BİLGİSAYAR PROGRAMLARI ÜZERİNDEKİ FİKRİ HAKLAR ve BU HAKLARIN KORUNMASI
Bir bilgisayar programı geliştirilip diskete kaydedildiği zaman, hukuken iki sonuç ortaya çıkar. Birincisi, programın kaydedildiği disketin üzerindeki mülkiyet hakkıdır. Bu mülkiyet hakkı, Medeni Kanun’un 762. maddesinde düzenlenen menkul mülkiyetidir. İkinci olarak, disketin maddi varlığından ayrı olarak programın kaydedilmesinden dolayı bir hak daha doğar. Bu sonuncu hak, gayri maddi mallar üzerindeki haklardandır.
Gayri maddi mallar, ancak göz, el veya başka bir aracı varlık vasıtasıyla idrak edilebilirler. İlk bakışta, gayri maddi varlıkları üzerinde cisimlendikleri maddi varlıktan ayırmak gereksiz görülebilir. Roma hukukunda, Gaius ve Paulus "bir tahta üzerinde yapılan resmin mülkiyeti, resimi yapana değil de tahta sahibine aittir" diyerek, o dönemlerde gayri maddi mal mülkiyetini tanımamışlardır. Zamanla, matbaanın icadıyla birlikte, matbaacıların ödedikleri ücret karşılığı eserin sahibi oldukları kabul edilmiştir. İngiliz hukukunda matbaacıların bu hakkına "copyright (çoğaltma hakkı)" denilmiştir. Daha sonraları, modern hukukta matbaacılara ait bir hak olan "copyright" veya "telif hakkı" kavramı eser sahibinin hakkını ifade etmek üzere kullanılmaya başlanmıştır.
Bilgisayar programları endüstrisi çok hızlı gelişme kaydetmiş ve büyük bir pazar haline gelmiştir. Bu gelişme paralelinde program korsanlığı (software piracy) gündeme gelmiştir. Program korsanlığı veya program sahibinin program üzerindeki hakkının ihlali büyük boyutlara ulaşmıştır. Özellikle bu sektörün çok gelişmiş olduğu Amerika Birleşik Devletlerinde, program geliştiren ve pazarlayan firmaların programlarının haksız ve yetkisiz olarak kopya edilmesinden dolayı zararları, her yıl yaklaşık 10 milyon dolar civarındadır.
Program geliştiren firmalar, kanunsuz kopyacılığa engel olmak için önceleri birtakım teknik önlemlere başvuruyorlardı. Bilgisayar virüsleri de bu teknik önlemler kapsamında geliştirilmiştir. Zamanla bu önlemler uygulamada yetkili kullanıcıların şikayetlerine sebep oldu. Zira, satın alınan programda, kullanıcının ihtiyaçlarına göre bazı değişiklikler (modification) yapmak gerekiyordu. Fakat korsanlığı önlemek için getirilen koruma teknikleri, programda değişiklik yapılmasına engel oluyordu. NASA gibi yoğun şekilde program kullanan kurumlar, program satın alırken, kopyacılığı önlemek için herhangi bir teknik önlemin programa yüklenmemesini şart koşmaya başladılar. Bundan sonra, bilgisayar programı üreten firmalar teknik önlemlerden vazgeçerek, bunun yerine dava yoluyla haklarını korumayı tercih ettiler.
Dünyada bilgisayar programlarını korumak için gelişmiş ülkelerin hemen hemen hepsinde özel kanun hükümleri öngörülmüştür. Polonya gibi gelişmekte olan ülkelerde bile bilgisayar programlarını korumak için özel kanuni düzenlemelere gidilmiştir. Ayrıca bu konu, gelişmiş ülkelerde gerek doktrin gerekse yargı içtihatlarında çok geniş bir şekilde ele alınmış ve işlenmiştir.
Yabancı Hukuk Sistemlerinde Bilgisayar Programlarının Fikri Hukuk Korunması
Bilgisayar programlarının, telif hakları (copyright - authors’ right) patent hukuku veya haksız rekabet (trade secrecy) hukukuna göre korunabileceği ileri sürülmektedir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde bilgisayar sözleşmelerinde, programcı yararına "ifşa etmeme" (nondisclasure agreement) şartına yer verilmektedir.
Şimdi, yabancı hukuk sistemlerinde fikri hukuka göre bilgisayar programlarının nasıl korunduğunu görelim.
ABD Hukukunda Fikri Hukuk Koruması
ABD’de 1980 Telif Hakları Kanunu 101. maddesinde bilgisayar programı, "bilgisayarda belirli bir sonuç elde etmek üzere doğrudan veya dolaylı olarak kullanılan bir talimatlar dizisidir" şeklinde özel olarak tanımlanmıştır.
