• 12-11-2020, 12:52:21
    #28
    Shentinal adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Elbette şart "İnsanlık" dediğin olgudan kastının vicdan, merhamet, iyi olmak olduğunu varsayıyorum; "insanlığı" din dışında evrensel bir ahlak yasasıyla temellendiremezsin. Eğer dini saf dışı bırakırsak, geriye diğer tüm canlılarda mevcut olan -bizim gözlemlediğimiz kadarıyla, çünkü inancım olan İslam gereği onlar da Allah'ı tesbih eder- materyalist pragmatizm, yani maddeci faydacılık kalır. Maddeci faydacılıkta, eğer bir önerme, olay, olgu kendi içinde tutarlıysa, ve bana fayda sağlayacaksa, o en doğru şeydir. Şimdi şöyle bir senaryo çizelim, 10.000 yıl öncesine yani devlet ve hukuk kurumlarının olmadığı zamanlara gidelim. Fiziksel olarak güçlü bir erkeğim. Karşıma ürememe ve cinsel açlığımı karşılamama uygun gördüğüm bir kadın çıktı. Daha da ileri gidelim, bu kadının benden fiziksel olarak daha zayıf bir eşi, ufak bebekleri ve güzel bir konumda sığınakları-malzemeleri var. Önce kadına sahip olmak için eşini öldürmemin, daha sonra kadının rızası olmasa bile cinsel ihtiyaçlarımı gidermemin, daha sonra benim neslim için tehlike oluşturabilecek bebekleri öldürmemin, ardından da sığınakları ve malzemeleri gasp edip kadını köle yapmamın yanlış tarafını bana söyleyebilir misin? Ben hayatta kalmak, kendimin ve soyumun ihtiyaçlarını karşılamak ve güvenliğini sağlamak için gerekli olanları yapmadım mı? Burada "insanlığı" kim, nasıl ve hangi kıstaslar ile belirleyebilir? İyi ve kötü zamana göre mi değişir? Elbette ki yaptıklarımızın bir sonucu olacağı için yapmaya ya da yapmamaya karar veriyoruz. Suni bir kanun olan Türk ceza kanun var olduğu için cinayet işlemiyoruz. Biraz acı bir gerçek olsa da bu herkes için geçerli. Sorularının tümünü karşılayacak cevabı verdiğimi düşünüyorum Başka soruların da olursa seve seve yanıtlamaya çalışırım, selametle "Sadece cevabı arayanlar onu bulabilir" -Aliya İ.
    Din ile ceza kanunun aynı kefeye koyduğuna göre ikisinin de toplumsal düzenin devam için insanlar tarafından uydurulduğunu mu savunuyorsun?
    Birinci önermende yanlış bir yan var. İnsan kaplanlar gibi yalnız yaşamaz, sosyal bir varlıktır. Ve senden daha güçsüz bir grup üyesini öldürüp karısını çalabilirsin, çocuklarını da öldürebilirsin, sonra gruptaki daha güçlü bir üye de seni öldürüp karını çalabilir, bu döngü grup avlanamayacak ve hayatta kalamayacak kadar küçülene kadar devam eder. Yani grubun faydası senin de faydandır. Sen o grup olmadan tek başına var olamazsın. O yüzden gruba zarar verirsen kendi yaşam şansını da tehlikeye atarsın. Yani senin faydana olmaz.

    O yüzden kendi grubundaki kadınları çalmak yerine başka gruplara saldırıp onların av bölgelerini ve kadınlarını çalarsın. İslamiyetin cihat sistemi de budur. Tanrının egemenliğini yayıyorum yani kendini grubumu genişletiyorum bahanesi ile senin olmayan topraklara savaş açıp, senin grubuna katılmayanları öldürür karılarını kendine cariye köle yaparsın. E ne oldu? Din geldi düzen geldi diyorsun ama bak yine güçlü güçsüzü öldürüp karısını çaldı değil mi?

