• 18-03-2026, 20:40:05
    #73
    BetaHouse adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Öncelikle satranç ile ilgili olan hadis sahih değil, altında eğer Buhari, Müslim, İbni Mace, Nesai, Ebu Davud ve Tirmizi isimlerinden herhangi birini dahi göremiyorsan o hadisten şüphe et en fazla hasendir, bu isimlerin yarıdan fazlası aynı olayı naklediyorsa da mütevatir dir ve güvenilir kabul edilir, satranç konusunda Beyhaki, Dürrül Mensur ve Süyuti gibi sağlam sayılabilecek kişilerden kaynaklar var ama yine de üstte yazdığım 6 büyük ravi elinden bu konuda zamanında hadis bulamamıştım. Ayşe hadisi ise sağlamdır, ona benzer çok sayıda hadis var tırnağıyla kazımış vs. tabi konumuz bu değil, konumuz Ayşe olsa şu hadisi paylaşayım bari paylaşıldığına değsin derdim.



    Gelelim Ahzap 52ye, burada öyle tahmin ettiğin gibi bir anlam yok maalesef. Eş değiştirme mevzusu yukarıda biraz değinmiştim aslında cahiliye Arapları dedikleri kişiler eşlerini güçlü kuvvetli kişilere gönderip hamile kalmalarını isterlermiş ama islam sonrası bu olay kalkıyor, kötü yanını söyleyeceksek iyi yanlarını da söyleyelim. Fakat şöyle bir şey var, odalık cariyeler sahabelerin elinde elden ele geziyor, o ona 3 gün kiralıyor bu buna 2 gün hediye ediyor, takaslıyor, mahsül ile değiştiriyor, test için tek gecelik alıyor beğenirse parasını ödüyor vs. vs. ama bunlar dediğim gibi köle kadın yani cariyelerin odalık yani cinsellik için ayrılanları için geçerli. İslam sonrası "örtünme" olayına bakış değişiyor, o dönem kadınlar göğüsler dışarıda gezerken yavaştan müslüman olan kadınlar göğüslerini örtmeye başlıyor, cariyeler ise hala açık hatta Ömer'in göğüslerini örttüğü için cariye dövmüşlüğü var ve sahihtir. Ahzap 52 iki bölümlü, ilki "Artık bundan sonra sana kadınlar helâl olmaz" kısmı, yeter artık daha evlenme olarak anlayabilir ki zaten tefsirlerde de böyledir fakat Muhammed öldüğünde dahi mehrini verdiği bir kadın yoldaydı, evlenmek üzere geliyordu fakat Muhammed'in vefat haberiyle geri dönüp başkasıyla evleniyor, epey tartışma çıkıyor hatta dul kalan eşler arasında evlenen ilk, galiba da tek kadın bu ve bana el sürmedi ki dul sayılmam gibi bir olay oluyor hani Ayet ile eşlerin sizin anneniz, ben öldükten sonra onlarla evlenmeyin tadında bir Ayet geliyor hani. O Ayetin sebebi de Talha var sahabeden Ayşe'nin akrabası, diyor ki Ayşe benim akrabamdır Muhammed öldükten sonra ortada bırakmam ben eş olarak alırım onu diyor ve bu duyuluyor. Ondan sonra peygamber eşleri annenizdir deniyor, hatta Muhammed babanızdır benzeri bir bölümde var ama evlatlık kaldırıldığı zaman Muhammed içlerinizden kimsenin babası değildir gibi bir ayet ile nesih ediliyor yani hükmü kaldırılıyor.

    52'de ikinci ve son bölüm; "sahip olduğun câriyeler dışında kadınlarını, güzellikleri hoşuna gitse bile başka eşlerle değiştirmen de helâl olmaz." kısmı, burada da cariyeleri takaslamaya devam, eşleri başkaları ile değiştirmek yasak deniyor. Daha önce yaptın demiyor, yasaklanıyor bir nevi anlatması çok karışık. Cariyeler için her şey çok okey, istediğin gibi kullanabiliyorsun tabi istersen 33124534634 cariye alır hepsini odalık yaparsın o derece rahatlık var zaten 20 çeşit nikah var, zinaya ihtiyaç yok ki zaten zina sayılması için İfk olayı ile ilgili bir konu olmuştu 4 kişi gerekir yoksa Ayşe olayındaki gibi 3 şahit çıkarsa dayak yer otururlar. Geleyim eleştirime. Basit bir köydeki yıkık dökük bir kilisenin papazı rahibi rahibesi bile cinselliğe tövbe ediyor tanrısı için, ömrü boyunca cinsellikten uzak duracağının sözünü verebiliyor bu basit din görevlileri. Bir dinin bir numarasına ise tüm kadınlar helal. Yine tartışma çıkmasın ama ne ise onu söyleyin, yok efendim yaşlıydı ortada kalanları topluyordu acıdı evine açtı dini yaymak için aldı vs. vs. bunların alayı yalan dolan, isim isim kim kimdir biliyoruz çoğunu Safiyye, Mariyye, Sevde, Cüveyriye, Zeynep1, Zeynep2, Ümmü Habibe, Meymune, Ümmü Seleme, Ayşe, Hafsa, Hatice, Reyhane vs. vs. hepsinin hikayeleri kısa da olsa biliniyor. Düzgünce kabul etmek varken insanların bazı şeyleri kıvırması çok garip. Ayşe konusunda da yaptılar ya hasen bile değil zayıf bir hadisle ibni Zenat diye sahtekarlığıyla bilinen birinin sözünü aldılar 18-20 hatta daha da büyüttüler yaşı ki tepki çekmesin. Yahu 9 ise 9, Arap dünyası bunu böyle kabul etmiş sen daha neyi kıvırıyorsun. O yüzden 52 kötü bir anlam taşısaydı eleştirirdim ama o dönem özelinde en normallerden bile denebilir.
