Sürekli farklı alanlarla ilgili tartışıyoruz,düşüncelerimizi paylaşıyoruz. Burası bir ağırlıklı olarak bir iş forumu fakat ticari olarak ciddi imkanlara sahip bireyler mevcut olduğundan bu konuda ortak doğruları ve yanlışları tespit ederek en azından özel eğitim sektöründe ufak değişimlere sebep olabiliriz diye düşünüyorum.
Not: İlk olarak doğru yazamadığımı belirtmek isterim. Daha doğrusu eğitim ile ilgili sitem edip şimdi ekleri,yapıları,noktalama işaretlerini yanlış yazarsam kusuruma bakmayın.
PISA'da ciddi derecede kötü bir sonuç elde etmişiz. Her ne kadar ucu siyasete dokunan bir konu olsada biz siyaseti katmadan forumun ve anayasamızın kurallarını ihlal etmeden düşüncelerimizi,yorumlarızı paylaşalım. En azından özel sektöre entegre edilebilecek çözümleri tartışırsak belki yapıcı çözümler üretebiliriz.
Toplu halde e-devlet üzerinden düşüncelerimizi yetkili mercalara iletebiliriz. Eğitim sisteminde önemli bir gelişim herkese katkı sağlar.
Ben kişisel tespitlerimi olumlu ve olumsuz durumları paylaşmak istiyorum;
Eğitim sistemimiz başlangıç tanıştırma aşaması konusunda oldukça verimli fakat iş süreklilik ile öğrenmeye geldiğinde bozulan ve zamanı verimli kullanmayan bir yapıya dönüşüyor. (Şimdi diyebilirsiniz amacı o zaten hiçbir şey bir kursta,bir okulda tam olarak öğrenemez, fakat sonrasında soğutmaya merakı öldürmeye hatta o alanda yanlış yola sapılmasına bile neden olabiliyor)
İlk başlangıç kısmı şu konudan iyi bir çizelgede sunar gibi ön bilgi iyi bir şekilde sağlanıyor sonrasında o alanların altında bir şeyler öğrenmeye başladığınız anda aslında net öğrendiğiniz bilgi miktarı harcadığınız zamana göre çok kötü durumda oluyor. 100 saat harcadığınız eğitim alanında 5-10 saatte doğru tam bir şekilde öğrenilebilecek şeyleri öğreniyorsunuz ve öğrendiğiniz şeylerin hep bir şeyleri eksik. Trigonometri öğretilir ne işe yaradığı,yarayabileceği bilinmez. Kağıt üzerinde cisim sol tarafta duruyor,sağ tarafta duruyor şu arasını hesaplayalım. Halbuki en basit bir ortam bile bir cismi sol veya sağ çapraza hareket ettirmek için trigonometri hesabı yaptırmak gerekiyor.
Eğitim için harcanan zamanlar çok ciddi boyutta ve buna rağmen öğretilenler ve öğretilmeyi amaçlananlar olumlu boyutta değil. Lise öğrencileri üzerine anadolu sıfatıyla getirilen haftalık 40-45 saatlik ders yükü benzer bir şekilde bildiğiniz üzere geçtiğimiz yıllarda ortaokullara da getirildi yeni sistemle beraber ilkokullara da getiriliyor.
Ben ülkemizde eğitim sistemimizin (özel üst düzey okulları bilemeyeceğim) okullarımızı çocukları ve gençleri boş bırakmama amacıyla bırakılan oturma bankları olarak görüyorum. Lisede de bunu gördüm, ortaokulda da bunu gördüm. Şimdi üniversiteye gidemedim tabi böyle düşündüğüm için ama etrafımda üniversiteye gidenleri görüyorum aynısını bunun içinde düşünüyorum (yine bir şeyler yapmak isteyen özel ve devlet üniversitesi olup hür kararlarla iyi gençler yetiştirmeye çalışanlar hariç)
Herkes elinde bir kağıt ile bir problem çözmeye çalışıyor fakat çözmeye çalıştıkları problemler,konular,formüller ne işe yarıyor ne amaçla yapılmış kimsenin umrunda değil. Kimsenin amacı o formülün, o dersin bilimi ile değil. Ne işe yaradığı ile değil.
Kağıt üzerinde 3-5 çizgi ile farklı çizgiler oluşturmaktan başka yapılan bir şey yok. İnsanlar ya matematikten ya edebiyattan nefret ediyor haklı olarak. Zoraki olarak ezberletilen formüller, sanatçılar (bilmek zorundasın mantığı) diploma denilen kağıdın neler öğrendiğini ve öğrenmek istediğinin kanıtı olması.
Gerek ülkemizdeki gerek benzer versiyonlarda gelişmiş ülkelerde bile yaşanan eğitim alanının problemlerinden biri.
Benim bir çocuğum yok fakat biliyorum ki bu forumda çocuğu olan bireylerde var. Yaşım küçük şimdi bazı büyüklerim diyebilir ki çocuğumuzu nereye göndereceğimizi sana mı soracağız, devletten daha iyi mi bileceksin? Diyebilirsiniz haklı olarak.
