• 08-03-2010, 14:37:13
    #1
    Üyeliği durduruldu
    BİLGİSAYAR PROGRAMLARI ÜZERİNDEKİ FİKRİ HAKLAR ve BU HAKLARIN KORUNMASI

    Bir bilgisayar programı geliÅŸtirilip diskete kaydedildiÄŸi zaman, hukuken iki sonuç ortaya çıkar. Birincisi, programın kaydedildiÄŸi disketin üzerindeki mülkiyet hakkıdır. Bu mülkiyet hakkı, Medeni Kanun’un 762. maddesinde düzenlenen menkul mülkiyetidir. İkinci olarak, disketin maddi varlığından ayrı olarak programın kaydedilmesinden dolayı bir hak daha doÄŸar. Bu sonuncu hak, gayri maddi mallar üzerindeki haklardandır.

    Gayri maddi mallar, ancak göz, el veya başka bir aracı varlık vasıtasıyla idrak edilebilirler. İlk bakışta, gayri maddi varlıkları üzerinde cisimlendikleri maddi varlıktan ayırmak gereksiz görülebilir. Roma hukukunda, Gaius ve Paulus "bir tahta üzerinde yapılan resmin mülkiyeti, resimi yapana değil de tahta sahibine aittir" diyerek, o dönemlerde gayri maddi mal mülkiyetini tanımamışlardır. Zamanla, matbaanın icadıyla birlikte, matbaacıların ödedikleri ücret karşılığı eserin sahibi oldukları kabul edilmiştir. İngiliz hukukunda matbaacıların bu hakkına "copyright (çoğaltma hakkı)" denilmiştir. Daha sonraları, modern hukukta matbaacılara ait bir hak olan "copyright" veya "telif hakkı" kavramı eser sahibinin hakkını ifade etmek üzere kullanılmaya başlanmıştır.

    Bilgisayar programları endüstrisi çok hızlı gelişme kaydetmiş ve büyük bir pazar haline gelmiştir. Bu gelişme paralelinde program korsanlığı (software piracy) gündeme gelmiştir. Program korsanlığı veya program sahibinin program üzerindeki hakkının ihlali büyük boyutlara ulaşmıştır. Özellikle bu sektörün çok gelişmiş olduğu Amerika Birleşik Devletlerinde, program geliştiren ve pazarlayan firmaların programlarının haksız ve yetkisiz olarak kopya edilmesinden dolayı zararları, her yıl yaklaşık 10 milyon dolar civarındadır.

    Program geliştiren firmalar, kanunsuz kopyacılığa engel olmak için önceleri birtakım teknik önlemlere başvuruyorlardı. Bilgisayar virüsleri de bu teknik önlemler kapsamında geliştirilmiştir. Zamanla bu önlemler uygulamada yetkili kullanıcıların şikayetlerine sebep oldu. Zira, satın alınan programda, kullanıcının ihtiyaçlarına göre bazı değişiklikler (modification) yapmak gerekiyordu. Fakat korsanlığı önlemek için getirilen koruma teknikleri, programda değişiklik yapılmasına engel oluyordu. NASA gibi yoğun şekilde program kullanan kurumlar, program satın alırken, kopyacılığı önlemek için herhangi bir teknik önlemin programa yüklenmemesini şart koşmaya başladılar. Bundan sonra, bilgisayar programı üreten firmalar teknik önlemlerden vazgeçerek, bunun yerine dava yoluyla haklarını korumayı tercih ettiler.

    Dünyada bilgisayar programlarını korumak için gelişmiş ülkelerin hemen hemen hepsinde özel kanun hükümleri öngörülmüştür. Polonya gibi gelişmekte olan ülkelerde bile bilgisayar programlarını korumak için özel kanuni düzenlemelere gidilmiştir. Ayrıca bu konu, gelişmiş ülkelerde gerek doktrin gerekse yargı içtihatlarında çok geniş bir şekilde ele alınmış ve işlenmiştir.



    Yabancı Hukuk Sistemlerinde Bilgisayar Programlarının Fikri Hukuk Korunması


    Bilgisayar programlarının, telif hakları (copyright - authors’ right) patent hukuku veya haksız rekabet (trade secrecy) hukukuna göre korunabileceÄŸi ileri sürülmektedir. Özellikle Amerika BirleÅŸik Devletleri’nde bilgisayar sözleÅŸmelerinde, programcı yararına "ifÅŸa etmeme" (nondisclasure agreement) ÅŸartına yer verilmektedir.


    Şimdi, yabancı hukuk sistemlerinde fikri hukuka göre bilgisayar programlarının nasıl korunduğunu görelim.



    ABD Hukukunda Fikri Hukuk Koruması


    ABD’de 1980 Telif Hakları Kanunu 101. maddesinde bilgisayar programı, "bilgisayarda belirli bir sonuç elde etmek üzere doÄŸrudan veya dolaylı olarak kullanılan bir talimatlar dizisidir" ÅŸeklinde özel olarak tanımlanmıştır.

    Yine aynı Kanun’un 117. maddesinde de "... sadece bilgisayar programlarından yararlanmak veya arÅŸiv amaçları için gerekli olduÄŸu taktirde, bilgisayar programının bir kopyasına sahip olanın ondan baÅŸka bir kopya çıkarması veya iÅŸlemesi yahut bu amaçla baÅŸkasını yetkili kılması, telif hakkının ihlali deÄŸildir." denilmiÅŸtir.

    Yapılan bu iki değişikliği dikkate alan ABD Mahkemeleri, bilgisayar programlarına çok geniş bir fikri hukuk koruması (copyright protection) tanımışlardır. Dünyada geniş yankılar uyandıran bu mahkeme kararlarını kısaca incelemekte yarar vardır.

    Bilgisayar Programlarının Fikri Hukuka Göre Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Yönergesi




    Avrupa Konseyi, 14 Mayıs 1991 tarihinde üye ülkelere bilgisayar programlarının korunması konusunda milli kanunlarında yapmaları gereken değişikliklerin genel çevresini gösteren bir yönerge göndermiştir. Konsey Yönergesinin 1. maddesinde, üye ülkelerin bilgisayar programlarını, edebi eserler kapsamında, fikri hukuka göre koruma getirmeleri istenilmiştir. Bu Yönergenin amaçları bakımından "bilgisayar programları" terimi, onların hazırlık tasarımı malzemesini de kapsar. Bu yönergeye göre hukuki koruma, bir bilgisayar programının herhangi bir şekilde ifade tarzını kapsar. Kullanıcı arabirimleri (user interface) de dahil olmak üzere, bir bilgisayar programının herhangi bir elemanına esas olan fikir ve prensipler, fikri hukuk tarafından bu yönergeye göre korunmaz.

    Bilgisayar programlarının "eser" olarak kabul edilebilmesi için, orijinal olması gerekir. Yönergede orijinalliğin tesbitinde programın estetik veya kalite açısından bir değerlendirmeye tabi tutulmaması gerektiği belirtilmektedir. Bir bilgisayar programının orijinal eser sayılıp korunabilmesi için, programcının kendi fikri faaliyet ürünü olması ve başka bir eserden kopya edilmemesi yeterli olacaktır. Programın kendinden öncekilere oranla daha fazla yaratıcılık ve hüner gösterip göstermemesi veya programın basit veya karmaşık olup olmaması, fikri hukuk açısından önemli olmayacaktır.

    Almanya ve Fransa da, Yönergeden önce 1985 tarihinde, bilgisayar programlarına telif hakkı koruması getiren düzenlemeler yapmışlardı. Yönergenin yayımlanmasından sonra, İsviçre’de bilgisayar programları 9.10.1992 tarihinde yürürlüğe giren kanunla Telif Hakkı Kanunu kapsamına alındı. İleride göreceÄŸimiz gibi Türk Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile bilgisayar programlarına hukuki koruma getiren deÄŸiÅŸiklikte büyük ölçüde bu Yönerge’den yararlanılmıştır.



    Türk Hukukunda Bilgisayar Programlarının Fikri Hukuka Göre Korunması

    Türk hukukunda bilgisayar programlarının fikri hukuka göre korunması aşağıdaki başlıklar altında incelenebilir:

    -Genel olarak fikri hukuk korumasının şartları

    -Bilgisayar programlarının eser niteliği

    -Bilgisayar programlarının orjinalliği

    -Bilgisayar programlarında korumanın konusu



    Genel Olarak Fikri Hukuk Korumasının Şartları

    Fikri hukuk, korumayı "eser" kavramına yöneltmiştir. Koruma, ancak eser sayılabilen, fikri emek ürünleri üzerindeki hakları kapsamaktadır. Fikri haklar, sahibine tekelci yetkiler tanımaktadır. Bundan dolayı, alelade her fikri çalışma değil de, toplumun gelişmesine katkıda bulunan zihinsel ürünler, fikri hukuka konu olmaktadır. Bu niteliği taşımayan çalışmalar için üçüncü şahısların özgürlük alanını boş yere daraltmaya gerek yoktur. Bu sebeple fikri hukukta "eser" kavramı anahtar bir rol oynamaktadır.

    "Eser" kavramı hakkında genel kabul gören bir tanım vermek güç, hatta imkansız gibidir. Türk Hukukunda fikri emek ürünleri, yasal olarak Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile düzenlenmiştir.

    FSEK’in 1. maddesinde "...eser, sahibinin hususiyetini taşıyan ve aÅŸağıdaki hükümler uyarınca ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri sayılan ve her nevi fikir ve sanat mahsülüdür." ÅŸeklinde tanımlamaktadır.

    FSEK bu hükmüyle eser kavramının belirlenmesinde iki unsurun varlığını aramaktadır. Bunlar;

    Kanun’da belirtilen eser kategorilerinden birine dahil olmak,
    Sahibinin özelliğini taşımaktır.




    Sahibinin Özelliğini Taşımak

    Bir fikir ürününün, koruma konusu düzeyine çıkabilmesi için sahibinin özelliğini taşıyor olması gerekir. Bağımsız ve yaratıcı bir fikri çalışma ürünü olan eserler, sahibinin özelliğini taşıyor sayılır. Sahibinin özelliğini taşımak unsuru, bazı hukuk sistemlerinde "orijinallik" olarak ifade edilmektedir.

    Eserin bağımsız fikri çalışma ürünü olması, kendisinden önce yaratılan eserlerden yararlanılmayacağı anlamına gelmez. Ancak kendisinden hiçbir şey katmaksızın, başkasının eserinden gasp ve aşırma (intihal) derecesine ulaşacak seviyedeki yararlanmayı fikri hukuk yasaklar. Yoksa aleniyet kazanarak kamuya mal olmuş fikirlerden yararlanmamak mümkün değildir. Burada aranan husus, bu yararlanmaların yanı sıra eser sahibine atfedilecek az veya çok bir fikri emeğin bulunmasıdır.

    Fikri hukukta aranan özellik, patent hukukunda aranan özellikten farklıdır. Bir buluşa patent verilebilmesi için, yenilik ve tekniğin halihazır durumuna göre bir aşama kaydetme unsurlarının varlığı şarttır. Halbuki fikri hukukta mevcut fikir anlayışının başka bir şekil ve tarzda incelenmesi açıklanması ve yorumu da korunmadan faydalanır. Fikri hukuk açısından yaratıcılık, "var olandan başkasını meydana getirmek" şeklinde anlaşılmalıdır.



    Kanun’da Belirtilen Eser Kategorilerinden Birine Dahil Olmak

    Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda, bir fikri ürünün, eser niteliÄŸi kazanabilmesi için, sahibinin özelliÄŸini taşımasının yanı sıra, Kanunda dört kategori halinde belirtilen eser formlarından biriyle ifade edilmiÅŸ olması da ÅŸart koÅŸulmaktadır (FSEK. m.1). Böylece Bern AntlaÅŸması’nda olduÄŸu gibi, eser türlerini kapsayan bu üst kategoriler sınırlı tutulmuÅŸ, ancak ortaya yeni çıkan bir eser türünün de bu kategoriye sokulabilmesine imkan tanınmıştır.