Yine aynı Kanun’un 117. maddesinde de "... sadece bilgisayar programlarından yararlanmak veya arşiv amaçları için gerekli olduğu taktirde, bilgisayar programının bir kopyasına sahip olanın ondan başka bir kopya çıkarması veya işlemesi yahut bu amaçla başkasını yetkili kılması, telif hakkının ihlali değildir." denilmiştir.
Yapılan bu iki değişikliği dikkate alan ABD Mahkemeleri, bilgisayar programlarına çok geniş bir fikri hukuk koruması (copyright protection) tanımışlardır. Dünyada geniş yankılar uyandıran bu mahkeme kararlarını kısaca incelemekte yarar vardır.
Bilgisayar Programlarının Fikri Hukuka Göre Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Yönergesi
Avrupa Konseyi, 14 Mayıs 1991 tarihinde üye ülkelere bilgisayar programlarının korunması konusunda milli kanunlarında yapmaları gereken değişikliklerin genel çevresini gösteren bir yönerge göndermiştir. Konsey Yönergesinin 1. maddesinde, üye ülkelerin bilgisayar programlarını, edebi eserler kapsamında, fikri hukuka göre koruma getirmeleri istenilmiştir. Bu Yönergenin amaçları bakımından "bilgisayar programları" terimi, onların hazırlık tasarımı malzemesini de kapsar. Bu yönergeye göre hukuki koruma, bir bilgisayar programının herhangi bir şekilde ifade tarzını kapsar. Kullanıcı arabirimleri (user interface) de dahil olmak üzere, bir bilgisayar programının herhangi bir elemanına esas olan fikir ve prensipler, fikri hukuk tarafından bu yönergeye göre korunmaz.
Bilgisayar programlarının "eser" olarak kabul edilebilmesi için, orijinal olması gerekir. Yönergede orijinalliğin tesbitinde programın estetik veya kalite açısından bir değerlendirmeye tabi tutulmaması gerektiği belirtilmektedir. Bir bilgisayar programının orijinal eser sayılıp korunabilmesi için, programcının kendi fikri faaliyet ürünü olması ve başka bir eserden kopya edilmemesi yeterli olacaktır. Programın kendinden öncekilere oranla daha fazla yaratıcılık ve hüner gösterip göstermemesi veya programın basit veya karmaşık olup olmaması, fikri hukuk açısından önemli olmayacaktır.
Almanya ve Fransa da, Yönergeden önce 1985 tarihinde, bilgisayar programlarına telif hakkı koruması getiren düzenlemeler yapmışlardı. Yönergenin yayımlanmasından sonra, İsviçre’de bilgisayar programları 9.10.1992 tarihinde yürürlüğe giren kanunla Telif Hakkı Kanunu kapsamına alındı. İleride göreceğimiz gibi Türk Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile bilgisayar programlarına hukuki koruma getiren değişiklikte büyük ölçüde bu Yönerge’den yararlanılmıştır.
Türk Hukukunda Bilgisayar Programlarının Fikri Hukuka Göre Korunması
Türk hukukunda bilgisayar programlarının fikri hukuka göre korunması aşağıdaki başlıklar altında incelenebilir:
-Genel olarak fikri hukuk korumasının şartları
-Bilgisayar programlarının eser niteliği
-Bilgisayar programlarının orjinalliği
-Bilgisayar programlarında korumanın konusu
Genel Olarak Fikri Hukuk Korumasının Şartları
Fikri hukuk, korumayı "eser" kavramına yöneltmiştir. Koruma, ancak eser sayılabilen, fikri emek ürünleri üzerindeki hakları kapsamaktadır. Fikri haklar, sahibine tekelci yetkiler tanımaktadır. Bundan dolayı, alelade her fikri çalışma değil de, toplumun gelişmesine katkıda bulunan zihinsel ürünler, fikri hukuka konu olmaktadır. Bu niteliği taşımayan çalışmalar için üçüncü şahısların özgürlük alanını boş yere daraltmaya gerek yoktur. Bu sebeple fikri hukukta "eser" kavramı anahtar bir rol oynamaktadır.
"Eser" kavramı hakkında genel kabul gören bir tanım vermek güç, hatta imkansız gibidir. Türk Hukukunda fikri emek ürünleri, yasal olarak Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile düzenlenmiştir.
FSEK’in 1. maddesinde "...eser, sahibinin hususiyetini taşıyan ve aşağıdaki hükümler uyarınca ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri sayılan ve her nevi fikir ve sanat mahsülüdür." şeklinde tanımlamaktadır.
