kelime dilinize girer.
    İslam dünyası, arap fars dünyasının bilim kültür ürettiği dönemde bu kültürlerin etkisinde kalmışız. Bugün bu devletler medeniyetin en son basamağında zurnanın son deliğinde. Daha sonra kültürü bilimi batı dünyası üretmeye başlamış onların etkisinde kalmışız.

    Diğer bir konu da. Dil bir milletin ortak zekasıdır.
    Tüm yapay zeka uygulamaları semantik bir temel üzerinden hareket eder.
    Güçlü mühendislik temelleri olan ülkeler çok güçlü ve detaycı dillere sahip ülkelerdir (japonya, almanya, kore, rusya)
    Atatürk Türkçe'yi bir hibrit dil olmaktan çıkarıp tekrar ait olduğu ural altay dil grubuna sokmaya çalışmıştır. Oldukça radikal ve başarılıdır.
    Ama elbette şu anda Atatürk'ün hayal ettiği durumu yaşadığımızı sanmıyorum.
    Geçenlerde bir arkadaşın kpss kitabına beraber baktık. Gelişimin temel kavramlarından biri "yaş" ayraç içinde "evre", "dönem" yazmışlar. Yani sınavda bu terim ile ilgili 3 farklı kelimeden biri kullanılabilir. Neden? Çünkü her profesör bilgiyi üretmediği çevirdiği için ben daha iyi bilirim diye kafasına göre çeviriyor. Oysa o temel kavramları ilk sen ürtsen adına "dönemtrak" dersin. Hem o kelimeyi günlük hayattan izole şekilde hiç bir kavramla karışmayacak şekilde terminolojiye katarsın hem de senden sonra gelen tüm bilimadamları da bu şekilde kullanmak zorunda kalır. Bak bir terim için 3 farklı kelime kullanıyorlar ki en az 10 tane vardır onlar en çok kullanılanlardır. Bu yüzden büyük bir kavram kargaşamız var. Türkçe'nin en büyük sorunu kesin ve net olmaması. Kavram kargaşamız yüzünden yasalarımızı bile hala osmanlıca yazıyoruz. Literatür dili olmak için Türk Dil kurumunun uğraşları da bazı gerici kesimlerin politik tavırları ile aşağılanıyor, çok oturgaçlı götürgeç gibi dalga konusu yapılarak Türk dilinin gelişiminin önü kesiliyor. Sen bilgisayar kelimesini yadırgıyor musun? Ama kompüter diye kullanmaya başlasaydın, bugün bilgisayar kelimesi de senin için götürgeç kadar komik bir kelime olurdu.

    Ben iyi düzeyde ingilizce ve orta düzeyde almanca ve rusça biliyorum.
    Bütün avrupa dilleri ne kadar bir birinin aynıdır hiç düşünüyor musunuz?
    Dil ortak bir kültürün kodlamasıdır. Ve kültürler birbirleri ile alışveriş yaparlar.
    Senin ürettiğin bilgi ve kültür yoksa, verdiğin az aldığın çok olur yani asimile olursun.
    İster Türkçe konuş ister Farsça konuş farketmez...
    Biz de alfabe değişmeseydi o avrupadan gelen kelimeler gelmeyecek miydi sanıyor bazı arkadaşlar?
    Türkçe'ye fransızca kelimeler Cumhuriyetten sonra mı girmeye başladı sanıyor bazı arkadaşlar?
    Arapça konuşulan ülkelerde hiç ingilizce fransızca almanca kelime yok mu sanıyorsunuz?


