Cavro adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
osmanlıca sadece yazı dilidir. Yani 1928 den önce arapca konuşan insanlar bi gecede türkçe konuşmaya başlamadı.Sadece alfabe değiştirildi ve geometri matematik dahil bir çok alanda terimler türkçeleştirildi. Geometri terimleri bizzat atatürkün yazdığı geometri kitabi ile türkçeleştirildi. Bu gün kullanılan üçgen dörtgen gibi terimler atatürkün yazdığı geometri kitabında yayınlandı.

600 yıllık osmanlıda okuma yazma oranı % 5 bile değildi ama bu gün daha bir asır bile geçmeyen cumhuriyette okuma yazma oranı % 99 larda.
%5 oranını cumhuriyet tarih kitapları yazar. şimdiki oran %99 olduğuna emin misin? Burada Türkçe yazı yazmakla olmuyor o iş. Bilmek sadece karşındakinin anladığı dilde konuşmak değildir. Sen hiç imla kurallarına dikkat etmezsen (bende etmiyorum) bende imla kurallarından anlamadığım için seni anlıyorsam bu senin dili doğru kullandığın anlamına gelmiyor. İkimizde bilmiyoruz anlamına geliyor.

%5 konusuda aynen bu. Farça'yı bilmeyenler okuma yazma oranına elbette yüzdeli bir oran belirler.

Konuya tek taraflı bakmayın. Yüzde 5 dediğiniz İmam Gazali, Fuzuli, Erzurumlu Hakkı Efendiler çıkarttığına göre ve Dünyaya halen böyle insanlar gelmediğine göre düşünün %5 nelere kadirmiş.

Sizi rencide etmek istemem ama her olaya bakış açınız bu. Bilmediğiniz bir şeyi savunmak karşınızdakinin anladığı kadardır.

puncover adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
9.yy'daki Türkçe hitabelere yazıtlara bakın. Bir de 17.yy 18.yy'da yazılmış eser bulursanız onlara bakın. Bakalım size hangisi daha anlamlı gelicek.

Edit: Ayrıca Türkçenin Arapçadan, Farsçadan ya da Fransızcadan vs. bir eksiği yok. Asıl mesele bizim özentiliğimiz. Bunun da haklı sebepleri var. Eser verebiliyor muyuz? Hayır.

Ayrıca yukarıdaki arkadaşların dediği gibi, o zamanlar herkes Arapça biliyor muydu? Tabiki hayır. Biz latin alfabesi kullanıyoruz. Latin alfabesi kullanan başka dilleri anlayabiliyor muyuz? Hayır. Aynı mesele

Ve incil latince yazılmamıştır. Sadece kendi dillerine çeviri yapmışlardır. İncil dediğimiz kitap ise 4 ayrı kitaptır, tek kitap değil. Millet incili anlayarak okuyor, kaç kişi kuranı anlayarak okudu? Ben okumadım.
Herkes de Kur'an ve incil profesörü olmuş ya. zaten bizim millet bir sağlıkta bir de dinde süper bilgilidir. Çünkü kimse yeterince bilmez. Adam Ayetlerin indiriliş zamanlarına ve yerlerine göre okumaz, ayeti tam okumaz tafsir edemez sonra gider Kur'an mealini okur ve burada bu yazıyor ya der.

Şu muhabbeti bırakın. İncil konusunu hiç karıştırmayın üzerinde Allahlar yazan bir kitabı tanımıyorum ben. (ayrıca incil kitaplaştırılmamıştır, papazların bir birine yazdığı mektuplara kutsal kitap demem ben)

KheizLech adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
anlayana

1923’te…

*

Nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu. Traktör sıfırdı, karasaban’dı. Beş bin köyde sığır vebası vardı. Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu. İki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi, verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu, bebek ölüm oranı binde 480’di, her doğan iki bebekten biri ölüyordu. Memlekette sadece 337 doktor vardı. Sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i Türk’tü. Diş hekimi, sıfırdı. Dört hemşire vardı. 40 bin köy, sadece 136 ebe vardı. Ortalama ömür 40’tı.

*

Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bindi. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu, kiremit bile ithaldi. Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti. Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan sadece dört fabrika vardı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri… Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı. Otomobil sayısı bin 490’dı. Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.

*

Kadın, insan değildi.

*

(Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken… Bademlerin yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi vardı. Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur hanım filan, 16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu. Tayyip Erdoğan’ın dedemiz dediği Abdülmecid’in 22 eşi vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken, herif sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu.)

*

Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.

*

Kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12.00 kabul ediyordu, kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00 kabul ediyordu. Kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu, kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat’i esas alıyordu. “Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan bi ses çıkıyordu.

*

Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin şubat’ı kimisinin aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi ama, farklı aylarda yaşıyordu!

*

Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… Ölçülerimiz ortaçağ’dı.

*

Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu. Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu. Toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Ülke bilim’den çoook uzaktı.

*

600 sene boyunca Türkçe’nin ırzına geçilmiş, Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapça’yla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.

*

“Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” falan deniyor ya… İbrahim Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? Sadece 417’ydi. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.

*

Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, beş milyar adet satılmıştı. Voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “İstanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”

*

Ve neymiş efendim, mezar taşı okuyacakmış…
Sen önce iki tane kitap oku da, dünyadan haberin olsun biraz!

yılmaz özdil
Sonra Cumhuriyet gelmiş ve vebanın hepsi bitmiş.

Yılmaz ÖZDİL'e hayranım. işini gerçekten iyi yapıyor. Harika bir fitneci, harika bir kafa karıştırıcı.
Cumhuriyet geldiğinde Osmanlının herşeyi tahrip edilmeye başlandı, hiç tarihimiz araştırılmadan herşey yakıp yıkılmaya başlandı. Tarihini bilmeyen tarihinden ve ecdanından nefret eden beyinsiz bir topluluk yetişmeye başlandı. 10 yılda 15 milyon genç yaratıldı ve devam edildi.

Mezar taşı okumakmış. İran harf devrimiyle nükleer üretebiliyor değil mi. Dünya ona ambargo uyguladığı halde ayakta duruyor kafalara bak hele.

Şimdi YILMAZ'a soruyorum şimdi ülkemizde Tiyatro var, Sinema var, Heykel de (baya var) var medeni ülke olduk değil mi.

Atatürkten sonra heykel yapmaktan başka ne cacık yediniz neyin kafasını yaşıyorsunuz.

Kendi ecdadına söven kendi ecdadını karı manyağı olarak gören, milletin samanı yokken o neler yapıyordu diyenlere ben hatırlatayım;

milletin ayağında çarık yokken yapılan balolar, Pakistan'ın gönderdiği savaş yardımlarıyla kurulan banka, uçuk bir mal varlığı. neyse daha anlatmayacağım.

Millet böyle soyuldu, böyle salaklaştırıldı, Sen yapamazsın sen sığırsın diye aşıladılar bize kendi fikirlerini.

Dilimiz değişmiş ve bunu savunanlara soruyorum 600 yılda o dille dünyaya kafa tutan devlet 100 yılda ne hale geldi dönün bir bakın.