FSEK bu hükmüyle eser kavramının belirlenmesinde iki unsurun varlığını aramaktadır. Bunlar;
Kanun’da belirtilen eser kategorilerinden birine dahil olmak,
Sahibinin özelliğini taşımaktır.
Sahibinin Özelliğini Taşımak
Bir fikir ürününün, koruma konusu düzeyine çıkabilmesi için sahibinin özelliğini taşıyor olması gerekir. Bağımsız ve yaratıcı bir fikri çalışma ürünü olan eserler, sahibinin özelliğini taşıyor sayılır. Sahibinin özelliğini taşımak unsuru, bazı hukuk sistemlerinde "orijinallik" olarak ifade edilmektedir.
Eserin bağımsız fikri çalışma ürünü olması, kendisinden önce yaratılan eserlerden yararlanılmayacağı anlamına gelmez. Ancak kendisinden hiçbir şey katmaksızın, başkasının eserinden gasp ve aşırma (intihal) derecesine ulaşacak seviyedeki yararlanmayı fikri hukuk yasaklar. Yoksa aleniyet kazanarak kamuya mal olmuş fikirlerden yararlanmamak mümkün değildir. Burada aranan husus, bu yararlanmaların yanı sıra eser sahibine atfedilecek az veya çok bir fikri emeğin bulunmasıdır.
Fikri hukukta aranan özellik, patent hukukunda aranan özellikten farklıdır. Bir buluşa patent verilebilmesi için, yenilik ve tekniğin halihazır durumuna göre bir aşama kaydetme unsurlarının varlığı şarttır. Halbuki fikri hukukta mevcut fikir anlayışının başka bir şekil ve tarzda incelenmesi açıklanması ve yorumu da korunmadan faydalanır. Fikri hukuk açısından yaratıcılık, "var olandan başkasını meydana getirmek" şeklinde anlaşılmalıdır.
Kanun’da Belirtilen Eser Kategorilerinden Birine Dahil Olmak
Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda, bir fikri ürünün, eser niteliği kazanabilmesi için, sahibinin özelliğini taşımasının yanı sıra, Kanunda dört kategori halinde belirtilen eser formlarından biriyle ifade edilmiş olması da şart koşulmaktadır (FSEK. m.1). Böylece Bern Antlaşması’nda olduğu gibi, eser türlerini kapsayan bu üst kategoriler sınırlı tutulmuş, ancak ortaya yeni çıkan bir eser türünün de bu kategoriye sokulabilmesine imkan tanınmıştır.
Bu ana eser kategorileri Kanun tarafından sınırlandırılmış olduğundan, bunların dışında beşinci bir eser kategorisi oluşturulamaz. Böylece bir fikir ürünü bu kategorilerden birine sokulmuyorsa, Kanuna göre eser sayılmaz ve korumadan faydalanamaz.
Bilgisayar Programlarının Eser Niteliği
Bilgisayar programlarının eser niteliği aşağıdaki başlıklar altında incelenebilir:
*Bağımsız eser olarak
*İşlenme eser olarak
Bağımsız Eser Olarak
Bilgisayar programları, birçok unsurdan oluşan ve bilgisayardan arzu edilen sonucu elde etmeye yarayan talimatlar dizisidir. Bilgisayar programlarının önceki sayfalarda da belirttiğimiz gibi, birbirinden ayrılması ve gözlemlenmesi mümkün olan, program akışı, algoritma, kaynak ve amaç kodu ve kullanıcı arayüzü unsurları bulunmaktadır. Bu unsurların tamamlanmasıyla bilgisayar programlarının oluşumu, tıpkı bir roman veya makalenin yazımına benzemektedir. Dış alemde de fark ve tespit edilebilen çalışmaların sonucunda, birtakım şekillendirmeler ortaya çıkmaktadır. Kullanıcı arayüzü vasıtasıyla giriş olarak verilen bilgiler (input) ve istenilen sonuca göre, bu programlardan resim, karmaşık matematiksel hesaplamalar, onlarca kitap dolusu bilgi derlemesine kadar birçok çıkış (output) alınabilmektedir. Bir programın hazırlanmasında, bilgi ve mantıksal bağlantılar adeta dantel gibi örülmektedir.
İnsanlar, plak, teyp kaseti ve CD’lere kaydedilmiş şeyleri duyarak, görerek, okuyarak algılayarak hissetmektedir. Buna karşılık bilgisayar programlarını insan değil de, bilgisayar cihazı anlayabilmekte ve fakat algıladığı bu sonucu insanlara bildirmekte, buna göre işlem yapmaktadır.
Bütün bu yönleriyle bilgisayar programları, edebiyat eserleri (literary works) kategorisine dahil eser türü içinde yer alır. Gerek yabancı hukuk sistemlerinde, gerekse uluslararası hukuki düzenlemelerde bugün için bilgisayar programlarının edebi eserlerden olduğu tartışmasız bir şekilde kabul edilmektedir.
