Bilgisayar Programları Üzerindeki Fikri Haklar ve Türleri

Bu başlık altında sırasıyla;

*Bilgisayar programları üzerindeki programların hukuki niteliği
*Bilgisayar programları üzerinde hak sahipliği
*Bilgisayar programları üzerindeki hakların türleri
*Bilgisayar programlarının tescili
*Fikri hukuk korumasının süresi


Bilgisayar Programları Üzerindeki Hakların Hukuki Niteliği

Bilgisayar programının geliştirilmesiyle fikri hukuk açısından geliştiricinin şahsında objektif bir hukuki durum meydana gelir. Bu hukuki durum, eser sahipliği veya programın sahipliği şeklinde ortaya çıkar. Program geliştiricisinin şahsında gelişen bu hukuki durum, bir kısmı mal varlığı bir kısmı da şahıs varlığı çevresinde gelişen hak ve yetkilerin toplamıdır. Malvarlığına ilişkin haklar, o programdan gelir sağlama ve birtakım ekonomik menfaatler elde etmek şeklinde kendini gösterir. Şahıs varlığına yönelik haklar ise, program geliştirenin o programın ortaya çıkması nedeniyle sahip olduğu kişisel ve manevi hakları ifade eder.

Bu hak ve yetkiler mutlak ve tekelci niteliktedirler. Program geliştiricisi, bu hakkını herkese karşı ileri sürebilir ve herkesten bu haklara karşı saygı göstermelerini isteyebilir. Mutlak nitelikte tanınmış bu haklarının ihlal edilmesini dava ve şikayet yoluyla önleyebilir. Bir takım hukuki korumaya yönelik tedbirlerden yararlanabilir. Bu hakların tekelci olması ise, faydalanma yetkisinin sadece program sahibine ait olması anlamına gelmektedir. O, bu hakkını yalnızca kendisi kullanabileceği gibi, üçüncü kişilere tam veya kısmi kullanma hakkı da tanıyabilir. Bilgisayar programının geliştirilmesiyle ortaya çıkan hukuki durumun özü devredilemez; fakat kural olarak bu haklar demetinden yararlanma yetkisinin devredilmesi mümkündür. Bütünüyle devir olayının yasaklanması halinde, söz konusu eserden iktisaden yararlanma imkansızlaşacaktır.

Bilgisayar programı üzerinde patent koruması, ancak belli bir sürenin dolmasıyla başlayabilir. Telif hakkı veya Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre korumanın doğumu için, söz konusu eserin ortaya çıkması, alenileşmesi gereklidir.


Bilgisayar Programları Üzerinde Hak Sahipliği

Bilgisayar programları üzerindeki hak, bilgisayar programına özelliğini yansıtan kişinin şahsında doğar. Hak sahibi, FSEK m. 8/I hükmüyle ifade edildiği gibi, bilgisayar programını meydana getirendir.

Eser (bilgisayar programı) üzerindeki haklar, eserin meydana getirilmesiyle, kanun gereği kendiliğinden kazanılır. Bir fikri emek ürününün meydana getirilmesi olgusu, onu meydana getiren şahsın eser sahipliği statüsünü kazanması için gerekli ve yeter şarttır. Fikri hakların, sadece eserin yaratma olgusuyla onu meydana getiren şahsa ait olmasına, "yaratma gerçeği" ilkesi denilmektedir.

Yaratma gerçeği ilkesi uyarınca, bilgisayar programları üzerinde hak sahibi olma, yalnızca gerçek kişiler bakımından söz konusudur. Dolayısıyla tüzel kişiler, Kıta Avrupası Hukuk Sistemlerinde ve Türk Hukukunda, Anglo-Amerikan hukukundan farklı olarak, program üzerinde gerçek anlamda hak sahibi sayılmaz.
FSEK m.18’de 4630 sayılı Kanunla yapılan değişikliğe göre, memur, hizmetli ve işçiler, işlerini görürken ve o işle ilgili geliştirdikleri bilgisayar programının sahibidirler. Ancak geliştirilen bilgisayar programını kullanma hakkı, bu kişileri çalıştıran veya istihdam eden gerçek veya tüzel kişilere aittir. Yalnız, bu kuralın aksi, yani kullanma hakkının da çalışana ait olacağı tarafların aralarındaki sözleşmede kararlaştırılabilir. Bu anlatılanlar, bir şirketin, derneğin ya da vakfın organını oluşturan kişilerin geliştirdiği bilgisayar programları hakkında da uygulanır.