    Aleviler konusundaki görüşlerinize de katılmıyorum. Geçenlerde okuduğum bir araştırmada alevi türklerin ve yörüklerin arasında orta asya gen havuzu ile ortak bağlantı diğer Türk vatandaşlarına göre daha fazladır.
    Bu memlekette orta asyadan göçen atalarımızla olan bağımız ortalama %15-20'yi geçmiyor. Bolca ortadoğu, balkan ve akdeniz geni içeriyoruz, kendimizi asyalı Türkler olarak adlandırsak da... Yavuz'un farsça divan, Şah İsmail'in Türkçe divan yazdığı düşünülürse sizin farsi dediğiniz adamların Türklüğünü küçümsediğinizi düşünüyorum.
  • 26-10-2015, 04:48:51
    #26
    Üyeliği durduruldu
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bir kaç konuyu netleştirelim.
    Türkler hala tam olarak yerleşik hayata geçememiştir.
    Hepimiz göçebe sayılırız. Bereket cumhuriyetle hepimiz birer şehre kaydolmuşuz da başka yere gitsek de ne olduğumuzu biliyoruz.
    Göçebeliğin tüm özelliklerine sahibiz, sözlü kültür yaygındır, kulaktan dolma yaşarız, ananim bilgiye bayılırız, facebook twitter da bakın, oradan buradan kopyalayıp yapıştırıp özlü söz yazanların %99'u sözün sahibini ya yazmaz ya da yanlış yazar. Gidin rus sosyal paylaşım sitelerine, avrupalı sosyal paylaşım sitelerine. Her sözün altında kimin söylediği yazar.
    Yani göçebelerde kültür aktarımı zayıftır.
    Şu forumda bile o kadar büyük yazım yanlışları var ki.
    Klavye hatası değil. Adam hayatında hiç kitap okumamış.
    Kelimeyi kulaktan dolma öğrenmiş ve sürekli yanlış yazıyor.
    Sonuçta göçebeler yani bedevilerde kültür aktarımı zayıf gerçekleşiyor.
    Kültür sonraki kuşaklara aktarılırken kayba uğruyor. Ve bu kayıp esnasında yakındaki baskın yerleşik kültürün aktarım gücü araya giriyor.
    O yüzden bedeviler etkileşimde bulunurlarsa, her zaman kültür aktarımı güçlü olan medeniler tarafından asimile edilirler.

    Bu nedenle 1000 sene arap fars etkisinde kalmışız, bugün avrupa etkisinde kalıyoruz. Çünkü kültür aktarımımız zayıf. Yörükler gibi dağda gezenler dışında, bir de devletin rotasyon sistemi, bölgesel gelişmişlik düzeyi farklılıkları yüzünden iş bulma amacıyla göçenleri de düşünürseniz, toplumun çoğu aktif. Ben 6 yaşıma kadar izmirde, tüm okul hayatım boyunca ankarada, sonra 3 sene bodrum, 3 sene izmir, 9 sene istanbul da yaşadım. ama aslen kayseriliyim. lakin pastırma yapamam. mantı açamam. gadasını aldığım demem. yani kayseriliyim ama gerizler başından çok lara fabian dinlerim. Çünkü kayseride her sene hit olacak parçalar çıkarabilecek bir müzik endüstrisi yok. Yerini etkileşimde olduğun diğerlerinden doldurursun.

    Türkiye'de yerleşik olanların da kültürü, geleneğin aktarım gücü diğer göçerlerin hareketi ile zayıflıyor. Bu yüzden her zaman yerleşik hayata geçmiş kültür üreten ülkelerin dış etkilerine açığız. Hem dilde hem kültürde.

    Dünyada bilim, sanat kültür üretmeyen tüm diller çeviri üzerinden emperyalizm ile karşı karşıyadır.
    Bu Atatürk'ün dil devriminin sonucu değil doğanın gereğidir.
    Eğer siz behçet hastalığını bulursanız adına behçet dersiniz bütün dünya da behçet der. Bulamazsanız başkası ne derse onu söylersiniz.
    Sen moda, estetik, kültür üretemiyorsan, ŞALVAR diye bir pantolon markası üretip, tüm dünyaya satamazsın. Diğer ülkelere şalvar kelimesi geçmez.
    Ama adamlar sana jean satar, kot satar kendi kelimelerini senin diline sokar.

    Eğer bilgiyi kültürü siz üretmiyorsanız, kelimeyi çevirmeye fırsat bulamadan bir sürü kelime dilinize girer.
    İslam dünyası, arap fars dünyasının bilim kültür ürettiği dönemde bu kültürlerin etkisinde kalmışız. Bugün bu devletler medeniyetin en son basamağında zurnanın son deliğinde. Daha sonra kültürü bilimi batı dünyası üretmeye başlamış onların etkisinde kalmışız.