Yukarıda belirtildiği gibi, Almanya’da bilgisayar programlarını "edebi eserler" arasında sayan Telif Hakları Kanunu’nda 1985 kanun değişikliği yapılmadan önceki devrede, ünlü fikri hukuk profesörü Ulmer, bilgisayar programlarında harcanan fikri emeğin, estetik içerik aranmaksızın, onların eser sayılması için yeterli olduğunu ileri sürmüştür. Alman Yüksek Mahkemesi de Inkasso-Program kararında, kanunda açık hüküm bulunmasa bile, orijinal olması şartıyla bilgisayar programlarının eser olarak korunacaklarına karar vermiştir.
Türkiye’de, bilgisayar programlarını eser olarak kabul eden 4410 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce de, gerek doktrin, gerekse uygulamada FSEK m.1’e geniş bir anlam verilerek fikri hukuka göre koruma getirilmek istenmişti. Danıştay, henüz FSEK’te yasal düzenlemenin yapılmadığı 1994 yılında verdiği bir kararda, bilgisayar oyun disket ve kasetlerini eser olarak nitelendirmişti.
Ülkemizde de dünyadaki eğilim ve gelişmeye uygun olarak FSEK’te 7.6.1995 tarih ve 4110 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle bilgisayar programları, eser olarak kabul edilerek kanuni koruma altına alınmıştır. Bu değişiklikle, bilgisayar programları ve program sonucu doğurması koşuluyla program hazırlık tasarımları, ilim ve edebiyat eserleri kategorisine dahil edilmiştir. Böylece FSEK, yukarıda incelediğimiz 14.5.1991 tarihli Avrupa Konseyi Yönergesi’ne uygun hale getirilmiştir.
İşlenme Eser Olarak
Bağımsız olarak yaratılmış eserlerin yanında, önceden mevcut bir esere sadık kalarak, onun başka bir şekle dönüştürülmüş haline "işleme eserler" denir. Mesela, bir hikayenin başka bir dile tercümesi veya bir romanın sinema senaryosu haline getirilmesi gibi.
FSEK m.6/I’de "işleme eser", diğer bir eserden yararlanmak suretiyle meydana getirilen, bu esere oranla bağımsız olmayan fikir ve sanat ürünleri şeklinde tanımlanmıştır. FSEK m.6’da işleme eserler, dokuz bent olarak sayılmıştır.
4110 sayılı Kanun’un üçüncü maddesiyle de, bu bentlere 10. ve 11. bent olarak bilgisayar programları ile ilgili iki bent daha ilave edilmiştir.
Bir eserin işlenmesinden amaç, bağımsız bir eser yaratmak değil, mevcut bir eseri başka bir şekle dönüştürerek ifade etmektir. Bu nedenle, değişiklik veya uygulama suretiyle geliştirilen bilgisayar programının, işleme eser olarak kabulü için, asıl bilgisayar programlarının özelliklerini yansıtması gereklidir.
FSEK m.6/III hükmüne göre, program geliştiricisinin yaptığı işlenme faaliyetlerinde de kendisine ait bir özellik bulunması şarttır. Bu bakımdan, herkesin bir bilgisayar programında rutin olarak yapabileceği değişiklikler, işlenme eser sayılmaz.
4110 sayılı Kanunla FSEK m.6’ya eklenen 11. bent hükmünde ise, "veri tabanları" da işlenme eser türü olarak kabul edilmiştir. Veri tabanı, birden fazla uygulama alanında kullanılan verilerin uygulamayı kolaylaştıracak şekilde bir düzen içerisine konulmuş şeklidir. Bir başka deyişle, veri tabanı, değişik dosyalarda tekrarlanan bir verinin tekrarı en aza indirmek için bir tabana oturtulmuş halidir. Maddenin 11. bendinde koruma altına alınmak istenen husus, verilerin ve materyallerin bir plan dahilinde derlenmesi sonucu veri tabanı olarak ortaya çıkan şekillendirmedir. Bu bende "araç ile okunabilir veya diğer biçimdeki" şeklinde sonradan yapılan eklemeyle, elektronik veri tabanlarının da FSEK kapsamında olduğu belirtilmek istenmiştir. Yine aynı bentte, kanunda veri tabanı içinde bulunan veri ve materyallerin fikri hukuk koruması dışında olduğu açıkça vurgulanmıştır (FSEK m.6 bent 11). Ayrıca, 3.3.2004 tarihinde FSEK’e "Ek madde 8" olarak yapılan eklemeyle veri tabanı yaratıcısının hakları ve bu hakları kullanma şekli ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.