İşleme Hakkı

İşleme, bir eserin yaratıcı bir çaba sonucu, özelliği olan başka bir esere dönüştürülmesidir. İşleme eser, değiştirilmiş bir biçimde de olsa orijinal eseri içermektedir.
Kanuna göre, bir eserden işlemek suretiyle yararlanma hakkı, münhasıran eser sahibine aittir (FSEK m.21).

İşleme hakkının konusunu, eserin işlemelerinin kamuya sunulması veya eserin iktisaden semerelendirilmesine izin verilmesini veya bunların yasaklanması hususundaki yetkiler oluşturur. Yoksa, bir kişinin sırf kendi zevki ve ihtiyacı ile sınırlı kalmak şartıyla bir eserden işlemeler meydana getirmesine eser sahibi engel olamaz.
Ayrıca, FSEK m.38’de, sözleşmede yasaklayıcı hüküm bulunmaması halinde, bir bilgisayar programını yasal yollardan edinen kişinin kullanma amacına uygun olarak işlemede bulunabileceği belirtilmektedir.

Yüksek seviye diliyle bilgisayar programının kaynak kodu, objekt kod olarak derlenirse veya objekt koda dönüştürülürse, bir işleme fiili gerçekleşmiş olur. Benzeri şekilde, herhangi bir programlama dilinde yazılmış orijinal bir programın, başka bir yüksek seviye diliyle yeniden yazılması da işleme sayılır. Bu durum, bir romanın başka bir dile tercümesine benzemektedir. Örnek olarak BASIC ile yazılmış bir bilgisayar programının başka biri tarafından COBOL ile yazılması halinde, sonraki programın BASIC ile yazılan programın başka bir dildeki işlemesidir. Her ne kadar, böyle bir durumda, BASIC ile yazılan programın temel fikir ve kavramlarını ortaya çıkarmadan başka bir dilde (COBOL) program yazılamıyorsa da; esasen yapılan işlem yaratıcı bir çaba sonucu oluşturulan bir programın tercümesi niteliği olduğundan, ilk programı (BASIC) geliştiren programcının fikri hakkı ihlal edilmektedir.

İzin almak suretiyle yapılan işleme, gerek eser sahibine gerekse üçüncü şahıslara karşı korunmaktadır. Mesela, BASIC diliyle yazılmış orijinal programı, COBOL diline çevirmek konusunda bir işleme hakkı tanıyan eser sahibi, sonradan başka birine de aynı programı COBOL diline çevirme hakkı tanıyamaz.


Çoğaltma Hakkı

Bir eserin aslından veya o eserden işlenme suretiyle meydana getirilmiş eserlerden çoğaltma suretiyle faydalanmak, eser sahibine ait olan bir mali haktır. Çoğaltma hakkının nasıl bir yetkiyi içerdiğini ortaya koyabilmek için, önce çoğaltma kavramını açıklamakta yarar vardır. Teknik bir terim olarak çoğaltma, eserin tekrarlanma imkanını sağlayan bir eser kopyasının elde edilmesidir.
4630 sayılı Kanun’la FSEK m.22’nin değiştirilmiş yeni şeklinde çoğaltma kavramı tanımlanmıştır. Buna göre, "Bir eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoğaltma hakkı münhasıran eser sahibine aittir." (FSEK m.22/I).

Kullanmak için asla ihtiyaç göstermeyen bir kopyanın elde edilmiş olması da, çoğaltma hükmündedir. Çoğaltmada elde edilen kopyanın birden fazla olması şart değildir.
Çoğaltma hakkı, bilgisayar programının geçici çoğaltılmasını gerektirdiği ölçüde, programın yüklenmesi, görüntülenmesi, çalıştırılması, iletilmesi ve depolanması fiillerini de kapsar (FSEK 4110 sayılı Kanun’la değişik m.22/III).

Bu hüküm AB Yönergesinin 4. maddesinden alınmıştır. Buna göre, bir programın bilgisayarın kalıcı hafızasını oluşturan sabit diskine değil de, RAM denilen geçici hafızasına da yüklenmesi dahi çoğaltma hakkının kullanılması niteliğindedir. Bilgisayar programının ağ siteminde kullanılmasında, ağa bağlı kendi sabit diski olan istemci bilgisayar sayısı kadar program çoğaltılmış demektir.