    Bir de çok kendinden emin şekilde tüm sorularının yanıtını verdiğimi düşünüyorum demişsin )))
  • 12-11-2020, 13:35:35
    #29
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Din ile ceza kanunun aynı kefeye koyduğuna göre ikisinin de toplumsal düzenin devam için insanlar tarafından uydurulduğunu mu savunuyorsun?
    Birinci önermende yanlış bir yan var. İnsan kaplanlar gibi yalnız yaşamaz, sosyal bir varlıktır. Ve senden daha güçsüz bir grup üyesini öldürüp karısını çalabilirsin, çocuklarını da öldürebilirsin, sonra gruptaki daha güçlü bir üye de seni öldürüp karını çalabilir, bu döngü grup avlanamayacak ve hayatta kalamayacak kadar küçülene kadar devam eder. Yani grubun faydası senin de faydandır. Sen o grup olmadan tek başına var olamazsın. O yüzden gruba zarar verirsen kendi yaşam şansını da tehlikeye atarsın. Yani senin faydana olmaz.

    O yüzden kendi grubundaki kadınları çalmak yerine başka gruplara saldırıp onların av bölgelerini ve kadınlarını çalarsın. İslamiyetin cihat sistemi de budur. Tanrının egemenliğini yayıyorum yani kendini grubumu genişletiyorum bahanesi ile senin olmayan topraklara savaş açıp, senin grubuna katılmayanları öldürür karılarını kendine cariye köle yaparsın. E ne oldu? Din geldi düzen geldi diyorsun ama bak yine güçlü güçsüzü öldürüp karısını çaldı değil mi?

    Bir de çok kendinden emin şekilde tüm sorularının yanıtını verdiğimi düşünüyorum demişsin )))

    Elbette cevabı verdim, senin eleştirin mantıktan ve metoddan tamamen uzak. Sana kendi içinde tamamen tutarlı bir önerme söylüyorum, insan sosyal bir varlıktır diyorsun. İnsanın sosyal bir varlık olduğunun belirleyicisi nedir? Dediğin şekilde "grubun faydası benim faydam" -olsa da olmasa da- olsa bile ben aksini düşünmüş ve bir tercih yapmışımdır. Her iki şekilde de benim tercihimdir. Dediğim yere sen de vardın, materyalist faydacılık. Sen diğer insanlar olmasa sen de var olamayacaksın diye mi iyi bir insansın?

    İslam savaş hukuk hakkında sıfır bilgin olduğu, bilgin olmadan fikrin olduğu çok belli. Eğer gayrimüslim bir ülkede zulüm ya da toplumsal azgınlık varsa o ülkeye saldırabilirsin. Aksi durumda İslam'da saldırı savaşı yoktur. Savaşa katılmayan kadınlar cariye yapılamaz, savaşa katılıp esir düştüyse, salıverildiğinde gidebilecek bir hayatı varsa ekstrem durumlar dışında fidyeli ya da fidyesiz salıverilir, kendi isteği olmadan köle yapılamaz. Bunun ahlak ya da vicdan dışı hiçbir yönü yoktur çünkü zaten ahlak ve vicdanın belirleyicisi dindir
  • 12-11-2020, 13:55:31
    #30
    İnsan zaman geçtikçe dinsel tabuları yıkıyor,zenginlerin,güçlülerin,iktidar sahiplerinin dini kullandığını,dinin boyunduruğundan kurtulan milletlerin geliştiğini,özgürleştiğini de biliyoruz.İnsan eksikse,kendini tamamlamadıysa kendinden yüce bir varlığa inanmak istiyor,benimsediği olgunun ne olduğunu bile bilmeden.
    O yüzden dinsel inanç kavramı çoğu insan için "sözde".

    İyi biri olmanın dinle hiçbir alakası yok,hiç olmadı.
  • 12-11-2020, 14:00:40
    #31
    Shentinal adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Elbette cevabı verdim, senin eleştirin mantıktan ve metoddan tamamen uzak. Sana kendi içinde tamamen tutarlı bir önerme söylüyorum, insan sosyal bir varlıktır diyorsun. İnsanın sosyal bir varlık olduğunun belirleyicisi nedir? Dediğin şekilde "grubun faydası benim faydam" -olsa da olmasa da- olsa bile ben aksini düşünmüş ve bir tercih yapmışımdır. Her iki şekilde de benim tercihimdir. Dediğim yere sen de vardın, materyalist faydacılık. Sen diğer insanlar olmasa sen de var olamayacaksın diye mi iyi bir insansın?