    Ahzab süresi zaten sadece peygamberin özel hayatı ile ilgili ayetler. iyi de bize ne. Allah neden senin özel hayatını yada senin mahremiyetini bize anlatsın. Haklarından bize ne. Adaletsizlik de oluyor aslında. Herkes eşit olmalı değil mi? Düşünsenize namaz kiliyorsunuz ve bu ahzab süresini okumak geçerli oluyor. Bu nasıl dua. Anlamadım.
  • 18-03-2026, 20:45:27
    #74
    BetaHouse adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Öncelikle satranç ile ilgili olan hadis sahih değil, altında eğer Buhari, Müslim, İbni Mace, Nesai, Ebu Davud ve Tirmizi isimlerinden herhangi birini dahi göremiyorsan o hadisten şüphe et en fazla hasendir, bu isimlerin yarıdan fazlası aynı olayı naklediyorsa da mütevatir dir ve güvenilir kabul edilir, satranç konusunda Beyhaki, Dürrül Mensur ve Süyuti gibi sağlam sayılabilecek kişilerden kaynaklar var ama yine de üstte yazdığım 6 büyük ravi elinden bu konuda zamanında hadis bulamamıştım. Ayşe hadisi ise sağlamdır, ona benzer çok sayıda hadis var tırnağıyla kazımış vs. tabi konumuz bu değil, konumuz Ayşe olsa şu hadisi paylaşayım bari paylaşıldığına değsin derdim.



    Gelelim Ahzap 52ye, burada öyle tahmin ettiğin gibi bir anlam yok maalesef. Eş değiştirme mevzusu yukarıda biraz değinmiştim aslında cahiliye Arapları dedikleri kişiler eşlerini güçlü kuvvetli kişilere gönderip hamile kalmalarını isterlermiş ama islam sonrası bu olay kalkıyor, kötü yanını söyleyeceksek iyi yanlarını da söyleyelim. Fakat şöyle bir şey var, odalık cariyeler sahabelerin elinde elden ele geziyor, o ona 3 gün kiralıyor bu buna 2 gün hediye ediyor, takaslıyor, mahsül ile değiştiriyor, test için tek gecelik alıyor beğenirse parasını ödüyor vs. vs. ama bunlar dediğim gibi köle kadın yani cariyelerin odalık yani cinsellik için ayrılanları için geçerli. İslam sonrası "örtünme" olayına bakış değişiyor, o dönem kadınlar göğüsler dışarıda gezerken yavaştan müslüman olan kadınlar göğüslerini örtmeye başlıyor, cariyeler ise hala açık hatta Ömer'in göğüslerini örttüğü için cariye dövmüşlüğü var ve sahihtir. Ahzap 52 iki bölümlü, ilki "Artık bundan sonra sana kadınlar helâl olmaz" kısmı, yeter artık daha evlenme olarak anlayabilir ki zaten tefsirlerde de böyledir fakat Muhammed öldüğünde dahi mehrini verdiği bir kadın yoldaydı, evlenmek üzere geliyordu fakat Muhammed'in vefat haberiyle geri dönüp başkasıyla evleniyor, epey tartışma çıkıyor hatta dul kalan eşler arasında evlenen ilk, galiba da tek kadın bu ve bana el sürmedi ki dul sayılmam gibi bir olay oluyor hani Ayet ile eşlerin sizin anneniz, ben öldükten sonra onlarla evlenmeyin tadında bir Ayet geliyor hani. O Ayetin sebebi de Talha var sahabeden Ayşe'nin akrabası, diyor ki Ayşe benim akrabamdır Muhammed öldükten sonra ortada bırakmam ben eş olarak alırım onu diyor ve bu duyuluyor. Ondan sonra peygamber eşleri annenizdir deniyor, hatta Muhammed babanızdır benzeri bir bölümde var ama evlatlık kaldırıldığı zaman Muhammed içlerinizden kimsenin babası değildir gibi bir ayet ile nesih ediliyor yani hükmü kaldırılıyor.