Şahsi Kullanım İçin Çoğaltma Serbestisi

Şahsi kullanım için çoğaltma, günümüzde fikri hukukun en tartışmalı, çözülmesi bir hayli zor görünen sorunlarından biridir. Özel kullanım için çoğaltma serbestisi, önceleri ancak belirli sayıda çoğaltma yapabilen teknikler dikkate alınarak tanınmış ve giderek geleneksel bir hale gelmiştir. Oysa günümüzde, yeniden üretim (reproduction) alet ve imkanların gelişmesi, telif haklarında bir erozyon meydana getirmektedir. Bilgisayar programlarının fiyatları neredeyse bilgisayar cihazının fiyatına yaklaşmaktadır. Bu nedenle kullanıcılar, yeni bir program satın almak yerine, eş - dost çevresinden kopyalama suretiyle programa sahip olmaktadırlar. Ülkemiz açısından bu durumun son derece yaygınlaştığını söyleyebiliriz. İşte bu nedenlerden dolayıdır ki, Almanya, Fransa, İspanya, İsviçre ve diğer Avrupa ülkelerinde, bilgisayar programları şahsi kullanım amacıyla çoğaltma serbestisi dışında bırakılmıştır.
Şahsi kullanım serbestisini düzenleyen FSEK m.38’in 4110 s.k.la değişik şeklinde, özellikle bilgisayar programlarına ilişkin olarak ayrıntılı hükümler geliştirilmiştir. Önceden olduğu gibi, fikir ve sanat eserlerinde yayımlanma ve kâr amacı güdülmeksizin şahsi kullanım için çoğaltılması mümkündür. Ancak, bu çoğaltma serbestisine hak sahibinin meşru menfaatlerini haklı bir sebep olmaksızın zarar verilmesi veya eserden normal yararlanmaya aykırılık hallerinde sınır getirilmiştir (FSEK 4110 s.k.’la değişik m.38/I ).

Genel kural bu olmakla beraber, 38. maddenin 4110 sayılı Kanun’la değişik üç ila yedinci fıkralarındaki hükümler incelendiğinde, Kanun Koyucunun bilgisayar programları bakımından şahsi kullanım amacıyla çoğaltma serbestisine istisna getirdiği görülecektir. Gerçekten, FSEK m.38’i değiştiren 4110 s.k. m.14’ün madde gerekçesinde, "... özel bir düzenleme gerektiren bilgisayar programları için bu maddenin (38/I) uygulanmayacağı hükmü getirilmiştir" denilmektedir. Ayrıca, aşağıda incelendiği üzere, Kanun Koyucu, bilgisayar programının meşru hak sahibine dahi, ancak belirli şartların gerçekleşmesi halinde ve çok sınırlı olarak çoğaltma yapabilmesine hak tanımaktadır.
Örnek vermek gerekirse, bilgisayar programının ara işlerliğini gerçekleştirmek için hak sahibi adına çoğaltma yapan kişiye, bu çoğaltılmış kopyanın verilmesi yasaklanmıştır (FSEK 4110 s.k’la değişik m.38/VI-bent 2). Bir bilgisayar programının ayrıştırma sonucu elde edilen ifade şeklinin esastan benzer başka bir bilgisayar programında kullanılmasına izin verilmemiştir (FSEK 4110 s.k’la değişik m.38/VII-bent 3).


Araişlerliği Sağlamak Amacıyla Çoğaltma

Bağımsız olarak yaratılmış bir bilgisayar programının başka programlarla araişlerliğini sağlamak amacıyla programın parçalarına ayrılabilmesine FSEK m.38’de izin verilmiştir. Ancak bu ayrıştırma işlemini yapacak veya yaptıracak kişinin programı kullanma hakkına sahip olması şartı aranmaktadır.

