• 01-09-2019, 01:58:34
    #28
    Seni çok iyi anlıyorum lakin son zamanlarda aklımda olan tek konu bu. inan ben artık pc görmek istemiyorum yaa gına geldim bunaldım daraldım asosyal bir adam olup çıktım 7/24 evdeyim diyebilirim. Kıssadan hisse ben artık para kazanmak için yaşamak istemiyorum yaa. Benimde hayallerim bi bahçeli bir yerim olsun 5-10 tavuk, kendim ekiyim biçiyim işte çiftçi hayatı süreyim. Ha gelir nerden olucak derseniz sanırım yine günde 2 saat pv'ye bakmak gerekicek galiba ( çeliştiğimin farkındayım)
    Ne bileyim be hocam gördüm senin konunu bende bunları yazma isteği uyandı birden aslında çok şey varda..
    Dilerim istediklerinin hepsi bir bir gönlünce olsun, ha geldikk ha gidiyoz işte.
  • 01-09-2019, 02:03:10
    #29
    Nefes almak değil yaşam Nefessizlik değil ölüm demiş şair
  • 01-09-2019, 02:07:00
    #30
    Laniakea adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Ömrün garantisi olmadığı gibi öldükten sonra bir hiç olacağımız bilinen bir gerçek. Doğmadan önce neysek öldükten sonrada oyuz yani hiçlik. Bana göre iyi yaşayabilmek ve para harcamak uzmanlık gerektirir, herkes beceremez...
    Bilinen bir gerçek mi? Hocam gidip geldiniz mi ? Ya da başkası mı gidip geldi nasıl kanıtlandı?
  • 01-09-2019, 02:17:15
    #31
    Muhsual adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    350 gün çalışıp 15 gün tatil yaptığınızı düşünmek yerine, 15 gün tatil yaptım onun hakkını teslim etmek için önümüzdeki 350 günü çalışayım diye düşünürseniz daha doğru bir yaklaşım olur. Öbür türlü işin içinden çıkamazsınız.
    15 gün sevdiğim bir an için 350 günümü veriyorum. Bence çok büyük bir bedel bu.

    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    @delikanli53;

    Değerli hocam hayatta herşeyin bir bedeli var.
    Şehirlerde yaşarken bir sürü dez avantaj yaşarken aynı zamanda bir de sefa sürüyoruz.
    Bir çok şeyi kendimiz yapmıyoruz. Bir çok garanti altındayız.
    Küçük bir yere yerleştiğinizde bazı dezavantajlar olacak.
    Öncelikle toprağa bağlı yaşamaya başladığınızda dinlenmek için o 15 günü de bulamayacaksınız )))
    Köylü tatil yapamaz. Hayvanlar pislemeyi bırakmaz, bahçenin, tarlanın işi bitmez, hele bir de hazır almayıp kendi yemeğinizi yapma derdine düşerserniz, salçası, eriştesi, turşusu vesaire çok emek gider.
    Kendi işimi yapıyorum ve bu sene kesintisiz 7 gün tatil yapamadım. Allaha şükür maddi sıkıntım yok ve izmir deyim.
    Ama tüm yapabildiğim Cuma akşamından kaçıp hafta sonunu denizde geçirip pazartesi sabahı dönmek.
    Çünkü işler ben başında durmadığım zaman yürümüyor.
    Bir de bunun köy versiyonunu düşün. Bir kaç zeytin ağacının bakımı 1 hafta sürebiliyor.
    Tavuklar, hayvanlar, bağ bahçe, çapa vesaire.
    Eğer köyde büyümediyseniz şehirde yetişen insana bu zulüm gibi gelir bir noktadan sonra.
    Evet toprağa bağlı olmak güzel, ayağının toprağa çıplak değmesi güzel.
    Ama bunun bir bedeli var.
    Bu bedeli karşılayabilir misiniz diye bu işe girmeden bir trial demo versiyon deneyin.
    Böyle kırsal çiftlikler ve yeni mode. Para veriyorsun, gidip orada yaşayıp çalışıyorsun.
    Fiziksel aktiviten artacak kiloların gidecek, ama çapa yaparken, bir şeyler taşırken, odun keserken yine kendine zarar vereceksin.
    Kendini hamburger ile zehirlemeyeceksin ama kırsalda görünen bazı parazitler ve enfeksiyonlara yakalanma ihtimalin olacak.

