• 02-11-2014, 06:04:02
    #37
    Üyeliği durduruldu
    Çok şükür Allah'a inanan, iman konusunda problem çekmeyen biriyim. Ama arkadaşlar üzülerek birşey söylemek istiyorum ki konuda digiklan'ı çoğu kişi yanlış anlamış. Daha da üzücü olanı, dindar olduğunu söyleyen insanların tavrı...

    Yani gerçekten söylediği şeylerde dine ters birşey yok. Ateistlerin bakış açısı ile dindar insanların bakış açısını karşılaştırmış. Objektif yorumlarda bulunmuş. Kendi düşüncesini söylememiş dahi...

    Gerçekten bu tip insanlar hiçkimse tarafından sevilmez... Çok rica ediyorum arkadaşlar bir fikre karşı çıkarken, içinizden geldiği için karşı çıkmayın. Biliyorsanız, ama gerçekten biliyorsanız yazın. Yoksa yazık yani burda inanan insanları küçük düşüren şeyler yazmanın gereği yok. Çünkü gerçekten hem üslup, hem bilgi, hem de seviye farklılığı bariz şekilde görünüyor.

    Hiçkimsenin de savunduğu fikri akımı temsil eden bilgili insanları da içine alacak şekilde kitleleri küçük düşürmeye hakkı yok.

    Özgürsünüz, tabi istediğinizi yapabilirsiniz. Ama gelip burada bir ataistin saçma -ama gerçekten saçma- şeyler söylediğini düşünün. Tüm ateistler sizin nezdinizde ne hale gelir? İşte ateist insanlar nezdinde de inanan insanları aynı düzeye çekiyoruz bazen istemeden de olsa.

    Yani çok rica ediyorum; damarınıza dokunuyor olabilir. Allah'a inanmayan insanlar sizi rahatsız ediyor da olabilir. Ama yapacak bir şey yok Birşeyler anlatmaya çalışırken çok şey yıkıyoruz, farkında değiliz...

    Yani size göre kanıt olan şeyler bilimsel açıdan ele alınınca kanıt olmaktan çıkıyor çünkü. Yani ayrıntılı şeyler yazmayacağım korkuyorum şimdi taşlanırım diye Ama dediğim gibi, iki konu çok farklı sıkletlerde. Patlıcan mı daha mor, domates mi daha kırmızı diye tartışsak şu an yeridir yani...
  • 02-11-2014, 09:37:14
    #38
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Büyük patlama olduğuna dair elbette kanıtlar var.
    Büyük patlama ispatlanmış bir kanun değildir. İspat için gözlem yapılması, deney yapılması ve aynı koşullarda tekrarlanması gerekir.
    Ama büyük patlama bir teoridir ve bilimsel teorilerin dayandığı delilller vardır.
    Bilimsel teoriler ben uydurdum oldu, ya da ben böyle inanıyorum şeklinde ortaya atılmaz, bir teori öne sürebilmek için bir çok bilimsel bilgi ile desteklemek gerekir.
    Bilimsel bilgi ile desteklenmeyen teoriler kabul görmez, kabul görmeyen teoriler ciddiye alınmaz. Ama büyük patlama çok dünya çapında ciddiye alınan ve delilleri kabul gören bir teoridir.

    Büyük patlamanın deneyini yapmaya çalışıyorlar CERN'de.
    Yani patlamanın kendisini gözlemleyemediysek de bir patlamadan artta kalan bazı emareleri gözlemleyebilyor bilim. Bunların neler olduğunu yazmak anlamsız.
    Ama Büyük Patlama bililmsel bir bilgidir.
    Çünkü bilimsel disiplin içindedir, kendi içinde tutarlıdır, bilimsel gözlem sonuçları ile desteklenmektedir ve hepsinden önemlisi yanlışlanabilir.
    Yani yarın biri çıkıp bakın ben daha iyi gözlem yaptım büyük patlama değil, büyük patlamalar var, evren tek bir noktadan değil bir çok noktadan patladı diyebilir.
    Ama yaratılış ve Tanrı kaynaklı bilgi yanlışlanamaz. Yanlışlayamayacağınız bilgi bilimsel değildir.

    En büyük hata şudur. Ateizm dinleşme yolunda ilerliyor. Ateistler inançsızlıklarını bilimsel bilgi ile ispatlama derdindeler. Bu inancını bilimsel bilgi ile desteklemeye çalışan dindarlar kadar saçma bir harekettir. Çünkü Tanrı ve yaratılış tamamen bilimin dışındadır.

    Bilim Tanrı vardır demez, ama aynı şekilde Tanrı yoktur da demez. Tanrının varlığı yokluğu üzerine herhangi bir yorum yapmaz çünkü bu önerme bilimin çalışma alanı içinde değildir. Tanrı vardır diyen bilimsel olarak Tanrının varlığını ispatlamak, Tanrı yoktur diyen de bilimsel olarka Tanrının yok olduğunu ispatlamak zorundadır. Oysa ne inananlar bilimsel disiplin içinde Tanrının varlığını ispat edebilir, ne de ateistler yokluğunu ispat edebilir.

    Bundan 200 sene önce insanlar bakteri virüs nedir bilmiyorlardı. Ve hastalıkların Tanrıdan geldiğine inanılırdı. O zaman Tanrıdan geleni kabul etmek kaderdir diyerek çekmek gerekir diyordu dindar insanlar. Buna inanmayan bilimadamları önce mikropları buldu sonra antibiyotiği buldu. Bugün büyük patlama yoktur, evrim yoktur diyen insanlar da aynı o gün hastalıklar Tanrıdan gelir diyen insanlar gibiler. Ama bilim disiplini Tanrının var olup olmadığına bakmaz. Kendi disiplini içinde çalışmaya devam eder.

    Bilim bilimsel disiplini ve bu disiplin içinde ürettiği bilgiyi sizin inancınıza uydurmak zorunda değil. Tarihi gerçek gösteriyor ki dindarlar kendilerini bilimsel bilgiye uydurmak zorunda kalırlar. Hastalanınca oturup kaderdir Tanrıdan gelen çekilir diye beklemiyorsunuz doktora gidiyorsunuz. Dünya düzdür demiyor artık din adamları, çanak antenini her şehirde farklı açıyla ayarlıyor.
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Büyük patlama olduğuna dair elbette kanıtlar var.
    Büyük patlama ispatlanmış bir kanun değildir. İspat için gözlem yapılması, deney yapılması ve aynı koşullarda tekrarlanması gerekir.
    Ama büyük patlama bir teoridir ve bilimsel teorilerin dayandığı delilller vardır.
    Bilimsel teoriler ben uydurdum oldu, ya da ben böyle inanıyorum şeklinde ortaya atılmaz, bir teori öne sürebilmek için bir çok bilimsel bilgi ile desteklemek gerekir.
    Bilimsel bilgi ile desteklenmeyen teoriler kabul görmez, kabul görmeyen teoriler ciddiye alınmaz. Ama büyük patlama çok dünya çapında ciddiye alınan ve delilleri kabul gören bir teoridir.