    Diğer bir konu da. Dil bir milletin ortak zekasıdır.
    Tüm yapay zeka uygulamaları semantik bir temel üzerinden hareket eder.
    Güçlü mühendislik temelleri olan ülkeler çok güçlü ve detaycı dillere sahip ülkelerdir (japonya, almanya, kore, rusya)
    Atatürk Türkçe'yi bir hibrit dil olmaktan çıkarıp tekrar ait olduğu ural altay dil grubuna sokmaya çalışmıştır. Oldukça radikal ve başarılıdır.
    Ama elbette şu anda Atatürk'ün hayal ettiği durumu yaşadığımızı sanmıyorum.
    Geçenlerde bir arkadaşın kpss kitabına beraber baktık. Gelişimin temel kavramlarından biri "yaş" ayraç içinde "evre", "dönem" yazmışlar. Yani sınavda bu terim ile ilgili 3 farklı kelimeden biri kullanılabilir. Neden? Çünkü her profesör bilgiyi üretmediği çevirdiği için ben daha iyi bilirim diye kafasına göre çeviriyor. Oysa o temel kavramları ilk sen ürtsen adına "dönemtrak" dersin. Hem o kelimeyi günlük hayattan izole şekilde hiç bir kavram
    la karışmayacak şekilde terminolojiye katarsın hem de senden sonra gelen tüm bilimadamları da bu şekilde kullanmak zorunda kalır. Bak bir terim için 3 farklı kelime kullanıyorlar ki en az 10 tane vardır onlar en çok kullanılanlardır. Bu yüzden büyük bir kavram kargaşamız var. Türkçe'nin en büyük sorunu kesin ve net olmaması. Kavram kargaşamız yüzünden yasalarımızı bile hala osmanlıca yazıyoruz. Literatür dili olmak için Türk Dil kurumunun uğraşları da bazı gerici kesimlerin politik tavırları ile aşağılanıyor, çok oturgaçlı götürgeç gibi dalga konusu yapılarak Türk dilinin gelişiminin önü kesiliyor. Sen bilgisayar kelimesini yadırgıyor musun? Ama kompüter diye kullanmaya başlasaydın, bugün bilgisayar kelimesi de senin için götürgeç kadar komik bir kelime olurdu.

    Ben iyi düzeyde ingilizce ve orta düzeyde almanca ve rusça biliyorum.
    Bütün avrupa dilleri ne kadar bir birinin aynıdır hiç düşünüyor musunuz?
    Dil ortak bir kültürün kodlamasıdır. Ve kültürler birbirleri ile alışveriş yaparlar.
    Senin ürettiğin bilgi ve kültür yoksa, verdiğin az aldığın çok olur yani asimile olursun.
    İster Türkçe konuş ister Farsça konuş farketmez...
    Biz de alfabe değişmeseydi o avrupadan gelen kelimeler gelmeyecek miydi sanıyor bazı arkadaşlar?
    Türkçe'ye fransızca kelimeler Cumhuriyetten sonra mı girmeye başladı sanıyor bazı arkadaşlar?
    Arapça konuşulan ülkelerde hiç ingilizce fransızca almanca kelime yok mu sanıyorsunuz?


    Aleviler konusundaki görüşlerinize de katılmıyorum. Geçenlerde okuduğum bir araştırmada alevi türklerin ve yörüklerin arasında orta asya gen havuzu ile ortak bağlantı diğer Türk vatandaşlarına göre daha fazladır.
    Bu memlekette orta asyadan göçen atalarımızla olan bağımız ortalama %15-20'yi geçmiyor. Bolca ortadoğu, balkan ve akdeniz geni içeriyoruz, kendimizi asyalı Türkler olarak adlandırsak da... Yavuz'un farsça divan, Şah İsmail'in Türkçe divan yazdığı düşünülürse sizin farsi dediğiniz adamların Türklüğünü küçümsediğinizi düşünüyorum.
    Okuduğunuz araştırma eksik olabilir.
    Türkiye türkleri ve türkler olarak ayırmak lazım olayi.