Kanunda araişlerliği sağlamak amacıyla kod formunun çoğaltılmasından ve çevirisinden bahsedilmektedir. Bilgisayar programları objekt kod formunda dağıtıldığı için, buradaki "kod formu" kavramını objekt kod olarak anlamak gerekir. Buna göre, objekt kod, anlaşılabilmek için ilk haline yani kaynak kodu şekline dönüştürülebilir. Bu amaçla, objekt kod üzerinde insan tarafından okunup anlaşılabilir hale getirilinceye kadar gereken sayıda çoğaltma ve dönüştürme işlemi yapılabilir. Bununla birlikte, Kanun’da araişlerliği sağlamak amacıyla yapılacak çoğaltma işlemine ancak "zorunluluk" bulunması halinde izin verilmiştir. Bu serbestiden faydalanabilmek için, bir programın başka bir programla birlikte kullanılmasını sağlayacak bilgilerin, ayrıştırma işlemine başvurmaksızın elde edilmesinin mümkün olmaması gerekir.


Bundan başka, FSEK 4110 s.k’la değişik m.38/VI ’da üç bent halinde, araişlerliği sağlamak amacıyla yapılacak ayrıştırma işlemine ait sınırlamalar gösterilmiştir:

* Birinci olarak, ayrıştırma işlemini yapacak kişinin, programın ruhsatlı kullanıcısı veya programın kopyasını kullanma hakkına sahip bir kişi ya da bu kişilerin adına bu işlemleri yapmak üzere yetkilendirilmiş bir teknik eleman olması gerekir.
* İkinci olarak, bu kişilerin ayrıştırma işlemi sonucunda elde edilen bilgileri, başka bir yerde kullanmaları yasaklanmıştır.
* Üçüncü bentte ise, ayrıştırma işlemin programın tümü üzerinde değilde, yalnızca araişlerliği sağlamak için gerekli program parçaları üzerinde yapılabileceği belirtilmektedir.

FSEK 4110 s.k’la değişik m.38/VII’de araişlerliği sağlamak amacıyla ayrıştırma yapılırken elde edilen bilgilerin kullanım şartları gösterilmiştir. Aslında eser sahibinin hakları, usulsüz ayrıştırma işleminden ziyade, bu işlemle elde edilecek bilgilerin asıl program üzerindeki hakları ihlal edecek yeni bir programın yapımında kullanılması halinde zarar görecektir. Bu nedenle, söz konusu bilgilerin, araişlerliğini gerçekleştirmek dışında başka bir amaç için kullanılması, bağımsız yaratılmış programın araişlerliği için gerekli olan durumlar dışında başkalarına verilmesi ve asıl programla ifade ediliş bakımından esastan benzer bir programın geliştirilmesi, üretilmesi veya pazarlanması amacıyla kullanılması yasaklanmıştır.


Yedekleme Kopya (Back up Copy)

Bilgisayar programlarının çoğaltılması konusunda önem taşıyan sorunlardan biri de "backup" (yedek) kopyalamadır. Eldeki bilgisayar programının aslı, herhangi bir nedenle bozulabilir veya hasara uğrayabilir. Örneğin üzerine bir bardak çay dökülebilir, programın bulunduğu yerdeki manyetik tesirler, kuvvetli bir manyetik saha oluşturarak programın bozulmasına sebep olabilirler. Ya da, kullanılan asıl nüshalar bilgisayar virüsleri ile kirlenebilir. İşte yedek kopya, bu potansiyel tehlikelere karşı alınmış bir tedbirdir. Eğer, asıl program, yukarıdaki tehlikelerden birinin gerçekleşmesi veya başka bir nedenle kullanılmaz hale gelirse, hemen yedek kopya devreye sokulur. Böylece, işin aksaması önlendiği gibi, programı kaybetme riski de ortadan kaldırılmaktadır.

Bazı ülkelerde yedek kopya yapmaya kanunen açıkça izin verilmektedir. Diğer bazı ülkelerde de kanuni açıklık bulunmasa da, kopyalamanın bir fikri hak ihlali olmayacağı uygulamada kabul edilmektedir. FSEK m.38’e 4110 sayılı Kanunla eklenilen dördüncü fıkra hükmü, bilgisayar programını kullanma yetkisine sahip olan kişinin bir adet yedekleme kopya elde etmesinin sözleşmeyle önlenemeyeceğini belirtmektedir.