    Büyük patlamanın deneyini yapmaya çalışıyorlar CERN'de.
    Yani patlamanın kendisini gözlemleyemediysek de bir patlamadan artta kalan bazı emareleri gözlemleyebilyor bilim. Bunların neler olduğunu yazmak anlamsız.
    Ama Büyük Patlama bililmsel bir bilgidir.
    Çünkü bilimsel disiplin içindedir, kendi içinde tutarlıdır, bilimsel gözlem sonuçları ile desteklenmektedir ve hepsinden önemlisi yanlışlanabilir.
    Yani yarın biri çıkıp bakın ben daha iyi gözlem yaptım büyük patlama değil, büyük patlamalar var, evren tek bir noktadan değil bir çok noktadan patladı diyebilir.
    Ama yaratılış ve Tanrı kaynaklı bilgi yanlışlanamaz. Yanlışlayamayacağınız bilgi bilimsel değildir.

    En büyük hata şudur. Ateizm dinleşme yolunda ilerliyor. Ateistler inançsızlıklarını bilimsel bilgi ile ispatlama derdindeler. Bu inancını bilimsel bilgi ile desteklemeye çalışan dindarlar kadar saçma bir harekettir. Çünkü Tanrı ve yaratılış tamamen bilimin dışındadır.

    Bilim Tanrı vardır demez, ama aynı şekilde Tanrı yoktur da demez. Tanrının varlığı yokluğu üzerine herhangi bir yorum yapmaz çünkü bu önerme bilimin çalışma alanı içinde değildir. Tanrı vardır diyen bilimsel olarak Tanrının varlığını ispatlamak, Tanrı yoktur diyen de bilimsel olarka Tanrının yok olduğunu ispatlamak zorundadır. Oysa ne inananlar bilimsel disiplin içinde Tanrının varlığını ispat edebilir, ne de ateistler yokluğunu ispat edebilir.

    Bundan 200 sene önce insanlar bakteri virüs nedir bilmiyorlardı. Ve hastalıkların Tanrıdan geldiğine inanılırdı. O zaman Tanrıdan geleni kabul etmek kaderdir diyerek çekmek gerekir diyordu dindar insanlar. Buna inanmayan bilimadamları önce mikropları buldu sonra antibiyotiği buldu. Bugün büyük patlama yoktur, evrim yoktur diyen insanlar da aynı o gün hastalıklar Tanrıdan gelir diyen insanlar gibiler. Ama bilim disiplini Tanrının var olup olmadığına bakmaz. Kendi disiplini içinde çalışmaya devam eder.

    Bilim bilimsel disiplini ve bu disiplin içinde ürettiği bilgiyi sizin inancınıza uydurmak zorunda değil. Tarihi gerçek gösteriyor ki dindarlar kendilerini bilimsel bilgiye uydurmak zorunda kalırlar. Hastalanınca oturup kaderdir Tanrıdan gelen çekilir diye beklemiyorsunuz doktora gidiyorsunuz. Dünya düzdür demiyor artık din adamları, çanak antenini her şehirde farklı açıyla ayarlıyor.
    Hocam sen ne mezunuydun, kaç ülke gezdin? Her yazdığın yorumu likelayasım geliyor.

    --R10.NET; Flood Engellendi -->-> Yeni yazılan mesaj 09:37:14 -->-> Daha önceki mesaj 09:29:40 --

    Misafir adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Sana somut bir kanıt değil de şu şekilde cevap verebilirim.
    Bilim, Darwin'in teorisini destekliyor değil mi?
    Bilim, big bang - dünyanın yörüngesinde dönüşünü - ayın kendi ışığının olmamasını - güneşin ışığını yansıtmasını - güneşin kendi yörüngesinde döndüğünü - maddenin 4 halini - gök yüzünün genişlemsini - su döngüsünü - jeolojiyi bulduklarını açıkladı değil mi?
    Bunları bilimden evvel kim bilebilirdi? Allah aşkına şunu cevabını verebilir misin bana?
    Kur'an-ı Kerim'de bunlar yazıyor. 1400 yıl evvel indirilen bir kitapta yazıyor bunlar.
    Bu kadar ilerlemiş bir teknoloji bunları yeni yeni buluyorsa 1400 yıl evvel hangi hikmet bilebilirdi bunları?

    Hocam bunun cevabını verebilirseniz seviyeli bir şekilde tartışmaya devam edebiliriz.
    İyi akşamlar.
    digiklan'da bahsetmiş, bana göre dinin yada ateizmin bilimle savunulması kadar saçma birşey yok.Çünkü din ve tanrı kavramları soyut birşey.Din farklı bir olay, bilim farklı bir olay.Bilim maddedir ve sen Tanrı/Allah'ın varlığını maddeyle ispat edemezsin. Tanrı/Allah kavramını ya kabul edersin inanırsın, ya da inkar edersin inanmazsın.Tanrı/Allah kavramını sorgulayan insanlarda ellerinde somut bir delil aramak istiyor, yani bilimden cevap arıyor ama bulamıyor.Bu yüzden de inançsız oluyor ve ben bunu saçma buluyorum.
  • 02-11-2014, 10:22:04
    #39
    Üyeliği durduruldu
    Starks adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    insan mantığı bir şeyin oluşması için başka bir şeyin var olması gerektiğini düşünüyor. bu nedenle evrenin bir yaratıcısı olduğu düşünülebilir düz mantık dindar insan kafasıyla. ama o durumda tanrının nasıl ortaya çıktığı sorunsalı düşüyor akla.

    bu müthiş düzenin elbette bir yaratıcısı olmalı fikri seni tatmin edebiliyorsa bilemem. benim naçizane tavsiyem etmemesi yönünde.
    Mantık değil buna delil denir biz delilimizi sunuyoruz ve milyonlarca delil var.Sen bize tek bir şeyin kendiliğinden olduğunu ispat et bakayım .Öyle felsefeyi bırak şimdi burada çoğu kişi yemez o felsefe ayaklarını...

    Pasta yapmak için bile bir ilim lazım yok diyorsanki lazım değil oda senin kişisel problemin bizi alet etme lütfen...

    Bak sana basit bir yol göstereyim her haltı bilim ile çözmeye çalışma kaldiki burada biz dahil nasa'da çalışan bilim adamlarından tut hiç kimse bu teknoloji denen bilim denen kavramın sonunda değiliz yani belki yolun başında bile değiliz daha... İnsan sadece maddeden oluşmazki insanın duyguları var zevkleri var benim zevkimi hazlarımı kanıtlamam için illa bir madde ile kanıtlamak zorunda değilim sen ben sevgiyi hissediyoruz insanlar birilerini seviyor buz bunu madden görüyormuyuz veya otobüsün ayrı ucunda duran iki eşin birbirlerini sevdiğini madde ile anlamamız mümkünmü hayır değil.Ama bakışlarından ve sözlerinden anlamak mümkün...

    Demem o ki bu maddeci anlayış birileri tarafından özel olarak piyasaya sürülen bir saçmalık... Bundan 100 sene evvel radyo frekansımı vardı .O zamanki insanlara anlatsak telefon gelecek işte hava bu frekansları aktarıyor falan diye bize deli derlerdi ama insanların deli demesi yok demesi kendince kanıt göstermesi (bu kanıtta çok komik aslında çarpım tablosunu yeni öğrenen kişinin Ebob Trigonometri vs yok demesine benziyor aklınca kendini haklı çıkarıyor aslında) İşte mısır firavunlarının büyücüleri'de böyleydiler mısırın büyü sihir gibi şeyleri çok meşhurdu yani fiziğin Einstein gibi düşün ama ne oldu kendilerine mucize gösterdi Hz.Musa ve hemen iman ettiler hemde firavun tarafından çok feci bir şekilde öldürülmeyi göze alarak.Şimdi o büyücüler meseleyi tam anladılar işte çünkü büyü ilminde mastır yapmış adamlar ama karşıdakinin büyü olmadığını anlayınca mesele kalmadı.