    Alevilik iran temellidir daha sonra anadolu ya yayılmıştır . osmanlıda alevi denen kavram yoktur, iran tarikatlarının osmanlı zamanında anadoluya yayılmasıdır
    Zaman geçtikçe asimile olmuşlardır . aleviler her zaman asimile olmuştur oluyor.
    Burada kimseyi aşağılamak yoktur gerçek neyse odur.
    Mesela kürtler hint avrupa kökenlidir .
    Nasıl söylenir , kurt kökenli türk . bu yanlış .
    Kurt kökenli Türkiye vatandasi doğrudur.

    Ancak kürtler türklerin çok eskiden dostudur , birbirlerine kız vermişler almışlardır , ancak bu oran alevilerde azdır .
    Aleviler kendi neslini dahi net bilmezler .


    Türklük osmanlı degildir
    Türklük çok eskidir 80 asira dayanır .
  • 26-10-2015, 15:52:02
    #27
    Cavro adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    osmanlıca sadece yazı dilidir. Yani 1928 den önce arapca konuşan insanlar bi gecede türkçe konuşmaya başlamadı.Sadece alfabe değiştirildi ve geometri matematik dahil bir çok alanda terimler türkçeleştirildi. Geometri terimleri bizzat atatürkün yazdığı geometri kitabi ile türkçeleştirildi. Bu gün kullanılan üçgen dörtgen gibi terimler atatürkün yazdığı geometri kitabında yayınlandı.

    600 yıllık osmanlıda okuma yazma oranı % 5 bile değildi ama bu gün daha bir asır bile geçmeyen cumhuriyette okuma yazma oranı % 99 larda.
    %5 oranını cumhuriyet tarih kitapları yazar. şimdiki oran %99 olduğuna emin misin? Burada Türkçe yazı yazmakla olmuyor o iş. Bilmek sadece karşındakinin anladığı dilde konuşmak değildir. Sen hiç imla kurallarına dikkat etmezsen (bende etmiyorum) bende imla kurallarından anlamadığım için seni anlıyorsam bu senin dili doğru kullandığın anlamına gelmiyor. İkimizde bilmiyoruz anlamına geliyor.

    %5 konusuda aynen bu. Farça'yı bilmeyenler okuma yazma oranına elbette yüzdeli bir oran belirler.

    Konuya tek taraflı bakmayın. Yüzde 5 dediğiniz İmam Gazali, Fuzuli, Erzurumlu Hakkı Efendiler çıkarttığına göre ve Dünyaya halen böyle insanlar gelmediğine göre düşünün %5 nelere kadirmiş.

    Sizi rencide etmek istemem ama her olaya bakış açınız bu. Bilmediğiniz bir şeyi savunmak karşınızdakinin anladığı kadardır.

    puncover adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    9.yy'daki Türkçe hitabelere yazıtlara bakın. Bir de 17.yy 18.yy'da yazılmış eser bulursanız onlara bakın. Bakalım size hangisi daha anlamlı gelicek.

    Edit: Ayrıca Türkçenin Arapçadan, Farsçadan ya da Fransızcadan vs. bir eksiği yok. Asıl mesele bizim özentiliğimiz. Bunun da haklı sebepleri var. Eser verebiliyor muyuz? Hayır.

    Ayrıca yukarıdaki arkadaşların dediği gibi, o zamanlar herkes Arapça biliyor muydu? Tabiki hayır. Biz latin alfabesi kullanıyoruz. Latin alfabesi kullanan başka dilleri anlayabiliyor muyuz? Hayır. Aynı mesele

    Ve incil latince yazılmamıştır. Sadece kendi dillerine çeviri yapmışlardır. İncil dediğimiz kitap ise 4 ayrı kitaptır, tek kitap değil. Millet incili anlayarak okuyor, kaç kişi kuranı anlayarak okudu? Ben okumadım.
    Herkes de Kur'an ve incil profesörü olmuş ya. zaten bizim millet bir sağlıkta bir de dinde süper bilgilidir. Çünkü kimse yeterince bilmez. Adam Ayetlerin indiriliş zamanlarına ve yerlerine göre okumaz, ayeti tam okumaz tafsir edemez sonra gider Kur'an mealini okur ve burada bu yazıyor ya der.

