İnsanlar dünyada var olduğundan beri bu dünyaya bir anlam yüklemek istemiştir. Düşünürler, alemin ilk maddesinin ya da var olma sebebinin ne olduğunu anlamaya çalışmışlardır. Kainatın var olma sebebinin ateş, hava, su ya da toprak olduğu ileri sürü1düğü gibi, her şeyin kendiliğinden meydana geldiğini söyleyenler de çıkmıştır. Kimi düşünürler bir ilk hareket ettiriciden söz etmiş, kimisi her şeyi düşünceyle başlatmış, kimisi de varlığı Tanrı ile açıklamaya çalışmıştır.
İnsanoğlu varlığın başlangıcını ve sonunu düşünürken akılla kesin biçimde çözemediği evrensel sorunlarda dini değerlere yönelmiştir. Dinin en önemli ilkelerinden olan inançlar, kainata ve hayata anlam vermekte insanları derin biçimde etkilemiştir. Kutsal değerler toplumun çeşitli kültür unsurlarını yönlendirmiştir. Böylece insan, hem alemin başlangıcını ilahi güce bağlamış, hem ölümden sonraki hayata hazırlanmaya çalışmış, hem de bu dünyada davranışlarından sorumlu olacağım diye idrak etmiştir.
Demek ki din, insana hem kainatın var olma sebebini açıklamakta, hem de dünyada nasıl davranmak gerektiği hususunda öğütler vermektedir. Böylece de düşüncenin çözemediği fizik ötesi sorunlarda İnanç, yol göstermektedir. Din, kendi sistemi içinde, bir ruhsal boşluğu doldururken, ahlaki açıdan insanları iyiye, güzele ve doğruya götürme görevini ifaya çalışmıştır.
Ahlak bilimi geniş ölçüde toplumun değer yargıları arasında neyin iyi, neyin kötü olduğunu gösterir. İyinin yapılmasını, kötüden de kaçınılmasını öğütler. Din ve ahlak insanların duygu, düşünce ve özlemlerini de etkilemiştir. Durum böyle olunca kültür ve sanat unsurlarında dinin etkisi iken dini göstermiştir. Ancak kainatın nasıl var olduğu hususunda nasıl filozoflar anlaşamamışsa, dinler de tek bir inanç sisteminde birleşememiştir'. Hatta bu yüzden aynı din mensupları arasında savaşlar olmuştur. Bu savaşların inanç ve yönetim sorunları yüzünden aynı dinin mensupları arasında da olduğuna tanık olmaktayız.

Kaynak