    Bu ağaçların çiçeklerin insanların Hz.Musanın asasından eksik kalır bir yanı yok hepsi birer mucize bunların sadece insan oğlu her gün görüp alıştığı için ülfet oluşmuş yani sıradanlaşmış.Sen daha dünyada gelmeden o elinin elmayı nasıl tuttuğunu bilen biri yaptı o dilin elmadan haz aldığını biliyor o elma ağacının güneşe ihtiyacı olduğunu güneşin bir galakside olması gerektiğini biliyor ve daha nice bilmediklerimizi biliyor... İşte kanıt budur yoksa yoktur demekle hiç bir şey yok olmaz anca insan kendini kör eder...

    <php

    Bu aradaki tüm kodları playerları resimleri koyan db ye bağlayan bizim r10'daki coderler <php başlatan aynı zamanda içindekileride yapandır... Aksini ispat edemezsin...

    </php

    Gel inat etme güzelim cennete birlikte girelim .Allahın izniyle tabi... Bu kadar laf anlatmamın inan seninle oraya girmeye çalışmamın olduğunu anlasaydın inan iman ederdin ya şu adamı kırmayalım diye ama tabi bu işin espirisi inşaAllah güzel kardeş Allah kalbini tam açar sorularına şüphelerine tam cevap bulursun temennim odur

    son olarak "insan mantığı bir şeyin oluşması için başka bir şeyin var olması gerektiğini düşünüyor" bu sorunda Allahın yaratılmaya ihtiyacı olmadığını anlayabilirsin . Şimdi tekstil makinasının dili olsa beni yapan ustada benim gibi demirden içinde yağ var oda kumaş yapıyor dese ne kadar yersiz olur demi Ki yaratmak ap ayrı bir şey yapmak ile yaratmak aynı değil biz hazır olan bir şeyden yapıyoruz yaraymayıda tam anlamamız mümkün değil ama açık ve net gözükmekte her şey...
  • 02-11-2014, 10:55:35
    #40
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bilim Tanrı'yı ispat etmez.
    Bu bilimin disiplinine aykırıdır. Bilim Tanrıyı kabul etmez ve reddetmez. Çünkü bilim Tanrı ile ilgilenmez. Tanrı modern bilimsel disiplin dışındadır, yaratılış da. Çünkü modern bilim ölçemediği, ispatlayamadığı ve yanlışlayamadığı bilgiler ile uğraşmaz.

    Zaten imanlı bir insanın şunu anlaması lazım. İslam dininde tövbe Tanrının varlığı ispatlanana kadar geçerlidir. Yani inanmayı bırakıp ispatlayarak bildiğin zaman bu iman değil bilgi olur. Mahşerde dirildiğinde bu artık iman değildir, bilgidir ve tövbe iman aranmaz artık.

    Ateistler de biliyorlar aslında gibi saçma sapan söylemler ile kendinizi kandırırsınız. Ateistlerin çoğu pragmatist insanlardır.
    Merhaba
    İnançlı birisi olduğunuz için yazıyorum, öyle değil mi?
    Görüşünüze kısmen katılmıyorum. Çünkü sizde bilime sadece bilim olarak kısmi olarak bakıyorsunuz.
    İspatlamak size göre nedir. Bir ormanda bir fotoğraf bulsanız bunu birinin düşürdüğünü mü bilirsiniz yoksa kendi kendine oluştuğunu mu. Klasik bir şey ama Allah kendisini anlamamız için yarattığı şeylere bakmamızı ister. Önceki yazımı okursanız burada ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Şimdi ateistler şu mantığı savunuyorlar, evreni kim yarattı diyoruz o halde Tanrıyı kim yarattı diye bize bir soru soruyorlar. En başta adı üstünde yaratıcı diyoruz, yaratıcının neden tekrar yaratıldığını düşünelim ki. Bir şeyin var olması için devamlı arka planına bakıyoruz. Ancak zaten evren bu şekildedir, bu şekli ile evrenin var olması için başka bir sebebe ihtiyacı olmadığını söyleyemeyiz. Parçacıklar devamlı kendisini oluşturan başka parçacıklara dönüşmekte, enerjiler ise birbirine dönüşmekte. Devamlı bir şekilde döngü var, değişim var. Bu hali ile evrenin var olması için başka bir şeye ihtiyacı yoktur diyemeyiz. Arkasında başka bir plan, sistem yoktur diyemeyiz.

    Bilim nedir ve neden dolayı var. Belkide bilimin kendisini anlamaya çalışmadığımız için sadece gösterdiği yani ispat ettiği şeylerde takılı kalıyoruz.

    Böyle bir kaostan oluşan bir düzensizliğin tekrar düzen oluşturması ve bizlere göre çok sabit anlaşılır elle tutulur deliller sunması, onun mutlaklığını göstermez aksine benim için bir şeyi anlatmaya çalıştığını gösterir. Kuantum fiziği bile hala çözülemedi, bugünün fiziğinde kullanılsa bile çoğu bilim insanı mantığa aykırı olduğunu belirtiyor. Yani aslında maddenin arkasında elle tutulur bir şey yoktur, peki neden elle tutulur olmayan bir şey elle tutulur ve görünür olmuştur. Bilim Tanrıyı ispatlamaz belki, ama bilim kendisinin nasıl var olduğunu da ispatlamaz ancak yinede ona sımsıkı bağlanırız. Nedeni ise Kur'an da geçmekte. İnsanlar için sabit dağlar yarattım, sabit yıldızlar yarattım deniliyor. Örneğin dalga fiziğinin dünyasını bir denize benzetelim, bilim insanları görünen evrenin sadece denizin dalgasından hasıl olduğunu söyler. Bırakın Tanrının ispatının denizin ne olduğunu ispatlayacak kudretimiz bilgimiz mevcut değildir. Çünkü orada kalıplaşma yoktur, 2+2 matematiği yoktur. İspatlanmasa bile yani matematiksel olarak formüllere dökülmese bile var olduğu kuşkusuz bir şekilde anlaşılır. Bilimin gösterdikleri sonsuzdur çünkü sayılarda sonsuzdur. Sonsuzluğun var olduğunu bana ispatlayın dersem bana sonsuz olanı veremezsiniz, gösteremezsiniz zaten gösterebilseydiniz o sonsuz olmazdı. Ancak sonlu olan görünen üstünden gösterebilirsiniz. O halde sayıların bu dizilişi bana göre bir yolun ardınca uzaması gibidir. Ölçebildiğimiz kısmı ise bu yola ışık tutmakta. Bir yol gördüğümüzde biliriz ki bu yol uzar gider ve yine biliriz ki bu yolun sonunda gideceğimiz yer vardır.

    Biraz karışık yazdım, tam anlatamadım aslında ama durup düşünürseniz siz zeki bir insansınız, ne anlatmaya çalıştığımı anlamak hiçte zor değil. Bilim zaten anlamamız için vardır, yoksa ilahi bir güç bizleri yaratacak ve yememiz içmemiz için de evreni yaratacak! Evren zaten başlı başına bir sanattır, Allah ise bize benim sanatıma yetişebilir misiniz diyor. Yani burada bir küçümseme değil, kendisini bize anlatmaya çalışıyor. Bir ressamın çizdiği resmi onun çizdiğini inkar edemeyeceğimiz gibi evrenin sanatsal bir şaheser olduğunu göremememiz ve onu çizenin olmadığını söylememiz büyük bir tezatlıktır. Ressamın yaratıcı gücü zaten başlı başına bana büyük ressamı gösterir ve anlatır. Ressam sonlu bilimi, görebildiğimiz gücü anlatır sonsuzluğu zaten gösteremez ancak bizim klasik olan soruyu sormamıza neden olur.