    Şu muhabbeti bırakın. İncil konusunu hiç karıştırmayın üzerinde Allahlar yazan bir kitabı tanımıyorum ben. (ayrıca incil kitaplaştırılmamıştır, papazların bir birine yazdığı mektuplara kutsal kitap demem ben)

    KheizLech adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    anlayana

    1923’te…

    *

    Nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu. Traktör sıfırdı, karasaban’dı. Beş bin köyde sığır vebası vardı. Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu. İki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi, verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu, bebek ölüm oranı binde 480’di, her doğan iki bebekten biri ölüyordu. Memlekette sadece 337 doktor vardı. Sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i Türk’tü. Diş hekimi, sıfırdı. Dört hemşire vardı. 40 bin köy, sadece 136 ebe vardı. Ortalama ömür 40’tı.

    *

    Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bindi. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu, kiremit bile ithaldi. Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti. Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan sadece dört fabrika vardı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri… Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı. Otomobil sayısı bin 490’dı. Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.

    *

    Kadın, insan değildi.

    *

    (Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken… Bademlerin yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi vardı. Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur hanım filan, 16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu. Tayyip Erdoğan’ın dedemiz dediği Abdülmecid’in 22 eşi vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken, herif sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu.)

    *

    Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.

    *

    Kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12.00 kabul ediyordu, kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00 kabul ediyordu. Kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu, kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat’i esas alıyordu. “Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan bi ses çıkıyordu.

    *

    Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin şubat’ı kimisinin aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi ama, farklı aylarda yaşıyordu!

    *

    Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… Ölçülerimiz ortaçağ’dı.

    *

    Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu. Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu. Toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Ülke bilim’den çoook uzaktı.

    *

    600 sene boyunca Türkçe’nin ırzına geçilmiş, Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapça’yla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.

    *

    “Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” falan deniyor ya… İbrahim Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? Sadece 417’ydi. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.

    *

    Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, beş milyar adet satılmıştı. Voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “İstanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”

    *

    Ve neymiş efendim, mezar taşı okuyacakmış…
    Sen önce iki tane kitap oku da, dünyadan haberin olsun biraz!

    yılmaz özdil
    Sonra Cumhuriyet gelmiş ve vebanın hepsi bitmiş.

    Yılmaz ÖZDİL'e hayranım. işini gerçekten iyi yapıyor. Harika bir fitneci, harika bir kafa karıştırıcı.
    Cumhuriyet geldiğinde Osmanlının herşeyi tahrip edilmeye başlandı, hiç tarihimiz araştırılmadan herşey yakıp yıkılmaya başlandı. Tarihini bilmeyen tarihinden ve ecdanından nefret eden beyinsiz bir topluluk yetişmeye başlandı. 10 yılda 15 milyon genç yaratıldı ve devam edildi.

    Mezar taşı okumakmış. İran harf devrimiyle nükleer üretebiliyor değil mi. Dünya ona ambargo uyguladığı halde ayakta duruyor kafalara bak hele.

    Şimdi YILMAZ'a soruyorum şimdi ülkemizde Tiyatro var, Sinema var, Heykel de (baya var) var medeni ülke olduk değil mi.

    Atatürkten sonra heykel yapmaktan başka ne cacık yediniz neyin kafasını yaşıyorsunuz.

    Kendi ecdadına söven kendi ecdadını karı manyağı olarak gören, milletin samanı yokken o neler yapıyordu diyenlere ben hatırlatayım;

    milletin ayağında çarık yokken yapılan balolar, Pakistan'ın gönderdiği savaş yardımlarıyla kurulan banka, uçuk bir mal varlığı. neyse daha anlatmayacağım.

    Millet böyle soyuldu, böyle salaklaştırıldı, Sen yapamazsın sen sığırsın diye aşıladılar bize kendi fikirlerini.

    Dilimiz değişmiş ve bunu savunanlara soruyorum 600 yılda o dille dünyaya kafa tutan devlet 100 yılda ne hale geldi dönün bir bakın.