    Bu ana eser kategorileri Kanun tarafından sınırlandırılmış olduğundan, bunların dışında beşinci bir eser kategorisi oluşturulamaz. Böylece bir fikir ürünü bu kategorilerden birine sokulmuyorsa, Kanuna göre eser sayılmaz ve korumadan faydalanamaz.



    Bilgisayar Programlarının Eser Niteliği

    Bilgisayar programlarının eser niteliği aşağıdaki başlıklar altında incelenebilir:

    *Bağımsız eser olarak

    *İşlenme eser olarak

    Bağımsız Eser Olarak

    Bilgisayar programları, birçok unsurdan oluşan ve bilgisayardan arzu edilen sonucu elde etmeye yarayan talimatlar dizisidir. Bilgisayar programlarının önceki sayfalarda da belirttiğimiz gibi, birbirinden ayrılması ve gözlemlenmesi mümkün olan, program akışı, algoritma, kaynak ve amaç kodu ve kullanıcı arayüzü unsurları bulunmaktadır. Bu unsurların tamamlanmasıyla bilgisayar programlarının oluşumu, tıpkı bir roman veya makalenin yazımına benzemektedir. Dış alemde de fark ve tespit edilebilen çalışmaların sonucunda, birtakım şekillendirmeler ortaya çıkmaktadır. Kullanıcı arayüzü vasıtasıyla giriş olarak verilen bilgiler (input) ve istenilen sonuca göre, bu programlardan resim, karmaşık matematiksel hesaplamalar, onlarca kitap dolusu bilgi derlemesine kadar birçok çıkış (output) alınabilmektedir. Bir programın hazırlanmasında, bilgi ve mantıksal bağlantılar adeta dantel gibi örülmektedir.

    İnsanlar, plak, teyp kaseti ve CD’lere kaydedilmiÅŸ ÅŸeyleri duyarak, görerek, okuyarak algılayarak hissetmektedir. Buna karşılık bilgisayar programlarını insan deÄŸil de, bilgisayar cihazı anlayabilmekte ve fakat algıladığı bu sonucu insanlara bildirmekte, buna göre iÅŸlem yapmaktadır.

    Bütün bu yönleriyle bilgisayar programları, edebiyat eserleri (literary works) kategorisine dahil eser türü içinde yer alır. Gerek yabancı hukuk sistemlerinde, gerekse uluslararası hukuki düzenlemelerde bugün için bilgisayar programlarının edebi eserlerden olduğu tartışmasız bir şekilde kabul edilmektedir.

    Yukarıda belirtildiÄŸi gibi, Almanya’da bilgisayar programlarını "edebi eserler" arasında sayan Telif Hakları Kanunu’nda 1985 kanun deÄŸiÅŸikliÄŸi yapılmadan önceki devrede, ünlü fikri hukuk profesörü Ulmer, bilgisayar programlarında harcanan fikri emeÄŸin, estetik içerik aranmaksızın, onların eser sayılması için yeterli olduÄŸunu ileri sürmüştür. Alman Yüksek Mahkemesi de Inkasso-Program kararında, kanunda açık hüküm bulunmasa bile, orijinal olması ÅŸartıyla bilgisayar programlarının eser olarak korunacaklarına karar vermiÅŸtir.

    Türkiye’de, bilgisayar programlarını eser olarak kabul eden 4410 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce de, gerek doktrin, gerekse uygulamada FSEK m.1’e geniÅŸ bir anlam verilerek fikri hukuka göre koruma getirilmek istenmiÅŸti. Danıştay, henüz FSEK’te yasal düzenlemenin yapılmadığı 1994 yılında verdiÄŸi bir kararda, bilgisayar oyun disket ve kasetlerini eser olarak nitelendirmiÅŸti.

    Ülkemizde de dünyadaki eÄŸilim ve geliÅŸmeye uygun olarak FSEK’te 7.6.1995 tarih ve 4110 sayılı Kanun’la yapılan deÄŸiÅŸiklikle bilgisayar programları, eser olarak kabul edilerek kanuni koruma altına alınmıştır. Bu deÄŸiÅŸiklikle, bilgisayar programları ve program sonucu doÄŸurması koÅŸuluyla program hazırlık tasarımları, ilim ve edebiyat eserleri kategorisine dahil edilmiÅŸtir. Böylece FSEK, yukarıda incelediÄŸimiz 14.5.1991 tarihli Avrupa Konseyi Yönergesi’ne uygun hale getirilmiÅŸtir.



    İşlenme Eser Olarak

    Bağımsız olarak yaratılmış eserlerin yanında, önceden mevcut bir esere sadık kalarak, onun başka bir şekle dönüştürülmüş haline "işleme eserler" denir. Mesela, bir hikayenin başka bir dile tercümesi veya bir romanın sinema senaryosu haline getirilmesi gibi.

    FSEK m.6/I’de "iÅŸleme eser", diÄŸer bir eserden yararlanmak suretiyle meydana getirilen, bu esere oranla bağımsız olmayan fikir ve sanat ürünleri ÅŸeklinde tanımlanmıştır. FSEK m.6’da iÅŸleme eserler, dokuz bent olarak sayılmıştır.

    4110 sayılı Kanun’un üçüncü maddesiyle de, bu bentlere 10. ve 11. bent olarak bilgisayar programları ile ilgili iki bent daha ilave edilmiÅŸtir.

    Bir eserin işlenmesinden amaç, bağımsız bir eser yaratmak değil, mevcut bir eseri başka bir şekle dönüştürerek ifade etmektir. Bu nedenle, değişiklik veya uygulama suretiyle geliştirilen bilgisayar programının, işleme eser olarak kabulü için, asıl bilgisayar programlarının özelliklerini yansıtması gereklidir.

    FSEK m.6/III hükmüne göre, program geliştiricisinin yaptığı işlenme faaliyetlerinde de kendisine ait bir özellik bulunması şarttır. Bu bakımdan, herkesin bir bilgisayar programında rutin olarak yapabileceği değişiklikler, işlenme eser sayılmaz.

    4110 sayılı Kanunla FSEK m.6’ya eklenen 11. bent hükmünde ise, "veri tabanları" da iÅŸlenme eser türü olarak kabul edilmiÅŸtir. Veri tabanı, birden fazla uygulama alanında kullanılan verilerin uygulamayı kolaylaÅŸtıracak ÅŸekilde bir düzen içerisine konulmuÅŸ ÅŸeklidir. Bir baÅŸka deyiÅŸle, veri tabanı, deÄŸiÅŸik dosyalarda tekrarlanan bir verinin tekrarı en aza indirmek için bir tabana oturtulmuÅŸ halidir. Maddenin 11. bendinde koruma altına alınmak istenen husus, verilerin ve materyallerin bir plan dahilinde derlenmesi sonucu veri tabanı olarak ortaya çıkan ÅŸekillendirmedir. Bu bende "araç ile okunabilir veya diÄŸer biçimdeki" ÅŸeklinde sonradan yapılan eklemeyle, elektronik veri tabanlarının da FSEK kapsamında olduÄŸu belirtilmek istenmiÅŸtir. Yine aynı bentte, kanunda veri tabanı içinde bulunan veri ve materyallerin fikri hukuk koruması dışında olduÄŸu açıkça vurgulanmıştır (FSEK m.6 bent 11). Ayrıca, 3.3.2004 tarihinde FSEK’e "Ek madde 8" olarak yapılan eklemeyle veri tabanı yaratıcısının hakları ve bu hakları kullanma ÅŸekli ayrıntılı olarak düzenlenmiÅŸtir.
  • 08-03-2010, 14:37:53
    #2
    Üyeliği durduruldu
    Bilgisayar Programlarının Orijinalliği

    Bilgisayar programlarının eser niteliğinin kabulü için orijinal olması, yani sahibinin özelliğini taşıyor olması da gereklidir. Sahibinin özelliğini taşıyor olmak ise, programın, program geliştiricisinin yaratıcı gücünün izlerini taşıması anlamına gelmektedir.

    Bilgisayar programının oluşumunda, sahibinin özelliğini yansıtan bir fikri çalışmanın varlığı, o programın orijinal sayılması için yeterlidir. Bölümlenmesinde, uyarlanmasında, toplanmasında ve seçimindeki şekillendirmesinde sahibinin dikkate değer bir emek harcadığı bilgisayar programları fikri hukuk tarafından korunmalıdır.

    Her ne kadar, karmaşık ödevlerin yerine getirilmesi için hazırlanmış bilgisayar programlarında, orijinallik şartının yerine geldiği varsayılabilirse de, mutlaka her programın böyle zor işlerin üstesinden gelmesi aranamaz. Yeter ki, program, önceki bir programın kopyası olmasın ve az çok bir fikri çalışmanın sonucu meydana gelsin. Aynı şekilde, program geliştiricisinin mevcut olan kombinasyonlardan birini seçerek programı buna göre oluşturması halinde de orijinallik şartı yerine gelmiş olur.

    Bilgisayar Programlarında Korumanın Konusu

    Fikri Hukuk Koruması, insanin duyu organlari veya bir cihaz vasıtasıyla algılayabildiği şekillendirmeleri kapsamaktadır. Bu bakımdan bir eserin fikri veya içeriği fikri hukuk korumasının dışında kalır. Yine bu bağlamda, bilgisayar programının bazı unsurları korumadan faydalanırken, diğerleri ise korumaya konu teşkil edemezler.



    Bilgisayar Programlarında Fikir ve İfade İkilemi (Idea and Expression Dichotomy)

    Bir bilgisayar programının tıpkısıyla aynı olacak şekilde (slavish copy) kopya edilmesinin telif hakkını ihlal edeceği açıktır. Hukuka aykırı kopyalama veya çoğaltma bu dereceye ulaşmaksızın, temelde veya büyük ölçüde benzerlik gösteriyorsa; bu durumda telif hakkının ihlal edilip edilmediğini saptamak güç olur.

    Fikri hukuk; fikirlerin fertler arasında serbest olarak dolaşımını sağlayarak, toplumun gelişmesine katkıda bulunmayı hedefler. Bir eserin içeriğini oluşturan fikir, kamunun mülkiyetinde olmayıp da telif hakkına konu teşkil ederse, bu amaç gerçekleşmez. İşte bu nedenden dolayıdır ki, fikri hukuk, bir esere hakim olan fikri değil de, onun dış aleme yansımış şeklini veya ifadesini korur.

    FSEK’in 2. maddesinde de aynı ilkeye yer verilmiÅŸtir. Gerçekten bu maddeye göre, her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları eser sayılır. Ayrıca, aynı maddede bir bilgisayar programının herhangi bir unsuruna temel oluÅŸturan "düşünce ve ilkelerin" eser sayılmayacağı açıkça hükme baÄŸlanmıştır.

    Bilgisayar programlarının tamamına veya belirli unsurlarına fikri hukuk tarafından koruma sağlanabilmesi için onun şekil veya ifade mi, yoksa fikir mi olduğunun tespiti zorunludur. Bilgisayar programlarının fikri, o programla gerçekleştirilen sonuç veya fonksiyondur. Program geliştiriciler bir programla benzer sonuçları doğurabilen diğer bir programı, başka ifadeler kullanarak meydana getirebiliyorlarsa; o zaman ilk program, bir fikrin ifadesidir. Bununla beraber, diğer programların farklı bir ifade kullanarak o özel sonucu elde etme imkanlarının bulunmadığı hallerde, fikir ve ifade birbirinin içine girmiştir. Fikri hukuk, son durumdaki bilgisayar programlarına koruma sağlamaz. Fikir ve ifade arasındaki bu sınırı belirleme görev ve yetkisi, her somut olayda o olayı çözmek zorunda olan yargıca bırakılmıştır.
  • 08-03-2010, 14:38:30
    #3
    Üyeliği durduruldu
    Korumadan Faydalanan Unsurlar

    Program Akışı

    Programcı, bir bilgisayar programı geliştirmeye başlarken, programın yerine getireceği fonksiyonun aşamalarını mantıksal olarak sıralamak zorundadır. Program akışı, bir psikoloji kitabındaki metinde içeriğin seçimi ve konuyla ilgili meselelerin sıralanışıyla veya bir fizik test kitabındaki problemin içeriğinin seçimiyle benzerlik gösterir. Seçme uyarlamadaki bu kombinasyonların benzerliği dolayısıyla program akışı, "ifade veya şekil" olarak nitelenebilir.
    FSEK m.2/1. hükmüne göre, bilgisayar programlarının hazırlık tasarımları dahi eser sayılır. Kanaatimizce buradaki hazırlık tasarımı deyimi, program akışını da kapsamaktadır. Dolayısıyla, ÅŸekil niteliÄŸindeki program akışı, eser olarak FSEK’in koruması altındadır. Bununla beraber, Kanunda hazırlık tasarımlarının korunabilmesi için bir sonraki aÅŸamada program sonucunu doÄŸurmaları ÅŸartı aranmaktadır. Yapılan bir hazırlık tasarımı herhangi bir nedenle program haline gelememiÅŸse, fikri hukuk korumasından yararlanamaz. Zira, yukarıda açıklandığı gibi, fikri hukuk ancak eser niteliÄŸine ulaÅŸmış ÅŸekillendirmeleri korumaktadır. Bu nedenle FSEK m.2’de, herhangi bir ÅŸekilde bilgisayar programı ve dolayısıyla eser haline gelmemiÅŸ hazırlık tasarımlarının koruma kapsamı dışında bırakılması gayet yerinde olmuÅŸtur.