    İman konusuna katılıyorum. Her ne kadar bu iş akıl işi değil gönül işi deseler de bu aklı veren de Allah ve bu akla uygun olarak evreni yaratan da Allah'tır. Ve Kur'an'da insanların inkarcılığı, nankörlüğü üstünden dem vurulur.

    Aslında bilim yaratıcıyı bizler için ispatlanabilir yapmakta. Senin de zannediyorum üstünde durmak istediğin buydu.

    Bu noktayı iyi anlamamız gerekiyor, aslında bütün sorun yumağı burada oluşuyor.
    İnkar eden birisi her şeyi inkar edebilir, kendisini dahil. Zaten çok zeki olsa da psikolojisi yıpranmış insanlarımız azımsanmayacak ölçüde çoktur. Çünkü varlık var olmayan ile kendisini anlamaya çalışıyor. Var olmayan kendisini ispatlasa bile var olduğunu söylese bile, bunu idrak etmek için ise sadece kendimize danışmalıyız. Bir bilgisayara ben neyim desem, bana diyeceği hücrelerden oluştun, moleküllerden oluştun, atomlardan oluştun, atom altı parçacıklardan oluştun aslında kısaca enerjiden oluştun. İşte orada durmak lazım yoksa bunun sonu gelmez, sonsuza kadar bölünür. Bununla birlikte aklımızda bu sonsuza açılan kapıda sonu gelmez bir sorular yumağı ile karşılaşır. (Sonsuzu sonlu olan ile ispatlayabiliriz, ama onu anlamak için bizler ise sonsuzu sonlu olana sokmak-sıkıştırmak istiyoruz, yani ispatlama anlayışımız ve yöntemimiz yanlış) Bilim bizleri tüme de götürebilir, bu tümün parçalarını da.

    Bir film izlerken kimse o resmin nasıl oluştuğunu anlamaya çalışmaz. Sadece izler ve keyfine bakar. Müslümanlar'ı bundan dolayı kınamamak lazımdır. Bir çok farklı renkteki noktalar birleşerek bütünü oluşturur. Yakından bakıldığında anlamsız ve manasız gelir. Ancak birleştiği zaman tüme varıldığı zaman ne demek istenildiği anlaşılır.

    Çok zeki olan birisi resmin bütününü göremeyebilir, gözden kaçırabilir. Bu ortada bir resim olmadığı anlamına gelmez, yada ispatlanamıyor olduğuna da gelmez. Dediğim gibi aslında hiçbir şey ispatlanabilir değildir. Asıl önemli olan bizim ne gördüğümüzdür. Neye baktığımızdır. İşte bu noktada senin de dediğin gibi imanımız sınanmakta.

    Kısacası bir şeyi anlamak için başka bir şeyle mukayese ederiz. Bilimde bunlardan biridir. Bilim bana göre Tanrının tuttuğu bir el fenerine benzer. Tanrıyı bulmak için bu fenerin aydınlattığı yeri değil ışığın kaynağını takip etmemiz gerekir. Güneşten gelen ışık dünyayı aydınlatır, bizde dünyaya bakarız. Oysaki nesneleri görmemizi sağlayan bu ışıktır. Bizler ise nesnelerin kendiliğinden görünür olduğunu sanmaktayız. Bu ışık bizlere güneşi direkt olarak ispatlamaz ancak bir yerden geldiğini biliriz. Ve bu da bize ispat niteliği taşımaktadır aslında.

    ----------------------------------------------------
    Güzel bir yazı gördüm onu paylaşmak istedim.