Bu hak tek bir kopya ve yedek olarak kullanma amacıyla sınırlıdır. Aynı bilgisayarda olmak şartıyla sabit diske birden fazla sayıda yedekleme yapmak da, tek bir kopya sayılır. Şahsi kullanım için veya işyeri dışında evde kullanmak amacıyla yedekleme kopya yapılamaz. Ancak uygulamada bu durumun denetlenmesi pek mümkün değildir. Asıl nüsha üzerindeki kullanım hakkı sona erdiğinde, buna bağlı olarak yedekleme kopya çıkarma hakkı da sona erer.


Yayma Hakkı

Yayma hakkı, eserin ya da eser kopyalarının kamuya sunulması veya bunların yayılması yoluyla eserden yararlanmayı ifade eder. Kopyaları dağıtılmak suretiyle eser üzerinde yayma hakkı kullanılması halinde ise, yayımlama söz konusu olur. Yayma ve yayımlama kavramları birbirinden farklıdır. Şöyle ki, yayma, eseri veya kopyalarını dağıtma konusunda bir yetki olduğu halde, yayımlama, bu yetkilerin kullanılması sonucu eserin nüshalarının dağıtılması suretiyle kamuya sunulmasıdır. Bu durumda, yayma bir yetkidir, yayımlama ise bir olgudur, denilebilir.

Yayma hakkının konusunu çoğaltma ile elde edilen maddi eser nüshaları oluşturur. Yayma hakkının kullanılabilmesi için, çoğaltmanın yapılması zorunludur. Çoğaltma yapılmaksızın, eserin doğrudan aslının veya gayrimaddi nüshalarının kamuya sunulduğu, örneğin bilgisayar programıyla yapılan video oyununun (video games) büyük ekranlarla bir meydanda gösterilmesi yayımlama değildir.

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda çoğaltma ve yayma hakkının ayrı ayrı düzenlenmesi, ilk bakışta gereksiz gibi görülse bile, uygulamada büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Örneğin, bir eser (bilgisayar programı), yeniden üretim teknolojisinin çok gelişmiş olduğu bir ülkede çoğaltırılıp, ticari mal haline gelen nüshalar başka bir ülkede yayılabilir. 4630 sayılı Kanunla FSEK m.23/I’de yapılan değişikliğe göre, eser sahibinin izniyle yurt dışında çoğaltılmış kopyaların yurt içine getirilmesi durumunda, eseri yayımlama hakkı eser sahibinindir. Uygulamada bu son duruma paralel ithalat denilmektedir.

Eser nüshalarının satılması gibi, kiralanması ve ödünç verilmesi de yayım hakkının kullanılması sayılır. Yayım hakkını devralan kişinin de eser nüshalarını kiraya verme hak ve yetkisi vardır.


Kâr Amacı Gütmeksizin Yayımlama

Yayma eyleminin ticari amaçla yapılması gerekip gerekmediği konusunda doktrinde farklı iki yaklaşım vardı. 4110 sayılı Kanun’la getirilen yeni düzenlemeler karşısında bu tartışmanın pratik bir değeri kalmamıştır. Yukarıda açıklandığı gibi, bilgisayar programlarının şahsi kullanım amacıyla çoğaltılmasına Kanun müsade etmemektedir (FSEK 4110 s.k’la değişik m.38). Bir eserin çoğaltılma yapılmaksızın da yayımlanması mümkün değildir. Dolayısıyla, kâr amacı olmaksızın dahi bilgisayar programlarının yayımlanması, eser sahibinin iznine bağlıdır. Eser sahibi, yurt dışında izinsiz çoğaltılmış bilgisayar programlarının yurt içinde ivazsız yayımlanmasına da, FSEK m.23/I’de öngörülen hakkını kullanarak engel olabilir.


Tükenme İlkesi

Yayım devamlı bir eylem olduğundan, eser sahibi, yetkili olmayan kimseden çoğaltılmış kopyaları satın alanların bunları tekrar satışa arzederek tekrar yayımlanmasını önleyebilir. Buna karşılık, yayma hakkına dayanılarak eser tedavüle konmuş ve üçüncü kişiler, bu kopyalar üzerinde satış veya başka bir yolla mülkiyet hakkı kazanmışlarsa, kopyaların tekrar yayımı serbest hale gelir.