Bu şekilde bağımlı bir çalışma ilişkisi bulunmadan geliştirilen programlarda, taraflar arasındaki sözleşmenin niteliğine ve tarafların yüklendikleri edime göre hak sahibi belirlenir. Eğer, bir bilgisayar programı geliştirilip bunun yayımı da söz konusu ise, hak sahibi yayımcı değil de programı geliştirendir. Yok eğer, bilgisayar programının hazırlanması, yayımcının talimatı ve onun belirlediği plan dahilinde gerçekleşiyorsa, program üzerindeki telif hakkı da yayımcıya ait olur. Taraflar arasındaki sözleşmede bu şekilde bir yayımlama yükümlülüğü yok ise, o zaman iş tamamen sözleşmedeki hükümlere ve bu hükümlerin yorumlanmasına kalmıştır.

Bilgisayar programları, bir kişinin üstesinden gelemeyeceği kadar yoğun çaba ve emek gerektirir. Bu sebeple, bilgisayar programları, genellikle birden fazla kişinin ortak ürünü olarak geliştirilmektedir.


Birden fazla kişinin meydana getirdiği bilgisayar programlarının kısımlara ayrılması mümkünse; bunlardan her biri, meydana getirdiği eserin sahibi sayılır (FSEK m .9/I ).

Yok eğer, birden fazla kişinin katılımıyla meydana getirilen bilgisayar programı, ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, hak sahipliği, onu meydana getiren kişilerden oluşan "birliğe" aittir. Bu birliğe Borçlar Kanunu’nun adi şirket hakkındaki hükümleri kıyasen uygulanır (FSEK m.10).

Bir insanın yaratıcı çabası olamadan tamamen bilgisayarlar tarafından üretilen ve "computer-generated works" olarak adlandırılan eserlerde, hak sahibinin kim olacağı konusu tartışmalıdır. Aynı sorun, program yaratmak amacıyla yazılmış bilgisayar programlarının ürettiği yazılımların telif hakkının kimde kalacağı konusunda da yaşanmaktadır. Burada, yasal bir düzenleme olmadığından, tarafların arasındaki sözleşmeye ve olayın niteliğine göre bir çözüm bulmak gerekir. Böyle bir programı satın alan ve hiç olmazsa bilgisayara emir ve komut veren kişiyi hak sahibi saymak yerinde olur.


Bilgisayar Programları Üzerindeki Hakların Türleri

Program geliştiricisi, bilgisayar programının geliştirildiği anda, otomatik olarak bu program üzerinde bazı hak ve yetkilere sahip olur. Eser sahibinin çeşitli yetkileri içeren bu tekelci hakkı, mülkiyette malikin hakkına benzeyen bir durumdur.

Türk Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na eser sahibinin hakları, mali ve manevi yetkiler olarak iki türe ayrılmış ve sınırlayıcı şekilde saymıştır. Bu suretle, Kanun’da sayılan hak ve yetkilerin kapsamı açık olarak belirlenebilmekte ve bunlara yapılan tecavüzlerin tespiti kolaylıkla imkan dahiline girebilmektedir. Sayma sisteminin sakıncalı yönü ise , teknik gelişmeler sonucu eserden kanunda sayılan şekiller dışında ortaya çıkacak yeni yararlanma usullerini eser sahibinin kullanamamasıdır.

Fikri hukuk açısından olduğu kadar, Patent Hukuku açısından da gayri maddi mal üzerindeki hak mali ve manevi yetkileri içerdiği kabul edilmektedir. Gerçekten de Paris Antlaşması’nın 2 Haziran 1936 tarihli değişikliğinde buluş sahibinin patent belgesinde adının anılmasını isteme hakkı olduğu hüküm altına alınmıştır.

1. Manevi Haklar
2. Mali Haklar


Manevi Haklar

Mali haklar, eser sahibinin eserinden iktisaden yararlanmasına yönelik iken, manevi haklar, şahsi ve manevi hakları korurlar.


Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda manevi hak olarak,

* eseri kamuya sunma hakkı,
* eserde sahibinin adını belirtme hakkı,
* eserde değişiklik yapılmasını yasaklama hakkı ve
* eser sahibinin eserin üzerinde cisimlediği malın malik ve zilyetlerine karşı olan hakkı

olarak dört çeşit hak sayılmaktadır.