    Bakkalın birinin bir papağanı vardı. Yeşil renkli, güzel sesli, insan gibi söz söyleyen bir papağandı. Dükkanda bekçilik yapar, alışveriş edenlere hoş ve lâtifeli sözler söylerdi. Ötüşü de güzeldi. Papağandan dolayı adamın dükkânı, dolar dolar taşardı.
    Bakkal, bir gün evine gitmiş, papağan da dükkânı bekliyordu. Ansızın, nereden geldiyse, dükkâna fare yakalamak için bir kedi girdi. Zavallı papağan, kediyi görünce can korkusundan sağa sola kaçmaya başladı. Bu arada gülyağı şişelerini de devirdi.
    Dükkân sahibi biraz sonra dükkâna dönünce baktı ki, dükkân allak bullak olmuş. Güzelim gül yağı dökülmüş, şişeler devrilmiş, elbiseleri yağa kire bulanmış. Adam, papağana kızıp, öfke ile başına vurunca tüylerini döktü. Hayvancağızın kafası kel oldu, korkudan da dili tutuldu.
    Güzel sesli papağan artık konuşmuyordu. Bakkal yaptığı işten çok pişman oldu. Çünkü bu papağan onun ekmek kapısıydı. ‘Eyvah ben ne yaptım! Keşke elim kırılsaydı da o güzel sözlü papağanımın başına vurmasaydım! Nimet güneşim, bulutların ardına saklandı. Şimdi ben ne yapacağım?’ diye saçını sakalını yoluyor, papağanı yeniden konuşsun diye yoksullara sadakalar veriyordu.
    Adam günler, geceler boyu üzgün, çaresiz ve şaşkın bir şekilde bekledi. Fakat sevgili papağanı bir türlü konuşmuyordu. Günlerden bir gün, dükkânında yine öyle dertli dertli oturup, ‘Bu kuş acaba ne zaman konuşacak?’ diye düşünürken, kapının önünden kafası leğen gibi, tas gibi cascavlak tıraş edilmiş, Cavlâkî Tarikatı’na mensup bir derviş geçmeye başladı.
    Papağan onu görünce, tekrar dile gelip, akıllılar gibi dervişe bağırdı: ‘Heey kel kafalı! Sen niye kel oldun? Yoksa, sen de mi gül yağı şişelerini devirdin?’
    Papağanın bu kıyasından herkes gülmeye başladı. Çünkü o, dervişi de kendisi gibi sanmıştı!
    Çoğu insanlar da bu gibi benzetmelerden dolayı büyük hatalara düşerler. Hatta peygamberlerle, velileri de kendileri gibi sanarak: ‘Onlarla bizim ne farkımız var? Onlar da insan, biz de! Biz de uyuyoruz, yiyip içiyoruz, onlar da!’ derler. Körlüklerinden dolayı, aradaki uçsuz bucaksız farkı göremezler.
    Her iki çeşit arı da, aynı yerlerde ve aynı çiçeklerden yayılırlar, fakat birinden zehir hasıl olur, öbüründen şifalı bal! Her iki çeşit ceylan da aynı yerlerden otlayıp, su içerler, ama birinden sadece dışkı ve idrar çıkar, diğerinden dünyanın en güzel kokularından olan halis misk! Her iki kamış da bir sulakta biterler, aynı suyu içerler, ama sonunda biri bomboş olur, öbürü şekerle dopdolu!
    Böyle yüz binlerce birbirine benzer şeyler vardır ki, dikkatle incelediğinde aralarındaki büyük farkları sen de görebilirsin!
    İnsanlar da böyledir. Bu yer içer, ondan sadece pislik çıkar; o yer içer, kamilen Hakk’ın nuru olur! Bu yer, ondan tamamıyla hasislik ve haset zuhur eder; o yer ondan tamamıyla Yüce Allah’ın nuru husule gelir! Bu tertemiz bir melektir, o bir şeytan ve canavar! Bu toprak pakdır, temizdir; o toprak ise pis ve çorak!
    Dışarıdan bakıldığında kafirle mümin arasında fark yokmuş gibi görünür. Ama kafirle müminin benzerliği sadece ten bakımındandır, ruh ve can bakımından değil! Bedenler ağzı kapalı testilere benzerler. Sen testiye değil, o testinin içinde ne olduğuna bak! Bu beden testisi abıhayatla doludur, şu beden testisi öldürücü zehirle. Dışına bakarsan yolunu azıtır, sapıtır gidersin; içindekine bakabilir ve görebilirsen sultansın! Baş gözü sadece bu bedeni görebilir, can gözü, gönül gözü ise hünerli canı!
    Acı su da, tatlı su da şeklen ve görünüş olarak birbirlerine benzeyebilirler ve her ikisi de gayet berrak görünebilir. Ama tatlı su ile acı suyun farkını ancak zevk sahibi, tat alma duyusu sağlıklı olanlar anlayabilirler.
    Zevk sahibi ve ayırt etme kabiliyeti olmayanlar, sihir ile mucizeyi birbirine benzeterek, her ikisinin de hileye dayandığını sanırlar. Hazreti Musa ile savaşan sihirbazlar, inatlarından, ellerine onun asası gibi birer sopa almışlardı. Halbuki Musa’nın işiyle onların işi arasında çok büyük farklar olduğu gibi, Musa’nın asası ile onların asası arasında da pek çok farklar vardı. Sihirbazların işinin ardında Allah’ın laneti vardı, Musa’nın işinin ardında ise, Allah’ın rahmeti ve vadine vefası vardı.
    Kafirler, inatlaşmada maymun huyludurlar. Huy ise, içte, gönülde bir afettir. Maymun, sürekli insandan gördüğünü taklit eder durur. İnsan ne yaparsa, o da onu yapar. Maymun, ‘Ben de insan gibi yaptım!’ sanır. Halbuki o inatçı yaratık, aradaki farkı nereden bilecek? İnatçı kişilerin başlarına toprak saç!
    Münafıklar, samimi Müslümanlarla beraber aynı safta namaza dururlar. Fakat onlar bunu niyaz ve tazarru için değil, gösteriş, inat ve taklit için yaparlar. Müminin niyeti Allah’ın emrini yerine getirme arzusudur, münafığınki inat ve savaştır. Münafıklar, Müminlerle beraber gösteriş için oruç, hac, zekat gibi ibadetleri de yerine getirebilirler ama, işin sonunda Müminler için büyük kazançlar olduğu halde, münafıklar için ahırette mat olmak vardır. Yaptıkları ibadetler, müminleri Allah’a daha çok yaklaştırdığı, O’nun hoşnutluğunu kazanmalarına sebep olduğu halde; aynı ibadetler münafıkları Allah’tan daha da çok uzaklaştırır, O’nun daha çok öfkesini ve gazabını çeker.
    Kalp altınla halis altın, ayarda belli olur. Kalpla halisi, mihenge vurmadıkça, hangisinin gerçek, hangisinin sahte olduğunu tahmini olarak bilemezsin. Allah, kimin ruhuna mihenk koyarsa, ancak o kişi, gerçeği şüpheden tam olarak ayırt edebilir.
    Binlerce lokma arasında ağza ufacık bir çöp girince, onu ancak diri kişinin hissi algılayıp, sezebilir. Diri bir kişinin ağzına bir çöp girecek olsa, o adam onu dışarı çıkarıp atmadan rahat edemez.
    Dünya hissi bu cihanın merdivenidir; din hissi de yüceliklerin merdiveni. Bu hissin sağlığını doktorlardan isteyiniz, o hissin sağlığını da Allah’ın sevgili peygamberi Hazreti Muhammed’den!
  • 02-11-2014, 12:33:00
    #41
    Misafir adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Sana somut bir kanıt değil de şu şekilde cevap verebilirim.
    Bilim, Darwin'in teorisini destekliyor değil mi?
    Bilim, big bang - dünyanın yörüngesinde dönüşünü - ayın kendi ışığının olmamasını - güneşin ışığını yansıtmasını - güneşin kendi yörüngesinde döndüğünü - maddenin 4 halini - gök yüzünün genişlemsini - su döngüsünü - jeolojiyi bulduklarını açıkladı değil mi?
    Bunları bilimden evvel kim bilebilirdi? Allah aşkına şunu cevabını verebilir misin bana?
    Kur'an-ı Kerim'de bunlar yazıyor. 1400 yıl evvel indirilen bir kitapta yazıyor bunlar.
    Bu kadar ilerlemiş bir teknoloji bunları yeni yeni buluyorsa 1400 yıl evvel hangi hikmet bilebilirdi bunları?

    Hocam bunun cevabını verebilirseniz seviyeli bir şekilde tartışmaya devam edebiliriz.
    İyi akşamlar.
    Merhaba. Bahsettiğin konular, Kur'an-ı Kerim'de hangi ayetlerde geçiyor ? Genelde böyle bir geyik var internette, bilirsiniz. Kur'an'da açıklması var bunun diye. Lütfen bahsettiğiniz bilimsel konuların, Kur'an'da ki karşılıklarını belirtirseniz okumak ve cevap vermek istiyorum.

    Kuran'da herhangi bir bilimsel gelişme yok. Bir cümle var onu yorumlayarak bilimsel keşiflere yönlendiriyor hocalar, millette inanıyor.
    Kuran'ı yorulayabilmeniz için o ayetin hangi olay üzerine indiğini, Mekke'de mi Medine'de mi indiğini, ayetin nasıl indiği, ayeti peygamberin kimlere söylediği gibi konulara hakim olmanız gerekir.

    Yani Babil hikayesi mi, Nuh'un gemisimi bahsettiğiniz bilimsel konular ? Kuran bu tarz hikayelerle dolu. Örneğin Allah Ebu Leheb için neden ayet indirdi, bana yorumlayın. Koskoca kainatın ve evrenin yaratıcısı Tanrı, kendi yarattığı evrende sinek kadar bile olmayan bir insan için, kıyamete kadar geçerli olan kitaba ayet koyuyor?

    Kuran'ı ve Tevrat'ı Türkçe olarak baştan sona anlayarak okumaya çalıştım.
    İnanın aralarında çok büyük farklar yok. Hepsi Sümer Mitolojilerini kaynak alan kitaplar. Birbirlerine o kadar çok benziyorlar ki, aynı çevrede ve kültürde ortaya çıktıkları çok belli.

    Arkadaşlar önce Kuran'ı anlayacak bir şekilde okuyun, yorumlayın. Daha sonra gelin konuşalım. Bakkalın birinin bir papağanı vardı, terzinin ipini kim üretir gibisinden hikayelere girmek istemiyorum. Bilim konuşmak isteyenler cevaplasın.

    Teşekkürler.
  • 02-11-2014, 12:57:58
    #42
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Sen ateizmin ne demek olduğunu anlamazsan ateistlerle tartışmanın bir anlamı yok.

    Sen karşındaki adamın ne düşündüğünü bilmiyorsun. Ve onlara yanlış olduklarını bilseler bile inanmazlar diyorsun. Oysa bunun tam tersi de geçerli içinde şüphe ile gezip inanan bir sürü insan var. Sana ateistlerin koftileri denk gelmiş, öyle ateistlerle konuştum ki insanı sarsarlar.

