Bir öğretmen olarak cevap vereyim. İlk önce ülkemizdeki eğitim sistemini tanımanız gerekir bu konuyu açmadan önce.
2005 yılında ülkemiz eğitim sisteminde Davranışçı Yaklaşım'dan Yapılandırmacı Yaklaşım'a geçildi. Davranışçı yaklaşım öğretmen temelli, düz bilgi aktarımı ve ödeve dayalıyken; yapılandırmacı yaklaşım öğrenci merkezli, düz bilgi aktarımından ziyade araştırmaya ve düşünmeye yönlendiren bir sistem. Karşılaştırmasını internette arayıp bulabilirsiniz. Yapılandırmacı Yaklaşım şuan dünyanın kabul ettiği en iyi eğitim sistemi. Her ülkede her koşulda rahatlıkla uygulanabilir.
Fakat bizim ülkemizde bu sistemin tam anlamıyla oturabilmesi için daha en az 7-8 seneye ihtiyaç var. Hayatlarında bu yaklaşımı duymamış öğretmenler bu yaklaşım ile öğrenci yetiştiriyorlar. Bu öğretmenler emekli olacak, yeni yetişen öğretmenler sistemi devralacak. Bir sistem değişikliğinin oturması en az 20 yıl sürer. Bu zamanla aşılacak bir konu. Öğretmenlerimiz iyi, okullarımız donanımlı. Tek sorun yaşı ilerlemiş öğretmenlerin yeni yaklaşımı öğrenememesi ve anlayamaması. Yapılandırmacı Yaklaşı'ın ise kötü olduğunu kimse söyleyemez. Ben üniversite 2. sınıftayken bu sisteme geçildi ve çok şanslıyım.

İmam Hatip konusu ise siyasi bir mesele. İmam Hatiplere fazla hak tanınmadı, üzerine düşülmedi, kayırılmadı. Sadece o masum insanların ellerinden alınan haklar iade edildi Tabii ülkede her zaman dini eğitime karşı çıkan, dindar insan görmeye tahammul edemeyen insanlar olacaktır. Onlara da bir zorluk yok. Kimse sizin çocuğunuzu zorla İmam Hatip'e göndermiyor, kimse sizin çocuğunuza zorla din dersi okutmuyor. Hepsi sizin seçiminiz dahilinde. Bu büyük bir özgürlük.

Sorun nerede derseniz, sorun sınav sisteminin tam oturamamasında. Sürekli değişiyor. Sınav sisteminin kaldırılması imkansız ama artık bir sisteme geçilsin, basitleştirilsin ve bir daha değiştirilmesin.

Eğitimin detaylarında ise dünyada hiçbir ülkede bir konuyu, bir dersi derinliklerine kadar işleyemezsin. Her zaman temel verilir. Derinlere inme yeri üniversitedir. Daha da derinleşeceksen akademisyen olursun. Okulda trigonometrinin ne işe yaradığını öğretmenin lüzumu yok. Çoğu kişi o bilgiyi hayatında kullanmayacak, çoğu kişi hayatı boyunca 1 mol elementin gram ağırlığını ölçmeyecek. Bunlar hep temel ve detayları meslekleri ilgilendiren konular. Zaten matematik derslerinin amacı okulu bitirince mesafe hesaplarsın, dünyanın çevresini ölçersin, havaya attığın topun düşme hızını hesaplarsın gibi konular değil. Öğrenciye analitik düşünme yeteneği ve problem çözme becerisini kazandırmaktır. Sizin dediğiniz şu bağlamda mantıklı olabilir: Bir ders konusu gerçek hayatla ne kadar bağdaştırılırsa o kadar kolay öğrenilir ve akılda kalıcı olur. Aynı zamanda ne kadar çok duyu organına hitap edilirse o kadar kalıcı olur. O yüzden deneyler, filmler, kitaplar, doğa gezileri vs daha etkili olur.