Işınlanma Sorunsalı ( Bilim Kurgucular İçeri )
108
●7.315
- 24-02-2014, 00:16:19ışık hızı aşılamayacak değil ki zaten, maddenin ışık hızını geçemeyeceği bilinir. ayrıca ışık hızı aşıldı derken biraz yanıltıcı oluyor olmayan bir şey zaten yapılamaz, ancak ışık hızından daha hızlı giden enerji türleri olduğu biliniyordu sadece gözlem yapmak kalıyor geriye.mos adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- 24-02-2014, 00:21:47Arriwals (Gelenler) İzlemenizi Tavsiye Ederim.teknohaberci adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- 24-02-2014, 00:31:22Ben de kimseye tavsiye etmiyorum. İnsanın psikolojisini harap eden bir yapım. Özellikle gençler asla izlemesin...
monami adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle - 24-02-2014, 01:18:02öyle kimsayallar var ki psikiyatride kullanılan, ruha olan inancınızı kaybedersiniz.abcgrup adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
insan beyin ve tüm sinir sistemindeki kimyasal reaksiyonlar bütünüdür.
bu reaksiyonlara müdahale ederseniz aslında ruh denilen şeyin ilahi yönünü kaybettiğini görürsünüz.
bazı kimyasallar ile kendinizi kaybeder delirir, saldırganlaşırsınız.
bazı kimyasallar ile olmayanları oluyor gibi görür, hayali varlıklarla konuşmaya başlarsınız.
bazı kimyasallar sizi anlamsızca mutlu edebilir.
bazı beyin hasarları karakter değişikliklerine neden olabilir.
bazı beyin tümörleri ruh hastalıkları oluşturabilir, kişilik değişikliklerine neden olabilir.
Şimdi ruh varsa ve bir bütünse bunun bilinç ile zeka ile karakter ile hiç bir alakası yok. peki ruhun zeka davranış ve karakter ile alakası yoksa ilahi yönden nasıl sorumlu olabilir?
çünkü karakteriniz, zekanız, hafızanız ve ruhunuz aslında beyin ve sinir sisteminizdeki kimyasal reaksiyonların yönettiği elektrik akımlarıdır.
bu akımları bozarsanız karakteri zekayı kişiyi bozarsınız değiştirirsiniz. - 24-02-2014, 02:44:55Şimdi konumuz ruh olmadığı için tartışmaya girmek istemem ama kendi fikirlerimi yazacağım.digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
En basit alakası yaptığımız iyilikler ve kötülükler seçimlerimiz ilahi yönünü temsil eder. Hepimizde hemen hemen aynı zeka bulunur lakin sen bunu kötü şeylerde de kullanabilirsin iyi şeyler yaparakta.
"Belirttiğim gibi bu saydıklarının ne tam olarak bağlantısı vardır nede yoktur. Devamında biraz dada açacağım."
Bu saydıkların az yada çok yerine göre alakası vardır. Bedeni bir araç gibi düşün, araç bozulursa zaten süren kişi yolda kalır gidemez bir yere. Şimdi anlaşılmayan nokta beden ile ruhun ayrı olarak düşünülmesi.
Öyle düşünmek için ise bedenin değerlerini yada katkılarını yok saymaktan geçer, peki güzel kardeşim sen hiç nefsini yada zihninin oynadığı oyunları yok sayabildin mi. Yani başka bir evrene bakmak için bu evrenden çıkabilmemiz lazım. Şimdi oturduğun yerde hiçbir şey yapmadan 30 dakika dur sadece kendi varlığının kaynağını düşün. Bunu yapamazsın çünkü dediğin gibi sürekli beynin dışarıdan gelen uyarılar tarafından tetiklenir. Miden sinyal verir ve gidip yemek verirsin, bir ses gelir hemen dikkatini oraya verirsin. 10 saniye bile bu içe yönelmeyi başaramazsın normal bir gün seyrinde.
Şimdi açalım biraz daha. Oruç tutuyorken gelen bu uyarıları dikkate almıyorum. Veya güzel bir kadın geçiyor önemden dönüp bakmıyorum. Gelen bu uyarıları dikkate almıyorum. Dinimizce zaten günah sayılan şeyler ruhumuzu köle yapan şeylerden dolayıdır. Asıl amaç ruhu yüceltmektir bunun içinde nefsi köreltmek lazım.
Din konusuna girdiğimi düşünme ancak değinmek istedim çünkü anlamak için böyle anlatmam lazım birazda olsa. Şimdi hani sormuştun ilahi yönü nerede diye, hiç nefsine kölelik değilde efendilik yapan birisini aradın mı gördün mü biliyor musun?