Yabancı doktrinde, manevi hakların, bilgisayar programı sahasına uygun olmadığı görüşü hakimdir. Hatta bazı yazarlar, bu sahada manevi hakların bilgisayar programının tabiatına aykırı olduğunu, kanunda bu sahada manevi hakların mevcut olmaması gerektiği görüşündedirler. Bu görüşün etkisiyle bazı hukuk sistemlerinde yapılan kanun değişikliklerinde manevi haklara büyük istisnalar getirilmiştir.

Programı Kamuya Sunma Hakkı

Fikri emek mahsulü bir eseri kamuya sunma yetkisi, münhasıran o eserin sahibine ait bir yetkidir. Eser ancak, sahibinin gizlilik alanından çıkarak kişilerin herhangi bir yolla fark edebileceği bir şekilde dış dünyaya yansırsa, fikri hukuk tarafından korunur hale gelir.

Eser sahibi tarafından başkasına devredilmiş olan mali hakların kullanılması eserin kamuoyuna sunulması yetkisini de kapsıyorsa, eser sahibinin eseri kamuoyuna sunma yetkisini mali haklarla birlikte devretmiş olduğu kabul edilir. Örneğin bir programın yayım hakkını devretmiş olan kimse, onun kamuoyuna sunulması yetkisini de devretmiş sayılır. Eserin kamuoyuna sunulması, eser sahibinin şeref ve itibarını düşürecek nitelikte ise, eser sahibi yayınlama hakkını devretmiş olsa bile sonradan verdiği bu izinden dönebilir.
Eser sahibinin yapacağı bir sözleşme ile bu haktan önceden vazgeçmesi geçerli değildir (FSEK m.14/III).

Eser sahibinin eseri korumaya sunma yetkisini geri alması halinde, karşı taraf, uğrayacağı zarar nedeniyle tazminat talep etme hakkına sahiptir.

Eser hakkında bilgi verme hakkı da münhasıran eser sahibine ait bir haktır. Bu suretle eser sahibinin eserini gizli tutmaktaki manevi çıkarı güvence altına alınmıştır. Eser sahibi, eseri kamuya sunma yetkisini devretmişse, ondan daha dar bir kavram olan eser hakkında bilgi verme hakkını da devrettiğini kabul etmek gerekir.
Eseri yayma hakkının başkasına devredilmesi halinde, yayım sözleşmesinde tayin edilen süre içinde veya sözleşmede bir süre belirlenmemişse hal ve şartlara göre makul bir süre içinde kamuoyuna sunulmazsa eser sahibi sözleşmeden cayabilir (FSEK m.58/I).

Zira devredilmiş olan bu mali hakkın kullanılmaması, eser sahibinin hem manevi hakkının yanı sıra onun ekonomik haklarını da ihlal eder.


Program Sahibinin Adını Belirtme Hakkı

Eser sahibi, eseriyle kendi arasındaki ilişkiyi kamuya bildirip bildirmeme konusunda bir takdir hakkına sahiptir. Eser sahibi olarak tanınmakta bir sakınca görmüyorsa eserinde kendi adını belirtebilir. Adının tam olarak belirtilmesi zorunlu olmayıp, herkesçe bilinen bir kısaltma, bir rumuz veya takma ad kullanması da mümkündür. Yalnız, eser sahibinin izni olmadıkça adında değiştirme ve kısaltma yapılamaz.
Eserde adın belirtilmesi eser sahipliğine ilişkin bir karine oluşturması ve eser üzerindeki tasarruf yetkisinin ispatı bakımından önemlidir. Bir kimse başkasının eseri kendi adını koyup yayınlayabilir (aşırma - intihal) ya da kendine ait olan eseri, başkasının isminden yararlanmak için o kişinin adıyla piyasaya sürebilir. Bu gibi hallerde açılacak bir tespit davasıyla gerçek eser sahibi belirlenebilir (FSEK m.15/III). Sahibinin adı belirtilen eserlerde, adı bulunan kimse aksi ispatlanıncaya kadar eserin sahibi sayılır (FSEK m.11).

Bilgisayar programlarının bir ekip çalışması ürünü olduğu, bir programın geliştirilmesinde birçok kişinin emeği geçtiği, bu nedenle de programda eser sahibi adının belirtilmesine ilişkin bir hakkın uygulanma kabiliyeti olmadığı ileri sürülmüştür. Kanaatimce bu görüşe katılmaya imkan yoktur. Zira, hukuki korumaya konu olan eserlerin büyük bir kısmında birden fazla kişinin katkısı bulunmaktadır. Ayrıca, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 8 vd. maddelerinde, birden fazla kişi tarafından vücuda getirilen eserlerde kimin eser sahibi sayılması gerektiği hakkında kriterler öngörülmüştür. Bu maddelerden hareketle eser sahibi olarak belirlenen kişinin adı programda belirtilebilir.