    52'de ikinci ve son bölüm; "sahip olduğun câriyeler dışında kadınlarını, güzellikleri hoşuna gitse bile başka eşlerle değiştirmen de helâl olmaz." kısmı, burada da cariyeleri takaslamaya devam, eşleri başkaları ile değiştirmek yasak deniyor. Daha önce yaptın demiyor, yasaklanıyor bir nevi anlatması çok karışık. Cariyeler için her şey çok okey, istediğin gibi kullanabiliyorsun tabi istersen 33124534634 cariye alır hepsini odalık yaparsın o derece rahatlık var zaten 20 çeşit nikah var, zinaya ihtiyaç yok ki zaten zina sayılması için İfk olayı ile ilgili bir konu olmuştu 4 kişi gerekir yoksa Ayşe olayındaki gibi 3 şahit çıkarsa dayak yer otururlar. Geleyim eleştirime. Basit bir köydeki yıkık dökük bir kilisenin papazı rahibi rahibesi bile cinselliğe tövbe ediyor tanrısı için, ömrü boyunca cinsellikten uzak duracağının sözünü verebiliyor bu basit din görevlileri. Bir dinin bir numarasına ise tüm kadınlar helal. Yine tartışma çıkmasın ama ne ise onu söyleyin, yok efendim yaşlıydı ortada kalanları topluyordu acıdı evine açtı dini yaymak için aldı vs. vs. bunların alayı yalan dolan, isim isim kim kimdir biliyoruz çoğunu Safiyye, Mariyye, Sevde, Cüveyriye, Zeynep1, Zeynep2, Ümmü Habibe, Meymune, Ümmü Seleme, Ayşe, Hafsa, Hatice, Reyhane vs. vs. hepsinin hikayeleri kısa da olsa biliniyor. Düzgünce kabul etmek varken insanların bazı şeyleri kıvırması çok garip. Ayşe konusunda da yaptılar ya hasen bile değil zayıf bir hadisle ibni Zenat diye sahtekarlığıyla bilinen birinin sözünü aldılar 18-20 hatta daha da büyüttüler yaşı ki tepki çekmesin. Yahu 9 ise 9, Arap dünyası bunu böyle kabul etmiş sen daha neyi kıvırıyorsun. O yüzden 52 kötü bir anlam taşısaydı eleştirirdim ama o dönem özelinde en normallerden bile denebilir.
    Sizi tebrik ederim. O kadar İslam konusunda donanımlı birisisiniz ki, Kendimi çok cahil hissettim. Bravo diyorum. Ben bu ayetleri direkt Türkçe çevirisine göre yorumladım. Bahsettiğiniz hususların hiç birini bilmiyordum.
    Sayenizde öğrendim. Zaman ayırıp yazdığınız için teşekkür ederim.
  • 18-03-2026, 20:47:41
    #75
    Sore adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Ahzab süresi zaten sadece peygamberin özel hayatı ile ilgili ayetler. iyi de bize ne. Allah neden senin özel hayatını yada senin mahremiyetini bize anlatsın. Haklarından bize ne. Adaletsizlik de oluyor aslında. Herkes eşit olmalı değil mi? Düşünsenize namaz kiliyorsunuz ve bu ahzab süresini okumak geçerli oluyor. Bu nasıl dua. Anlamadım.
    O kadar derine inersek tarihselci oluruz veya tarihselciler onları konuşmayın onlar tarihsel derler. Benim sevdiğim bir Ayet vardır bakın ona değineyim hemen.

    "Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi sıkıntıya sokacak hususlarda soru sormayın. Kur’an indirilirken böyle sorular sorarsanız size açıklanır. Allah onlardan sizi muaf tutmuştur. Allah çok bağışlayıcıdır, halîmdir. Bu tür soruları sizden önce de bir topluluk sormuş, fakat sonunda bunları inkâr eder olmuşlardı." Maide 101-102

    Yaani denmek istiyor ki sen şimdi soru başlığı açtın, hayır açma diyor. Eğer sorun varsa Kuran indirilirken soracaksın şimdi değil. Eğer soru sorarsan kafir olursun, senden öncekiler soru sorup kafir oldular diyor. Hee dersen ki Kuran indi bitti hala ne gerek var bu söze, onun muhatabı ben değilim. Özel hayat ile ilgili neleri var neleri, bal şerbeti olayı var, 1 ay kendine yasaklıyor ama Ayet geliyor sen sana helal olanı nasıl yasaklarsın diye oho saymakla bitiremeyiz.

    A.AY adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Sizi tebrik ederim. O kadar İslam konusunda donanımlı birisisiniz ki, Kendimi çok cahil hissettim. Bravo diyorum. Ben bu ayetleri direkt Türkçe çevirisine göre yorumladım. Bahsettiğiniz hususların hiç birini bilmiyordum.
    Sayenizde öğrendim. Zaman ayırıp yazdığınız için teşekkür ederim.
    Rica ederim dostum lafı mı olur, burada illa denk geliyoruz aslında benzer sorular benzer konularda benzer ayetleri birlikte yorumluyoruz. Öğrenmenin yeri yok, yaşı yok, inancı bile yok, hangi inançtan olursak olalım genel kültür olarak kabul etsek bile yine de öğrenmeliyiz. İnanacaksak neden inanacağız, inanmayacaksak neden inanmamalıyız diye mutlaka okumalıyız.
  • 18-03-2026, 20:50:33
    #76
    Sore adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Ahzab süresi zaten sadece peygamberin özel hayatı ile ilgili ayetler. iyi de bize ne. Allah neden senin özel hayatını yada senin mahremiyetini bize anlatsın. Haklarından bize ne. Adaletsizlik de oluyor aslında. Herkes eşit olmalı değil mi? Düşünsenize namaz kiliyorsunuz ve bu ahzab süresini okumak geçerli oluyor. Bu nasıl dua. Anlamadım.
    Burda konuşuldu biraz.
    Yaşar Nuri Öztürk; Miras Ayetine Ağlayan İnsanlar
  • 18-03-2026, 20:59:33
    #77
    BetaHouse adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    O kadar derine inersek tarihselci oluruz veya tarihselciler onları konuşmayın onlar tarihsel derler. Benim sevdiğim bir Ayet vardır bakın ona değineyim hemen.