    İslam savaş hukuk hakkında sıfır bilgin olduğu, bilgin olmadan fikrin olduğu çok belli. Eğer gayrimüslim bir ülkede zulüm ya da toplumsal azgınlık varsa o ülkeye saldırabilirsin. Aksi durumda İslam'da saldırı savaşı yoktur. Savaşa katılmayan kadınlar cariye yapılamaz, savaşa katılıp esir düştüyse, salıverildiğinde gidebilecek bir hayatı varsa ekstrem durumlar dışında fidyeli ya da fidyesiz salıverilir, kendi isteği olmadan köle yapılamaz. Bunun ahlak ya da vicdan dışı hiçbir yönü yoktur çünkü zaten ahlak ve vicdanın belirleyicisi dindir
    Kafanıza asla var olmamış bir islam ideali var. Ve buna kalıplar uyduruyorsunuz. Neymiş gayri müslim bir ülkede zulüm ve toplumsal azgınlık varsa o ülkeye saldırabilirmişsin. Zaten islami yaşayışa uygun olmayan herşey azgınlık size göre. Yani müslümanların yaşamadığı her yerde insanlar azgınlık yapıyorlar. O yüzden her yere saldırabilirsin. Al ruhsatı sonra kılıf uydur.

    Sana ait olmayan bir toprağa senin gibi yaşamadıkları için azgınlıkla suçlayarak saldır. Sonra kendi toprağını savunmak için savaşan adamları esir al, ya fidye versinler ya köle olsunlar. Bu adamların karılarını kızlarını da savaş ganimeti say. 1500 senelik meselesiyi sahip olduğun ahlak ve vicdana uyduruyorsun. Bir de buna bu ahlaklı ve vicdanlıdır diyorsun. Bir de savaşa katılmayan kadınlar cariye yapılamaz diyorsun. 1500 sene sadece savaşa katılan kadınları cariye yaptılar diğerlerine hiç dokunmadılar değil mi?))) Halife Sultan Süleyman'ın karısı Hürrem 14 yaşında müslümanlarla savaştığı için esir düşüp köleleştirilip Osmanlı'ya hediye edildi değil mi?))) Sen islam hukukunu çok iyi biliyorsun 1500 sene islam hukukunu uygulayanlar hiç bilmiyorlardı.

    Kendi uydurma fikirlerini anlatıyorsun sonra bana fikirlerimin metodolojik olmadığın söylüyorsun. Seni bir insan öldürmekten alı koyan tek şey ceza yasası ise sen iyi yetitştirilememiş bir insansın. İnsanların empati diye bir duyguları vardır. Sosyal varlıklar olduğumuz için bir birlerimizin duygularını tahmin edip buna göre tavır gösterebiliriz. İnsan topluluklarının da varlıklarını sürdürmelerinin sebebi bu empati duygusu ve sürüye bağlılık duygusudur. Bu duygular kişisel istekleri törpüler.

    Maalesef dine inanmak böyle bir şey. Her inanan kendi kafasında bir din disiplini idealize ediyor. Ve gerçek dinin bu olduğunu, diğer insanların o dini çarpıtıp temsil etmediğini aslında dinin özünün mükemmel olduğunu söylüyor. 1500 sene boyunca ülkeleri işgal edip müslümanlığa dönse de dönmese de o ülkelerin toprakların asıl sahiplerini köleleştirmiş bir dinin mensubu bana bunun ne kadar ahlaklı ne kadar vicdanlı olduğunu söylüyor. Trajikomik.
  • 12-11-2020, 14:05:02
    #32
    Shentinal adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    ahlak ve vicdanın belirleyicisi dindir
    Eğer ahlak ve vicdanın belirleyicisi din ise, bu denkleme göre; dine inanmayan, dinin gösterdiklerinden haberi olmayan veya yaşamını din kurallarına göre belirlemeyen biri rahatlıkla ahlak ve vicdandan yoksundur diyebilir miyiz?
  • 12-11-2020, 14:16:24
    #33
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Kafanıza asla var olmamış bir islam ideali var. Ve buna kalıplar uyduruyorsunuz. Neymiş gayri müslim bir ülkede zulüm ve toplumsal azgınlık varsa o ülkeye saldırabilirmişsin. Zaten islami yaşayışa uygun olmayan herşey azgınlık size göre. Yani müslümanların yaşamadığı her yerde insanlar azgınlık yapıyorlar. O yüzden her yere saldırabilirsin. Al ruhsatı sonra kılıf uydur.