Ülkemizdeki eğitim sistemine bir bakın ve sonra öğrencilere bakın. İlkokul,ortaokul (4 veya 5. sınıf yani büyükte değil) öğrencilerin birbirlerine cinsi ağır laflarla nasıl şaka amaçlı da olsa hakaretler ettiklerini de gördüm. Sokaklarda nasıl evlerine gittiklerini de.
Açık ve net diyorum mühendis bile olsa çocuğunuz mevcut eğitim sisteminin kurbanı olacak. Belki gelişmiş dediğim avrupada bile bu eğitim sisteminin tek düzeliği vardır, belki biz öğrencilerimize değer veriyoruz naraları atarlarken onlarda tek düze öğrenciler yetiştiriyorlardır okullarını görmediğim için bilemeyeceğim.
Tek bildiğim bizim ülkemizde eğitim alanında köklü bir değişiklik ile düzenli yeni bir sistem oluşturulmaz ise dershane denilen ne işe yaradığı belli olmayan ders ezberletme kursları kalkmazsa bunlara ihtiyaç olan teog vb. sınavlar kalkmazsa ülkenin umudu gözüyle bakılan gençler, aileleri tarafından uçuruma sürüklenmiş olacaklar.
Şimdi bunun suçları aslında öğrencilere yükleniyor fakat kimse bu siyasi gündemi ve o çocukların okul öncesi eğitimini oluşturan , psikolojisinin ve karakterinin oluşmasına sebep olan çocukların kendi ailelerini konuşmuyor. Eğitim sisteminin ve teknolojinin çocuklara yaşattığı yanlışlardan bahseden yok.
KPSS'ye başvuran hayali olmayan 3.5 milyon insan var. Bunlardan biri de benim. Hiçbir ideali olmayan, hiçbir amacı olmayan, hiçbir ilgisi,odağı,hedefi olmayan şu devirde körelmiş 3.5 milyon kişilik grup oluşturmayı başarmışız.
Ülkemizdeki Eğitim Sistemi Problemleri
6
●653
- 26-12-2016, 21:06:35
- 26-12-2016, 21:35:12Eğitim sisteminde yapılan en önemli 3 hata var bence.
1-Sürekli sınav sisteminin değişmesi
2- İmam hatip ortaokul-liselerin sayılarının aşırı derecede artması ve önem kazandırılması.
3-Düz liselerin Anadolu lisesine çevirilmesi
Bu üç saçmalık yüzünden eğitim seviyesi rezalet bir seviyede.
2 nolu madde uyarınca gelecek tepkiler bakımından 2016 yılı LYS'de liselerin başarı ortalamaları


Düz liseleri anadolu liselerine çevirmeseler anadolu liseleri çok daha fazla ortalamaya sahip olurdu emin olun. - 26-12-2016, 22:12:06@LordHaseky;
Sınav sistemi zaten işin uzmanlarının işe el atmamasından kaynaklanıyor. Eğitim alanı içerisinde kağıt üzerinde sen bu kadar aldın o bu kadar aldı şeklinde net ayrımlar yapmak ne kadar mantıklı dünya çapında tartışılması gereken bir konuyken ülkemizde kötü eğitimler arasından kötünün iyisini alabilmek adına öğrenciler bu sınavlarda yarışıyor. Ve yarıştıkları kişilerde birbirleri.
Sınavları yine şu şekilde desteklerim. Bir taban belirlenir ve öğrencilere denilir ki amacımız sizi bu seviyeye getirip hepinizi bilgiden ve araştırmalardan fadyalanabilecek konuma getirmek istiyoruz bu yüzden böyle bir alt limit uyguluyoruz.
Fakat sınavların amacı bu değil. Sınavlarımızın amacı kim kimden daha fazla alacak. Kim kimin önüne geçecek. Yani bu sene tüm gençlerimiz en fazla ygs,lys'den 250 alsa 250 alan kişi odtüye gidecek belki (sınav 1.cisi olduğundan) 240 alan kişi boğaziçine gidecek. Ve kimse şunu demiyecek ya bu adamlar sınavın yarısını çözememiş bunların burada ne işi var?
Demek ki eğitimin temelleri değil önemli olan. Önemli olan kim daha fazla soru çeşitini çözebilecek. Buna göre yetersiz olan üniversitelerimize kimler giremeyecek , kimler girebilecek belirleyelim tarzındaki sistem gerçekten durumun en acıklı tarafı.
İmam Hatip konusunda farklı bir vehamet var. İşi siyasete veya inanç ayrılıklarına,saygısızlıklara sebep olmak istemiyorum. İslamiyet benimde dinim. Fakat ülke çapında İnançlar adı altında tek inanışın İslamiyet olması büyük bir hatadır. İmam hatip diye bir okul olamaz. Okulun adı bile aslında verilen eğitimin ne kadar hatalı olduğunun kanıtı.