    "Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi sıkıntıya sokacak hususlarda soru sormayın. Kur’an indirilirken böyle sorular sorarsanız size açıklanır. Allah onlardan sizi muaf tutmuştur. Allah çok bağışlayıcıdır, halîmdir. Bu tür soruları sizden önce de bir topluluk sormuş, fakat sonunda bunları inkâr eder olmuşlardı." Maide 101-102

    Yaani denmek istiyor ki sen şimdi soru başlığı açtın, hayır açma diyor. Eğer sorun varsa Kuran indirilirken soracaksın şimdi değil. Eğer soru sorarsan kafir olursun, senden öncekiler soru sorup kafir oldular diyor. Hee dersen ki Kuran indi bitti hala ne gerek var bu söze, onun muhatabı ben değilim. Özel hayat ile ilgili neleri var neleri, bal şerbeti olayı var, 1 ay kendine yasaklıyor ama Ayet geliyor sen sana helal olanı nasıl yasaklarsın diye oho saymakla bitiremeyiz.



    Rica ederim dostum lafı mı olur, burada illa denk geliyoruz aslında benzer sorular benzer konularda benzer ayetleri birlikte yorumluyoruz. Öğrenmenin yeri yok, yaşı yok, inancı bile yok, hangi inançtan olursak olalım genel kültür olarak kabul etsek bile yine de öğrenmeliyiz. İnanacaksak neden inanacağız, inanmayacaksak neden inanmamalıyız diye mutlaka okumalıyız.
    Allah böyle birşey der mi? Sormayın diye birşey diyebilir mi? Ben artık kendimden iyice emin oldum. Sen gerçekten bu konuda dahisin. Teşekkür ederim.
  • 18-03-2026, 21:07:38
    #78
    Sore adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Allah böyle birşey der mi? Sormayın diye birşey diyebilir mi? Ben artık kendimden iyice emin oldum. Sen gerçekten bu konuda dahisin. Teşekkür ederim.
    Est. haddim değil rica ederim, Ayet numarası ortada valla 101 ve 102 orada yazıyor, araştırıp teyit edebilirsiniz. Çoğu kişinin dikkat etmediği bir husus var, "nasih mensuh" denen olayda eğer önceden bir şeye ak deniyorsa daha sonra kara denmişse ilk denen nesih olur yani hükmü iptal edilir. Bunun en güzel örneği Kafirun 6'da senin dinin sana benim dinim bana olayıdır. Daha sonra Bakara 216 ve Tevbe 5 ile bu ayetin hükmü kaldırılır, onların dini onlara olmaktan çıkar ve tek din islam oluncaya kadar cihad farz kılınır. Bunu niye söylüyorum? Sosyal medyada Kafirun 6 çok meşhurdur ve senin dinin sana der geçerler, işin aslı öyle değil. Süt anne ayeti misal Ayşe'den rivayetle hadiste önce bir bebeği 10 kere emziren onun annesi gibi olur, daha sonra o ayet nesih ediliyor ve sayı 5e iniyor, daha sonra da tamamen kaldırılıyor ve kuran'da yer alıyor. Bakara 106'da bir bir ayeti unutturur veya hükmünü kaldırırsak yerine daha iyisini daha hayırlısını göndeririz diyor, öncekiler hayırsız mı diye sormayın ayet bu şekilde. Allah bunu der mi konusuna en güzel örneklerden biri şu; "Önce yeryüzünü yarattık sonra göğe yöneldik " Fussilet 11 yani ilk yaratılan gök cisminin dünya olduğunu Allah söyler mi? 4.5 milyar yaşındaki dünya 13.8 milyar yaşındaki evrenden daha önce yaratılmış, bunu söyler mi mesela? Fussilet 11'de söylüyor. O yüzden gerisi detaylarda boğulmak oluyor, yeryüzünü döşek gibi serdik ayetini nasıl yorumlayalım? Ben döşeği düz seriyorum, döşeği geoit veya hadi yuvarlak seriyorum diyen varsa buyursun konuya dahil olsun.
  • 18-03-2026, 22:41:18
    #79
    37- Hatırla o zamanı ki, diyordun ona, o kendisine Allah'ı nimet verdiği, Allah ona zeka ve kabiliyet vermiş, senin nezdine sevketmiş, İslam nimeti ile nimetlendirmişti. Senin de nimet verdiğin kimseye -Allah'ın yardımı ile kendisine türlü bağışlarda bulunduğun, kısaca azad edip hürriyet nimetine erdirdiğin kimseye- ki şimdi ismi gelecek olan Zeyd'dir. Yani Zeyd b. Hârise b. Şurahbîl, annesi Su'da binti Sa'lebe b. Abdi Âmirî, Benî Ma'n b. Tay'dendir. "El-İsabe fî Marifeti's-Sahabe" isimli eserde hayat hikayesi şöyle yazılıdır: Zeyd b. Harise'nin annesi Su'dâ kendi kavmini ziyarete gitmişti. Zeyd de beraberinde idi. Cahiliye devrinde Benî Kayn b. Cisir süvarileri, Benî Ma'n evlerine baskın yaptılar. Zeydi kapıp aldılar, anlayışlı bir çocuk idi, Ukaz panayırına getirdiler, satılığa çıkardılar. Hakîm b. Huzam, halası Hatice hesabına dört yüz dirheme onu satın aldı. Hz. Hatice de Resulullah kendisi ile evlendiği zaman, onu Resulullah'a hibe etti, onu kaybetmiş olan babası Harise:
    "Zeyd'e ağladım, bilmem ne yaptı. Sağ mı, ümid olunur mu? Yoksa ecel önüne mi geçti?" diye başlayan acıklı beytler söylemiş, sonra Harise'nin kabilesi olan Kelb kabilesinden birtakım kimseler hacca gelmişler Zeyd'i görmüşler. Zeyd onlara kendisini tanıtmış, onlar da tanımışlar ve şu beyti aileme götürün demiş:
    "Kavmime özlemlerimi bildiririm. Gerçi uzağım, çünkü Meşair'in yanında beytin civarında kalanlardanım."