Yayma yetkisinin sınırsız olarak devri halinde, bu hak, eser sahibi bakımından tükenmiş olur. Bundan böyle, eser sahibinin herhangi bir müdahalesi söz konusu olmaksızın herkes tarafından alınıp satılabilir. Bu kurala Alman Hukukunda "Tükenme ilkesi" (Erschöpfungsgrundsatz) denilmektedir. Aynı esas, hukukumuzda FSEK m.23/III hükmüyle benimsenmiştir. Bilgisayar programının CD’sinin tek başına satın alınması ya da programın satın alınan bilgisayarın sabit diskine yüklenmiş olarak gelmesi durumlarında, satışla birlikte program sahibinin hakkı tükenir. Bu yollardan birisiyle bilgisayar programını satın alan kişinin bu programı başkalarına satmasına program üzerindeki hak sahibi engel olamaz. Tükenme ilkesi, yalnız sonraki satışları serbest hale getirir, her halükarda kiralama ve ödünç verme yetkisi eser sahibine aittir.


Temsil Hakkı

Temsil bir eserin, doğrudan doğruya duyulara hitap edecek şekilde kamuya sunulmasıdır. FSEK m.24’te temsil kavramı, bir eserin umumi yerlerde okunması, çalınması, oynanması veya gösterilmesi şeklinde tanımlanmışsa da; buradaki sayma örnek kabilindendir ve sınırlayıcı değildir. Bu nedenle, bir eserin yeni geliştirilecek teknik veya şekillerle topluma sunulması da temsil kavramına dahil olabilecektir.

FSEK m.24’te temsil, doğrudan doğruya (vasıtasız) temsil ve dolayısıyla ( vasıtalı) temsil olarak ikiye ayrılmaktadır.

Doğrudan doğruya temsilde, bir eser, araya mekanik bir araç girmeksizin, okunarak, çalınarak veya temsil edilerek halka ulaştırılmaktadır.

Dolaylı temsilde ise eser, önceden onu tespite yarayan bir vasıtaya kaydedilip, daha sonra da bu vasıta yardımıyla kamuya sunulmaktadır. Gerek doğrudan doğruya, gerek dolayısıyla temsil edilen bir eserin, temsil yerinden başka bir yere nakledilmesi hakkı da eser sahibine aittir.

Doğrudan doğruya ve dolayısıyla temsil ayırımı, temsil hakkının devri bakımından önem taşımaktadır. Temsil hakkının devri, sözleşmede aksine hüküm yoksa, sadece doğrudan doğruya temsili kapsar.

Bilgisayar programları hem doğrudan doğruya temsile hem de dolaylı temsile konu olabilir. İlk bakışta, bilgisayar programlarının sabit disk veya diskete kaydedilerek geliştirildiği ve bir programa ancak bilgisayar cihazı vasıtasıyla ulaşılabildiği için bunların ancak dolaylı temsilinin mümkün olduğu akla gelebilir. Fakat, bilgisayar programı zaten bilgisayardan istenen sonucun alınabilmesi için gerekli talimatların ROM cihazına veya CD’ye kaydedilmiş şeklidir. Öte yandan, bir programdan faydalanmak ancak, bilgisayar cihazı vasıtasıyla mümkün olabilir. Dolayısıyla, ses ve görüntü unsuru içeren bir programın büyük ekranlarda veya reklam panolarıyla halka gösterilmesi doğrudan doğruya temsil sayılır. Bununla beraber, programın veya kodlarının televizyon, hareketli görüntü taşıyıcıları, teletex veya internet ile kamuya sunulmasını da, araya aktarıcı başka bir vasıta girdiğinden dolayı temsil kabul etmek gerekir.


Bilgisayar Programlarının Tescili


Fikri hukukta eser sahibinin eseri üzerindeki tekelci hakkı, eserin meydana getirilmesi ile kendiliğinden doğar. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda, patentlerde olduğu gibi tescil veya patent belgesi gibi resmi berat alma gerekli görülmemiştir. Bu düzenleme, Bern Antlaşmasının 4. maddesindeki eser sahibinin eser sahipliğinden doğan haklardan yararlanmasının hiçbir şekle tabi tutulmayacağına ilişkin kurala da uygundur. Özellik taşıyan bir bilgisayar programının korunabilmesi için, fikrin ifade edilerek şekillendirilmesi gerekli ve yeterlidir.