Eğitim görevlisi vereceği eğitim içerisinde taraf olamaz. Bu tarz inanç eğitimlerinde okul adı İmam olarak belirlenip okumuş İmamlar yetiştireceğiz düşüncesinde öğrenci yetiştirmemeli. Her ne kadar biz İslamiyet'e inansakta dünyada binlerce farklı inanış var ve bu öğrenciler daha 15-16 yaşlarında bu okullara başlıyor belki tüm dinler eşit olarak gösterilse farklı bir inanca inanacak veya İslamiyet'e inanmasına rağmen farklı milletterden insanlara farklı inançlardan bilgi vermek durumunda kalacak.
Bizde herkes Müslüman, olmayanda öyle, olanda öyle sistemi işin sıkıntılı noktalarından biri. Bu sayısal,sözel ayrımını da doğru bulmuyorum.
Fen liselerinin başarısı da ne yazık ki bu sistemin yapay zorluğunun yapay başarısıdır. Yani evet bir başarı var fakat neye göre kime göre ne şekilde ? Ülkede fen ve süper liselerin temeli ciddi bir süredir var. Fakat bu okullardan öğrencileri siyasi mercilerde, farklı üst düzey kurumlarda görebiliyor muyuz? Hayır.
Veya bu öğrencilerimizin gerçekleştirdiği farklı çözümler ile ülkeye kazandırdığı farklı şirketler,markalar görebiliyor muyuz hayır. Bunu öğrencilerimizi kötülemek maksadıyla değil öğrencilerimizin elinden alınanları göstermek maksadıyla yazıyorum.
Amerikalı öğrenci , araba parasını aklındaki bir girişime,alana harcarken bizde neden bu tarz çözümler göremiyoruz. Neden udemy Türkiye'de başarı sağlayamadı da Amerika'da bu iş mümkün kılınır hale geldi ve proje orada gerçekleşebildi?
Bunlar hep birbirine bağlı noktalar ve sorunların sonuçları. Dünya çapında eğitim sektörünün gerek ortak gerek ülkemize has problemleri. Özellikle ülkemizdeki eğitim problemleri inanılmaz düzeyde daha kötü durumda.
Üniversite sınavımızın acizliği ve muhtaçlığı şuradan bile çok belli. Sınav günü bir ağrınız,biyolojik bir sıkıntınız olsa 1 sene belki 2 sene belki 4 sene boyunca lisede verdiğiniz tüm emek 1 yıl için yanacak. Böyle bir şey olabilir mi?
Belki sınav anında idrarınız gelecek ve sınavı bırakmak zorunda kalacaksınız? Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir tablo olabilir mi? Yani biz öğrencilerimizi çişini saatlerce getirtmeden mabadını yerinden kaldırtmadan ne yapmaya çalışıyoruz. Başarı kriteri o 2 saatte 5 seçenekten doğru olanı işaretleyip geçmek mi? Sentrilyonda bir ihtimal bile olsa rastgele okumadan etmeden o doğru seçenekleri işaretlemesi durumunda elde edeceği başarı sonucu biz ona başarılı demeyeceğiz mi?
Bizim öğrencilerimizin eğitimdeki durumu araba sürmeyi bilip, arabanın ne olduğunu bilmemesi ve hangi yoldan gideceğini bilmeden sürmeyi bildiği arabaya atlayıp hemen ilk önündeki yoldan rastgele yönlere girerek bir yere varmaya çalışmasıdır. Çoğumuz için böyledir sırf eğitim değil ülkemizdeki hatta bir çok ülkedeki yaşayış tarzı da böyledir. Önümüze çıkan sokaklardan en rahat gidilebilene , rastgele seçtiğimize veya al bak bunu seç denilene yürür gideriz. Bir yol gidilir ama niye gidilir,nereye, nereden gidilmelidir farkında olan,düşünen çok azdır.
Eren Balinin hayatını görünce anladım. İlk bilgisayarı almadan önce çevresindeki tanıdıkları bak böyle bilgisayar diye bir şey var üstünde şöyle şöyle programlar,matematik tarzı ile geliştirilebiliyor şeklinde anlatıyormuş. Biz bilgisayarı oyunla tanıdık, senelerce oyunla kullandık. Okulda tanıştık bu konuda hak yememek lazım. Yine ailemizde çevremizde belki bu işlerle ilgilenen bilen olmadığından içimde de araştırmacı ruhu olmadığından hiç bilgisayar sisteminin arka yüzünü göremedik. İnternetle tanıştığımızda bir ara bedavasitem aracılığı ile uğraştık sonra sıkıldım bunaldım kısa sürdü ama o zamanlar kopyala yapıştır ile tanışmıştım html ile hatta body tagları arasında alt alta oyunlar koyacak halede gelmiş sınıftan bir arkadaş ile rekabet içerisindeydik sonra o bedava siteyi geliştirdi geliştirdi oyunlarla dizdi siteyi ben nedense onun kadar ileri götüremedim gerçi o psikolojik ve matematik olarakta bana göre ciddi düzeyde daha iyiydi zaten.