Programda Değişiklik Yapılmasını Yasaklama Hakkı

Bir eser, manevi haklara konu olmak bakımından, gerek muhtevası gerekse şekli ile bir bütün teşkil eder. Eser sahibinin, eserin değişmeden bozulmadan yaşamaya devam etmesinde, eseriyle manevi ilişkisinin devam etmesinde bir manevi çıkarı vardır.
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 16. maddesinde, eser sahibinin izni olmadıkça eserde kısaltmalar, ekleme ve başka değiştirmeler yapılamayacağı belirtilmektedir. Hatta aynı maddede, eser sahibi kayıtsız ve şartsız olarak izin vermiş olsa bile, şeref ve itibarını yahut eserin nitelik ve özelliğini bozan her türlü değiştirmelere karşı çıkabileceği hükmü yer almaktadır.

Bilgisayar programlarının bütünlüğünü koruma yetkisi, bu sahanın ihtiyaç ve gereklerine uymamakta ve birtakım problemler doğurmaktadır. Kullanıcı, bilgisayar programını kullanım alanı ve şekline göre bazı değişiklikler yaparak değiştirmek (upgrade) veya programdaki hataları ve kendine uymayan yönleri ortadan kaldırmak (debugging) durumundadır. Bu ihtiyaç, kullanım devam ettikçe sık sık ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar, normal kullanım gereği ufak tefek değişiklikler yapmak kanunen mümkün ise de, bilgisayar sektöründe duyulan değişiklik ihtiyacı bu sınırı aşmaktadır. Kanaatimizce de program geliştiricisin programın bütünlüğünü koruma yetkisinin kaldırılması veya sınırlandırılması görüşü, yerindedir. Nitekim, Fransız ve Japon Kanun Koyucuları bu noktayı görmüşler ve kullanıcıya, herhangi bir izin almaksızın programda değişiklik yapma hakkı tanımışlardır. Yalnız burada da kullanıcıya değişiklik yaparken sınırsız serbestlik tanıma da uygun olmaz. Bir bilgisayar programı ile geliştiricisi arasındaki manevi bağı mümkün mertebe koparmamaya dikkat etmek gerekir. Bu nedenle programda değişiklik yapılabilmesi, programı değişiklik yapmaksızın bu işte kullanmanın mümkün olmaması veya değişikliğin yapılmasının o işte programın verimliliğini çok fazla artırıyor olması şartlarından birinin gerçekleşmesine bağlı olmalıdır. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 38. maddesini değiştiren 4110 sayılı Kanun’un 14. maddesinde, bilgisayar programlarıyla ilgili olarak, eserin bütünlüğünü koruma hakkına oldukça büyük ölçüde sınırlamalar getirilmiştir. Çok yerinde olduğunu düşündüğümüz bu hükümle, programı hukuki yollardan elde edinen kişinin hata düzeltme hakkı, vazgeçilemeyen bir hak olarak açıkça tanınmıştır.


Ayrıca gereklilik bulunması şartıyla programın işlenmesine, yani o programın kullanım alanına göre değişiklik yapılmasına izin verilmiştir (FSEKm.38/II ve III).


Mali Haklar

Bir eseri iktisaden semerelendirme yetkisi sadece eser sahibine tanınmıştır. Mutlak ve tekelci nitelikteki bu yetki, mali haklar olarak belirtilmektedir. Üçüncü şahıslar ancak eser sahibinden alacakları izinle o eserden iktisadi olarak yararlanabilirler.


Mali haklar, FSEK’da, iktisaden her türlü yararlanma hakkını kapsayan bütüncül (külli) bir hak değil de, sınırlı sayma yöntemiyle tüketilen beş kategori hak olarak düzenlenmiştir. Bugün birçok ülke kanunlarında sayma yöntemi terk edilmekte, onun yerine mali haklara ilişkin, genel ve kapsayıcı hükümlere yer verilmektedir.

Eser sahibi, FSEK’na göre, ancak kanunda sınırlayıcı olarak sayılan haklardan yararlanabilir. Üçüncü kişilerin bu sayılan haller dışındaki şekillerdeki yararlanmalarına, telif hakkını kullanarak engel olamaz.