Misal verecektim yazmayı unutmuşum. En büyük sorunlarımızdan birinin bu olduğuna inanıyorum. O yüzden boş yere kimse kimseyi suçlayıp durmasın. Herkes birbirini suçluyorsa suçu üstlenen yok demektir. Bir keresinde babam elimde sigara gördüğünde ne iş demişti ağzında sigarasını tüttürürken... Gerçek şu ki hakkı unuttuk, hak gözetmeyi örnek olmayı adil olmayı, insan olmayı unuttuk.
Pislikten çıkmaya çabaladıkça batıyoruz. Bu konuyu daha iyi anlamak için Uyanışa Üç Adım kitabına bakabilirsiniz.
Çene çalmak kitap okumaktan daha basit geliyor böyle olunca da tartışmalar sorunlar bitmiyor. Herkes olan bilgisiyle yetiniyor ben haklıyım bu bana yeter diyor başlıyor saldırmaya. 50 yıl sonrasını düşünün? Gerçekten bir şeyler değişecek mi sizce. Biz hiçbir konuda değişim için çabalamıyoruz ki. Bir de nasıl geldiyse öyle gider diyoruz. Daha çok korku daha çok panik ve daha çok hata yapmamıza neden oluyor. Ülkenin de durumu iyi değil ve gelişmemiz için ülkenin iyi olması temelimiz olması lazım geliyor. Ama aynı zamanda hiçbir yerden başlamıyoruz yapmamız gereken o kadar iş var ki belki de bizi korkutan şey işin çokluğudur. Ama gelin bir yerden başlayalım bizim elimizde olan bir şey. Birbirimizi anlayalım kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak herkese aynı şekilde davranalım. Birbirimizi sevelim, beni sevmeyeni neden sevelim de demeyin siz sevginizi esirgemeyin ki bu sevgi bütün kapıları açar.
İlla ki sözleriniz değil yaptıklarınızla örnek olabilirsiniz. Tatlı dille, empati yaparak ve empati yeteneğini karşıya aktarmaya çalışarak öncelikle birbirimizden ve düşüncelerimizden korkmamamız gerektiğini öğrenmeliyiz. Bakın kavga etmek basittir sukuneti korumak zordur. Küfür etmeyi hakaret etmeyi aşağılamayı bırakın. Dürüst olun ama önce kendinize dürüst olun. Kaç gündür foruma saldırıyorlar siyasete kesinlikle girmek istemiyorum yazdıklarımla ters düşecektir ama düşünün ki saldıran bu kişiler hükümeti suçluyor olsunlar.
Meselem hükümet değil en çok eleştirilen ortak paydamız hükümet olduğu için buradan girdim. Senin benim 3 kuruşluk sitemiz saldırıyorlar sonra da ülkenin içinde bulunduğu durumdan bahsediyorlar. Bu çok basit bir örnek bunun gibi yüzlercesi binlercesi var. Komşusuna kızıyor doğalgaz vanasına saldırıyor geçen haberde görmüşsünüzdür. Onu da yakmaya çalışıyor. İşte kızgınlık böyle bir şey hem kendisini yakacak hem komşusunu. Dış güçler sana saldırmaz alenen böyle bir savaşa girmezler, bizi birbirimize kırdırmak varken...
Yanlış giden nedir? Ekonomi mi, politikalarımız mı. Hayır doğru olan bir şeyimiz yok ki. Kendimiz ile çelişip duruyoruz. Sen değişirsen dünya değişir olay bu kadar basit. Senin dünyan değişir ve dünya da yavaş yavaş değişir. Kendini değiştirmeyen insanların ülkenin durumunu masaya yatırması ülkesini düşünüyor anlamına mı gelir. En ufak bir değişim bile yaratabiliyorsanız çevrenizde bunu görmelisiniz bir şeyleri değiştirmeyi başardığınızı anlamalısınız. Hızlı değil yavaşça yapacağız önemli olan değişebilmektir ve kolay değildir süreç uzun sürer ama karşılığını almaya başlarız.
Ne ekersen onu biçersin. Eminim bunları biliyorsunuz ama mesele bilmek değil uygulamak. Önce sen uygula deriz bir bahanemiz de böyledir. Hep beraber uygulayalım boş verin başkalarını, siz biliyorsanız başlayın. Emin olun ve inanın çok kısa bir sürede değişmeye başladığımızı görünce şaşıracaksınız ama ilk adımı atmak zorundayız bir yerden başlamalıyız. Ama şunu da iyi anlayın önce kendinizi değiştirin başkalarına ayırdığınız zamanı kendiniz için ayırın, başkaları da bir şekilde yolunu bulup değişmeye başlayacaktır bunu siz kafanıza takmayın ve sizin engeliniz başkaları değil aklınızdan çıkarmayın.
Çocuğun birisi bal yiyince vücudunda yaralar çıkıyormuş, ama bir türlü bal yemeyi de bırakamıyormuş.
Ailesi, çocuklarının bal tutkusunu önleyebilmek için hekimlere gitmişler, tedbirler uygulamışlar, ama nafile!
Sonunda, tavsiye üzerine, Ebu Hanife Hazretlerine gitmişler.
İmam Ebu Hanife, sorunu dinledikten sonra çocuğun ana ve babasına; Kırk gün sonra gelin demiş.
Anne ve baba buna bir anlam veremese de çaresizlik içinde mecburen geri dönmüşler.
Kırk gün geçtikten sonra tekrar Ebu Hanife Hazretlerinin huzuruna varmışlar.
İmam-ı Âzam, çocukla kısa bir görüşme yaptıktan sonra ona; Bundan sonra bal yeme evlâdım! demiş.
Sonra da çocuğun ailesine dönüp; Tamam, gidebilirsiniz. demiş.
Anne-baba şaşkınlık içinde.Bu mudur yani? dermişçesine birbirine bakmışlar.
Öyle ya, kırk gün bekleyip de sonunda sadece bir cümle duymak, anlaşılır bir durum değilmiş.
Fakat karşılarıdaki zat da devrin en büyük alimi
Sıradan birisi değil ki
Onun dediği gibi yapmışlar ve evlerine dönmüşler.
Sonraki günlerde akmışlar ki çocukları artık bal istemiyor!
Merak etmişler bunun sebebini.
İmam-ı Âzama tekrardan rahatsız etmişler ve ona; Efendim, ona bir cümle söylediniz. Nasıl onu baldan vazgeçrebildiniz? Nedir bunun hikmeti? diye sormuşlar.
Gülümseyerek şöyle cevap vermiş İmam-ı Azam Ebu Hanife: Kırk gün önce, ben de bal yiyordum. Bal yiyen birinin, başkasına bal yeme demesi etkili olmazdı. Sizin ilk gelişinizde bal yemeyi kestim, önce nefsimde denedim bunu. Kendim bunu bırakmanın mümkün olduğunu görünce sözüm de ona tesir etti.