Anlayacağınız üzere sistem kötü. Fakat bilinçli aileler çocukları için birşeyleri değiştirebilir. Her bilgisayarla,elektronik ürünle beraber verilmesi gereken dikkat edilmesi gereken noktalar söylenilmiyor. Sosyal medya diye icat edilen vakit öldürme platformları dikkatimizi ve psikolojimizin eğitim sistemimizden ve dünya çapındaki eğitim sistemi probleminden dolayı aldığı hasarı arttırıyor.
Çocukları olan aileler ellerinden geldiği kadarıyla teknoloji bile hazır bir şekilde çocuklarına sunmayın kullanmak istiyorlarsa bir şeylerini düzeltmek, hatta teknolojik ihtiyaçların 100'de birini bile olsa maliyetlerini karşılamak zorunda kalsınlar ki hem psikolojik olarak hemde teknik olarak başlangıç için gerekli özveriyi yakalayabilsinler. - 24-05-2018, 01:20:28Bir öğretmen olarak cevap vereyim. İlk önce ülkemizdeki eğitim sistemini tanımanız gerekir bu konuyu açmadan önce.
2005 yılında ülkemiz eğitim sisteminde Davranışçı Yaklaşım'dan Yapılandırmacı Yaklaşım'a geçildi. Davranışçı yaklaşım öğretmen temelli, düz bilgi aktarımı ve ödeve dayalıyken; yapılandırmacı yaklaşım öğrenci merkezli, düz bilgi aktarımından ziyade araştırmaya ve düşünmeye yönlendiren bir sistem. Karşılaştırmasını internette arayıp bulabilirsiniz. Yapılandırmacı Yaklaşım şuan dünyanın kabul ettiği en iyi eğitim sistemi. Her ülkede her koşulda rahatlıkla uygulanabilir.
Fakat bizim ülkemizde bu sistemin tam anlamıyla oturabilmesi için daha en az 7-8 seneye ihtiyaç var. Hayatlarında bu yaklaşımı duymamış öğretmenler bu yaklaşım ile öğrenci yetiştiriyorlar. Bu öğretmenler emekli olacak, yeni yetişen öğretmenler sistemi devralacak. Bir sistem değişikliğinin oturması en az 20 yıl sürer. Bu zamanla aşılacak bir konu. Öğretmenlerimiz iyi, okullarımız donanımlı. Tek sorun yaşı ilerlemiş öğretmenlerin yeni yaklaşımı öğrenememesi ve anlayamaması. Yapılandırmacı Yaklaşı'ın ise kötü olduğunu kimse söyleyemez. Ben üniversite 2. sınıftayken bu sisteme geçildi ve çok şanslıyım.
İmam Hatip konusu ise siyasi bir mesele. İmam Hatiplere fazla hak tanınmadı, üzerine düşülmedi, kayırılmadı. Sadece o masum insanların ellerinden alınan haklar iade edildi
Tabii ülkede her zaman dini eğitime karşı çıkan, dindar insan görmeye tahammul edemeyen insanlar olacaktır. Onlara da bir zorluk yok. Kimse sizin çocuğunuzu zorla İmam Hatip'e göndermiyor, kimse sizin çocuğunuza zorla din dersi okutmuyor. Hepsi sizin seçiminiz dahilinde. Bu büyük bir özgürlük.
Sorun nerede derseniz, sorun sınav sisteminin tam oturamamasında. Sürekli değişiyor. Sınav sisteminin kaldırılması imkansız ama artık bir sisteme geçilsin, basitleştirilsin ve bir daha değiştirilmesin.
Eğitimin detaylarında ise dünyada hiçbir ülkede bir konuyu, bir dersi derinliklerine kadar işleyemezsin. Her zaman temel verilir. Derinlere inme yeri üniversitedir. Daha da derinleşeceksen akademisyen olursun. Okulda trigonometrinin ne işe yaradığını öğretmenin lüzumu yok. Çoğu kişi o bilgiyi hayatında kullanmayacak, çoğu kişi hayatı boyunca 1 mol elementin gram ağırlığını ölçmeyecek. Bunlar hep temel ve detayları meslekleri ilgilendiren konular. Zaten matematik derslerinin amacı okulu bitirince mesafe hesaplarsın, dünyanın çevresini ölçersin, havaya attığın topun düşme hızını hesaplarsın gibi konular değil. Öğrenciye analitik düşünme yeteneği ve problem çözme becerisini kazandırmaktır. Sizin dediğiniz şu bağlamda mantıklı olabilir: Bir ders konusu gerçek hayatla ne kadar bağdaştırılırsa o kadar kolay öğrenilir ve akılda kalıcı olur. Aynı zamanda ne kadar çok duyu organına hitap edilirse o kadar kalıcı olur. O yüzden deneyler, filmler, kitaplar, doğa gezileri vs daha etkili olur. - 24-05-2018, 22:11:22@mehmetarik; Emeğiniz, alakanız ve tecrübenizi - bilgilerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.
Amacım siyasi, dini bir ayrım oluşturmak değil öncelikle bunu belirtmek isterim. Neden ve nasıl böyle hissediyorum bilmiyorum ama tarafsızım. Dini eğitim kurumlarının bulunması mükemmel bir imkan. Zamanında meslek liseleri ve imam hatip liselerine yapılan engellemeleri, yaptırımları onaylamıyor, tasvip etmiyorum. Fakat her hangi bir okulun fazla öznel bir konu seçmesini de doğru bulmuyorum.