Yani bilimde de bir şeyleri devamlı olarak bilmemiz için birilerinin keşif etmesi lazım. Yada senin keşif edebilmen gerekiyor. Zaten hepimiz nefsimize kölelik yapıyoruz ben sana şudur budur desem bile örnek veremem. Anlayamazsın ve yok diyebilirsin. Bilimin gösterdiği çoğu şeye de inanmayanlar her zaman oluyor, örneğin şu zamanda şöyle hayvanlar vardı diyorsun inanmıyor. Fosilleri görseler inanacaklar ama bilmiyorlar, şuan yoksa yoktur diye geçiştiriyorlar. Evet bende görmedim bu fosilleri inkar etmem hiçte zor olmaz.
Şimdi Kuran okumuşsundur tahminim. En azından bir göz gezdirmişsin belkide benden daha iyi biliyorsun neyse.
İnsana ruhun üfürülmesini biliyorsun. Bundan şu sonucu çıkarabiliriz insanda tanrısal bir güç vardır. İşte bu noktada peki nerede bu ilahi güçler diye bir soru sorabilirsin ki zaten yazdıklarından bunu çıkartabiliriz.
Enerjinin de mükemmel bir gücü vardır ama biliyorsun ki maddesel olarak kalıplaşmış bir enerjinin durağan gücünden bahsedemeyiz. Enerji ancak özgür olduğu zaman bu güce erişebilir. Ne alakası var diyebilirsin, ancak bu şekilde daha kolay anlatabilirim. Şimdi seni yada beni bu güce erişmek için kim tutuyor? Ruhun en büyük özelliği düşünce gibi olmasıdır, neyi düşünürse kendisini o zanneder. Kendisini 100 de 100 beden sanan bir ruh hiç bir karakteristik özelliğini yada gücünü kullanmaya muktedir olamaz. Suyu düşün girdiği her şeyin şeklini alır. Peki var mı bu ilahi gücü kullananlar diye sormayacağını da biliyorum çünkü zaten sen inandığın şeysin şuanda.
Evet acıyı, mutluluğu yaratan şeyler beynimiz zaten, ancak bunları duyumlayan ise ruhumuzdur. Peki bu acıya katlanma seviyesi aynı mıdır? Onu duyumlayan ruhumuz olduğu için her insanın bir katlanma derecesi vardır. İnsan ruhu beyindeki sinyallere odaklanır sürekli olarak ama sürekli olarak bir şeylerin üstünde durur. Ama hiç bir zaman kendi varlığının farkına varamaz. Ancak sen yatağa girince sinyaller kesilir ve uyuma anında bir rahatlama olur azda olsa varlığının bilincini idrak edersin ve mutluluk yaşarsın. Lakin kısa bir zaman sonra uyuya kalırsın. Bir şeylerin farkına varmaya başladığın zaman beynin onu işler ve hafızaya kayıt eder. Bu süreç geliştikçe farkındalık artar ve bunun sonucunda beynin ruhuna bir ayna vazifesi görür.
Ruhun artık beyindeki boş bilgilerle uğraşmak yerine kendi varlığının mükemmelliğini izler. Anlattıklarım daha yolun başlangıcıdır, bilmediğin bir yolda nasıl gidebilirsin, gitmeden nasıl görmeyi ve bilmeyi umarsın. Biz hep başkalarının anlattıklarına bilim diyoruz değil mi? Peki biz hangi parçayı bulduk birey olarak? Çünkü bulmakta zor bir süreçtir başarı için süreklilik arz eder. Onun yerine başkalarının bulduklarından istifade ederiz hal böyle olunca sende istediğine inanabilirsin bende.
Müslümanlıkta bunu başarmak için zikir ederler, ve bunu yapanların bir çok doğa üstü diye tabir edebileceğimiz davranışlarını gördüm. Sana da nasıl bulabileceğini yazayım git ara bulamazsan o zaman inkar et hatta sana link vereyim oku uygula: http://goo.gl/vgnKF3
Şimdi o kadar şey yazdığım halde sadece bir tek cümle ile örneğin "neyin kafasını yaşıyorsun sen" diyebilirsin hiç şaşırmam çünkü size göre "görülen" değil kimin gördüğü daha önemlidir ve bu görülen şey ise senin anlayabileceğin şeyler olmalıdır. Senin anlama kapasiten ancak bilimin yani keşfedenlerin anlattıklarıdır. Daha fazlası yoktur. Peki bilimin ilerleme hızı neye göre ayarlıdır? Size göre ayarlıdır sen kendini aşarsan bilimde aşar.
"Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir. Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol. En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma. Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy. Açık bir kapı bırak daima. Ne kadar bilsen de hiçbir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma. Tevazudan şaşma. Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden." Şems-i Tebrizi - 24-02-2014, 03:06:57Üyeliği durdurulduRasyonel olarak doğru ama hata ettiğin nokta; Ruh ile bedeni iki ayrı varlık gibi düşünmen. Ölmediğin sürece ikisi ayrı değil birbiriyle bütünleşik. Tıpkı acı hissi gibi. Beyne yeteri miktarda uyuşturucu verdiğinde canlı canlı dişinde çekilse acı hissetmezsin ama bu ruhun olmadığını değil, bedenle bütünleşik çalıştığının ispatı. Beyini kandırdığında ruhta buna uyuyor yaratılışı gereği. Yoksa ne acıyı ne de gülmeyi bilimsel olarak tarif edemezsin. Karakter ve hafıza doğrudan doğruya ruhani meseledir ki kabire girdiğinde de beynin ölü hafızan yerinde oluyor. Yani buna bakıp beyin hasar gördüğünde hafıza kaybı yaşanıyor demek ki ruh yok demek ilkokul mantığında bir bakış açısı olur ki orada asıl irdelenmesi gereken ruhun verileri yaşarken beyinden çektiği, ama asıl kaynağın kendisi olduğu gerçeği.digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- 24-02-2014, 04:10:26hocam beyin vücuttaki en hassas organ. o yüzden kafatası vücudun dışında. sıcaklığıa karşı hassas olan organlarımız bedenin dışındadır.HBGroup adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
beyin sıcaklığa ve kimyasala karşı aşırı hassas bir organdır.
şimdi burada dünyanın en mülayim adamını getirin namazında niyazında imanında bir adamı. bazı psikiyatrik haplar ile onu azılı katil, ayyaş, psikopat yapabilirsiniz. yani maddenin ruha bu kadar direk etki ettiği bir dünyada ruhun ilahiliği tartışılır. yani bazı maddeler sizin ahlak, doğru, yanlış, günah sevap kavramlarınızı hatta karakterinizi komple değiştirebiliyor. Bu kadar görünmeyen ilahi bir şeyin maddeden bu kadar doğrudan etkilenmesi garip değil midir?
Ben ruhun olmadığını iddia etmek için söylemiyorum bunları. ama 2000 li yıllara gelince update edilmesi gereken doğmalarımız vardır. hala evrim yoktur diyen insanlar çıkıyor. canlılar şans eseri ortaya çıkmamıştır diyebilirsiniz, bütün evreni ve bizi allah yarattı diyebilirsiniz. biz hepimiz ilk peygamberlerin soyundan geliyoruz diyebilirsiniz. ama çıkıp evrim yoktur diyor adamlar. Genetik bilimi ortaya çıkmış hala evrim yoktur diye ispat çabasında adamlar. 150 boyundaki beyez çekik gözlü çinli ile 210 boyundaki nijeryalı zenci arasındaki fark siyam kedisi ile aslan arasındaki fark kadardır. Hz Adem ve Hz Nuh olarak 2 kere insan soyu tek peygamber üzerinden türediğine göre evrim yoksa bu kadar çok insan tipi nasıl ortaya çıkar.
insanlar denize daldıklarında yanlarında tüp taşırlar maske ile hava solurlar, kendi yaşam koşullarını denizin içine sokarlar. tıpkı denizden karaya çıkan tüm hayvanların bedenlerinde kan olduğu gibi. kan aslında bir çeşit tuzlu sudur. insan bedeninin 4 te 3 ü sudur. hem de tuzlu su. anne sütü, idrar, kan... denizden karaya çıkan yaşam kendi yaşam koşulunu dışarı aktarmıştır.
Mesele ışınlanmaya gelince. Zaten ışınlanma birilerinin düşündüğü gibi maddesel bir olay değildir. Bir insan beden bütünlüğü korunarak gönderilmez. Basitçe bir örnek vereyim. Siz bir tuğlayı 2. kattan aşağı atarsanız ne olur? yere düştüğünde hızını kesen engelin yarattığı kuvvet tuğlayı parçalarına ayırır. Ama ışınlanma böyle bir şey değildir. Işınlanma, tuğlayı 2. kattan atmadan önce ezerek un kadar ince bir kum haline getirmek. Sonra bu unu ikinci kattan aşağı atmak. Sonra yere düşen unu toplayıp, tekrar şekle sokup fırınlayıp tuğla haline getirmektir. Yere düşen tuğla paramparça olur ama yere düşen tuğlanın kumlarına bir zarar gelmez.