    Ben de dijital göçebeliği düşünüyorum bu arala ciddi ciddi.
    Dünyanın çoğu ülkesinde ayda 1000 dolara orta sınıf bir hayat sürülebiliyor.
    Bundan daha fazlasını kazanıyorum. Ve bilgisayar başında çalışıyorum.
    6 ayda bir ülke değiştirip yeni bir ülke yeni bir dil yeni insanlarla yaşayabilirim.

    Yani hayatta her seçimin bir bedeli var.
    Seni çok iyi anlıyorum şu anda yaşadığın hayatta mutlu değilsin.
    Bunun nedeni rutin. İnsanı bunaltan şey aslında bir rutin içinde döngüye girmek.
    365 gün var. Ve bunun belki 360 günü aynı şekilde uyanıyor, aynı şekilde kahvaltı ediyorsun.
    Yani hatırlamaya değmeyecek 360 kahvaltı var hayatında. Her gün aynı şekilde işe gidiyorsun.
    Hatırlamaya değmeyecek bir birinden ayıramayacağın günlerin geçiyor. İşe git, aynı işleri yap, eve dön, aynı şeyleri yap.
    Hayat hatırlayabildiğin günlrin sayısıdır.
    Ama bir sahil kasabasına yerleşsen ve toprakla uğraşmaya başlarsan da hayatın süper eğlenceli olmayacak.
    Bu sefer de kırsalın döngüsüne gireceksin ve bir süre sonra sıkılacaksın.
    3 sene Bodrumda yaşadım. Evim denize 50 metre mesafedeydi. Ama 3. sene 3 kere denize gitmedim.
    Çünkü rutin olmuştu, tatsız olmuştu...

    Yani aslında rutini kırabileceğiniz bir hayat tasarlamak lazım.
    Hele bizim gibi göçebe kültürlü insanlar için rutin çok ızdırap verici.
    Türkler göçebe bir millet. Benim hayatımın 20 senesi Ankara'da, 3 senesi Bodrumda, 10 senesi İstanbul'da, 7 senesi İzmir'de geçti.
    Rutinden hoşlanmıyorum.
    Eğer yerleştiğin sahil kasabasında mutlu olacağını düşünüyorsan git.
    Ama ben Bodrum'a gittim, Turgutreis'te yaşadım. ve her yaz istanbullu ve ankaralılara gıcık olmaya başlamıştım.
    Çünkü cazibe merkezi bir yere gidersen, her yaz şehir sana geliyor.
    Bir de bu tarz yerlerin kışları şehirde yetişenler için çok depresif oluyor.

    Yola çıktığın fikir güzel.
    Hayatından memnun değilsin ve değiştirmek istiyorsun.
    Bunu yapacak irade ve bedelini ödeyecek azmin varsa değiştirirsin.
    Sadece değiştireceğin hayatında mutlu olacağından emin olman lazım.
    Çünkü geri dönmek git geller yaşamak daha fazlasını çalar hayatından.
    Hani derler ya "Böyle hocamız oldu da biz mi okumadık" (Diğer çok değerli arkadaşlarım alınmazlar umarım) Gerçekten bu forumda geçirdiğim onca yılın bana kazandırdığı en değerli arkadaşsın. Değerli yorumunuz için gerçekten çok teşekkür ederim. Cevaplara gelelim mi

    24 yaşında köyden ayrıldım. Rizeliyim ve doğum çocukluk gençlik orada geçti. Tarla ekip biçme, çay kesme, mısır toplama, fasülye hepsinde bulundum. Köyden tek ayrılma nedenim vardı o da; yılın toplamda 2 ayı çayda geçer sonrasında gençler çalışmaz kahvede okey oynar ya da boş boş gezer başka iş yok. Tarlada ihtiyacı kadar eker biçer fakat herkeste dedikodu bir biri arkasından konuşma çok ne yazık ki. Karar verdim istanbula kaçtım. Kesinlikle yaptığımdan zerre pişman değilim. Hayatın en zor anlarını yaşasamda bana inanılmaz tecrübeler katan bir şehir oldu...