    Gitmişler babasına bildirmişler ve yerini tarif etmişler. Bunun üzrine Harise ve kardeşi Ka'b onu kurtarmak için fidyesini alıp yola çıktılar. Mekke'ye geldiler. Peygamber (s.a.v.)'i sordular, Mescid'de olduğu söylendi. Yanına gittiler "Ey Muttalib'in oğlu, ey kavminin efendisinin oğlu! Siz Allah'ın şerefli Harem'inin civarında kalan kimselersiniz. Siz sıkıntı içinde olanları kurtarır, esirleri doyurursunuz. Biz sana senin yanındaki çocuğumuz için geldik. Bize lutfet ve ihsan et. Takdim edeceğimiz fidyesini kabul eyle. Serbest kalmasına yardım buyur" dediler. Resulullah "O kim" buyurdu. "Zeyd. b. Harise" dediler, bunun üzerine (yahut da başkası), "Haydin çağırın onu da muhayyer bırakın, eğer sizi tercih ederse, fidyesiz sizin olsun; yok eğer beni tercih ederse, vallahi ben, beni tercih edene karşı fidyeyi tercih etmem" buyurdu.
    Bunun üzerine Zeyd b. Harise'yi çağırdılar. Resulullah (s.a.v.) "Bunları tanıyor musun?" buyurdu. Zeyd: "Evet şu babam, şu amcam" dedi. Resulullah: "Ben de bildiğinim, sana olan davranışımı ve arkadaşlığımı gördün. Şimdi ya beni tercih et, ya onları." O zaman Zeyd dedi ki: "Ben sana karşı kimseyi tercih edemem. Sen benim hem babam, hem amcam yerinesin." Buna karşı babası ve amcası: "Yazık sana ey Zeyd, köleliği hürriyete, babana, amcana ve ehli beytine tercih mi ediyorsun?" dediler. Zeyd de: "Ben bu zattan öyle şeyler gördüm ki, ona karşı hiçbir kimseyi tercih edemem." diye cevap verdi. Resulullah bunu görünce, onu Hıcr'e çıkardı. Ve buyurdu ki: "Şahid olun Zeyd benim oğlumdur, bana varis olacak, ben de ona varis olacağım." Bunu görünce babası ile amcasının da gönülleri hoş oldu, memnun olarak dönüp gittiler."
    Bundan böyle ta İslam'a gelene kadar "Zeyd b. Muhammed" diye çağırılırdı. Resulullah onu böyle oğul edindiği zaman halası Ümeyme binti Abdulmuttalib'in kızı Zeyneb binti Cahş'ı de daha sonra ona nikah etmişti. Ondan önce de azadlı cariyesi Ümmü Eymen'i onunla evlendirmiş, ondan oğlu Üsame doğmuştu. Sonra Zeyneb'i boşadığı zaman, onu, Ukbe b. Ebi Muayt'ın kızı Ümmü Gülsüm ile evlendirdi ki, bu da anası tarafından Abdulmuttalib'in torunundan, yani Peygamberin hala çocuklarındandı. Bundan da Zeyd b. Zeyd ve Rukuyye doğmuştu, sonra Ümmü Gülsüm'ü de boşadı. Ebu Leheb'in kızı Dürey ile evlendi. Sonra onu da boşadı. Hz. Zübeyr'in kızkardeşi Hind binti Avvam ile evlendi. Buharî'de yer aldığı üzere İbn Ömer (r.anhüma) "Onları öz babalarına nisbet ederek çağırın" (Ahzab, 33/5) âyeti ininceye kadar Zeyd b. Harise'ye "Zeyd b. Muhammed" derdik diye haber vermiştir.
    Zührî, "Biz Zeyd b. Harise'den önce müslüman olan bilmiyoruz" demiştir. Zeyd b. Harise "Bedr" ve ondan sonraki savaşlarda Resulullah (s.a.v.) ile birlikte bulunmuş ve nihayet Mute savaşında emîr , yani kumandan olarak şehit olmuştur. Resulullah (s.a.v.) onu seferlerinin bazısında Medine'de yerine bırakmıştır. Bera b. Azib'den rivayet olunduğuna göre, Zeyd b. Harise: "Ya Resulullah Hamza ile aramızda kadeşlik sözleşmesi yaptık." demiştir. Hz. Aişe'den rivayet olunur ki "Resulullah (s.a.v.) Zeyd b. Harise'yi herhangi bir seriyyede (düşman üzerine gönderilen küçük süvari müfrezesi) gönderdiği zaman mutlaka onu kumandan yapardı. Ve eğer sağ kalmış olsaydı, onu halife bırakırdı." Buharî'de rivayet olunduğu üzere Seleme b. Ekvâ (r.a.) demiştir ki: "Peygamberle birlikte yedi gazâ ettim. Resulullah, onu bize kumandan yapardı."