Sonuçta bizim dinimizde Allah nur olarak tasvir edilir. Nur ışıktır saf enerjidir. Evrendeki her madde enerjinin bir formudur. Yani herşey gerçekten saf enerjiden yani Allah'tan alır kaynağını. Artık açıkça biliyoruz ki bazı kozmik süreçlerde enerji hacim alıyor maddeye dönüşüyor. Madde de enerjiye dönüşebiliyor. Işınlanmanın mümkün olduğu bir gelecekte sonsuz bir ömür olacakatır. Işınlanmanın olduğu bir evrende ölüm olamaz. Işınlanmanın olduğu bir evrende hiç bir hastalık olamaz. Işınlanmanın olduğu bir evrende sudan altın üretilir idrardan petrol üretilir. Işınlanma bir bütünü atom seviyesinde parçalara ayırıp sonra o parçaları enerjiye çevirip ışık hızıyla gönderip başka bir yerde tekrar bu enerjiyi maddeye çevirip aynı şekilde birleştirmek demektir. Sizin maddeyi enerjiye, enerjiyi maddeye çevirme gücünüz varsa vücudunuzdaki hücresel yapıyı her gün resetleyip 20 yaşınızdaki halinde tutma teknolojiniz de vardır. Ameliyat yapmadan her türlü hastalığı yaratan faktörleri atomik düzeyde değiştirme ve iyileştirme imkanınız vardır. Bir trafik kazasında param parça olan bir adamı atomlarına ayırıp ölmeden önceki beden bütünlüğüyle tekrar birleştirip yaşatma şansınız vardır. Suyu enerjiye dönüştürüp sonra bu enerjiyi tekrar maddeye çevirirken su değil altın gibi başka bir hacme sahip madde olarak çevirmeniz mümkündür...
Yani bir gün ışınlanma teknolojisine sahip olursa insanoğlunun elindeki güç bir yere gidip gelmenin çok ötesine geçer. - 24-02-2014, 05:28:03Garip olan nedir.digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Şimdi işin püf noktasını bilmeden çoğu şeyi hayatta garipseyebiliriz bundan daha doğal bir şey yoktur. Işığın neden sabit bir hızı geçemediği üstünde durarak yada neden bu hızda ilerliyor diyerekte garipseyebiliriz. Bu tamamen bilgimizden ve bakış açımızdan kaynaklanır. Senin düşündüklerini her gün düşünüyorum bende.
Aynaya bir lazer ışını gönderseniz ne olur yönü değişir
ışığın parlaklığına yada ilahiliğine bir etkisi olur mu
Sadece yönü değişir gitmesi yere gitmez başka yere gider. Ya karadeliğe giderse!
İşte bu yüzden bu olmaması için dinimizde emirler vardır, biz işin içinden çıkamayacamız için kurallar baştan verilmiştir. En basiti içki içmenin günah olduğu söylenir, günah olan nedir? Bizleri yolumuzdan şaşırtacak olan şeylerdir.
Dinde bunların hep açıklamaları vardır ancak karşılaştırma yapabilmek gerekiyor. Bak ilahi güç ne zaman ortaya çıkar, sen zaten temiz isen ortaya çıkar, bunun sana izahını nasıl yapacağım ki bilmekle anlatmak farklı şeyler. Karanlık bir odada isen bir fenerle ışığı sağlarsın ancak dünyayı aydınlatmak için bir güneş gerekir. Karanlık bir beyni aydınlatmak için çok fazla bir ışık gerekir, beynin kimyasını bozan şeyler sadece karanlık gibidir. Böyle olmasaydı delilerin cehenneme gidebileceği söylenirdi değil mi. Şimdi bir delinin ilahi gücü yok mu. Peki delinin ilahi tarafı nerede kaldı diye düşünebilirsin. Işıkta ilahidir, maddede ilahidir bunların ilahiliği nerede?
Nasıl bakarsan öyle görürsün. Ortada evet bir ilahi güç var ancak potansiyel bir güç olarak düşün bunu. Bir mıknatıs düşün, bundan çıkan enerjinin de ilahi bir güç olduğunu. Durağan bir mıknatıstan elektrik enerjisi elde edemezsin, bu enerjinin olmadığı anlamına gelmez ancak potansiyel bir güçtür ortaya çıkarılması lazımdır. Sen mıknatısı ne kadar hızlı hareket ettirirsen bir bobinde elde edeceğin elektrik enerjisi de o kadar çok olur. Şimdi sen bu bobini ortadan ikiye kes ve elektrik enerjisi akmıyor diye manyetik enerjinin olmadığını ileri sür. Yada işi zorlaştırmak için bobin telinin içine iletkenliği olmayan maddeler ekle! Peki manyetik alanda bir değişme olur mu, olmaz sadece ondan güç alamazsın veyahut verimsiz bir güç olur. Yani düzeneği boşa çalıştırmış olursun. Peki kim böyle bir sistem kurar? Temiz olan dururken neden işleri zorlaştıralım.
