10 yıl Avusturya da yaşadım, insanlar 7 yaşındaki çocuğa güven aşılıyorlar. Ve o güveni kendisine her alanda üstü kapalı bir biçimde uyguluyorlar. Örneğin metro bileti almak, arkadaşıma dedim kanka neden bilet alıyorsun ? Zaten biletini kontrol eden ne bir gişe ne de bir görevli var almasan bile sana kimse niye almadın demez ? Bana verdiği cevap çok ibretlik;
-ben bu ihaneti vatanıma yapamam yıllarca biriktirdiğim ve ördüğüm bu güveni asla yıkamam.
Böyle bir düşünce yapısına sahip olan bir ülkeden bahsediyoruz. Ben ilkokuldayken bilye oynardık okulun müdürü bizi sıra dayağına çekerdi, biz kendi bilyemizi müdürden çalmayı öğrendik ve bunu kanıksadık, büyüdük hırsız olduk.
Sürekli her dersten 2 şer 3 er sınav olurduk ve okulu geçmemizin tek şartı bu sınavları geçmekti; biz de kopya çektik ve okulu tamamladık. Fakat büyüdük kul hakkı yemeyi ve haksız yere bir başkasını çiğneyip önüne geçmeyi kanıksadık. Disiplin adı altında bir kısım öğretmenler tarafından sürekli dayak yedik yerli yersiz, ödevimizi yapmadık diye elimize mum tutturulur cetvelin dik ucuyla vurulurdu, ee bizde büyüdük şiddet ve vandallığı kanıksadık. Vatan sevgisini bizim zamanımızda sadece özel günlerde şiir okuyanlar ve andımız ı sıraya çıkıp her sabah bize okuyup dinlediğimiz arkadaşlarımıza hayran kalan öğretmenlerin gözünde arardık. Haliyle biz de vatan kavramını tamımadık bilmedik, biz de vatan sevgisine bağlanamadık, hissetmedik. Veli toplantısında ailelerimiz çağırışır diğer ailelerin önünde rencide edilirdi, kimi okula mendil getirmiyor, kimisinin defteri ciltli değil, kimisi yaramaz
eve gelirdik bi güzel de ailemizden azar işitir ötelenirdik. Ee bu seferde benliğimizden, öz güvenimizden olduk; içinize kapandık. Şimdi ise bu anıları terkedip yurtdışı hayalleri kuruyor, yazdığımız yorumlarla kendimizi tatmin ediyoruz. Ne diyeyim yazan da haklı, okuyanda, yorum yapanda