    Program akışı, oluşturulurken programcılar çok büyük çaba ve düşünce sarf etmektedirler. Kanun koyucu, program akışını da eser sayarak, bilgisayar programına getirilen korumayı bu önemli başlangıç unsuruna kadar uzatmak istemiştir. Fikri hukukun, program akışını korumaması halinde, bilgisayar programlarını korumasının fazla bir anlamı kalmazdı.


    Kaynak Kodu ve Objekt Kod


    Bilgisayar programlarının programlama dillerinden biriyle yazılması ve sonra da bu kodun bilgisayarın anlayacağı dile çevrilmesi programlama sürecinin son aÅŸamalarındandır. Toplam program geliÅŸtirme maliyetleri içinde bu kodlama iÅŸlemlerinin payı yaklaşık %50 civarındadır. Programlamanın bu aÅŸamasında fikirler detaylı ifadelere dönüştürüldüğünden, hem kaynak kodu, hem de objekt kod fikri hukuk tarafından korunur. Program geliÅŸtiricilerinin bu kodlamayı floopy disk, CD veya ROM üzerine yapmalarının koruma açısından önemi yoktur. Program kodlarının her iki türünün de FSEK m.2’de bahsedilen her biçim altında ifade edilen bilgisayar programının hazırlık aÅŸamalarından olduÄŸu şüphesizdir.

    Bundan başka, bilgisayar programlarının detaylı yapısı da programın korunabilir ifadesinden sayılmaktadır. ABD Mahkemeleri bilgisayar programlarının organizasyonuna da fikri hukuk koruması tanımışlardır. Eğer bir programcı, kaynak koduyla mevcut birden fazla yoldan birini seçerek, bilgisayar programlarının detaylı yapısını ve organizasyonunu oluşturmuşsa, başka biri bu kaynak kodunun ana hatlarını kullanarak programlama yaparsa, telif hakkını ihlal etmiş olur.

    Hukuk çevrelerinde, bilgisayar programlarının korunması ile ilgili olarak programların üzerinde tersine mühendislik (reverse engineering) uygulamalarına izin verilip verilmeyeceği, en çok tartışılan konulardan biridir. Sanayide tersine mühendislik, yeni piyasaya sunulmuş makine, motor, elektronik araç gibi rakip ürünlerin imalat aşamalarının altındaki gizli sırların geriye doğru gidilerek öğrenilmesine denilmektedir. Bilgisayar programlarında tersine mühendislik, objekt kod esas alarak insanın okuyabileceği kaynak kodunun yeniden yazılması halinde ortaya çıkabilir. Bu haliyle tersine mühendislik fiili, bilgisayar programı üzerindeki telif hakkının ihlali niteliğindedir.
    Yalnız, FSEK m.38’de yetkili kullanıcıya eldeki mevcut programın diÄŸer bir programla ara iÅŸlerliÄŸini geçekleÅŸtirmesi amacıyla objekt kod formunu çevirme hakkı verilmiÅŸtir. Bu maddeyle çok sınırlı bir amaç için tersine mühendislik uygulamasında bulunmasına izin verilmiÅŸtir.

    Koruma Konusu Dışında Kalan Unsurlar

    Koruma konusu dışında kalan unsurlar aşağıdaki gibidir:

    *Algoritma
    *Kullanıcı arayüzü


    Algoritma

    Algoritma, bilgisayardan istenen sonucun alınmasını sağlayan mantık aşamalarının sınırlı serisinden oluşan bir uygulama metodudur. Bir işlem metodu olduğundan, başka bir bilgisayar programında kullanılması mümkündür. Algoritma, yalnızca bir fikirden ziyade, geliştirilmiş fikirleri içerir. Bununla beraber, algoritmanın bu metot veya teknik niteliği, onun fikrin ifade edilmiş şekli sayılmasına engel olur.
    FSEK m.2/son da bilgisayar programının herhangi bir unsuruna temel oluşturan fikir ve ilkelerin eser sayılmayacağı hükmüne yer verilmiştir. Aynı maddenin gerekçesinde, algoritmanın koruma kapsamı dışında olduğu açıkça belirtilmiştir. Böylece bilgisayarlarla ilgili fikir - ifade ikilemi, Türk hukukuna da ithal edilmiş ve algoritma, fikri hukukun koruması dışında bırakılmıştır.


    Kullanıcı Arayüzü (User Interface)

    Bilgisayar programının "bak ve hisset" (look and feel) i olan kullanıcı arayüzü, kullanıcı ile bilgisayar arasındaki iletişimi sağlar. Kullanıcı arayüzünün biri fonksiyonel diğeri görsel ve işitsel (audovisual) olmak üzere iki unsuru vardır.

    Kullanıcı arayüzünün fonksiyonel unsuru," kullanıcının klavyede özel bir tuşa bastığında özel bir fonksiyonu yerine getiren unsur" olarak tarif edilebilir. Kullanıcı arayüzünün fonksiyonel unsuru, kesinlikle, fikri hukuk tarafından korunmaz. Zira, endüstriyel standartlar ve fikirler kamunun mülkiyetinde kalmalıdır.
    Üstelik FSEK m.2’de hiç kuÅŸkuya yer vermeyecek ÅŸekilde kullanıcı arayüzüne hakim olan fikir ve esasların fikri hukuk tarafından korunmayacağı belirtilmiÅŸtir.

    Kullanıcı arayüzünün audovisual unsuruna ise bilgisayar kullanıcısı insanın bilgisayarla etkileşimini sağlamak için kullanılmayan sadece has bir estetik görüntü veren unsurdur, denilebilir. Kullanıcı arayüzünün bu unsuru, estetik niteliğin fonksiyonel niteliğe göre baskın olması halinde telif hakkına konu olabilir. Yalnız bu şart, çoğu olayda gerçekleşmeyeceği için, kullanıcı arayüzüne fikri hukuk korumasının ancak çok sınırlı hallerde tanınabileceğini belirtmekte yarar vardır.
  • 08-03-2010, 14:39:10
    #4
    Üyeliği durduruldu
    Bilgisayar Programları Üzerindeki Fikri Haklar ve Türleri

    Bu başlık altında sırasıyla;

    *Bilgisayar programları üzerindeki programların hukuki niteliği
    *Bilgisayar programları üzerinde hak sahipliği
    *Bilgisayar programları üzerindeki hakların türleri
    *Bilgisayar programlarının tescili
    *Fikri hukuk korumasının süresi


    Bilgisayar Programları Üzerindeki Hakların Hukuki Niteliği

    Bilgisayar programının geliştirilmesiyle fikri hukuk açısından geliştiricinin şahsında objektif bir hukuki durum meydana gelir. Bu hukuki durum, eser sahipliği veya programın sahipliği şeklinde ortaya çıkar. Program geliştiricisinin şahsında gelişen bu hukuki durum, bir kısmı mal varlığı bir kısmı da şahıs varlığı çevresinde gelişen hak ve yetkilerin toplamıdır. Malvarlığına ilişkin haklar, o programdan gelir sağlama ve birtakım ekonomik menfaatler elde etmek şeklinde kendini gösterir. Şahıs varlığına yönelik haklar ise, program geliştirenin o programın ortaya çıkması nedeniyle sahip olduğu kişisel ve manevi hakları ifade eder.

    Bu hak ve yetkiler mutlak ve tekelci niteliktedirler. Program geliştiricisi, bu hakkını herkese karşı ileri sürebilir ve herkesten bu haklara karşı saygı göstermelerini isteyebilir. Mutlak nitelikte tanınmış bu haklarının ihlal edilmesini dava ve şikayet yoluyla önleyebilir. Bir takım hukuki korumaya yönelik tedbirlerden yararlanabilir. Bu hakların tekelci olması ise, faydalanma yetkisinin sadece program sahibine ait olması anlamına gelmektedir. O, bu hakkını yalnızca kendisi kullanabileceği gibi, üçüncü kişilere tam veya kısmi kullanma hakkı da tanıyabilir. Bilgisayar programının geliştirilmesiyle ortaya çıkan hukuki durumun özü devredilemez; fakat kural olarak bu haklar demetinden yararlanma yetkisinin devredilmesi mümkündür. Bütünüyle devir olayının yasaklanması halinde, söz konusu eserden iktisaden yararlanma imkansızlaşacaktır.

    Bilgisayar programı üzerinde patent koruması, ancak belli bir sürenin dolmasıyla baÅŸlayabilir. Telif hakkı veya Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre korumanın doÄŸumu için, söz konusu eserin ortaya çıkması, alenileÅŸmesi gereklidir.


    Bilgisayar Programları Üzerinde Hak Sahipliği

    Bilgisayar programları üzerindeki hak, bilgisayar programına özelliğini yansıtan kişinin şahsında doğar. Hak sahibi, FSEK m. 8/I hükmüyle ifade edildiği gibi, bilgisayar programını meydana getirendir.

    Eser (bilgisayar programı) üzerindeki haklar, eserin meydana getirilmesiyle, kanun gereği kendiliğinden kazanılır. Bir fikri emek ürününün meydana getirilmesi olgusu, onu meydana getiren şahsın eser sahipliği statüsünü kazanması için gerekli ve yeter şarttır. Fikri hakların, sadece eserin yaratma olgusuyla onu meydana getiren şahsa ait olmasına, "yaratma gerçeği" ilkesi denilmektedir.

    Yaratma gerçeği ilkesi uyarınca, bilgisayar programları üzerinde hak sahibi olma, yalnızca gerçek kişiler bakımından söz konusudur. Dolayısıyla tüzel kişiler, Kıta Avrupası Hukuk Sistemlerinde ve Türk Hukukunda, Anglo-Amerikan hukukundan farklı olarak, program üzerinde gerçek anlamda hak sahibi sayılmaz.
    FSEK m.18’de 4630 sayılı Kanunla yapılan deÄŸiÅŸikliÄŸe göre, memur, hizmetli ve işçiler, iÅŸlerini görürken ve o iÅŸle ilgili geliÅŸtirdikleri bilgisayar programının sahibidirler. Ancak geliÅŸtirilen bilgisayar programını kullanma hakkı, bu kiÅŸileri çalıştıran veya istihdam eden gerçek veya tüzel kiÅŸilere aittir. Yalnız, bu kuralın aksi, yani kullanma hakkının da çalışana ait olacağı tarafların aralarındaki sözleÅŸmede kararlaÅŸtırılabilir. Bu anlatılanlar, bir ÅŸirketin, derneÄŸin ya da vakfın organını oluÅŸturan kiÅŸilerin geliÅŸtirdiÄŸi bilgisayar programları hakkında da uygulanır.