    Köy hayatını gerçekten çok seviyorum. Kayınbabam dört gözle bekler beni bayramları, yapacaklarını listeler gittiğimde ağaç kesme, budama, beton işleri varsa onları vs tüm işleri bana yaptırır ve çok keyif alarak yaparım.

    Aynen beni çok iyi tanımışsınız rutin bir hayat bana, biz Türk'lere göre değil
    Ben istiyorum ki; Evimi, çevresini herseyini kendim inşaa edeyim. Farklı çözümler bulayım (ki bu konuda kendime çok güvenirim), sulama sistemi kurup zamandan tasarruf edeyim mesela. Tasarruf ettiğim zamanda çocuklarımla balık avına çıkayım. Evin yanında balık çiftliği kurup, akan çaya yavru doldurayım orayı canlandırayım. Organik tohum (gerçi bu yasaklandı falan deniyor ama) üreteyim tüm isteyenlere ücretsiz göndereyim (forumdan bir arkadaşa gönderdim, topraksız tarım konusu vardı).

    Yani kısaca 3 günlük ömrümde bir kez olsun iyi birşey yapıp insanlara faydalı olayım. Sabah koşturarak işe gitmeyeyim. Gitsem de o işin faydalı iş olduğuna inanarak gideyim.

    15 yıldır istanbulda çalışıyorum. Çalışmadığım bir dal kalmadı desem yalan olmaz. Hiçbirinden ayrılma sebebim uyumsuzluk olmamıştır. Her çalıştığım yerden bir meslek edindim, hep severek çalıştım. Ama emekli olunca rahata eremeyeceğimi görüyorum. Ben çalışmadan duramayacağım. Madem öyle bir kez olsun çalıştığım birinin işine yarasın. Eşimle ben ev almak için 6 senemizi verdik 1,5 senemiz daha var.

    Bu çok ağır bir bedel değil mi sizce.

    Beni anladığınız ve cevap verdiğiniz için tekrar teşekkür ederim ve eminim ki bu saçmaladığım cevabımda anlatmak istediğimi de çok iyi anladınız