    Bu videosunu izlediğin adamın uydurduğu saçma sapan oksijen hidrojen meselesinin ve düşen elmanın açıklaması var. Ama eğitim düzeyimiz düşük olduğu için sen çok etkilenmişsin. Adam bir çok laf cambazının yaptığı gibi demogoji yapıyor. Yer çekimi yoktur gök itimi vardır diyor. Oysa yerçekimi bir kanundur. Aslı kütle çekimidir. Ama sen yerçekimini okullarında adam gibi öğretemezsen böyle laf cambazları gök itimi diye kesim bilimsel kurallarla bile dalga geçip insanları etkilemeye çalışırlar.

    Sene 2014 hala Darwin'in teorisini itibarsızlaştırmaya çalışan din grupları var. Genetik bilimi çıktığından beri evrim teorisi tartışılmıyor modern dünyada. Genetik bilimine rağmen evrim yoktur demek, astronomi bilimine rağmen güneş tanrısı Ra ya inanmak gibidir. Evrim teorisine karşı çıkanlar bu teorinin Darwin in yazdığı 19 yüzyıldaki zamanındaki halini ele alıp yanlışlamaya çalışıyorlar. Zenci 210cm boyunda bir nijeryalı ile 155 boyunda çekik gözlü japonun arasındaki fark ev kedisi ile aslan arasındaki fark gibidir. Dünyadaki yaşam formlarının hepsi suya ihtiyaç duyuyor, bu da yaşamın sudan ortaya çıkıp sudan dünyaya dağıldığını anlatan bir delil. Bir tarla faresi ile bir insan arasındaki genetik benzerlik de memelilerin aynı atadan geldiğini ispatlıyan bir genetik delil.

    Bu rastgelelik olayını ateistler şöyle açıklıyor. Matematik olarak sonsuz olan bir evrende bir olasılık ne kadar büyük olursa olsun. Sonsuzluk içinde ufacık bir zerredir.

    Yani sonsuz bölü trilyon işleminin sonucu sonsuzdur. Sonsuzu bölü trilyon üstü trilyon işleminin sonucu da sonsuzdur. Yani görünen evrenin trilyon kere trilyon kere trilyon yıldızının gaz ve toz bulutlarının ötesindeki evrenleri de düşündüğünde kocaman bir sonsuzluk içinde yaşıyoruz.
    Şimdi gelelim senin tesdüf meselesine. Sen uzayda bir otomobil görürsen bunu birinin yaptığını düşünürsün. Ama mantık olarak sonsuz maddenin içinde arabanın içindeki tüm atomların aynı sıra ile rastgele dizilmesi ihtimali trilyon kere trilyon kere trilyon kere trilyon da olsa... Sonsuz madde içinde bunun gerçekleşme ihtimali de sonsuzdur.

    Yani bir insanın içindeki atomların aynı sıra ile rastgele dizilmesi ihtimali ne kadar küçük bir ihtimal de olsa, evren o kadar büyük ve sonsuz ki, bir yerde muhtemelen o sıra ile dizilmiş olarak senin bir kopyanın var olması ihtimali de var. Çünkü sonsuz gerçekten aklınıza gelebilecek her şeyden daha büyük.

    İman bilgi ile alakalı bir konu değildir. Teslimiyet ve sorgulamadan imanı içerir. Ama bilim herşeyi sorgular. İyi ki de sorgular. Yoksa teknolojinin bugünkü haline gelmesinin imkanı yoktu.
    Mesele sadece tesadüf ile oluşması değil. Evrendeki en akıllı şey nedir, insan (bildiğimiz). Peki insanlar bu icatların çoğunu neye göre yapmakta. Zaten var olan şeylere göre bulduk ve geliştiriyoruz. İnsanın var oluşunun başından çok çok sonralar bulduğu şeylerin çok daha fazlası zaten doğada tesadüfler zinciri ile bulunmuş?! Ve ne hikmetse tesadüflerin arkası bu dünyada kesilmiyor ve her tesadüfün arkasında ayrı bir bilgi ayrı bir sanat mevcut.

    Bak şimdi, göremediğimiz havadan nasıl yararlanıyoruz.

    Hava görünür olsaydı ne olurdu? Hava dışında bir şey görünmezdi hatta havayı da göremezdin tahminen karanlık olurdu.

    Havadaki oksijeni vücudumuz kullanıyor.

    Bu hava yine bizleri ısıtıyor ve uzaydan gelen zararlı ışınlardan da koruyor.

    Evrimleşen bir canlı bu havanın varlığını çok iyi anlamış olmalı. Yer çekimi, aerodinamik, havanın kaldırma kuvveti gibi fizik ilmine hakim olan bir kuş türü havada öyle mi süzülüyor ki uçaklar ve uçağı yaratan bu akıl imrenmemek için kendini zor tutuyor. Oysaki bir kuşun hiç bir bilgiden haberi dahil yoktur, sadece uçmak istiyor ve uçuyor.

    Tamam eyvallah sen mantıklı konuşuyorsun, ama görmemek istenilen bir şeyi zaten rahatlıkla inkar edebiliriz. Sen benim önüme ne getirirsen getir, nasıl bir şekilde ispat edersen ispatla onu her zaman inkar edebilir yada görmemezlikten gelebilirim.

    Bir yarasayı düşün bakalım. Aynı anda hem yer çekimini biliyor, hem havanın yer çekimini yenmek için bir araç olduğunu biliyor. Hemde diğer bir çok etkeni. Ve kör olduğu halde uçabiliyor! Henüz yarasayı taklit ederek uçabilen bir şey icat edemedik. Ama bir yarasa bunların hepsini o küçücük bedeninde aynı zamanda yapabiliyor. Beyni de işlemci vazifesini görüyor.

    Nerede kalmıştık, kör bir yarasa sesi kullanarak radar ilkesine göre çalışıyor. Yarasa seslerin maddelerden yansıyacağını nereden biliyor? Evrim bunu nereden biliyor? Biyoloji bu fizik yasalarına nasıl hakim? Diğer böcekleri yiyerek ölmemesi gerektiğini nereden biliyor? Ölmemek için yemesi gerektiğini nereden biliyor, yemek yemesi için bu açlık hissini oluşturan evrim bilgisi neden ortaya çıksın ki. Evrim ses dalgasının matematiğini nereden biliyor ve neden dolayı bilmesi gerekiyor ki. Sesin havada yayılma hızını insanlar çok çok sonra bulmuşlar değil mi? Peki arkadaş, evrim sesin yayılma hızını nereden biliyor da yarasaya hem verici hemde alıcı yerleştirerek çok hassas bir dengeyi oluşturuyor tesadüfen!

    Tesadüf eseri bir şeyler oluşabilir haklısın, ancak bu şekilde oluşmaz. Evren eğer tesadüfler eseri bir şeyler oluşturmaya meyilli olsaydı o zaman senin dediğin doğru olurdu. Gözümüzü oluşturan evrim ışığı nereden biliyor, ışığın dalga boyunu nereden biliyor. Bu soruya bile uyduruk bir cevap vereceğini bilen evrim, yarasayı yaratıp onun bizden farklı bir şekilde görmesi gerektiğini nereden biliyor?