Nasıl ki Anadolu Teknik Bilgisayar liselerinde Web , Veritabanı programcılığı gibi bölümler ayrımlar olup, .Net Programcılığı diye sadece .Net ile ilgili bir müfredat yoksa teorik olarak ( Pratikte yoğun bir .Net hakimiyeti var fakat Web Programcılığında hem .Net, hem Php eğitimi azda olsa veriliyor) Dini ideolojilerde amaç genel anlamda ilk olarak bir çok Dini ideoloji eşit ele alınmalı.
Yapılandırmacı yaklaşım ismini sizinle duydum teşekkür ederim. Genel mantık olarak bu devirde zaten hiç kimsenin bu kadar yoğun bilgiyi tek başına öğretememesini normal bulduğumdan bende öğretmenlerin tek başlarına bir şey öğretmeye çalışmak yerine yol, yordam ile kendi kendilerine öğrenebilmelerini sağlamanın çok daha verimli olacağı kanısındaydım bu tarz bir sistemin yaygınlaşmaya başlamasını öğrenmem ile mutlu ve emin oldum.
Şuan üniversitelerde de bilgiler yeteri kadar iyi işlenemiyor, hatta akademisyenlik çalışmalarında bile. Bunu düşünmemiz gerekiyor. O kadar akademisyenimiz, üniversitemiz var.
Bakış açımızı, yaşam tarzımızı, beklentilerimizi değiştirmemiz gerekiyor.
Zorla, sırf maaşı veya işin zorluğu, yorulma derecesi düşsün, güzel gelir elde etsin diye üniversite okuyan, lise okuyan insanlar bulundukları eğitim kurumunun verimini inanılmaz düşürüyorlar. Hayatta az yorularak, çok para kazanmak için her hangi bir diplomaya kağıt parçasına veya bir eğitime illa gerek yok. Gözlem - analiz, hesaplama, doğru hamleler ile bir ilkokul mezunu da milyarder olabilir.
Ben diplomanın değerini yitirmesini mükemmel bir olay olarak görüyorum. Her ne kadar şu son 10 yıllık siyasi dönemde toplumda bazı kesimler tarafından bu eleştirilse de bu aslında inanılmaz olumlu bir şey. Üniversiteler statü sembolü kurumlar haline gelmemeli. Her yerde açılmalı ve zamanla gelişmeye bırakılmalı. Tabi ki mümkün olduğunca üniversiteler bağımsız olmalı.
Sık sık bu mesaja ekleme yapıyorum kusura bakmayın kafa karışıklığı oluşturduysam.
Sınavlar şuanda eğitime zoraki olan aşırı talebi karşılayamadığımızdan dünya genelinde bir çok ülkede filtreleme amacı ile kullanılıyor. Herkes ne okuyup, ne okuyamayacağını, neyi sevip sevmediğini biliyor zaten. Öğrenim döneminde de eksiklerimizi, bildiklerimizi en iyi kendimiz tespit edebiiriz ( tarafsız davranırsak eğitimde amaç diploma, kolay ve yüksek kazançlı meslek değilde gelişim olursa bu olgunluğa ulaşabilirsek ). - 25-05-2018, 04:45:43Teşekkürler hocam.
Yapılandırmacı Yaklaşım'ın temeli şöyle:
Öğrenciye bilgiyi direkt vermek yerine bilgiye ulaşmanın yollarını, öğrenmeyi öğretiyor ve öğrenci sonuca kendi varıyor. Bu yapılırken de tartışma konuları, sınıfı ikiye ayırıp münazara, grup çalışması vb gibi yöntemler var. Mesela çocuğa Osmanlı ile Haçlı Ordusu savaşmışlar, şu topraklar kaybedilmiş, şu kadar ölü var vs demek yerine sizce neden savaşmışlar, iyi mi olmuş kötü mü, savaşmasalardı ne olurdu gibi sorular soruluyor. Önceden de bir okuma parçası okutuluyor. Böyle olunca da zaten çocuk savaşın nedenlerini, sonuçlarını veya amaçlanan hedefi kendisi bulup çıkarıyor. O bilgi de unutulmuyor, ezberci yöntemden daha etkili.