    Blackstar adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Seni çok iyi anlıyorum lakin son zamanlarda aklımda olan tek konu bu. inan ben artık pc görmek istemiyorum yaa gına geldim bunaldım daraldım asosyal bir adam olup çıktım 7/24 evdeyim diyebilirim. Kıssadan hisse ben artık para kazanmak için yaşamak istemiyorum yaa. Benimde hayallerim bi bahçeli bir yerim olsun 5-10 tavuk, kendim ekiyim biçiyim işte çiftçi hayatı süreyim. Ha gelir nerden olucak derseniz sanırım yine günde 2 saat pv'ye bakmak gerekicek galiba ( çeliştiğimin farkındayım)
    Ne bileyim be hocam gördüm senin konunu bende bunları yazma isteği uyandı birden aslında çok şey varda..
    Dilerim istediklerinin hepsi bir bir gönlünce olsun, ha geldikk ha gidiyoz işte.
    Allah rızkın garantisini veriyor, şeytan ise bizi rızık yetmeyecek diye kandırıyor. Hangisine inanıp iş yapıyoruz biz
  • 01-09-2019, 02:36:47
    #32
    Misafir
    blap adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bilinen bir gerçek mi? Hocam gidip geldiniz mi ? Ya da başkası mı gidip geldi nasıl kanıtlandı?
    Doğmadan öncesini hatırlamıyoruz.
    Doğmadan önce hangi dönemde, hangi ülkede doğacağımızı, cinsiyetimizi, ailemizi ve fiziksel özelliklerimizi seçemiyoruz.
    Seçimini yapamadığımız bir hayatta yaşamaya çalışıyoruz. Tanrı ise bütün evreni yarattı değil mi? Bu evrene dışardan baktığımızda insanları bırak dünya bile gözükmüyor. Samanyolu galaksisi bile kum tanesi gibi. Daha göremediklerimiz, keşfedilmeyenler var... Buradan şunu anlıyoruz ki insanoğlu evrende bir hiçtir, gidip gelmeye gerek olmadığını da buradan anlayabiliyoruz. Dinlere de arkadaşın konusu farklı yöne kaymasın diye girmiyorum.
  • 01-09-2019, 02:51:11
    #33
    Laniakea adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Doğmadan öncesini hatırlamıyoruz.
    Doğmadan önce hangi dönemde, hangi ülkede doğacağımızı, cinsiyetimizi, ailemizi ve fiziksel özelliklerimizi seçemiyoruz.
    Seçimini yapamadığımız bir hayatta yaşamaya çalışıyoruz. Tanrı ise bütün evreni yarattı değil mi? Bu evrene dışardan baktığımızda insanları bırak dünya bile gözükmüyor. Samanyolu galaksisi bile kum tanesi gibi. Daha göremediklerimiz, keşfedilmeyenler var... Buradan şunu anlıyoruz ki insanoğlu evrende bir hiçtir, gidip gelmeye gerek olmadığını da buradan anlayabiliyoruz. Dinlere de arkadaşın konusu farklı yöne kaymasın diye girmiyorum.
    Samanyolu galaksisinin bile kum tanesi bile olduğu evrenin içinde bir hayata gelmişiz. Bu tesadüf mü? Dinler çok tartışılır onu bende geçiyorum. Ancak böyle düşünerek bir yaratıcının varlığından ziyade yokluğuna gitmeniz çok garip.
  • 01-09-2019, 03:06:20
    #34
    Misafir
    blap adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Samanyolu galaksisinin bile kum tanesi bile olduğu evrenin içinde bir hayata gelmişiz. Bu tesadüf mü? Dinler çok tartışılır onu bende geçiyorum. Ancak böyle düşünerek bir yaratıcının varlığından ziyade yokluğuna gitmeniz çok garip.
    Ben Tanrıya inanıyorum fakat Tanrı dünyaya müdahale etmez. Hayata gelme olayı kişiden kişiye değişir. Olaya kendi mahallemizdeki pencereden bakmamak gerek çünkü siyam ikizleri var.

    Şunu da paylaşayım.

    Fransa’da kolsuz ve bacaksız doğan bebekler: https://tr.euronews.com/2018/10/31/f...de-aciklanacak
  • 01-09-2019, 07:21:07
    #35
    Nasıl geçineceksiniz v.b. sorularla ilgili olan kısımlar aslında işin teferruatı. İstediğiniz yaşam gerçekten bu mu yoksa sadece tüm sene yoğun bir biçimde çalışıp sonunda 2 hafta koştur koştur tatil yapmak deşarj olmanız için yeterli gelmemiş olabilir mi bunu tespit etmek gerekiyor. Güzel bir sahil kasabasında yaşam teoride çok ideal gibi görünmesine rağmen, herkesin karakterine uygun olmayabilir.