    Zeyd'in katıldığı seriyyeler: Önce Karede, sonra Hamum, sonra, Iys, sonra Mutrıf, daha sonra sırasıyla, Hısma, Kurza seriyyeleri olmuş, daha sonra Mute savaşında kumandan olmuş ve bu savaşta ellibeş yaşında iken şehid olmuştur. Kur'ân'da ondan başka hiçbir sahabi ismiyle söylenmemiştir. Yine Buharî'de İbn Ömer (r.anhüma)dan rivayet olunduğu üzere, Resulullah (s.a.v) buyurmuştur ki: "O, yani Zeyd, gerçekten kumandanlığa layıktır. Ve gerçekten en çok sevdiklerimdendir."
    Tirmizî ve başka muhaddislerin rivayeti ile Hz. Aişe demiştir ki: "Bir sefer Zeyb b. Harise Medine'ye geldi, Resulullah benim odamdaydı, geldi kapıyı çaldı, Resulullah kalktı, ona sarıldı ve öptü."
    Bir de İbnü Ömer (r.anhüma) şöyle demiştir: Ömer, Üsâme'ye benden daha çok maaş bağladı. Kendisine sordum. O, Resulullah'a senden daha sevgili idi, babası da Resulullah katında senin babandan daha sevgiliydi dedi.
    İşte Zeyd böyle çeşitli yönlerden Allah'ın ve Resulü'nün nimetine ermiş bir zat idi. Burada bunun bu niteliklerle nitelenmesi, nimetin değer ve şükrünü bilecek güzel niteliklere sahip olduğunu tescil ile, gönüldekini kendisine olduğu gibi söylemek için çekinecek bir taraf olmadığına bir dikkat çekmektir. Yani senin, böyle senden nimet görmüş bir kimseye karşı çekinmene hiçbir sebeb yokken diyordun ki Eşini bırakma, kendi yanında tut. Yani Zeyneb'i boşama. Burada tefsirler bu konudaki rivayetlerin arasına şöyle bir paragraf eklemişlerdir: Güya Resulullah (s.a.v.) Zeyneb'i Zeyd'e nikâhladıktan bir zaman sonra, tesadüfen gözü ona ilişmiş, birdenbire güzelliği gönlünde yer etmiş de "Gönülleri çeviren Allah'ı tesbih ederim" demiş. Zeyneb de tesbihi işitmiş Zeyd'e söylemiş, Zeyd intikal etmiş ve bunun üzerine Zeyneb'le beraberliği uygun görmeyerek Resulullah'a gelmiş: "Ben eşimden ayrılmak istiyorum" demiş. Resulullah (s.a.v.)de: "Ne var, ondan seni şüpheye düşürecek bir şey mi oldu?" buyurmuş. Zeyd: "Yok. Vallahi ben ondan hayırdan başka bir şey görmedim. Fakat şerefli bir aileden gelmesi dolayısıyla kendisini benden büyük görüyor." demiş. Ve o zaman Resulullah "Hanımını kendine sıkı tut" buyurmuş. Ansızın görülen bir güzelin güzelliğini son derece temiz ve ince bir biçimde duyup takdir ederek yaratanın yaratıcılık gücünü tesbih ve tenzih ile ilan etmekte peygamberlerin ismet (günah işlememe) özelliğine aykırı hiçbir durum olmadığından, bu hikayenin gerçekten olmuş olmasını varsaymakta aslında bir sakınca yoktur. Bununla birlikte birtakım hırıstiyan yazarların dedikodu aracı yapmak istedikleri bu hikaye, Hadis ilmi bakımından, gerçekten olmuş bir olay değildir. Bir kere rivayet açısından sahih hadis kitaplarında, sahih bir yol ve sened ile rivayet edilmemiştir. Sonra dirayet, yani hadisin mânâsı açısından, Zeyneb'in güzelliğini Resulullah'ın henüz yeni görüp anlamış olması aklen kabul edilemez. Zira Zeyneb Resulullah'ın yakın akrabasından olmakla, ta çocukluğundan beri görüp bildiği ve özellikle tesettür edilmemiş bulunduğu için vücud güzelliğini yakından tanıyageldiği bir kadın iken, bunu ilk olarak bu defa görülmüş beğenilivermiş diye anlatmak kendi kendini yalanlayan bir hikayedir. Doğrusu Resulullah Zeyneb'i önceden biliyordu ve bildiği için onu evlat gibi sevdiği Zeyd'e nikah etmiş idi. Fakat Zeyneb onurlu bir kadındı. Zeyd'i kölelikten azad edilmiş olduğundan dolayı kendine denk sayamamış, ona varmak istememişti. Sırf Resulullahın emrine itaatla ona varmış, fakat gereği gibi ısınamamıştı. Ara sıra Peygamber'e akrabalığından dolayı şerefli olması ve asaletiyle övünerek Zeyd'e karşı büyüklenmek istiyordu. Gerçekten kumandanlığa layık olarak yaradılmış olan Zeyd buna bir süre sabretti ise de Resulullaha varıp Zeyneb'den ayrılmak istediğini arz eyledi. Resulllah (s.a.v.)da bunu nefsinde uygun gördüğü halde, birdenbire müsade etmeyip dedi ki: "Hanımını kendine sıkı tut." Ve Allah'tan kork. Yani kadını boşamanın, önemsiz bir mesele olmadığını, Allah katında sorumluluk getiren bir iş olduğunu düşün, çünkü "Yani Allah katında helallerin en çirkini boşamadır." Bu nasihatlar güzel, fakat böyle derken İçinde de Allah'ın meydana çıkaracağı bir şey gizliyordun. Boşamasını uygun görüyordun, yahut onu nikahlamayı düşünüyordun da söylemiyordun. Taberî'de Süfyan b. Uyeyne kanalıyla Ali b. Hüseyn'den rivayet edildiğine göre, Allah, peygamberine bildirmişti, Zeyneb ilerde Resulullah'ın hanımlarından birisi olacaktı. Böyle iken Zeyneb'den şikayete geldiği zaman, ona hanımını kendinde tut demişti. Çünkü o halde halkı da sayıyordun. Zeyd'in hatırını sayıyor ve insanlar dedikodu ederler diye çekiniyordun. Oysa Allah'ı sayman daha uygundu. Eğer korkacak bir şey varsa, halkı hiç hesaba almayarak yalnız Allah saygısını duyasın. Yani sırf gizlemek sakıncalı değildir. Allah için korkacak, Allah'ın emrine aykırı olacak bir şey olsaydı, sade Allah korkusuyla gizlemek de sakıncalı değildi. Fakat Allah için korkacak bir durum yok iken sırf insanlardan korkarak gizlemek veya Allah korkusuyla birlikte bir de halk korkusu gözetmek, işte hatırlatmanın sebebi budur. Halktan hiç korkmayarak yalnız Allah korkusunu gözetmek gerekti. Çünkü Allah'ın ilahi mesajını tebliğ eden peygamberler açıklanacağı üzere Allah'tan başka kimseden korkmazlar. "Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar." (Ahzab, 33/39). Deniliyor ki Peygamber'e karşı en şiddetli âyet bu "İçinde Allah'ın meydana çıkaracağı bir şey gizliyordun" âyetidir. Hz. Aişe der ki: "Resulullah (s.a.v.) Allah'ın kitabından bir şey gizleseydi bu âyeti gizlerdi." "İçinde de Allah'ın meydana çıkaracağı bir şey gizliyordun." "İnsanlardan çekiniyordun, oysa Allah'dan çekinmen daha uygundu." Demek ki bu ayet bu şekilde Resulullah'ın doğruluğuna ve pek yüksek olan huşu ve takvasına da açık bir delil oluyor. Zeyd ondan tamamen ilişiğini kesince, yani senden nimet elde etmiş olan Zeyd, sonunda o hanımı olan Zeyneb'den muradına erince, onu tutmak istemeyip boşadı ve iddeti çıktı. Ona hiçbir şekilde bir ihtiyacı kalmadı ve bu şekilde Zeyneb açıkta mahrum kaldı. O zaman biz onu seninle evlendirdik, yani senin çekinmene rağmen nihayet onunla evlenmeni sana emrettik. Demek ki Peygamber insanlara karşı söylemekten bile kaçındığı bir fiilin açıktan açığa yapılmasına emir almış bulunuyordu. Şüphe yok ki bu onun iman ve kesin inancını ortaya çıkaran büyük bir imtihandır. Fakat bu ne için böyle oluyordu? Ne idi? Bu evlendirmede ümmet için önemli bir hüküm hikmeti vardı. Şöyle ki Oğulluklarının, hanımlarında ilişkilerini kestikleri zaman, müminler üzerine bir darlık olmaması hikmeti için. Zira sûrenin başında geçtiği üzere, siz oğulluk edinmekle yüce Allah onları gerçekten sizin oğullarınız edivermemiştir. Şu halde, Nisa Sûresi'nde "Öz oğullarınızın hanımları ile evlenmeniz haram edildi." (Nisa, 4/23) buyruğuna uygun olarak, öz oğulların hanımları ile nikâhlanmak haram edilmiştir, diye oğullukların hanımlarını da gerçekten onlar gibi saymak gerekmez. Bir kimsenin oğul edindiği evlatlığının hanımını boşayıp iddeti çıktığı zaman, o adamın onunla evlenmesi şer'an caizdir, bunda hiçbir sakınca yoktur. İşte cahiliyet devrinde kökleşmiş olan bu adetin bu darlığın İslam'da kaldırılması için, ilâhî hikmet Peygamber'in bizzat kendisinde tatbikini gerektirmiş ve bu hikmet için o evlenme emredilmiştir. Allah'ın buyruğu yerine getirilmiştir. Onun için bu emir de yerine getirilmiş, Peygamber evlenmiş, Zeynep de Peygamber'in hanımı olmuştur. Bu şekilde bu evlenmenin meşru olduğu tatbikatla gösterilmiştir.