Diyelim ki sen 1 bardak içki ile karakterini koruyorsun ben 2 bardak ile koruyorum bir başkası 3 bardak ile. O zaman hepimizde aynı etkiyi göstermesi gerekmiyor mu? İşin kimyasal yönünü düşünmek yerine sana daha kolay bir şey vereyim o zaman, birisi bir fotoğraf görür nefsine uyar, birisi bir bacağa bakar nefsine uyar kötülük işler yani senin deyişinle karakteri değişir
Birisi çıplak bir vücut görür nefsine UYMAZ! Eeee hani kötülükten falan bahsediyorduk? Göreceğin gibi bu örnekte de kavramlarımızı değiştirebilen uyarıcılar mevcuttur. Mevzu ise ne kadarı ile baş edebileceğimizdir. Bir fotoğraf beynimizde ufak tepkimelere neden olacağı gibi uyuşturucu kullanan birisinde bu etki çoğalacaktır. Zaten ilahi güç işte bu noktada devreye girer. Yani tüm mesele sende bulunan potansiyel gücün ne kadarına hakim olabildiğindir. Sınav denmesinin altında da bu sırlar yer alır. Cennette iken hepimiz meleğiz peki dünyada kim melek olarak kalabilecek!
Örnekleri anlamadıysan basit olarak sigaradan bahsedeyim. Sigara beynimizde kimyasal değişikliklere yok açar. Sigara içme isteği oluşunca gider yakarsın bir tane. Sigaranın kötü etkilerini bildiğimiz halde sırf bu içme isteğini bastırmak için yakarız. Diyelim ki sigara içmek günah çünkü bize zarar veriyor. Hiç sigaraya başlamamış birisine sigarayı içiremezsin kolay kolay. Peki sigarayı bırakanlar nasıl bırakıyorlar. Kimisi 2 dakika sonra yakar, kimisi 1 saat sonra kimisi 10 saat sonra. Benim şuan canım çekti diyelim, beynimi etkiliyor doğal olarak bundan kurtulmak istiyorum. İşte ilahi güç yani senin gerçek benliğin burada devreye girer ve iradesini ortaya koyar. İçmeyeceğim! Kötülük işlemeyeceğim! Kötü olanı yapmayacağım! Ama istersen de bu isteğe karşılık hemen bir sigara yakabilirsin. İşte bu noktada da ilahi güç değil nefsi gücün varlığı baskın çıkar. Yani birisi diğer gücü bastırır. Gücün baskılanması ise gücün olmadığı anlamına gelmez aksine bunların tümünün amacı ilahi gücü fazlalaştırmaktan ibarettir. Bu şekilde sınavlara tutulan ilahi gücün parçaları bir rezonansa girerek kendisini mükemmel bir farkındalığa eriştirir. Yani kötülükler ilahi gücü kısıtlamaz ancak baskılar.
Madde ruha tesir etmez ama ruh maddeye tesir edebilir. İnan sen kolunu kaldırırken bile o tetiklemeyi ruhun sağlar. Tamam beynin elektriksel olarak çalışıyor lakin ilk tetiklemeyi ilk isteği ne sağlıyor. Ruhun sadece bir elektrona yada bir hücreye etki etse bile bu tetiklenmeyi teoride sağlayabilirsiniz. Bunun ölçümü de çok çok zor olacaktır kaldı ki insan üstünde deney yapmak hem zor hemde serbest değil. Bırakın ruhu bedende bile eşyalara nüfus edebilen manyetik enerjiler mevcuttur, bilim şuan bu enerjilerin üstünde de çalışmaktadır bugün bu enerjilere palavra diyenler yarın bilim ispatladığı zaman ne diyerek savunma yapabilirler. Örneğin kaşığı büken insanlar gibi, evet videolarını görmüşsündür peki hiç canlı olarak gördün mü görmediğin için saçmalık diyebilirsin.
Şimdi işin püf noktasını bilmeden çoğu şeyi hayatta garipseyebiliriz bundan daha doğal bir şey yoktur. Işığın neden sabit bir hızı geçemediği üstünde durarak yada neden bu hızda ilerliyor diyerekte garipseyebiliriz. Bu tamamen bilgimizden ve bakış açımızdan kaynaklanır. Senin düşündüklerini her gün düşünüyorum bende.