Türk Fikir ve Sanat Hukukunda "sinema, video ve müzik" eserleri bakımından anılan bu kurala 3257 sayılı Sinema Video ve Müzik Eserleri Kanunu ile istisna getirilmiştir. Bu Kanun’un kapsamına giren bir eser, kayıt ve tescil edilmedikçe, gösterme, çoğaltma ve yayma hakkına konu olamaz (3257 s.k. m.8). Sinema Video ve Müzik Eserleri Kanunu (SVMEK) nun 5. maddesine göre, belli bir mizansen veya senaryo çerçevesindeki hareketli ve sesli görüntüleri bilgisayarın yeniden üretmesini sağlayan komutlar kümesini içeren bilgisayar programlarının Kültür Bakanlığı’nda kayıt ve tescilin yaptırılması mümkündür. Kayıt ve tescil yaptırılan bilgisayar programlarının orijinalinden alınmış bir kopyası, Bakanlığa verilerek arşivlenir. (SVMEK m. 5/III)

Özel ve istisna niteliğinde bir kanun olan SVMEK’in kapsamına sokulamayan bilgisayar programlarının şu andaki fikri hukuk mevzuatı açısından tescili mümkün değildir. Halbuki İtalya’da bilgisayar programları için Societa Italiana Autori ed Editor (SIAE) adlı kuruluş bünyesinde dosyalama sistemi oluşturulmuştur. Bir bilgisayar programının SIAE’ye dosyalanması, isteğe bağlı olmakla beraber, dosyalanan bilgisayar programının belli bir tarihten önce mevcut olduğunu ispatlama konusunda eser sahibine yardımcı olmaktadır.Türk Hukuku açısından böyle bir imkan mevcut olmamakla beraber pratik bazı çözümler bulunmuştur. Uygulamada ya bilgisayar programını içeren bir CD’nin notere saklanmak için bırakılması ya da kaynak kodları yazdırılarak bunların notere onaylattırılması yollarından birine başvurulmaktadır.



Fikri Hukuk Korumasının Süresi

Eser niteliğindeki bilgisayar programlarına sağlanan koruma, belirli bir süre ile sınırlıdır. FSEK m.27’de 4110 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, koruma süresi, 50 yıldan 70 yıla çıkarılmıştır. Buna göre eser, eser sahibinin yaşadığı müddetçe korunur ve bu koruma, ölümünden itibaren 70 yıl devam eder. Eser sahibi birden fazla kişi ise, 70 yıllık sürenin başlangıcı, son eser sahibinin ölüm tarihidir. Koruma süresi, eserin ( bilgisayar programının) alenileşmesi ile işlemeye başlar. Eserin alenileşmesi ya da açıklanması, bilgisayar programının bir şekilde kamuoyuna duyurulması veya bir takım kişilerin programdan haberdar olması demektir. Eğer bilgisayar programı üzerindeki ilk hak sahibi tüzel kişi ise, koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 70 yıldır ( 4110 s. k. m. 10/ III).

Bu sürenin sona ermesi halinde, eser olarak korunan bilgisayar programı kamu malı haline gelir. Eser üzerideki her türlü mali hak, ister eser sahibinde kalsın, ister başkalarına devredilmiş olsun son bulur. Böyle bir bilgisayar programını herkes serbestçe çoğaltabilir, işleyebilir, yayımlayabilir ve temsil edebilir. Bilgisayar programları sahasında böyle bir serbestinin fazlaca bir anlam taşımadığı söylenebilir. Zira, gerek bilgisayar cihazlarının kapasitelerinin sürekli arttırılması, gerekse yeni bilgisayar programlarının geliştirilmesi, 5-10 yıl sonra bir bilgisayar programını demode hale getirmektedir. Hatta bilgisayar program üreticileri bile belirli bir süre sonra programın kopyalanmasını serbest bırakmaktadırlar. Ancak Türk hukuku açısından program sahibinin tek taraflı vazgeçtiğini program üzerine yazması, örneğin "© 1995-2000" şeklinde bir ibarenin yer alması yeterli değildir. FSEK m.60 uyarınca program sahibinin hakkından vazgeçmesi için vazgeçmeye ilişkin resmi senet düzenlemesi ve bu resmi senedi Resmi Gazetede yayımlattırması gereklidir.