Üniversite konusu ise apayrı bir konu. Üniversiteler çoğalsın, ben bunu destekliyorum. Fakat akademik personel de paralel olarak çoğalsın. Bir üniversitede bir bölümde ne kadar çok öğretim görevlisi, öğretim üyesi olursa o kadar farklı bakış açısı ve deneyim olur. Her hocanın çalışma alanı, eğitim yöntemi vs farklıdır. Öğrenciler bunlardan yararlanır. Mesela Türkçe öğretmenini ele alalım. Üniversitede Türkçe öğretmeni dil bilgisi de öğretir, edebi metinler üzerine de yoğunlaşabilir, dil kültür ilişkisi üzerine de çalımalar yapıyor olabilir... çalışma alanları böyle uzayıp gider. Ama asıl çalışma alanı her zaman bir tanedir. O hocayı akademik çalışma alanından uzaklaştırıp başka bir alanda ders vermeye zorlarsan o cevheri yok edersin. O yüzden üniversite açılıyorsa belirli bir alt akademisyen limiti de konulmalı ki eğitim seviyesi düşmesin. Bir de işin siyasi boyutu var. Ülkemizde YÖK denilen kurum var. Devlet üstünde devlet gibi birşey
Ne kapatılabilir ne icraatlerine müdahale edilebilir. Mesela üniversitede bölümlerin konteyjan sayısını belirleme yetkisi rektörlükte. Rektör isterse herhangi bir bölümün konteyjanını arttırabiliyor. Ben Sınıf Öğretmenliği okudum Marmara Üniversitesi'nde. Bölüm konteyjanı 180 kişiydi. Fakat 3. sınıfa geldiğimde bölüm konteyjanı 240'a yükseltildi, ardından ikinci öğretimi de açtılar ve toplam konteyjan 720 kişiye çıkartıldı. 1 sene içinde 4 kat arttı. Bu ne demek, mezunların yarısı işsiz kalacak demek. Bu ne demek, ekstradan 15 öğretim görevlisi daha istihdam edilecek demek. Ardından baktılar yeterli öğretim görevlisi bulunamıyor, bu sefer Sınıf Öğretmenliği için yüksek lisans programı açtılar. Sonuç olarak yüksek lisansı bitiren herkesin araştırma görevliliği erkenden dolduruldu ve üniversiteye hoca yapıldı. O hocaların acemiliği de bölüme yansımış oldu. Oluşan tüm bu sorunlar YÖK'ün yetki ve etki dairesiyle doğrudan bağlantılı. Konteyjan arttırma yetkisi rektörde değilde M.E.B'de olsaydı o 180 kişilik konteyjan 720'ye çıkarılmayacaktı ve M.Ü Sınıf Öğrt. daha kaliteli bir eğitim verecekti. Hepsi domino gibi birbirini etkiliyor. Hocaların kalitesizliğinin en temel nedenlerinden biri de aslında bu konteyjan arttırmaları.
Birde insanımızdaki okuma amacını yanlış buluyorum. Bizde üniversiteye gitmek memur olmakla bağdaştırılıyor. Okulu bitir, memur ol. Herşey devletten bekleniyor. Kimse okulu bitirip alanımda çalışmalar yapayım, makine mühendisiysem okul bitince yeni bir dişli sistemi icat edeyim vs çabasında değil. Oysa birçok kurum girişimcilere çok güzel destekler veriyor. İnsanın kafasında memur olmak olunca da çoğu zaman işsiz kalıyor, mesleğinden ayrı yerlerde çalışıyor... Liseden çıkışta bir hedef de olmayınca ne idüğü belirsiz bölümlerde üniversite okuyor. Bir arkadaşım vardı Kimya Öğretmenliği okudu. Mezun olduğu sene ve okulu girdiği sene atanan Kimya Öğrt. sayısı 20'ydi. Bunu bile bile okudu ve tabii ilk 20'ye giremediği için atanamadı. Sonuç olarak da 7 gün 24 saat devlete sövüyordu bizi atamıyorlar diye. Ben de ona dedim ki; Onur sen atanamayacağını bile bile Kimya Öğrt. okudun, tam 4 seneni boşu boşuna harcadın, ailene 10binlerce lira masraf oldun, şimdi kalkıpta kimseyi suçlama. Tüm suç sende, kimse sana o bölümü bitirince iş vereceğini söylemedi, atanmanın imkansız olduğunu sen de biliyordun. Okumasaydın daha iyiydi. Böyle farklı bir olay da var. İnsanlar 4-5 senelerini kolayca feda edebiliyorlar. Kolayca iş bulan bir bölüm tutturamadıysan üniversiteye gitmemek daha iyidir.
Sınavlar ise bir gereklilik. Mesela ABD'de üniversite sınavının olmadığını söylerler hep. Ama orada da her üniversitenin ayrı bir seçme stili var. Bazısı mülakatla, bazısı kendi yaptıkları sınavla seçiyorlar öğrenciyi. Bir şekilde üniversitede okumayı hakeden ve haketmeyen öğrencileri ayırt etmek gerekir. Mesela ülkemizde üniversite sınavı kaldırılsın diyorlar. Ama kaldırıldıktan sonra ne olacağını kimse düşünmüyor. Her yıl 2 milyon kişi sınava giriyor. Sınav olmasaydı bu 2 milyon kişinin en az 1 milyonu ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği bölümüne başvuru yapardı emin olun. Ne üniversite bu kadar başvuruyu kaldırabilir ne de 3 ay içinde o kadar başvuruyu inceleyebilir. Sınavın kaldırılması bu gibi büyük sorunları da getirir. Çözümü zor sorunlar.