    Bunlar günlük hayatımızda bilinen şeyler, bilmediğimiz aşina olmadığımız o kadar mükemmel şeyler var ki. Örnekleri çoğaltmam inancımı pekiştirmeyecek çünkü birisi bile tek başına evrimin de bir akıl vereni olduğuna inanmamı rahatlıkla sağlayabilir. İnsanoğlu gerçekten nankör bir varlıktır. Görmemin yaratıcı sayesinde olduğunu bilsem de bu seferde şunu söylerim, ne görüyorum ki, gördüğüm ne ki. Doğruya bir kamera da görebiliyor. Mesele ne gördüğün değil, mesele ne anladığın.

    Hava nasıl ışığı geçirir değil de neden ışığı geçirmesi lazım ve bu neden bu şekilde? Hava bizler için ışığı geçiriyor aynı zamanda göremediğimiz ışınları ise absorbe ediyor. Vay vay vay sen şu Allah'ın işine bak. Tesadüf müş!
  • 02-11-2014, 13:01:18
    #43
    karacoder adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Merhaba. Bahsettiğin konular, Kur'an-ı Kerim'de hangi ayetlerde geçiyor ? Genelde böyle bir geyik var internette, bilirsiniz. Kur'an'da açıklması var bunun diye. Lütfen bahsettiğiniz bilimsel konuların, Kur'an'da ki karşılıklarını belirtirseniz okumak ve cevap vermek istiyorum.

    Kuran'da herhangi bir bilimsel gelişme yok. Bir cümle var onu yorumlayarak bilimsel keşiflere yönlendiriyor hocalar, millette inanıyor.
    Kuran'ı yorulayabilmeniz için o ayetin hangi olay üzerine indiğini, Mekke'de mi Medine'de mi indiğini, ayetin nasıl indiği, ayeti peygamberin kimlere söylediği gibi konulara hakim olmanız gerekir.

    Yani Babil hikayesi mi, Nuh'un gemisimi bahsettiğiniz bilimsel konular ? Kuran bu tarz hikayelerle dolu. Örneğin Allah Ebu Leheb için neden ayet indirdi, bana yorumlayın. Koskoca kainatın ve evrenin yaratıcısı Tanrı, kendi yarattığı evrende sinek kadar bile olmayan bir insan için, kıyamete kadar geçerli olan kitaba ayet koyuyor?

    Bilim konuşmak isteyenler cevaplasın.

    Teşekkürler.

    Aslında söylemek istediklerim bu arkadaşımızın yazdıkları ile eşit. Fakat söylemeye çekindiğim için yazmak istemedim. Hatta geçmişi düşününce @karacoder bunları yazdığı içinde çok şaşkınım

    Birde ek olarak kendi adıma şunları yazmak isterim. Eğer bir şeyi ifade etmek için somut deliller kullanıyorsak Tanrının varlığına somut bir delil gösteremeyiz. Genelde göster denildiğinde düz yoldan Kuran ve ayetler öne sürülür. Kuran'ında Allah'ın kitabı olduğuna dair %100 kesin ifade kullanılamaz. Şunu da tekrar eklemek istiyorum ben kesinlikle bir şeyleri reddetme taraftarı değilim. Ben sadece düşünmeye çalışan biriyim.

    Kutsal kitapların, dinlerin tarih boyunca ortaya çıkmış tüm inançların en önemli ortak yanı "kendini koruma"dır. Yani bu inançlar her şeyi düşünmenize, sorgulamanıza izin verir fakat dini - kutsal kitabı, sorgulamanıza izin vermez. Bu yüzden biraz da geyiğe dönmüş olsa da fizik - kimya - astronomi - astrofizik gibi konularda çalışan insanlar genelde a-teist'dir. İnsanın bu tür araştırmalarda bulunması, sorgulayabilmesi için bazı değer yargılarından uzak olması gerekir.

    Meraklı arkadaşlar var ise Cosmos'da da küçük bir kısmı anlatılan Bs mezonlarına bakabilir. Madde - antimadde ilişkisi, evrenin oluşumu, genişlemesi gibi pek çok konu bu mezonlarda yatıyor. CERN ve Fermilab'ta "Stone" gibi bilim insanlarının araştırıp sunduğu konular bu yönde. Sciencedaily, gizmag, phys.org gibi kaynaklardan okunabilir. Araştırma referansları ile sunulduğu için güvenilir kaynaklardır. Türkçe çevirilerini okumak isteyenlere de yine kaynak verebilirim.

    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle


    Hocam bu forumda bana ateist diyen hatta yukarıdaki eleman gibi açık açık hakaret edenler oldu. Üstelik Tanrı yoktur demedim. Bir ateist foruma girdim. Bir kaç mesaj ile ateizmin yumuşak karnına dokundum. Orada da ateist kılığında gelmiş dindar dediler. Sen burada ateizme muhalefet etmek Tanrı propogandası yapmak için gelmişsin dediler.

    Yani bu memleketin insanının ciddi bir demokrasi eksikliği var. Dindarının da ateistinin de. Mayaları aynı. Eğer ateistler çoğunlukta olsalardı dindarlar inandıklarını söylemeye çekinirlerdi bu ülkede. Hiç fark yok aralarında...
    Hocam bu ülkede inançlı olanlar ile inançsızlar hiç bir zaman birbirine saygı duymamış, duymayacaktır. Ama hatanın büyük oranda dindar olduğunu öne süren insanlardan kaynaklandığına inanıyorum. Çok basit bir ifade ile bugün İslam adı altında yapılan pek çok şey, inançlı insanların hoşuna gitmediği zaman "gerçek islam bu değil" şeklinde savuşturulur. Yanlış olmasın ama 63 - 64 tane nüfusun yarısından fazlası müslüman olan ülke var. Ben merak ediyorum gerçek islam nerede? Bu sadece islamla da alakalı değil, tüm dinlerde aynı durum söz konusu. Hatta Katolik mezhebinde daha koyu düşüncelere sahip insanlarda var.

    Sözün özü, sadece saygı çerçevesinde konuşacağımız bir ortam oluşursa o zaman bir adım ileri gideriz.
  • 02-11-2014, 14:54:31
    #44
    Maeglin adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Aslında söylemek istediklerim bu arkadaşımızın yazdıkları ile eşit. Fakat söylemeye çekindiğim için yazmak istemedim. Hatta geçmişi düşününce @karacoder bunları yazdığı içinde çok şaşkınım

    Birde ek olarak kendi adıma şunları yazmak isterim. Eğer bir şeyi ifade etmek için somut deliller kullanıyorsak Tanrının varlığına somut bir delil gösteremeyiz. Genelde göster denildiğinde düz yoldan Kuran ve ayetler öne sürülür. Kuran'ında Allah'ın kitabı olduğuna dair %100 kesin ifade kullanılamaz. Şunu da tekrar eklemek istiyorum ben kesinlikle bir şeyleri reddetme taraftarı değilim. Ben sadece düşünmeye çalışan biriyim.

    Kutsal kitapların, dinlerin tarih boyunca ortaya çıkmış tüm inançların en önemli ortak yanı "kendini koruma"dır. Yani bu inançlar her şeyi düşünmenize, sorgulamanıza izin verir fakat dini - kutsal kitabı, sorgulamanıza izin vermez. Bu yüzden biraz da geyiğe dönmüş olsa da fizik - kimya - astronomi - astrofizik gibi konularda çalışan insanlar genelde a-teist'dir. İnsanın bu tür araştırmalarda bulunması, sorgulayabilmesi için bazı değer yargılarından uzak olması gerekir.