    Bu şekilde bağımlı bir çalışma ilişkisi bulunmadan geliştirilen programlarda, taraflar arasındaki sözleşmenin niteliğine ve tarafların yüklendikleri edime göre hak sahibi belirlenir. Eğer, bir bilgisayar programı geliştirilip bunun yayımı da söz konusu ise, hak sahibi yayımcı değil de programı geliştirendir. Yok eğer, bilgisayar programının hazırlanması, yayımcının talimatı ve onun belirlediği plan dahilinde gerçekleşiyorsa, program üzerindeki telif hakkı da yayımcıya ait olur. Taraflar arasındaki sözleşmede bu şekilde bir yayımlama yükümlülüğü yok ise, o zaman iş tamamen sözleşmedeki hükümlere ve bu hükümlerin yorumlanmasına kalmıştır.

    Bilgisayar programları, bir kişinin üstesinden gelemeyeceği kadar yoğun çaba ve emek gerektirir. Bu sebeple, bilgisayar programları, genellikle birden fazla kişinin ortak ürünü olarak geliştirilmektedir.


    Birden fazla kişinin meydana getirdiği bilgisayar programlarının kısımlara ayrılması mümkünse; bunlardan her biri, meydana getirdiği eserin sahibi sayılır (FSEK m .9/I ).

    Yok eÄŸer, birden fazla kiÅŸinin katılımıyla meydana getirilen bilgisayar programı, ayrılmaz bir bütün teÅŸkil ediyorsa, hak sahipliÄŸi, onu meydana getiren kiÅŸilerden oluÅŸan "birliÄŸe" aittir. Bu birliÄŸe Borçlar Kanunu’nun adi ÅŸirket hakkındaki hükümleri kıyasen uygulanır (FSEK m.10).

    Bir insanın yaratıcı çabası olamadan tamamen bilgisayarlar tarafından üretilen ve "computer-generated works" olarak adlandırılan eserlerde, hak sahibinin kim olacağı konusu tartışmalıdır. Aynı sorun, program yaratmak amacıyla yazılmış bilgisayar programlarının ürettiği yazılımların telif hakkının kimde kalacağı konusunda da yaşanmaktadır. Burada, yasal bir düzenleme olmadığından, tarafların arasındaki sözleşmeye ve olayın niteliğine göre bir çözüm bulmak gerekir. Böyle bir programı satın alan ve hiç olmazsa bilgisayara emir ve komut veren kişiyi hak sahibi saymak yerinde olur.


    Bilgisayar Programları Üzerindeki Hakların Türleri

    Program geliştiricisi, bilgisayar programının geliştirildiği anda, otomatik olarak bu program üzerinde bazı hak ve yetkilere sahip olur. Eser sahibinin çeşitli yetkileri içeren bu tekelci hakkı, mülkiyette malikin hakkına benzeyen bir durumdur.

    Türk Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na eser sahibinin hakları, mali ve manevi yetkiler olarak iki türe ayrılmış ve sınırlayıcı ÅŸekilde saymıştır. Bu suretle, Kanun’da sayılan hak ve yetkilerin kapsamı açık olarak belirlenebilmekte ve bunlara yapılan tecavüzlerin tespiti kolaylıkla imkan dahiline girebilmektedir. Sayma sisteminin sakıncalı yönü ise , teknik geliÅŸmeler sonucu eserden kanunda sayılan ÅŸekiller dışında ortaya çıkacak yeni yararlanma usullerini eser sahibinin kullanamamasıdır.

    Fikri hukuk açısından olduÄŸu kadar, Patent Hukuku açısından da gayri maddi mal üzerindeki hak mali ve manevi yetkileri içerdiÄŸi kabul edilmektedir. Gerçekten de Paris AntlaÅŸması’nın 2 Haziran 1936 tarihli deÄŸiÅŸikliÄŸinde buluÅŸ sahibinin patent belgesinde adının anılmasını isteme hakkı olduÄŸu hüküm altına alınmıştır.

    1. Manevi Haklar
    2. Mali Haklar


    Manevi Haklar

    Mali haklar, eser sahibinin eserinden iktisaden yararlanmasına yönelik iken, manevi haklar, şahsi ve manevi hakları korurlar.


    Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda manevi hak olarak,

    * eseri kamuya sunma hakkı,
    * eserde sahibinin adını belirtme hakkı,
    * eserde değişiklik yapılmasını yasaklama hakkı ve
    * eser sahibinin eserin üzerinde cisimlediği malın malik ve zilyetlerine karşı olan hakkı

    olarak dört çeşit hak sayılmaktadır.

    Yabancı doktrinde, manevi hakların, bilgisayar programı sahasına uygun olmadığı görüşü hakimdir. Hatta bazı yazarlar, bu sahada manevi hakların bilgisayar programının tabiatına aykırı olduğunu, kanunda bu sahada manevi hakların mevcut olmaması gerektiği görüşündedirler. Bu görüşün etkisiyle bazı hukuk sistemlerinde yapılan kanun değişikliklerinde manevi haklara büyük istisnalar getirilmiştir.

    Programı Kamuya Sunma Hakkı

    Fikri emek mahsulü bir eseri kamuya sunma yetkisi, münhasıran o eserin sahibine ait bir yetkidir. Eser ancak, sahibinin gizlilik alanından çıkarak kişilerin herhangi bir yolla fark edebileceği bir şekilde dış dünyaya yansırsa, fikri hukuk tarafından korunur hale gelir.

    Eser sahibi tarafından başkasına devredilmiş olan mali hakların kullanılması eserin kamuoyuna sunulması yetkisini de kapsıyorsa, eser sahibinin eseri kamuoyuna sunma yetkisini mali haklarla birlikte devretmiş olduğu kabul edilir. Örneğin bir programın yayım hakkını devretmiş olan kimse, onun kamuoyuna sunulması yetkisini de devretmiş sayılır. Eserin kamuoyuna sunulması, eser sahibinin şeref ve itibarını düşürecek nitelikte ise, eser sahibi yayınlama hakkını devretmiş olsa bile sonradan verdiği bu izinden dönebilir.
    Eser sahibinin yapacağı bir sözleşme ile bu haktan önceden vazgeçmesi geçerli değildir (FSEK m.14/III).

    Eser sahibinin eseri korumaya sunma yetkisini geri alması halinde, karşı taraf, uğrayacağı zarar nedeniyle tazminat talep etme hakkına sahiptir.

    Eser hakkında bilgi verme hakkı da münhasıran eser sahibine ait bir haktır. Bu suretle eser sahibinin eserini gizli tutmaktaki manevi çıkarı güvence altına alınmıştır. Eser sahibi, eseri kamuya sunma yetkisini devretmişse, ondan daha dar bir kavram olan eser hakkında bilgi verme hakkını da devrettiğini kabul etmek gerekir.
    Eseri yayma hakkının başkasına devredilmesi halinde, yayım sözleşmesinde tayin edilen süre içinde veya sözleşmede bir süre belirlenmemişse hal ve şartlara göre makul bir süre içinde kamuoyuna sunulmazsa eser sahibi sözleşmeden cayabilir (FSEK m.58/I).

    Zira devredilmiş olan bu mali hakkın kullanılmaması, eser sahibinin hem manevi hakkının yanı sıra onun ekonomik haklarını da ihlal eder.


    Program Sahibinin Adını Belirtme Hakkı

    Eser sahibi, eseriyle kendi arasındaki ilişkiyi kamuya bildirip bildirmeme konusunda bir takdir hakkına sahiptir. Eser sahibi olarak tanınmakta bir sakınca görmüyorsa eserinde kendi adını belirtebilir. Adının tam olarak belirtilmesi zorunlu olmayıp, herkesçe bilinen bir kısaltma, bir rumuz veya takma ad kullanması da mümkündür. Yalnız, eser sahibinin izni olmadıkça adında değiştirme ve kısaltma yapılamaz.
    Eserde adın belirtilmesi eser sahipliğine ilişkin bir karine oluşturması ve eser üzerindeki tasarruf yetkisinin ispatı bakımından önemlidir. Bir kimse başkasının eseri kendi adını koyup yayınlayabilir (aşırma - intihal) ya da kendine ait olan eseri, başkasının isminden yararlanmak için o kişinin adıyla piyasaya sürebilir. Bu gibi hallerde açılacak bir tespit davasıyla gerçek eser sahibi belirlenebilir (FSEK m.15/III). Sahibinin adı belirtilen eserlerde, adı bulunan kimse aksi ispatlanıncaya kadar eserin sahibi sayılır (FSEK m.11).

    Bilgisayar programlarının bir ekip çalışması ürünü olduğu, bir programın geliştirilmesinde birçok kişinin emeği geçtiği, bu nedenle de programda eser sahibi adının belirtilmesine ilişkin bir hakkın uygulanma kabiliyeti olmadığı ileri sürülmüştür. Kanaatimce bu görüşe katılmaya imkan yoktur. Zira, hukuki korumaya konu olan eserlerin büyük bir kısmında birden fazla kişinin katkısı bulunmaktadır. Ayrıca, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 8 vd. maddelerinde, birden fazla kişi tarafından vücuda getirilen eserlerde kimin eser sahibi sayılması gerektiği hakkında kriterler öngörülmüştür. Bu maddelerden hareketle eser sahibi olarak belirlenen kişinin adı programda belirtilebilir.



    Programda Değişiklik Yapılmasını Yasaklama Hakkı

    Bir eser, manevi haklara konu olmak bakımından, gerek muhtevası gerekse şekli ile bir bütün teşkil eder. Eser sahibinin, eserin değişmeden bozulmadan yaşamaya devam etmesinde, eseriyle manevi ilişkisinin devam etmesinde bir manevi çıkarı vardır.
    Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 16. maddesinde, eser sahibinin izni olmadıkça eserde kısaltmalar, ekleme ve baÅŸka deÄŸiÅŸtirmeler yapılamayacağı belirtilmektedir. Hatta aynı maddede, eser sahibi kayıtsız ve ÅŸartsız olarak izin vermiÅŸ olsa bile, ÅŸeref ve itibarını yahut eserin nitelik ve özelliÄŸini bozan her türlü deÄŸiÅŸtirmelere karşı çıkabileceÄŸi hükmü yer almaktadır.

    Bilgisayar programlarının bütünlüğünü koruma yetkisi, bu sahanın ihtiyaç ve gereklerine uymamakta ve birtakım problemler doÄŸurmaktadır. Kullanıcı, bilgisayar programını kullanım alanı ve ÅŸekline göre bazı deÄŸiÅŸiklikler yaparak deÄŸiÅŸtirmek (upgrade) veya programdaki hataları ve kendine uymayan yönleri ortadan kaldırmak (debugging) durumundadır. Bu ihtiyaç, kullanım devam ettikçe sık sık ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar, normal kullanım gereÄŸi ufak tefek deÄŸiÅŸiklikler yapmak kanunen mümkün ise de, bilgisayar sektöründe duyulan deÄŸiÅŸiklik ihtiyacı bu sınırı aÅŸmaktadır. Kanaatimizce de program geliÅŸtiricisin programın bütünlüğünü koruma yetkisinin kaldırılması veya sınırlandırılması görüşü, yerindedir. Nitekim, Fransız ve Japon Kanun Koyucuları bu noktayı görmüşler ve kullanıcıya, herhangi bir izin almaksızın programda deÄŸiÅŸiklik yapma hakkı tanımışlardır. Yalnız burada da kullanıcıya deÄŸiÅŸiklik yaparken sınırsız serbestlik tanıma da uygun olmaz. Bir bilgisayar programı ile geliÅŸtiricisi arasındaki manevi bağı mümkün mertebe koparmamaya dikkat etmek gerekir. Bu nedenle programda deÄŸiÅŸiklik yapılabilmesi, programı deÄŸiÅŸiklik yapmaksızın bu iÅŸte kullanmanın mümkün olmaması veya deÄŸiÅŸikliÄŸin yapılmasının o iÅŸte programın verimliliÄŸini çok fazla artırıyor olması ÅŸartlarından birinin gerçekleÅŸmesine baÄŸlı olmalıdır. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 38. maddesini deÄŸiÅŸtiren 4110 sayılı Kanun’un 14. maddesinde, bilgisayar programlarıyla ilgili olarak, eserin bütünlüğünü koruma hakkına oldukça büyük ölçüde sınırlamalar getirilmiÅŸtir. Çok yerinde olduÄŸunu düşündüğümüz bu hükümle, programı hukuki yollardan elde edinen kiÅŸinin hata düzeltme hakkı, vazgeçilemeyen bir hak olarak açıkça tanınmıştır.