Eğitim için yapılabilecek en iyi şey 4+4+4'e daha fazla önem vermek. Meslek liselerinin ortaokul bölümleri açılsın. Burada çocuklar çalıştırılsın, deneyerek öğrensinler, 12-13 yaşlarında hem okula gitsinler hem de okuduğu meslekle ilgili iş hayatına da girişsinler. Yaş erken diyebilirsiniz ama normalde çıraklık o yaşlarda başlar. Mesela Afyon'da mermer ocağı çok fazladır. Karadeniz veya Akdeniz'de de ticari orman sahaları çok fazladır. Akdeniz'de yaşayan bir çocuk ortaokulu marangozlukta okusa, liseyi de aynı bölümde okusa bir marangoz ustası seviyesinde mezun olur. Üniversitede gideceği bölüm de böylelikle belli olur ve boşu boşuna okmuş olmaz. Mezun olduktan sonra devlet o gencin doğup büyüdüğü çevredeki orman ürünleri şirketlerine talimat verse, bakın biz bu gençleri yetiştirdik, bunları işe alacaksınız dese ne kadar güzel olur. Bu anlattığım sistemi ben Almanya'da gördüm, gördüğümü birebir anlattım. İnşaatçı, fırıncı, camcı, marangoz vs her zaman daim olacak mesleklerdir. Gençler bu meslekleri beğenmiyor ama bu meslekler ölmez ve işini seviyorsan fakir de kalmazsın. Çıraklık önemini yitirdikçe ekonomi de kötüleşiyor. Ne ayakkabı ustası kaldı, ne demirci, ne el aletleri ustası. TRT'de bazen belgeselleri çıkıyor ve ustalar çırak bulamadıklarını, çocuklarının bile baba mesleğini seçmediklerini söylüyor. Oysa o adam belki tahta kaşık yapıp satarak o çocukları okutmuş, senelerce ev geçindirmiş, bu meslekleri küçümsememek lazım.
Çok uzatıyorum ama kusura bakma hocam. Birde üniversitenin kültür boyutu var. Öğrenciler üniversiteyi yiyip içip eğlenme, gezme, sevgiliyle takılma, bahar şenliğinde coşma gibi görüyorlar. Oysa üniversitenin sana vadettiği çok farklı birşey var. Ufkunu genişletme. Üniversitenin adı bile bunu doğruluyor. Univercity: univer-city. Direkt çevirsek bile ne kadar güzel bir anlam taşıyor değil mi? Evren-şehir. Her kültürden, her inanıştan, her ideolojiden, her sınıftan gencin biraraya gelip ortak amaçlar için birleştiği şehir içinde ayrı bir şehir. Sosyalleşmek, kültürel aktiviteler, insan ilişkileri, mesleki eğitimler, sempozyumlar, kurslar, kocaman kütüphaneler, spor tesisleri, dünya görüşünün değiştiği bakış açının genişlediği, her türden insanın arkadaşça takılabilidiği, her türlü ayrımın gözardı edildiği farklı bir dünya. Geleceğini şekillendirecek, belkide hayatının geri kalan 60 senesinde ne yapacağını belirleyecek bir yer. Bu güzellik için çalışılmaz mı, çabalamaya değmez mi? En iyi bölümü okusan da en yüksek puanları alsan da üniversiteden mezun olunca okuldaki ilk senenle aynı kafa yapısında çıkıyorsan o okulu da boşuna okumuş sayılırsın. Diplamo elinde bir kağıt parçası olarak kalır. - 27-05-2018, 01:08:42@mehmetarik;
Yapılandırmacı eğitim sistemi inanılmaz bir yeni eğitim sistemi türü o zaman süper. Bir nevi makinelerde yapay zeka ile sağlanmaya çalışılan şey öğrencilerde kendi kendilerine doğal stabil zeka olarak sağlanmaya çalışılıyor.
Bu her şeyi devletten bekleme, bir şeyi okuyupta garanti meslek bekleme zaten bizdeki en büyük sorunlardan biri. Memur olma isteğinde yatan hedefte mümkün olduğunca işten atılmama garantisi ile ideal refahlıkta çalışma hayatı beklentisi. Bu ülkede çöpçüye de ihtiyaç var, işçiye de doktora da. ( Her ülkede aynı şekilde ihtiyaç olduğu gibi )
Öğretim görevlileri belirttiğiniz gibi gelişim, eğitim arzusu ile üniversitelerin ihtiyaçlarını karşılayabilseler bugün kısa süre içerisinde olmasada her okul belirli bir 20-30 yıllık süreç sonucunda iyi talep gören kaliteli üniversiteler haline gelebilir.
İşini sevmek veya sevmese bile işine saygı göstermek, işin hakkını vermek gibi kavramları önemsemeliyiz. Bir işi ya tam yapacaksın ya da hiç yapmayacaksın. Diyorlar ya komplo teorilerinde dünyayı kim yönetiyor. Dünyayı Birleşmiş Milletler, Beyaz veya Kremlin Sarayı, Pekin veya İllümünati değil kendisine, insanlığa saygısı ve/veya sevgisi fazla olan eğitimciler, eğitim kurumları ve öğrenciler yönetiyor.