    Sana ait olmayan bir toprağa senin gibi yaşamadıkları için azgınlıkla suçlayarak saldır. Sonra kendi toprağını savunmak için savaşan adamları esir al, ya fidye versinler ya köle olsunlar. Bu adamların karılarını kızlarını da savaş ganimeti say. 1500 senelik meselesiyi sahip olduğun ahlak ve vicdana uyduruyorsun. Bir de buna bu ahlaklı ve vicdanlıdır diyorsun. Bir de savaşa katılmayan kadınlar cariye yapılamaz diyorsun. 1500 sene sadece savaşa katılan kadınları cariye yaptılar diğerlerine hiç dokunmadılar değil mi?))) Halife Sultan Süleyman'ın karısı Hürrem 14 yaşında müslümanlarla savaştığı için esir düşüp köleleştirilip Osmanlı'ya hediye edildi değil mi?))) Sen islam hukukunu çok iyi biliyorsun 1500 sene islam hukukunu uygulayanlar hiç bilmiyorlardı.

    Kendi uydurma fikirlerini anlatıyorsun sonra bana fikirlerimin metodolojik olmadığın söylüyorsun. Seni bir insan öldürmekten alı koyan tek şey ceza yasası ise sen iyi yetitştirilememiş bir insansın. İnsanların empati diye bir duyguları vardır. Sosyal varlıklar olduğumuz için bir birlerimizin duygularını tahmin edip buna göre tavır gösterebiliriz. İnsan topluluklarının da varlıklarını sürdürmelerinin sebebi bu empati duygusu ve sürüye bağlılık duygusudur. Bu duygular kişisel istekleri törpüler.

    Maalesef dine inanmak böyle bir şey. Her inanan kendi kafasında bir din disiplini idealize ediyor. Ve gerçek dinin bu olduğunu, diğer insanların o dini çarpıtıp temsil etmediğini aslında dinin özünün mükemmel olduğunu söylüyor. 1500 sene boyunca ülkeleri işgal edip müslümanlığa dönse de dönmese de o ülkelerin toprakların asıl sahiplerini köleleştirmiş bir dinin mensubu bana bunun ne kadar ahlaklı ne kadar vicdanlı olduğunu söylüyor. Trajikomik.
    Okuduğunu anladığını düşünmüyorum, eğer ki İslam'da birini öldürmek sevap dahi olsaydı, dini olmayan biri bunu eleştiremezdi çünkü doğruluk ya da yanlışlığını belirleyecek bir skalası, bir referansı olmazdı. Velev ki verdiğin örnekler doğru olsa bile (kesinlikle değil) eğer din buna izin veriyorsa bu doğru olurdu. Ahlakın dayanağı empati mi yani? Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma mı? Yapsın, benden güçlüsü beni ezsin. Doğal seçilim bunu gerektirir, dinsiz ve materyalistiz öyle değil mi?