    Ayrıca gereklilik bulunması şartıyla programın işlenmesine, yani o programın kullanım alanına göre değişiklik yapılmasına izin verilmiştir (FSEKm.38/II ve III).


    Mali Haklar

    Bir eseri iktisaden semerelendirme yetkisi sadece eser sahibine tanınmıştır. Mutlak ve tekelci nitelikteki bu yetki, mali haklar olarak belirtilmektedir. Üçüncü şahıslar ancak eser sahibinden alacakları izinle o eserden iktisadi olarak yararlanabilirler.


    Mali haklar, FSEK’da, iktisaden her türlü yararlanma hakkını kapsayan bütüncül (külli) bir hak deÄŸil de, sınırlı sayma yöntemiyle tüketilen beÅŸ kategori hak olarak düzenlenmiÅŸtir. Bugün birçok ülke kanunlarında sayma yöntemi terk edilmekte, onun yerine mali haklara iliÅŸkin, genel ve kapsayıcı hükümlere yer verilmektedir.

    Eser sahibi, FSEK’na göre, ancak kanunda sınırlayıcı olarak sayılan haklardan yararlanabilir. Üçüncü kiÅŸilerin bu sayılan haller dışındaki ÅŸekillerdeki yararlanmalarına, telif hakkını kullanarak engel olamaz.
  • 08-03-2010, 14:39:43
    #5
    Üyeliği durduruldu
    İşleme Hakkı

    İşleme, bir eserin yaratıcı bir çaba sonucu, özelliği olan başka bir esere dönüştürülmesidir. İşleme eser, değiştirilmiş bir biçimde de olsa orijinal eseri içermektedir.
    Kanuna göre, bir eserden işlemek suretiyle yararlanma hakkı, münhasıran eser sahibine aittir (FSEK m.21).

    İşleme hakkının konusunu, eserin işlemelerinin kamuya sunulması veya eserin iktisaden semerelendirilmesine izin verilmesini veya bunların yasaklanması hususundaki yetkiler oluşturur. Yoksa, bir kişinin sırf kendi zevki ve ihtiyacı ile sınırlı kalmak şartıyla bir eserden işlemeler meydana getirmesine eser sahibi engel olamaz.
    Ayrıca, FSEK m.38’de, sözleÅŸmede yasaklayıcı hüküm bulunmaması halinde, bir bilgisayar programını yasal yollardan edinen kiÅŸinin kullanma amacına uygun olarak iÅŸlemede bulunabileceÄŸi belirtilmektedir.

    Yüksek seviye diliyle bilgisayar programının kaynak kodu, objekt kod olarak derlenirse veya objekt koda dönüştürülürse, bir işleme fiili gerçekleşmiş olur. Benzeri şekilde, herhangi bir programlama dilinde yazılmış orijinal bir programın, başka bir yüksek seviye diliyle yeniden yazılması da işleme sayılır. Bu durum, bir romanın başka bir dile tercümesine benzemektedir. Örnek olarak BASIC ile yazılmış bir bilgisayar programının başka biri tarafından COBOL ile yazılması halinde, sonraki programın BASIC ile yazılan programın başka bir dildeki işlemesidir. Her ne kadar, böyle bir durumda, BASIC ile yazılan programın temel fikir ve kavramlarını ortaya çıkarmadan başka bir dilde (COBOL) program yazılamıyorsa da; esasen yapılan işlem yaratıcı bir çaba sonucu oluşturulan bir programın tercümesi niteliği olduğundan, ilk programı (BASIC) geliştiren programcının fikri hakkı ihlal edilmektedir.

    İzin almak suretiyle yapılan işleme, gerek eser sahibine gerekse üçüncü şahıslara karşı korunmaktadır. Mesela, BASIC diliyle yazılmış orijinal programı, COBOL diline çevirmek konusunda bir işleme hakkı tanıyan eser sahibi, sonradan başka birine de aynı programı COBOL diline çevirme hakkı tanıyamaz.


    Çoğaltma Hakkı

    Bir eserin aslından veya o eserden işlenme suretiyle meydana getirilmiş eserlerden çoğaltma suretiyle faydalanmak, eser sahibine ait olan bir mali haktır. Çoğaltma hakkının nasıl bir yetkiyi içerdiğini ortaya koyabilmek için, önce çoğaltma kavramını açıklamakta yarar vardır. Teknik bir terim olarak çoğaltma, eserin tekrarlanma imkanını sağlayan bir eser kopyasının elde edilmesidir.
    4630 sayılı Kanun’la FSEK m.22’nin deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ yeni ÅŸeklinde çoÄŸaltma kavramı tanımlanmıştır. Buna göre, "Bir eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir ÅŸekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doÄŸrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoÄŸaltma hakkı münhasıran eser sahibine aittir." (FSEK m.22/I).

    Kullanmak için asla ihtiyaç göstermeyen bir kopyanın elde edilmiş olması da, çoğaltma hükmündedir. Çoğaltmada elde edilen kopyanın birden fazla olması şart değildir.
    ÇoÄŸaltma hakkı, bilgisayar programının geçici çoÄŸaltılmasını gerektirdiÄŸi ölçüde, programın yüklenmesi, görüntülenmesi, çalıştırılması, iletilmesi ve depolanması fiillerini de kapsar (FSEK 4110 sayılı Kanun’la deÄŸiÅŸik m.22/III).

    Bu hüküm AB Yönergesinin 4. maddesinden alınmıştır. Buna göre, bir programın bilgisayarın kalıcı hafızasını oluşturan sabit diskine değil de, RAM denilen geçici hafızasına da yüklenmesi dahi çoğaltma hakkının kullanılması niteliğindedir. Bilgisayar programının ağ siteminde kullanılmasında, ağa bağlı kendi sabit diski olan istemci bilgisayar sayısı kadar program çoğaltılmış demektir.


    Şahsi Kullanım İçin Çoğaltma Serbestisi

    Şahsi kullanım için çoğaltma, günümüzde fikri hukukun en tartışmalı, çözülmesi bir hayli zor görünen sorunlarından biridir. Özel kullanım için çoğaltma serbestisi, önceleri ancak belirli sayıda çoğaltma yapabilen teknikler dikkate alınarak tanınmış ve giderek geleneksel bir hale gelmiştir. Oysa günümüzde, yeniden üretim (reproduction) alet ve imkanların gelişmesi, telif haklarında bir erozyon meydana getirmektedir. Bilgisayar programlarının fiyatları neredeyse bilgisayar cihazının fiyatına yaklaşmaktadır. Bu nedenle kullanıcılar, yeni bir program satın almak yerine, eş - dost çevresinden kopyalama suretiyle programa sahip olmaktadırlar. Ülkemiz açısından bu durumun son derece yaygınlaştığını söyleyebiliriz. İşte bu nedenlerden dolayıdır ki, Almanya, Fransa, İspanya, İsviçre ve diğer Avrupa ülkelerinde, bilgisayar programları şahsi kullanım amacıyla çoğaltma serbestisi dışında bırakılmıştır.
    Åžahsi kullanım serbestisini düzenleyen FSEK m.38’in 4110 s.k.la deÄŸiÅŸik ÅŸeklinde, özellikle bilgisayar programlarına iliÅŸkin olarak ayrıntılı hükümler geliÅŸtirilmiÅŸtir. Önceden olduÄŸu gibi, fikir ve sanat eserlerinde yayımlanma ve kâr amacı güdülmeksizin ÅŸahsi kullanım için çoÄŸaltılması mümkündür. Ancak, bu çoÄŸaltma serbestisine hak sahibinin meÅŸru menfaatlerini haklı bir sebep olmaksızın zarar verilmesi veya eserden normal yararlanmaya aykırılık hallerinde sınır getirilmiÅŸtir (FSEK 4110 s.k.’la deÄŸiÅŸik m.38/I ).

    Genel kural bu olmakla beraber, 38. maddenin 4110 sayılı Kanun’la deÄŸiÅŸik üç ila yedinci fıkralarındaki hükümler incelendiÄŸinde, Kanun Koyucunun bilgisayar programları bakımından ÅŸahsi kullanım amacıyla çoÄŸaltma serbestisine istisna getirdiÄŸi görülecektir. Gerçekten, FSEK m.38’i deÄŸiÅŸtiren 4110 s.k. m.14’ün madde gerekçesinde, "... özel bir düzenleme gerektiren bilgisayar programları için bu maddenin (38/I) uygulanmayacağı hükmü getirilmiÅŸtir" denilmektedir. Ayrıca, aÅŸağıda incelendiÄŸi üzere, Kanun Koyucu, bilgisayar programının meÅŸru hak sahibine dahi, ancak belirli ÅŸartların gerçekleÅŸmesi halinde ve çok sınırlı olarak çoÄŸaltma yapabilmesine hak tanımaktadır.
    Örnek vermek gerekirse, bilgisayar programının ara iÅŸlerliÄŸini gerçekleÅŸtirmek için hak sahibi adına çoÄŸaltma yapan kiÅŸiye, bu çoÄŸaltılmış kopyanın verilmesi yasaklanmıştır (FSEK 4110 s.k’la deÄŸiÅŸik m.38/VI-bent 2). Bir bilgisayar programının ayrıştırma sonucu elde edilen ifade ÅŸeklinin esastan benzer baÅŸka bir bilgisayar programında kullanılmasına izin verilmemiÅŸtir (FSEK 4110 s.k’la deÄŸiÅŸik m.38/VII-bent 3).


    Araişlerliği Sağlamak Amacıyla Çoğaltma

    Bağımsız olarak yaratılmış bir bilgisayar programının baÅŸka programlarla araiÅŸlerliÄŸini saÄŸlamak amacıyla programın parçalarına ayrılabilmesine FSEK m.38’de izin verilmiÅŸtir. Ancak bu ayrıştırma iÅŸlemini yapacak veya yaptıracak kiÅŸinin programı kullanma hakkına sahip olması ÅŸartı aranmaktadır.

    Kanunda araiÅŸlerliÄŸi saÄŸlamak amacıyla kod formunun çoÄŸaltılmasından ve çevirisinden bahsedilmektedir. Bilgisayar programları objekt kod formunda dağıtıldığı için, buradaki "kod formu" kavramını objekt kod olarak anlamak gerekir. Buna göre, objekt kod, anlaşılabilmek için ilk haline yani kaynak kodu ÅŸekline dönüştürülebilir. Bu amaçla, objekt kod üzerinde insan tarafından okunup anlaşılabilir hale getirilinceye kadar gereken sayıda çoÄŸaltma ve dönüştürme iÅŸlemi yapılabilir. Bununla birlikte, Kanun’da araiÅŸlerliÄŸi saÄŸlamak amacıyla yapılacak çoÄŸaltma iÅŸlemine ancak "zorunluluk" bulunması halinde izin verilmiÅŸtir. Bu serbestiden faydalanabilmek için, bir programın baÅŸka bir programla birlikte kullanılmasını saÄŸlayacak bilgilerin, ayrıştırma iÅŸlemine baÅŸvurmaksızın elde edilmesinin mümkün olmaması gerekir.


    Bundan baÅŸka, FSEK 4110 s.k’la deÄŸiÅŸik m.38/VI ’da üç bent halinde, araiÅŸlerliÄŸi saÄŸlamak amacıyla yapılacak ayrıştırma iÅŸlemine ait sınırlamalar gösterilmiÅŸtir:

    * Birinci olarak, ayrıştırma işlemini yapacak kişinin, programın ruhsatlı kullanıcısı veya programın kopyasını kullanma hakkına sahip bir kişi ya da bu kişilerin adına bu işlemleri yapmak üzere yetkilendirilmiş bir teknik eleman olması gerekir.
    * İkinci olarak, bu kişilerin ayrıştırma işlemi sonucunda elde edilen bilgileri, başka bir yerde kullanmaları yasaklanmıştır.
    * Üçüncü bentte ise, ayrıştırma işlemin programın tümü üzerinde değilde, yalnızca araişlerliği sağlamak için gerekli program parçaları üzerinde yapılabileceği belirtilmektedir.

