hocam düşüncenize saygı duyuyorum ama kısmen katılmıyorum.
verdiğiniz örneğe göre sadece görerek-taklit ederek gelişiyoruz. görmeseydik orangutan olurduk diyorsunuz (kısaca yazıyorum) Ama bir orangutana baktığınızda ellerini kullanıp muz soyup yiyebiliyor. Hatta bir örnekte kendimden vereyim. yeni doğmuş bir kuşum vardı, kuşçudan aldığımda kardeşleri dışında kimseyi görmedi. Yanına bir dişi kuş aldım, hiç çiftleşen kuş görmemesine rağmen çiftleşti. nereden öğrendi bunu? yani aslında küçümsediğiniz canlılarda da inanılmaz bir mucize yok mu?
Hocam arada bir kelime kullandım onu görmemiş olabilirsin.
İnsanı insan yapan değerler dedim. Zeka, bilinç, şuur, empati gibi hayvanlarda olmayan özelliklerimiz var. Bu özellikler insana ruhu ile gelmiyor sosyalleşme sürecinde toplum içinde kazanılıyor.
Dini kitaplarda ruhtan ve kalpten bahsedilir. Bir ruh vardır bir de duyguları istekleri yöneten kalp vardır kuranda da hep kalpten bahsedilir. Oysa ne ruh vardır ne kalp vardır. İnsan beyni ile sever, beyni ile aşık olur. Yani tüm duygular ve düşünceler dinlerin söylediği gibi kalpte değil yağlı bir madde olan beyindedir.
Kalp krizi geçirenin aşkı bitmez, kalp krizi geçirenin vicdanı ahlakı sevgisi azalmaz.
Ama beyin sarsıntısı geçiren hafıza kaybı yaşayıp 30 senelik aşkını karısını bile unutabilir.
Yani insanı insan yapan kavramlardan bahsettim. Sen olayı iç güdüler kısmına getirdin. Bir hayvanın iç güdüsel olarak sergilediği hareketleri ona birinin öğretmesi gerekmez. Bu hareketler türün özelliğidir ve evrim süreci ile gelişir. Bir insan bebeğini 15 sene karanlık bir odada tut kimse ile konuşmadan hapis kalsın kendi kendine vicdan, ahlak, empati geliştiremez, konuşmayı öğrenemez, şiir yazamaz, fikir üretemez. Ama bu 15 yaşındaki ergenin yanına 15 yaşında karşı cinsten birini koy cinsel ilişkiyi iç güdüsel olarak bulurlar.
Yani organik süreçleri birnin öğretmesine gerek yok. Canlıda bir özellik ya da davranış hayatta kalmak ve üremek için ciddi avantaj sağlıyorsa o davranışa sahip bireylerin nesilleri daha baskın devam eder ve türün tamamı o davranış ya da özelliğe sahip olur.
Bir sorunun yanıtını açıklayamadığında ya da bilimsel açıklamayı yetersiz bulduğunda buna tanrı öyle tasarlamış diyerek işin içinden çıkmak binlerce senedir yapılan bir hatadır. Bir zamanlar insanlar enfeksiyondan öldüğünde de tanrı öyle istedi, kader diyorlardı. Hatta insanlar açıklayamadıkları herşeye bir tanrı uydurmuşlardı. Meteoroloji biliminden önce yağmur fırtına şimşek açıklanamıyordı gökyüzü tanrısı vardı. Denizler Okyanuslar açıklamamıyordır denizler tanrısı vardı. Ziraat Bilimi yokken bereket tanrısı vardı. Yani sen de çok eski bir hataya düşüyorsun açıklayamadığın ve bilimin açıklamasını da yetersiz bulduğunda tanrı öyle yarattı diyerek konuyu bağlamaya çalışıyorsun.
Yani insanlar açıklayamadıkları herşey soru için bir tanrıya sığınırlar. Oysa dünyada mucizevi bir şey yoktur herşey tabiat kanunlarına göre şekillenir. Evrim de bir tabiat kanunudur. Evrim olmasaydı yer yüzünde yaşam olmazdı.
Ve bence eğer gerçekten bir Tanrı varsa onun mesajları fizik kitaplarında kimya kitaplarında biyoloji kitaplarında matematik kitaplarındadır. Planck sabitidir, pi sayısıdır, i Ve bence tanrı mesajlar gönderdiyse bu mesajları aktaranlar Maxwell, Planck, Einstein, Bohr, Feynman, Faraday gibi sayısız bilim adamıdır. Yani öyle dünyada yaşam bir yaratılma diye puf diye ortaya çıkmadı. Tekamül ile türden türe geçişler ile bir çok türün yok olması yerine yeni türlerin çıkması ile ortaya çıktı. O yüzden türe özgü iç güdüsel davranışlar ilahi bir eğitim öğretim ile değil doğal seçilim ortaya çıkar.
Saygılar