    Tutarlı ateistler ahlakın dinsiz temellendirilemeyeceğini bilirler, bu sebeple dinleri ahlakla eleştirmezler, eleştiremezler. Size tavsiyem eğer takip ediyorsanız gig tv karikateist ve ateizm derneğini takip etmeyi bırakıp daha objektif ve tutarlı şeyleri takip etmeniz yönünde. Ve inanmayışınıza dayanak aramak yerine doğru olana ulaşmak amacınız olsun araştırma ve düşünme metodunuz. Çünkü sadece arayan cevabı bulabilir.
  • 12-11-2020, 14:18:07
    #34
    YJMalmsteen adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Eğer ahlak ve vicdanın belirleyicisi din ise, bu denkleme göre; dine inanmayan, dinin gösterdiklerinden haberi olmayan veya yaşamını din kurallarına göre belirlemeyen biri rahatlıkla ahlak ve vicdandan yoksundur diyebilir miyiz?
    Öyle diyemeyiz çünkü o insanlar dinin topluma ve toplumun da o insana etki ettiği kadar ahlaklıdır. Bir ateistin inşallah demesi gibi, kültürel bir şey. Ahlaklı ateist olabilir ancak ahlaklı ateizm olamaz
  • 12-11-2020, 14:21:11
    #35
    Amaç sadece iyi insan olmaksa dine gerek yok. Dinsiz de iyi insan olunur. Mesela, İslamiyette amaç sadece iyi insan olmak değildir. İyi insan olmak yeterli olsaydı Peygamber efendimizin amcası Ebu Talip için de yeterli olurdu. İyi insandı, peygamber efendimizi koruyup kolları ama iman etmediği için kurtulmasına yetmedi... Eğer sadece iyi insan olmak yetseydi, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek ibadetlere gerek olmazdı... İyi insan olmak Müslüman için duraklardan biri sadece... Bence her iyi insan Müslüman olmak zorunda değil ama her Müslüman iyi insan olmak zorunda..
  • 12-11-2020, 14:23:19
    #36
    İnsanlar dünyada var olduğundan beri bu dünyaya bir anlam yüklemek istemiştir. Düşünürler, alemin ilk maddesinin ya da var olma sebebinin ne olduğunu anlamaya çalışmışlardır. Kainatın var olma sebebinin ateş, hava, su ya da toprak olduğu ileri sürü1düğü gibi, her şeyin kendiliğinden meydana geldiğini söyleyenler de çıkmıştır. Kimi düşünürler bir ilk hareket ettiriciden söz etmiş, kimisi her şeyi düşünceyle başlatmış, kimisi de varlığı Tanrı ile açıklamaya çalışmıştır.
    İnsanoğlu varlığın başlangıcını ve sonunu düşünürken akılla kesin biçimde çözemediği evrensel sorunlarda dini değerlere yönelmiştir. Dinin en önemli ilkelerinden olan inançlar, kainata ve hayata anlam vermekte insanları derin biçimde etkilemiştir. Kutsal değerler toplumun çeşitli kültür unsurlarını yönlendirmiştir. Böylece insan, hem alemin başlangıcını ilahi güce bağlamış, hem ölümden sonraki hayata hazırlanmaya çalışmış, hem de bu dünyada davranışlarından sorumlu olacağım diye idrak etmiştir.
    Demek ki din, insana hem kainatın var olma sebebini açıklamakta, hem de dünyada nasıl davranmak gerektiği hususunda öğütler vermektedir. Böylece de düşüncenin çözemediği fizik ötesi sorunlarda İnanç, yol göstermektedir. Din, kendi sistemi içinde, bir ruhsal boşluğu doldururken, ahlaki açıdan insanları iyiye, güzele ve doğruya götürme görevini ifaya çalışmıştır.
    Ahlak bilimi geniş ölçüde toplumun değer yargıları arasında neyin iyi, neyin kötü olduğunu gösterir. İyinin yapılmasını, kötüden de kaçınılmasını öğütler. Din ve ahlak insanların duygu, düşünce ve özlemlerini de etkilemiştir. Durum böyle olunca kültür ve sanat unsurlarında dinin etkisi iken dini göstermiştir. Ancak kainatın nasıl var olduğu hususunda nasıl filozoflar anlaşamamışsa, dinler de tek bir inanç sisteminde birleşememiştir'. Hatta bu yüzden aynı din mensupları arasında savaşlar olmuştur. Bu savaşların inanç ve yönetim sorunları yüzünden aynı dinin mensupları arasında da olduğuna tanık olmaktayız.

    Kaynak