    FSEK 4110 s.k’la deÄŸiÅŸik m.38/VII’de araiÅŸlerliÄŸi saÄŸlamak amacıyla ayrıştırma yapılırken elde edilen bilgilerin kullanım ÅŸartları gösterilmiÅŸtir. Aslında eser sahibinin hakları, usulsüz ayrıştırma iÅŸleminden ziyade, bu iÅŸlemle elde edilecek bilgilerin asıl program üzerindeki hakları ihlal edecek yeni bir programın yapımında kullanılması halinde zarar görecektir. Bu nedenle, söz konusu bilgilerin, araiÅŸlerliÄŸini gerçekleÅŸtirmek dışında baÅŸka bir amaç için kullanılması, bağımsız yaratılmış programın araiÅŸlerliÄŸi için gerekli olan durumlar dışında baÅŸkalarına verilmesi ve asıl programla ifade ediliÅŸ bakımından esastan benzer bir programın geliÅŸtirilmesi, üretilmesi veya pazarlanması amacıyla kullanılması yasaklanmıştır.


    Yedekleme Kopya (Back up Copy)

    Bilgisayar programlarının çoğaltılması konusunda önem taşıyan sorunlardan biri de "backup" (yedek) kopyalamadır. Eldeki bilgisayar programının aslı, herhangi bir nedenle bozulabilir veya hasara uğrayabilir. Örneğin üzerine bir bardak çay dökülebilir, programın bulunduğu yerdeki manyetik tesirler, kuvvetli bir manyetik saha oluşturarak programın bozulmasına sebep olabilirler. Ya da, kullanılan asıl nüshalar bilgisayar virüsleri ile kirlenebilir. İşte yedek kopya, bu potansiyel tehlikelere karşı alınmış bir tedbirdir. Eğer, asıl program, yukarıdaki tehlikelerden birinin gerçekleşmesi veya başka bir nedenle kullanılmaz hale gelirse, hemen yedek kopya devreye sokulur. Böylece, işin aksaması önlendiği gibi, programı kaybetme riski de ortadan kaldırılmaktadır.

    Bazı ülkelerde yedek kopya yapmaya kanunen açıkça izin verilmektedir. DiÄŸer bazı ülkelerde de kanuni açıklık bulunmasa da, kopyalamanın bir fikri hak ihlali olmayacağı uygulamada kabul edilmektedir. FSEK m.38’e 4110 sayılı Kanunla eklenilen dördüncü fıkra hükmü, bilgisayar programını kullanma yetkisine sahip olan kiÅŸinin bir adet yedekleme kopya elde etmesinin sözleÅŸmeyle önlenemeyeceÄŸini belirtmektedir.

    Bu hak tek bir kopya ve yedek olarak kullanma amacıyla sınırlıdır. Aynı bilgisayarda olmak şartıyla sabit diske birden fazla sayıda yedekleme yapmak da, tek bir kopya sayılır. Şahsi kullanım için veya işyeri dışında evde kullanmak amacıyla yedekleme kopya yapılamaz. Ancak uygulamada bu durumun denetlenmesi pek mümkün değildir. Asıl nüsha üzerindeki kullanım hakkı sona erdiğinde, buna bağlı olarak yedekleme kopya çıkarma hakkı da sona erer.


    Yayma Hakkı

    Yayma hakkı, eserin ya da eser kopyalarının kamuya sunulması veya bunların yayılması yoluyla eserden yararlanmayı ifade eder. Kopyaları dağıtılmak suretiyle eser üzerinde yayma hakkı kullanılması halinde ise, yayımlama söz konusu olur. Yayma ve yayımlama kavramları birbirinden farklıdır. Şöyle ki, yayma, eseri veya kopyalarını dağıtma konusunda bir yetki olduğu halde, yayımlama, bu yetkilerin kullanılması sonucu eserin nüshalarının dağıtılması suretiyle kamuya sunulmasıdır. Bu durumda, yayma bir yetkidir, yayımlama ise bir olgudur, denilebilir.

    Yayma hakkının konusunu çoğaltma ile elde edilen maddi eser nüshaları oluşturur. Yayma hakkının kullanılabilmesi için, çoğaltmanın yapılması zorunludur. Çoğaltma yapılmaksızın, eserin doğrudan aslının veya gayrimaddi nüshalarının kamuya sunulduğu, örneğin bilgisayar programıyla yapılan video oyununun (video games) büyük ekranlarla bir meydanda gösterilmesi yayımlama değildir.

    Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda çoÄŸaltma ve yayma hakkının ayrı ayrı düzenlenmesi, ilk bakışta gereksiz gibi görülse bile, uygulamada büyük kolaylıklar saÄŸlamaktadır. ÖrneÄŸin, bir eser (bilgisayar programı), yeniden üretim teknolojisinin çok geliÅŸmiÅŸ olduÄŸu bir ülkede çoÄŸaltırılıp, ticari mal haline gelen nüshalar baÅŸka bir ülkede yayılabilir. 4630 sayılı Kanunla FSEK m.23/I’de yapılan deÄŸiÅŸikliÄŸe göre, eser sahibinin izniyle yurt dışında çoÄŸaltılmış kopyaların yurt içine getirilmesi durumunda, eseri yayımlama hakkı eser sahibinindir. Uygulamada bu son duruma paralel ithalat denilmektedir.

    Eser nüshalarının satılması gibi, kiralanması ve ödünç verilmesi de yayım hakkının kullanılması sayılır. Yayım hakkını devralan kişinin de eser nüshalarını kiraya verme hak ve yetkisi vardır.


    Kâr Amacı Gütmeksizin Yayımlama

    Yayma eyleminin ticari amaçla yapılması gerekip gerekmediÄŸi konusunda doktrinde farklı iki yaklaşım vardı. 4110 sayılı Kanun’la getirilen yeni düzenlemeler karşısında bu tartışmanın pratik bir deÄŸeri kalmamıştır. Yukarıda açıklandığı gibi, bilgisayar programlarının ÅŸahsi kullanım amacıyla çoÄŸaltılmasına Kanun müsade etmemektedir (FSEK 4110 s.k’la deÄŸiÅŸik m.38). Bir eserin çoÄŸaltılma yapılmaksızın da yayımlanması mümkün deÄŸildir. Dolayısıyla, kâr amacı olmaksızın dahi bilgisayar programlarının yayımlanması, eser sahibinin iznine baÄŸlıdır. Eser sahibi, yurt dışında izinsiz çoÄŸaltılmış bilgisayar programlarının yurt içinde ivazsız yayımlanmasına da, FSEK m.23/I’de öngörülen hakkını kullanarak engel olabilir.


    Tükenme İlkesi

    Yayım devamlı bir eylem olduğundan, eser sahibi, yetkili olmayan kimseden çoğaltılmış kopyaları satın alanların bunları tekrar satışa arzederek tekrar yayımlanmasını önleyebilir. Buna karşılık, yayma hakkına dayanılarak eser tedavüle konmuş ve üçüncü kişiler, bu kopyalar üzerinde satış veya başka bir yolla mülkiyet hakkı kazanmışlarsa, kopyaların tekrar yayımı serbest hale gelir.

    Yayma yetkisinin sınırsız olarak devri halinde, bu hak, eser sahibi bakımından tükenmiÅŸ olur. Bundan böyle, eser sahibinin herhangi bir müdahalesi söz konusu olmaksızın herkes tarafından alınıp satılabilir. Bu kurala Alman Hukukunda "Tükenme ilkesi" (Erschöpfungsgrundsatz) denilmektedir. Aynı esas, hukukumuzda FSEK m.23/III hükmüyle benimsenmiÅŸtir. Bilgisayar programının CD’sinin tek başına satın alınması ya da programın satın alınan bilgisayarın sabit diskine yüklenmiÅŸ olarak gelmesi durumlarında, satışla birlikte program sahibinin hakkı tükenir. Bu yollardan birisiyle bilgisayar programını satın alan kiÅŸinin bu programı baÅŸkalarına satmasına program üzerindeki hak sahibi engel olamaz. Tükenme ilkesi, yalnız sonraki satışları serbest hale getirir, her halükarda kiralama ve ödünç verme yetkisi eser sahibine aittir.


    Temsil Hakkı

    Temsil bir eserin, doÄŸrudan doÄŸruya duyulara hitap edecek ÅŸekilde kamuya sunulmasıdır. FSEK m.24’te temsil kavramı, bir eserin umumi yerlerde okunması, çalınması, oynanması veya gösterilmesi ÅŸeklinde tanımlanmışsa da; buradaki sayma örnek kabilindendir ve sınırlayıcı deÄŸildir. Bu nedenle, bir eserin yeni geliÅŸtirilecek teknik veya ÅŸekillerle topluma sunulması da temsil kavramına dahil olabilecektir.

    FSEK m.24’te temsil, doÄŸrudan doÄŸruya (vasıtasız) temsil ve dolayısıyla ( vasıtalı) temsil olarak ikiye ayrılmaktadır.

    Doğrudan doğruya temsilde, bir eser, araya mekanik bir araç girmeksizin, okunarak, çalınarak veya temsil edilerek halka ulaştırılmaktadır.

    Dolaylı temsilde ise eser, önceden onu tespite yarayan bir vasıtaya kaydedilip, daha sonra da bu vasıta yardımıyla kamuya sunulmaktadır. Gerek doğrudan doğruya, gerek dolayısıyla temsil edilen bir eserin, temsil yerinden başka bir yere nakledilmesi hakkı da eser sahibine aittir.

    Doğrudan doğruya ve dolayısıyla temsil ayırımı, temsil hakkının devri bakımından önem taşımaktadır. Temsil hakkının devri, sözleşmede aksine hüküm yoksa, sadece doğrudan doğruya temsili kapsar.

    Bilgisayar programları hem doÄŸrudan doÄŸruya temsile hem de dolaylı temsile konu olabilir. İlk bakışta, bilgisayar programlarının sabit disk veya diskete kaydedilerek geliÅŸtirildiÄŸi ve bir programa ancak bilgisayar cihazı vasıtasıyla ulaşılabildiÄŸi için bunların ancak dolaylı temsilinin mümkün olduÄŸu akla gelebilir. Fakat, bilgisayar programı zaten bilgisayardan istenen sonucun alınabilmesi için gerekli talimatların ROM cihazına veya CD’ye kaydedilmiÅŸ ÅŸeklidir. Öte yandan, bir programdan faydalanmak ancak, bilgisayar cihazı vasıtasıyla mümkün olabilir. Dolayısıyla, ses ve görüntü unsuru içeren bir programın büyük ekranlarda veya reklam panolarıyla halka gösterilmesi doÄŸrudan doÄŸruya temsil sayılır. Bununla beraber, programın veya kodlarının televizyon, hareketli görüntü taşıyıcıları, teletex veya internet ile kamuya sunulmasını da, araya aktarıcı baÅŸka bir vasıta girdiÄŸinden dolayı temsil kabul etmek gerekir.


    Bilgisayar Programlarının Tescili


    Fikri hukukta eser sahibinin eseri üzerindeki tekelci hakkı, eserin meydana getirilmesi ile kendiliÄŸinden doÄŸar. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda, patentlerde olduÄŸu gibi tescil veya patent belgesi gibi resmi berat alma gerekli görülmemiÅŸtir. Bu düzenleme, Bern AntlaÅŸmasının 4. maddesindeki eser sahibinin eser sahipliÄŸinden doÄŸan haklardan yararlanmasının hiçbir ÅŸekle tabi tutulmayacağına iliÅŸkin kurala da uygundur. Özellik taşıyan bir bilgisayar programının korunabilmesi için, fikrin ifade edilerek ÅŸekillendirilmesi gerekli ve yeterlidir.