    Meraklı arkadaşlar var ise Cosmos'da da küçük bir kısmı anlatılan Bs mezonlarına bakabilir. Madde - antimadde ilişkisi, evrenin oluşumu, genişlemesi gibi pek çok konu bu mezonlarda yatıyor. CERN ve Fermilab'ta "Stone" gibi bilim insanlarının araştırıp sunduğu konular bu yönde. Sciencedaily, gizmag, phys.org gibi kaynaklardan okunabilir. Araştırma referansları ile sunulduğu için güvenilir kaynaklardır. Türkçe çevirilerini okumak isteyenlere de yine kaynak verebilirim.



    Hocam bu ülkede inançlı olanlar ile inançsızlar hiç bir zaman birbirine saygı duymamış, duymayacaktır. Ama hatanın büyük oranda dindar olduğunu öne süren insanlardan kaynaklandığına inanıyorum. Çok basit bir ifade ile bugün İslam adı altında yapılan pek çok şey, inançlı insanların hoşuna gitmediği zaman "gerçek islam bu değil" şeklinde savuşturulur. Yanlış olmasın ama 63 - 64 tane nüfusun yarısından fazlası müslüman olan ülke var. Ben merak ediyorum gerçek islam nerede? Bu sadece islamla da alakalı değil, tüm dinlerde aynı durum söz konusu. Hatta Katolik mezhebinde daha koyu düşüncelere sahip insanlarda var.

    Sözün özü, sadece saygı çerçevesinde konuşacağımız bir ortam oluşursa o zaman bir adım ileri gideriz.
    Düşünmeye çalışıyorsun o halde sana yardımcı olayım.
    Bilimsel olarak bana acıyı ispatlar mısın? Acının nasıl oluştuğunu değil acının kendisini ispatlamanı bekliyorum.
    Acı tamamen soyut bir kavramdır değil mi.

    Aşkı sevgiyi sorduğumuzda bunun hormonlardan kaynaklandığını söylüyorlar. Bende aksini söylemiyorum zaten.
    Ancak bunların mukaddes ve ilahi yönünü bastırıyorlar ve sırf maddeci bir biçimle ele alınabildiği için bazı insanlar bu duygulardan kendilerini tamamen uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Bu yüzden sevmek ve evlenmek gibi şeylerden kendilerini bilinçli bir şekilde uzak tutuyorlar.

    Madde den oluşan bir insan nasıl olur da acı duygusunun şuurunda olabilir. Örneğin bilgisayarlar bu duyguyu hissedemezler.

    Bak burada kesinlikle kelime oyunu da yapmıyorum. Kelime oyunlarını sevenlere zaten ne desek boş, her sözümüzü kendi istedikleri doğrultuda 180 derece çevirebilirler.

    Bir madde nasıl olur da sevgi acı gibi duyguları yaşayabilir. Bunun bir biyolojik unsur olması yada hormonların olması maddeden oluştuğu gerçeğini hiç bir şekilde değiştirmez ve izahını yapmaya da meyil etmez.

    Bu noktada yine bazı inatçı kişiler acının soyut bir kavram bir sanrı olduğunu ileri sürerler. Rüya gibi. Yanılsama gibi.

    Bir insana acı çektirmek bilimsel olarak neden yadırganmalı? Bir eşyayı ateşe atmak suç teşkil etmeyeceği gibi bir insana gerekirse vücuduna zarar vermeden acı çektirebiliriz. Bilimsel olarak acı çektirmek atomların yerlerini değiştirmek gibi kaba bir tabirle basitçe anlatılabilir. Hepsini geçtim neden zarar vermemem gerekiyor, insanın maddeden ne farkı var? Mukaddes olmayan, ilahi olmayan, sonsuza kadar ölecek olan, diğer hiçbir şeyden farksız olmayan, tesadüfler zinciri ile oluşan bir yaratık neden önemlidir? Sence önemlidir belkide ama bence değildir ve olmaması gerekir.

    Bak düşünüyorum-düşünüyoruz demiştin ya, aslında benim bildiğimi keşfeden zeki insanlar ölümü seçiyorlar çünkü yaşamanın hiç bir anlamı hiç bir gayesi yoktur ve olamaz, olmamalı. Sadece enerjinin bir değişimi var evrende.

    Aslında bana hiçbir şey ispatlayamazsınız, aslında ben size cehennemi inkar etseniz de onun var olduğunu ve çok yakınınızda olduğunu size anlattım. Hadi cehennem yoktur deyin, bilimsel olarakta acı yoktur deyin gidin elinizi ateşe sokun hatta birkaç dakika bekleyin o acıyı deneyimleyin. Parmağınız da bir odun parçası gibi bir nesne gibi yanacaktır. Bunu yapmaktan sizi alıkoyan şey nedir? Düşünme yetin mi? Düşünme yetin neden tam tersini söylemiyor size onu da bir düşünün.

    Saygı duymayı bekliyorsun. Peki neden bir madde saygı duymayı bekler, saygı duymakta nedir? Oysaki evrende hiçbir güç diğerine saygı duymaz kimin kime gücü yetiyorsa!

    Bak işte sana ruhun var olduğunu 2 dakikada ispatladım. Çok zeki olmaya hiç mi hiç gerek yoktur. Aynı şeyi eğer düşünerek bana sen söylemiş olsaydın elini öperdim. Ben inançlı biriyim diye mi bunları düşünüyorum sence. Yoksa anlamak bu kadar zor mu. Yoksa ucu bir yerlere çıkacak diye anlamamaya çalışmak, kendimizi kandırmak daha mı kolay.
  • 02-11-2014, 14:59:39
    #45
    http://www.youtube.com/watch?v=3_l904WOu0k


    bu konu epey tartışılır, ateistler inananların savlarını kabul etmezler çünkü kaynağını Allah'ı kabul etmezler. inanalarda bunların bu kadar canlının kendi kendiğine olduğuna nasıl inandıklarına hayret ederler. ateist birine söylediğiniz şeyler pek birşey ifade etmez adam kaynağına inanmıyor ama senin savunduğun bilim 1400 yıldır İslam'da var diyorsun onu da kabul etmiyor. mesela bir kurbağanın kış uykusunu açıklayamaz bilmiyorum bunu ne tetikliyor diyebilir ama inan birisi bunu yüce yaratıcının bir mucizesi olarak kabul eder ve buna inandığı kitapta delili vardır.

    ''Bunlar, yalnız Allah'ın gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün herşeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Allah'ın kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir.'' (HACC/6)


    http://www.youtube.com/watch?v=UlMlkj7yYSg


    Yani özetle Kuran sözde savundukları bilim yokken (yani bugün bulunan birçok şey daha bilinmezken, yoksa bilim ve araştırma insanlık tarihi boyunca olmuştur ve olacaktır. çünkü yaratılışımızda Allah bunu bize vermiş ve Kuran'da birçok ayette düşünmez misiniz? akletmez misiniz? diye insanlığa hitap etmiştir.) galaksiden, yıldızlardan, denizlerden tatlı ve tuzlu suyun karışmamasından bile bahsetmişken, Allah'ın dinini gökten indiği sanılan doğmalar diye bir köşeye itmek için nasıl bir zekaya sahip olunması gerektiğini anlamakta zorluk çekiyorum.. Aşağılamak için söylemiyorum bu kadar zeki insan bunu nasıl anlamaz bunu anlamıyorum? İslam asla bilime ve gelişmeye karşı değildir. Böyle bir algı oluşuyorsa bu Kuran'ı doğru anlamamaktan ve idrak edememekten geçiyordur.