    İstanbul'da merkezi sayılabilecek bir semtte oturuyorum hatta oldukça kalabalık ve gürültülü bir yerde. Bodrum taraflarında da sakin ve güzel bir sahil kasabasında geniş bahçeli bir yazlık evimiz var ve yazları ortalama 2-3 ay kadar orada kalıyoruz. Her sene kasabanın kışlık nüfusu daha da artmış oluyor çünkü özellikle İstanbul'dan çok göç alıyor. Bu sene oturup komşularımızla konuştuğumuzda, kışın da orada yaşıyor olmaktan ne kadar mutlu olduklarını kendi kulaklarımla duydum ve gözlerimle de gördüm ama siz de burada kalın bence İstanbul'u bırakın artık diye teklif ettiklerinde bile boğulacak gibi oldum. İlk 1 belki 1.5 ay kadar çok keyifliydi bu sene, sonra da bitse de gitsek diye baktım. Nitekim okulların açılış tarihini beklemeden, geçen hafta "aaa yeter yahu" artık deyip apar topar döndüm. Uzun zamandır biliyordum zaten ama bu sene bir kez daha anladım ki her ne kadar bazı şikayet ettiğim yönleri olsa da ben şehir insanıyım ve aksi bir yaşamdan tatmin olamıyorum. Yaz aylarında bir kaç dinlendirici ve sakin hafta güzel oluyor ama daha fazlasından çok sıkılıyorum ki mütemadiyen uğraştığım 2 tane çocuğum, yanımda eşim ve her daim beni meşgul tutabilecek bir işim olmasına rağmen durum böyle. Kısacası ne istediğinizi biliyorsanız, geri kalan teferruatlar hallolur ancak radikal bir karar vermeden önce istediğinizin gerçekten bu olup olmadığından emin olun bence. Egeye göç edip sonra nasıl geri döndüğünü bilmeyen pek çok arkadaşım olduğu gibi, senelerdir oralarda mutlu mesut yaşayan tanıdıklarım da çok sayıda var. Kişiden kişiye aile yapısından yapısına çok değişiyor.
  • 01-09-2019, 08:01:03
    #36
    nerde nasıl yaşarsan yaşa paran yoksa o yaşam yaşama benzemiyor. öyle filmlerdeki gibi dağda en fazla 6 ay yşarsın. köyde yaşayacağım dersen bizim köyde bile kiralık evler 500 lira. uşakta bir köy. köy yani allahın dağı cahillerin doldurduğu yıllardır çiftçilik yapan ama iki satır okumadıkları 30 dakka tarım kanallarını izlemedikleri için besledikleri öküzden farksız insanlar.camiden çıkmazlar ama dedikodu riya alavere dalavere çekememezlik , sınır geçme, bir kürek bile verirken ödünç binbir laf etme hepsi o öküzlerde var.

    gelelim senin hayaline. eğer bir kasaba kenarından 2 dönüm yer alacak ve o yere 150 metrekare ahır yapacak içerisine 500 tavuk alacak kadar paran varsa (40-50 bin) bu iş olur. aldığın yere yakın bir ev kiralarsın yenge çocuklar orda oturur sen hayatının büyük kısmını o tarlada geçirirsin.500 tvuk 350 yumurta verir 75 kuruştan çevrene satarsın (toptan satarım hayali kurma boşuna ) 100 120 lira gideri olur. sana kalır 150 lira günlük. aya vurdun mu deli para.

    ama tavuklar hasta olur ilaç alırken bir sürü kazıklarlar seni o sevdiğin ilçenin iyi veterinerleri. talaş lazım olur hizarcı yolunacak kaz geldi diye ellerini ovuşturur falan filan filan.

    ama benim gözlemlerim eşi memur olan erkek kırsalda bu dediğim işleri yani hayvancılık yapmayacaksa -ki her yapan değil akıllı ve iyi yapan kazanıyor ve çiftçilik asla kazandırmıyor sadece hayvancılık o da nereye kadar iyi gider bilinmez koyunu keçiyi güdersen karlı bir iş hazır yemle o da o lmuyor.- iş bulması çok zor oluyor bir süre sonra ben çalışıyorum sen yatıyorsuna gelir iş hiç önermem. uzun lafın kısası nerde yaşarsan yaşa illa bir iş yapacaksın yoksa girisi boş hayal. yapacağın işi planla hesabını kitabını yap olumsuzlukları hesapla ve yapmaya başla.



    Laniakea adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Ben Tanrıya inanıyorum fakat Tanrı dünyaya müdahale etmez. Hayata gelme olayı kişiden kişiye değişir. Olaya kendi mahallemizdeki pencereden bakmamak gerek çünkü siyam ikizleri var.

    Şunu da paylaşayım.

    Fransa’da kolsuz ve bacaksız doğan bebekler: https://tr.euronews.com/2018/10/31/f...de-aciklanacak


    ben de hep şunu merak ettim. 10bin civciv içinde 100 kadar sakat oluyordu. birgün civciv getiren abilerle sokbet ettik. kuluçka makinelerinin çok büyük olduğunu ve genellikle kenarlarda kalan kısmlarda sakat civciv çıktığını söyledi. yani yeterli çevrilmeyen ya da ısı dengesi tam olmayan kısımlardan kaynaklanmış olabilir mi diye hep düşündüm. eğer öyleyse sakat doğan bireyler de Allahın işi değil mi acaba diye düşünmeden edemiyor insan.