  • 19-03-2026, 03:40:41
    #80
    Çok araştırma fırsatım olmadı fakat Bakara 47'de çok konuşulan ayetlerden biri. Herkes farklı bir şey söylüyor sanırım daha orta yolu bulan bir şey çıkmadı

  • 19-03-2026, 07:28:21
    #81
    Sanki dünyada kadın kalmamış gibi diyosun da (saygısızlıktan Allah'a sığınırım), bahsettiğin Hz. Zeynep annemiz Peygamberimizin ÖZ HALASININ KIZI zaten. gözünün önünde büyümüş. akıl var mantık var.. madem mevzu dediğin gibi haşa nefsani bişey, o zaman bu kadın gencecik bekar bi kızken Peygamberimiz neden gidip evlenmedi? O dönemin arap toplumunda akraba evliliği gayet sıradan bişey, kimse de çıkıp yadırgamazdı bunu.
    Ama ne yaptı? gitti soylu halasının kızını kendi elleriyle evlendirdi, sırf o dönemki köle-soylu ayrımcılığını yıkmak için eski bi azatlı köle olan Zeyd'le!! Hz.Zeyneb'in ailesi istemediği halde ikna edip yaptı bunu. Ama mizaçları uyuşmadı yürümedi evlilik, Zeyd de eşini boşamak istedi ve her seferinde Peygamberimiz (sav) "Allah'tan kork" diyerek Zeydi (ra) geri çevirdi.

    işte dananın kuyruğunun koptuğu yer burası. O dönem evlatlık tam bir tabu araplarda. Dşardan birini evlatlık alıyosun, senin öz oğlun sayılıyor, karısı da senin öz gelinin sayılıyordu. İslamın bu SAHTE akrabalık yalanını ve bağını yıkması lazımdı. Ee bin yıllık bu tabuyu kim yıkacak? sokaktaki ali veli yapsa kimin umrunda olur? Bizzat toplumun liderinin, Hz.Peygamberin kendi hayatında uygulaması şart ki kırılsın o zincir.
    Ahzab 37 ayetine bi de şu gözle bakmak lazım. Ayet haşa Peygamberin bi hevesini anlatmıyor, tam tersine Allah orada elçisini çok net bir şekilde uyarıyor. "İnsanlar ne der diye korktun çekindin, oysa asıl Allah'tan çekinmeliydin" diyor. Kendi arzusu olan biri niye milletin lafından bu kadar çekinsin bu işten? kendi uydurdu (!) diyosunuz ya hani, o zaman kendi yazdığı kitaba niye kendini uyaran, "milletten korktun" diyen bi ayet koysun?
    şimdi kalkıp da 'ya işte kendini aklamak için, işi kılıfına uydurmak için bilerek böyle bi ayet yazdıysa' gibi bi akılsızlığa da sığınabilir insan. Baştan söyleyeyim o mantık da patlıyor. Neden?
    Haşa, bi adam sırf bi kadını almak için uyduruktan ayet yazacak olsa, 'Allah bana bunu helal kıldı bitti gitti' der geçerdi. Neden milyarlarca insanın kıyamete kadar okuyacağı kitaba 'içinde sakladın, insanlardan korktun, oysa Allah'tan korkmalıydın' diye kendi çekingenliğini yazıp kendi kendini eleştirsin? Uydurma bi lider, sahte bi adam kendini her zaman kusursuz, süper cesur, ilahi iradeyle birebir uyumlu gösterir. Hiç kendi yazdığı kitapta kendini uyarır mı? Hatta Hz. Aişe annemizin bu konuda çok meşhur bi sözü var. der ki; 'Eğer Peygamber Kuran'dan bir ayet gizleyecek olsaydı, yemin ederim bu ayeti (Ahzab 37) gizlerdi.' düşün yani, bu ayet ve insanların laf edeceği bu görev Peygamberimize (s.a.v) ne kadar ağır gelmiş...

    Konudan konuya atlanılmış ama buna da değinelim: Allah geleceği bilmiyor mu da peygamberin başına bişey gelince ayet iniyo mevzusu. Allah'ın herşeyi ezelden bilmesi ayrı şey, bi kanunun inmesi ve topluma yerleşmesi ayrı şey. tıp hocası ameliyatta hangi sıkıntının/komplikasyonun çıkacağını önceden adından iyi bilir. Öğrenciye bunu o an yaşandığında gösterir ameliyatta ki kafasına KAZINSIN, pratik olsun. Bu tıp hocasının çıkacak sonuçları bilmediği anlamına gelmez.

    Allah, ayetleri ansiklopedi gibi pat diye tek seferde gökten indirseydi hayattan kopuk bi felsefe kitabı olurdu insanın fıtratına da uymazdı. Ayetlerin tam olayların üstüne inmesinin sebebi Allah'ın haşa yeni öğrenmesi değil, o an kanı kaynayan toplumun hafızasına o olayı EMSAL KARAR olarak kazımaktır. Yaşayarak öğrenilsin diyedir. Biraz olayın tarihi arka planını araştırılırsa büyük resim görülür. Not olarak da şunu düşmek istiyorum bu tür sorular genellikle öğrenmek maksadıyla sorulmuyor. Dinde bir açık yakalanmış gibi sorulunca da bir yere varılamıyor. halbuki onyıllar boyunca sorulan bir soru ve her defasında cevap açık ve net olmasına rağmen bir azınlık tarafından bilinçli bir şekilde ısıtılıp ısıtılıp gündeme getiriliyor.