    Türk Fikir ve Sanat Hukukunda "sinema, video ve müzik" eserleri bakımından anılan bu kurala 3257 sayılı Sinema Video ve Müzik Eserleri Kanunu ile istisna getirilmiÅŸtir. Bu Kanun’un kapsamına giren bir eser, kayıt ve tescil edilmedikçe, gösterme, çoÄŸaltma ve yayma hakkına konu olamaz (3257 s.k. m.8). Sinema Video ve Müzik Eserleri Kanunu (SVMEK) nun 5. maddesine göre, belli bir mizansen veya senaryo çerçevesindeki hareketli ve sesli görüntüleri bilgisayarın yeniden üretmesini saÄŸlayan komutlar kümesini içeren bilgisayar programlarının Kültür Bakanlığı’nda kayıt ve tescilin yaptırılması mümkündür. Kayıt ve tescil yaptırılan bilgisayar programlarının orijinalinden alınmış bir kopyası, Bakanlığa verilerek arÅŸivlenir. (SVMEK m. 5/III)

    Özel ve istisna niteliÄŸinde bir kanun olan SVMEK’in kapsamına sokulamayan bilgisayar programlarının ÅŸu andaki fikri hukuk mevzuatı açısından tescili mümkün deÄŸildir. Halbuki İtalya’da bilgisayar programları için Societa Italiana Autori ed Editor (SIAE) adlı kuruluÅŸ bünyesinde dosyalama sistemi oluÅŸturulmuÅŸtur. Bir bilgisayar programının SIAE’ye dosyalanması, isteÄŸe baÄŸlı olmakla beraber, dosyalanan bilgisayar programının belli bir tarihten önce mevcut olduÄŸunu ispatlama konusunda eser sahibine yardımcı olmaktadır.Türk Hukuku açısından böyle bir imkan mevcut olmamakla beraber pratik bazı çözümler bulunmuÅŸtur. Uygulamada ya bilgisayar programını içeren bir CD’nin notere saklanmak için bırakılması ya da kaynak kodları yazdırılarak bunların notere onaylattırılması yollarından birine baÅŸvurulmaktadır.



    Fikri Hukuk Korumasının Süresi

    Eser niteliÄŸindeki bilgisayar programlarına saÄŸlanan koruma, belirli bir süre ile sınırlıdır. FSEK m.27’de 4110 Sayılı Kanunla yapılan deÄŸiÅŸiklikle, koruma süresi, 50 yıldan 70 yıla çıkarılmıştır. Buna göre eser, eser sahibinin yaÅŸadığı müddetçe korunur ve bu koruma, ölümünden itibaren 70 yıl devam eder. Eser sahibi birden fazla kiÅŸi ise, 70 yıllık sürenin baÅŸlangıcı, son eser sahibinin ölüm tarihidir. Koruma süresi, eserin ( bilgisayar programının) alenileÅŸmesi ile iÅŸlemeye baÅŸlar. Eserin alenileÅŸmesi ya da açıklanması, bilgisayar programının bir ÅŸekilde kamuoyuna duyurulması veya bir takım kiÅŸilerin programdan haberdar olması demektir. EÄŸer bilgisayar programı üzerindeki ilk hak sahibi tüzel kiÅŸi ise, koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 70 yıldır ( 4110 s. k. m. 10/ III).

    Bu sürenin sona ermesi halinde, eser olarak korunan bilgisayar programı kamu malı haline gelir. Eser üzerideki her türlü mali hak, ister eser sahibinde kalsın, ister başkalarına devredilmiş olsun son bulur. Böyle bir bilgisayar programını herkes serbestçe çoğaltabilir, işleyebilir, yayımlayabilir ve temsil edebilir. Bilgisayar programları sahasında böyle bir serbestinin fazlaca bir anlam taşımadığı söylenebilir. Zira, gerek bilgisayar cihazlarının kapasitelerinin sürekli arttırılması, gerekse yeni bilgisayar programlarının geliştirilmesi, 5-10 yıl sonra bir bilgisayar programını demode hale getirmektedir. Hatta bilgisayar program üreticileri bile belirli bir süre sonra programın kopyalanmasını serbest bırakmaktadırlar. Ancak Türk hukuku açısından program sahibinin tek taraflı vazgeçtiğini program üzerine yazması, örneğin "© 1995-2000" şeklinde bir ibarenin yer alması yeterli değildir. FSEK m.60 uyarınca program sahibinin hakkından vazgeçmesi için vazgeçmeye ilişkin resmi senet düzenlemesi ve bu resmi senedi Resmi Gazetede yayımlattırması gereklidir.
  • 08-03-2010, 14:40:18
    #6
    Üyeliği durduruldu
    Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa Göre Bilgisayar Programlarının Korunabilmesi İçin Açılabilecek Davalar

    Hukuk Davaları

    Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, eser üzerindeki mali ve manevi hakların ihlaliyle ilgili olarak üç hukuk davası öngörmüştür. Bu davalar, Tecavüzün Aldırılması Davası, Tecavüzün Meni Davası ve Tazminat Davası’dır. Bilgisayar programları üzerindeki gayrimaddi hakların ihlali nedeniyle bu davaların açılabilmesi için söz konusu bilgisayar programının "eser" niteliÄŸinde olması gerekir.

    Tecavüzün Kaldırılması Davası

    Tecavüzün kaldırılması davası başlamış ve devam eden tecavüzün sona erdirilmesi amacıyla açılır. Tecavüz sona ermişse, artık dava amacı kalmadığından, bu davanın açılabilmesi mümkün değildir. Bu halde tecavüzün kaldırılması davası açılamıyorsa da tazminat istenebilmesine herhangi bir engel yoktur.

    Tecavüzün kaldırılması davasını açma hakkı kural olarak, devam eden tecavüzle hakkı ihlal edilmekte olan kişiye aittir. Eser üzerindeki fikri haklar devredilmediği sürece, tecavüzün kaldırılması davasını eser sahibi veya onun ölümü halinde de mirasçıları açabilir (FSEK m.63, 66/I). Eser üzerindeki mali hak devredildiği takdirde, dava açma hakkı ihlal olunan hakkı devir alan üçüncü kişiye geçer. Mali hakkın kendisini değil de kullanma yetkisini lisans sözleşmesi ile devralan kişi, üçüncü şahısların tecavüzünün kaldırılmasını dava edemez. Sadece sözleşme çerçevesinde gerekli davayı açması için ruhsat verene başvurabilir

    Tecavüzün kaldırılması davasında davalı; mali ya da manevi hakları ihlal etmekte olan kişilerdir. Bir işletmenin çalışanı veya bir tüzel kişinin organı tarafından işin yerine getirilmesi sırasında yapılan tecavüzlerde, adam çalıştıran işletme sahibi veya tüzel kişi hakkında da dava açılabilir (FSEK m.66/II). Bu son halde çalışan veya organ da davalı olarak gösterilebilir.


    Bir bilgisayar programından çoğaltma yolu ile yarar sağlanıyorsa ve çoğaltılan eser sahibi şu üç seçenekten birini seçebilir:
    i) Çoğaltılmış kopyaların veya çoğaltılmaya yarayan kalıpların imhasını,
    ii) Maliyet fiyatını aşmamak şartıyla bu kopya ve kalıpların uygun bir bedelle kendisine verilmesini,
    iii) Kalıpları ve kopyaları tecavüz edende bırakarak, sözleşme yapılsaydı isteyeceği olağan bedelin ençok üç kat fazlasını talep edebilir.

    Bu üç seçenekten birinin kullanılması, izinsiz çoÄŸaltma yoluna giden kiÅŸinin bu Kanun’dan veya diÄŸer kanunlardan doÄŸan sorumluluÄŸunu ortadan kaldırmaz (FSEK m.68/II). Uygulamada daha çok çoÄŸaltma hakkını ihlal eder ÅŸekilde yapılan program kopyalarında, bilgisayarın sabit diski sökülerek el konulmaktadır.


    Tecavüzün Önlenmesi (Men’i) Davası

    Tecavüzün önlenmesi davasının açılabilmesi için, mali veya manevi haklara muhtemel bir tecavüz tehlikesi söz konusu olmalıdır. Sona eren bir tecavüzün tekrarlanması muhtemel görülüyorsa, yine tecavüzün önlenmesi davası açılabilir. Ayrıca, devam etmekte olan bir tecavüzün varlığı halinde, tecavüzün önlenmesi ve kaldırılması davalarının birlikte açılabilmesi de mümkündür. Zira bu iki dava ile farklı sonuçlar amaçlanmaktadır. Tecavüzün kaldırılması davasından amaç, tecavüzün bütün sonuçları ile ortadan kaldırılması iken; tecavüzün önlenmesi davasında maksat, tecavüzün devam ve tekrarının önlenmesidir.
    Kanun, tecavüzün önlenmesi davasında hakimi tecavüzün yöneldiği mali veya manevi hakkın niteliğine göre uygun tedbiri almakta serbest bırakmıştır (FSEK. m.77).

    Bu tedbirler, tecavüz eden veya etmesi muhtemel olan kiÅŸiye bir iÅŸin yapılmasını veya yapılmamasını emretmek ÅŸeklinde uygulanabilir. Yine bu tedbirler cümlesinden olmak üzere hakim, çoÄŸaltılmış kopya veya çoÄŸaltmaya yarayan kalıp vb.’nın ihtiyati tedbir yoluyla geçici olarak zaptına hatta gerekiyorsa kalıp ve kopyaların bozulma ve imhasına da karar verebilir.


    Tazminat Davaları


    Tecavüzün kaldırılması ve önlenmesi davaları fikri hakların ihlalinden doğan hukuka aykırı sonuçları ortadan kaldırmak veya bu ihlali önlemek amacıyla açıldıkları halde, tazminat davaları eser sahibinin malvarlığında veya manevi haklarında meydana gelen zararın giderilmesine hizmet eder.

    Bilgisayar programı üzerindeki manevi hakları ihlal edilen eser sahibi, FSEK m.70’e göre manevi tazminat isteyebilir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, eser üzerindeki manevi hakların ihlali aynı zamanda ÅŸahsiyet haklarına da tecavüz teÅŸkil ediyorsa, Borçlar Kanununa dayanarak manevi tazminat istenebilmesine bir engel yoktur.

    Mali hakları ihlal edilen kimse, tecavüz edenin kusuru varsa Borçlar Kanunundaki haksız fiillere ilişkin hükümler dairesinde tazminat talep edebilir (FSEK m.70/II). Dolayısıyla açılacak davada zarar ve tazminat miktarının belirlenmesi gibi konularda Borçlar Kanunu hükümleri uygulanacaktır.

    Mali hakların ihlali hak sahibinin malvarlığında fiili bir zarara veya kârdan yoksunluğa da neden olabilir. FSEK m.70/III hükmüne göre, mali ve manevi hakların ihlali halinde tecavüze uğrayan tazminattan başka temin edilen kârın kendisine verilmesini isteyebilir. Kârın devri, tazminat niteliğinde değildir. Çünkü eser üzerindeki mali hakka tecavüz edenin kârı, mali hak sahibinin tecavüz nedeniyle uğradığı zarardan fazla olabilir. Haksız fiil hükümlerine göre, gerçek zararın ispatı ve tecavüzü edenin kusuru gibi hususları ispat etmekten kaçınmak isteyen eser sahibi, kârın devri talebini tercih edebilidir.


    Hukuk Davalarında Zamanaşımı

    Fikri haklara tecavüz, aynı zamanda haksız fiil teÅŸkil ettiÄŸinden, BK m.60’daki bir ve 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu sürelerin aşılması halinde davalı zaman aşımını ileri sürerek davanın reddedilmesini saÄŸlayabilir. Ancak çoÄŸaltma hakkına yapılan tecavüzlerde, çoÄŸaltılmış kopyalar piyasaya sürülüp yayınlanmadıkça bir zarar doÄŸmuÅŸ olmayacağından, 10 yıllık mutlak zaman aşımı süresi, haksız çoÄŸaltma tarihinden deÄŸil, yayın tarihinden baÅŸlamalıdır. Tecavüz fiili süreklilik gösteriyorsa, zaman aşımın baÅŸlangıç tarihi olarak son fiil esas alınmalıdır. Mali haklara tecavüz aynı zamanda bir suç teÅŸkil ediyorsa, BK m.60/II’ye göre daha uzun olan ceza zaman aşımı süresi uygulanır.