Einstein'in parçaladığı Atom, Abd'yi lider yaptı. Aynı başarıyı Japonya veya Hitler Almanya'sı elde etseydi bugün büyük abi Japonya veya Almanya'ydı. İngiltere'nin Abd'ye geçmişten günümüze ön ayak olduğu temel tecrübeler, sistem, düzen Abd'nin bugünkü güçlü konumuna gelmesini ve onunda bu güçlü konumda ortaklık elde etmesini sağladı. Abd yer yer İngiltere ile ciddi rekabetlere giriyor ama diğer ülkelere yaptığı yanlışları en az İngiltere'ye yapıyor. Yapmaktan imtina ediyor çünkü bir geçmiş bilgi, tecrübe, gelişim aktarımı ile oluşan bağ var. Rusya'nın uzay çalışmaları, askeri endüstride mühendislerinin ve teknikerlerinin başarısı, bölge ülkelerine nazaran daha verimli olan ( bölge ülkelerine göre yoksa genel başarı olarak Abd ve Avrupa ve Çin, Hindistan gibi ülkelerin gerisinde ) yapısı onu Abd, İngiltere ile yer yer en iyi ortaklığı yer yer nispeten akıllı, gelişmiş düşman statüsünü koruyor.
İnsanlığa bir ara ciddi zarar veren Almanya bile iş disiplini ve gelişme arzusunun vaad ettiği imkanlar ile düşmanları tarafından çöktürülmesine rağmen kontrollü bir şekilde geliştirildi ve saygın, faydalı konumuna geri ulaştı. Bu politik gelişimlerde enerjiden, endüstriden, havacılığa, psikolojiye kadar sistemli ve sistemsiz eğitimin sağladıkları dünyanın yönetilmesini, hakimiyetini sağlayan önemli kazanımlar elde edildi ve kullanıldı.
Abd'deki gizli sınav sisteminin de ciddi sıkıntıları var. Eğitim sisteminde Abd'de de aynı oranda olmasada bir geleceği kurtarma, hayata tutunma beklentisi Abd'ninde en büyük sorunlarından biri. Abd ile bu konuda ciddi benzerliğimiz var. Onları uzun vadeli yatırımcılık kavramı iyi ayakta tuttu ve sağlam markalar kazandırdı. Onlarda da devlete girme değilde iyi diploma ile iyi bir özel şirkette iyi gelir ile refah yaşam beklentisi onlarada ciddi zarar veriyor.
Ne kusuru öğretmenim asıl siz kusura bakmayın burada vaktinizi, emeğinizi keyfi bir şekilde tükettiğim için.
Başlangıçta kaliteyi düşürsede yinede Akademisyen sayılarının artması ilerisi için daha iyi olabilir. YÖK'ün bu adımı bir bakıma da toplum psikolojisinin ihtiyacına yöneliktir. Öğrencilerin bu kadar yanlış biçimde eğitim kurumlarına zorunluymuş gibi kendilerini bağlamaları bir nevi aşırı yüklenmeleri hem kendilerine hem eğitim sisteminde farklı sıkıntılara yol açıyor.

Tabii ülkede her zaman dini eğitime karşı çıkan, dindar insan görmeye tahammul edemeyen insanlar olacaktır. Onlara da bir zorluk yok. Kimse sizin çocuğunuzu zorla İmam Hatip'e göndermiyor, kimse sizin çocuğunuza zorla din dersi okutmuyor. Hepsi sizin seçiminiz dahilinde. Bu büyük bir özgürlük.
Ne kapatılabilir ne icraatlerine müdahale edilebilir. Mesela üniversitede bölümlerin konteyjan sayısını belirleme yetkisi rektörlükte. Rektör isterse herhangi bir bölümün konteyjanını arttırabiliyor. Ben Sınıf Öğretmenliği okudum Marmara Üniversitesi'nde. Bölüm konteyjanı 180 kişiydi. Fakat 3. sınıfa geldiğimde bölüm konteyjanı 240'a yükseltildi, ardından ikinci öğretimi de açtılar ve toplam konteyjan 720 kişiye çıkartıldı. 1 sene içinde 4 kat arttı. Bu ne demek, mezunların yarısı işsiz kalacak demek. Bu ne demek, ekstradan 15 öğretim görevlisi daha istihdam edilecek demek. Ardından baktılar yeterli öğretim görevlisi bulunamıyor, bu sefer Sınıf Öğretmenliği için yüksek lisans programı açtılar. Sonuç olarak yüksek lisansı bitiren herkesin araştırma görevliliği erkenden dolduruldu ve üniversiteye hoca yapıldı. O hocaların acemiliği de bölüme yansımış oldu. Oluşan tüm bu sorunlar YÖK'ün yetki ve etki dairesiyle doğrudan bağlantılı. Konteyjan arttırma yetkisi rektörde değilde M.E.B'de olsaydı o 180 kişilik konteyjan 720'ye çıkarılmayacaktı ve M.Ü Sınıf Öğrt. daha kaliteli bir eğitim verecekti. Hepsi domino gibi birbirini etkiliyor. Hocaların kalitesizliğinin en temel nedenlerinden biri de aslında bu konteyjan arttırmaları.