    Hukuk Davalarında Yargılama Usulü


    Fikri haklara tecavüz haksız fiil niteliÄŸinde olduÄŸundan yetkili mahkeme, davalının yerleÅŸim yeri (ikametgahı) mahkemesi (HUMK m.9) ya da tecavüzün meydana geldiÄŸi yer mahkemesidir (HUMK m.23). Bu genel yetki kurallarına 4110 sayılı Kanunla FSEK m.66’da yapılan deÄŸiÅŸikliÄŸe bilgisayar programı üzerindeki hak sahibinin kendi yerleÅŸim yerinde tecavüzün kaldırılması ve önlenmesi davalarını açmasına imkan tanınmıştır. Eser sahibi davacının yerleÅŸim yeri mahkemesinde tecavüzün önlenmesi veya kaldırılması davası açabilmesine imkan veren bu hüküm, tazminat davalarında uygulanamaz.

    Bilgisayar programları üzerindeki telif hakkına iliÅŸkin davalara bakmakla görevli mahkeme, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesidir. Bugün ancak İstanbul ve Ankara’da fikri ve sınai haklar mahkemesi kurulmuÅŸtur. DiÄŸer illerde ise, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından ikiden fazla asliye hukuk mahkemesi bulunan yerlerde (3) nolu asliye hukuk mahkemesi bu tür davalara bakmakla görevli kılınmıştır.



    Ceza Davaları


    Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, eser üzerindeki manevi ve mali hakların kasten ihlali halinde, takibi şikayete bağlı olmak üzere, ceza davaları öngörmüştür. 5101 sayılı Kanunla değişiklik yapılmadan önce kanunda öngörülen suçların işlenmesi halinde hem hapis hem de para cezasının ikisi birlikte veriliyordu. FSEK m.71-72 ve 73. madde hükümlerinde 5101 sayılı Kanunla değişiklik yapılarak hakimin hapis ya da para cezalarından yalnızca birine hükmedebileceği ancak zararın çok ağır olması halinde her iki cezayı birlikte verebileceği hükmü getirilmiştir. Hangi tür fikri hak ihlallerinin ağır zarar doğuracağının takdiri de hakime bırakılmıştır.


    Mali Haklara Karşı İşlenen Suçlar


    Kanun koyucu, özellikle müzik eserleri ve kitapların korsan satışını önlemek için 2004 yılında FSEK m.72’ye özel hükümler koymuÅŸtur. Ayrıca mali hak ihlal fiillerinin kanuni tipi daha ayrıntılı olarak belirlenmiÅŸ ve her mali hak türünün ihlaline ayrı ceza öngörmüştür. Bir eser türü olan bilgisayar programlarının da getirilen bu özel kanuni korumdan yararlanacağı doÄŸaldır.





    Diğer Suçlar


    FSEK m.73 hükmü ile, 71 ve 72. madde kapsamı dışında kalan bazı fiiller de suç sayılarak cezai yaptırıma bağlanmıştır.


    1. Kasten;
    a) FSEK hükümlerine aykırı olarak çoğaltıldığını bildiği veya bilmesi icap ettiği bir eserin nüshalarını ticarî amaçla elinde bulunduran,
    b) Mevcut olmadığını veya üzerinde tasarruf selahiyeti bulunmadığını bildiği veya bilmesi icap ettiği malî hakkı veya ruhsatı başkasına devreden veya veren yahut rehneden veyahut herhangi bir tasarrufun konusu yapan,
    c) Yegâne amacı bir bilgisayar programını korumak için uygulanan bir teknik aygıtın geçersiz kılınmasına veya izinsiz ortadan kaldırılmasına yarayan herhangi bir teknik aracı, ticarî amaç için elinde bulunduran veya dağıtan, Kişiler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis veya ellimilyar liradan yüzellimilyar liraya kadar ağır para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden,

    2. Kasten; bu Kanunun hükümlerine uygun olarak çoğaltılmış ve yayılmış eser nüshalarının, yapımların � çoğaltma ve yayma hakkı sahiplerinin ayırt edici unvan, marka ve künye bilgileriyle birlikte tıpkı basım ve yapım yoluyla, işaret, yazı, ses, hareketli veya hareketsiz görüntü ya da veri tekrarına yarayan alet veya yöntemlerle çoğaltan veya bu şekilde çoğaltılmış nüshaları yayan, kişiler hakkında üç yıldan altı yıla kadar hapis veya yirmimilyar liradan ikiyüzmilyar liraya kadar ağır para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden, hükmolunur.



    Ceza Davasında Yargılama Usulü


    Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m.71,72 ve 73 hükümlerinde öngörülen suçların takibi şikayete bağlıdır. Savcılığı cezai kovuşturma için harekete geçirme yetkisi, eser üzerindeki hakları tecavüze uğrayan kimseye aittir.

    Hak sahibi, eser üzerindeki hakkını kanıtlayan belgelerle tecavüzü ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı ay içerisinde Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunabilir. Böyle bir şikayet üzerine, tecavüzün gerçekleştiği veya sonuçlarının meydana geldiği yerin Cumhuriyet savcısı, mahkemeden usulsüz çoğaltılmış kopyalara el konulmasını, bunların imha edilmesini, bu konuda kullanılan teknik araçların mühürlenmesini, satışın ve usulsüz çoğaltımın gerçekleştirildiği yerin kapatılmasını talep edebilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı, üç gün içersinde yetkili mahkemeye sunulmak üzere el koyma ve mühürleme kararını resen (kendiliğinden) verebilir (FSEK m.75).

    Uygulamada Cumhuriyet savcıları, şikayet üzerine Emniyet mali şube müdürlüğüne yetki vererek bir veya birden fazla bilirkişi vasıtasıyla telif hakkı ihlal edildiği ileri sürülen ürün üzerinde inceleme yaptırmaktadır. Bunun dışında, eser sahibinin kendisi savcılılık veya mahkeme kararı olmadan, telif hakkı ihlal edildiği gerekçesi ile bir bilgisayarı veya bilişim sistemini inceleyemeyeceği gibi, el koyma gibi muhafaza tedbiri uygulayamaz.

    Ceza davası, FSEK m.71,72 ve 73 hükümlerinde öngörülen fiilleri işleyen kimse aleyhine açılır. Bu fiillerin suç teşkil edebilmesi için, failin kasten hareket etmesi gerekir

    Kanunun suç saydığı fiilleri bir iÅŸletmenin temsilcisi veya müstahdemleri hizmetlerini ifa ettikleri sırada iÅŸlemiÅŸ olurlarsa, suçun iÅŸlenmesine engel olmayan iÅŸletme sahibi veya müdürü yahut hangi ad ve sıfatla olursa olsun, iÅŸletmeyi fiilen idare eden kimse de fail gibi cezalandırılır. Bu kiÅŸilerin cezalandırılabilmeleri için kasdi davranmış olmaları ÅŸarttır (FSEK m.74/I) . FSEK’e göre suç teÅŸkil eden fiil, iÅŸletme sahibi veya idarecisi tarafından emredilmiÅŸse bunlar asli fail, temsilci ve müstahdemler ise yardımcı fail olarak cezalandırılırlar. Kanun, bu halde "emrin" suça azmettirme niteliÄŸinde olmasını aramıştır.


    Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda yazılı suçlardan dolayı hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olan kişi, iki yıl içinde aynı suçu bir defa daha işler ise yeni suçtan dolayı verilecek ceza bir kat artırılır. Bu tür suçların tekrar işlenmesi üzerine verilen hapis cezası ertelenemez ve para cezasına çevrilemez (FSEK m.75).

    Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun suç saydığı fiiller, bir tüzel kiÅŸinin iÅŸleri görülürken iÅŸlenmiÅŸse, masraf ve para cezasından tüzel kiÅŸi de diÄŸer suçlularla birlikte müteselsilen sorumlu olur (FSEK m.74/III).
  • 08-03-2010, 14:41:02
    #7
    Üyeliği durduruldu
    Hukuk ve Ceza Davalarına İlişkin Ortak Hükümler


    Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda hukuk ve ceza davalarında müştereken uygulanacak bazı hükümler mevcuttur. Bunlar:

    *İhtiyati tedbir kararı
    *Hükmün ilanı
    *Zapt,Müsadere ve imhasına (Haksız çoğaltılmış kopyalarla Çoğaltmaya yarayan kalıp vb.)


    ilişkin hükümlerdir.



    İhtiyati Tedbirler


    Fikir ve sanat eserleriyle ilgili olarak henüz dava açılmadan veya dava aşamasında, hakim, fikri hakları ve eseri mümkün olduğu kadar çabuk güvenceye almak amacıyla ihtiyati tedbir kararı verebilir. Bunun için fikri haklara yönelik esaslı bir zararın mevcut olduğu veya böyle bir zarar tehlikesinin kuvvetle muhtemel olduğu hususunda inandırıcı delil ve belgelerin eklendiği yazılı bir tedbir talebinde bulunulması gereklidir.

    Hakim, ihtiyati tedbir olarak diğer tarafa bir işin yapılmasını veya yapılmamasını emredebileceği gibi, bir eserin çoğaltılmış kopyalarının veya çoğaltılmaya yarayan kalıp ve benzerlerinin geçici olarak zaptına da karar verebilir. Kararda, emre muhalefetin İcra İflas Kanunu 343. maddesine göre bir ay hapis cezasını doğuracağı ayrıca belirtilir.

    Fikri hukukta ihtiyati tedbir kararını hukuk veya ceza mahkemeleri verebilir. FSEK’da düzenlenmeyen hususlarda, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 101-103 maddeleri uygulanır.





    Hükmün İlanı

    Fikri hakların ihlaline ilişkin davalarda verilecek mahkumiyet hükmünün ilanı, en etkin manevi tazminat şekillerinden biridir. Hukuk ve ceza davalarında haklı çıkan taraf, kesinleşmiş olan hükmün tamamen veya özet olarak yayımlanmasını mahkemeden talep etme yetkisine sahiptir. Ancak hükmün ilanının talep edilebilmesi için, bu ilanın yayınlanmasında geçerli bir sebep veya menfaatin mevcut olması gerekir. İlan, hükmün kesinleşmesinden itibaren başlayan üç aylık hak düşürücü süre içerisinde talep edilmelidir (FSEK m.78).

    İlanın şekil ve muhtevası hükmü veren mahkeme tarafından tespit edilir. İlan masrafı, davada haksızlığına karar verilen tarafa aittir.


    Zabt, Müsadere ve İmha


    Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa aykırı olarak imal edilmiş veya yayınlanmış bir bilgisayar programının çoğaltılmış kopyaları ve bunları çoğaltmaya yarayan araçlar, hukuk ve ceza davalarında verilen hükme göre zabt, müsadere veya imha edilebilir. (FSEK m.79)

    Çoğaltılmış kopyaların ve çoğaltma araçlarının zabt, müsadere ve imha edilebilmesi için bunların, mütecavizin veya onunla birlikte sorumlu olanların ya da suça iştirak edenlerin mülkiyetinde bulunması şarttır. Üçüncü şahısların bu kopya veya kalıplar üzerinde fikri hukuktan doğan hakları mevcut olmasa bile, bu şahısların söz konusu şeyler üzerinde mülkiyet veya rehin gibi sınırlı bir ayni hakka sahip olmaları, zabt, müsadere veya imhaya engeldir.

    Bununla birlikte, yolsuz çoÄŸaltılan kopyaların veya çoÄŸaltmada kullanılan araçların kullanılması, yapılması, taşınması, bulundurulması ve satılması cürüm veya kabahat ÅŸeklinde bir suç teÅŸkil ettiÄŸi takdirde, bunların fail veya mütecavize ait olup olmadığına bakılmaksızın TCK m.36/II’ye göre zabıt, müsadere veya imha edilmeleri mümkündür.
  • 13-03-2010, 10:22:59
    #8
    Üyeliği durduruldu
    Kaynak : Medeni Kanun’un 762. maddesinde düzenlenen kısımdır.