• 29-02-2020, 00:16:54
    bazen şöyle düşünüyorumda dinler acaba bir para tuzağımı?
    İslamın 5 şartına bakın.
    Şahadet getirmek
    oruç tutmak (kimi1 soğan 1 ekmekle oruç açar kapatır zor gelir, kimi kuzuları biftekleri yer keyifli geçer)
    namaz kılmak
    hacca gitmek (para)
    zekat vermek (para)
    Ayrıca hayrına birşey alıp dağıtırsın para lazım
    şeytan taşlarsın para lazım
    bir iyilik yaparsın parasız iyilik olmuyor neredeyse.
    Parayla sevap kazanmak mı daha kolay yoksa parasızmı?
    Cahilim soruyorum yanlış anlamayın beni.
    DİĞER DİNLERDE
    cennetten arsa almak D:d:d:
    parayla günah çıkarmak
    falan filan
    Fazla uzatmıyacağımda parasız öbür dünyada bile rahat yok bize. derdimiz dinimiz para olmuş

    Bir soruda ben sorayım;
    Şimdi Allah herşeyi bilen var edendir. daha biz doğmadan bizim nasıl bir insan olacağımızı bilir. bilmezse zaten ona Yaratıcı diyemeyiz.
    Bizim cennete veya cehenneme gideceğimizide biliyor. peki bizi neden direk cennet veya cehenneme göndermiyor? Yaradılış hikayelerine baktığımda biz yaratılırken sanki canı sıkılmış melekler şeytamlar yetmemiş bizi yaratmış. şunları dünyaya göndereyim kafalarına göre takılsınlar. sonra öldüreyim gelip cehennemde yakayım zevkle izleyeyim.Eğer ahiret varsa bende sorguya çekilirsem YARATMASAYDIN derimkimse kususra bakmasın. Bunun cevabını kuldan değilde kendisinden duymak isterim.

    cevabınızı bekliyorum arkadaşlar. yol yakınken bizde iman edelim.
  • 29-02-2020, 00:21:42
    BAL MEDYA adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    bazen şöyle düşünüyorumda dinler acaba bir para tuzağımı?
    İslamın 5 şartına bakın.
    Şahadet getirmek
    oruç tutmak (kimi1 soğan 1 ekmekle oruç açar kapatır zor gelir, kimi kuzuları biftekleri yer keyifli geçer)
    namaz kılmak
    hacca gitmek (para)
    zekat vermek (para)
    Ayrıca hayrına birşey alıp dağıtırsın para lazım
    şeytan taşlarsın para lazım
    bir iyilik yaparsın parasız iyilik olmuyor neredeyse.
    Parayla sevap kazanmak mı daha kolay yoksa parasızmı?
    Cahilim soruyorum yanlış anlamayın beni.
    DİĞER DİNLERDE
    cennetten arsa almak D:d:d:
    parayla günah çıkarmak
    falan filan
    Fazla uzatmıyacağımda parasız öbür dünyada bile rahat yok bize. derdimiz dinimiz para olmuş

    Bir soruda ben sorayım;
    Şimdi Allah herşeyi bilen var edendir. daha biz doğmadan bizim nasıl bir insan olacağımızı bilir. bilmezse zaten ona Yaratıcı diyemeyiz.
    Bizim cennete veya cehenneme gideceğimizide biliyor. peki bizi neden direk cennet veya cehenneme göndermiyor? Yaradılış hikayelerine baktığımda biz yaratılırken sanki canı sıkılmış melekler şeytamlar yetmemiş bizi yaratmış. şunları dünyaya göndereyim kafalarına göre takılsınlar. sonra öldüreyim gelip cehennemde yakayım zevkle izleyeyim.Eğer ahiret varsa bende sorguya çekilirsem YARATMASAYDIN derimkimse kususra bakmasın. Bunun cevabını kuldan değilde kendisinden duymak isterim.

    cevabınızı bekliyorum arkadaşlar. yol yakınken bizde iman edelim.
    Hac olayını düşünmez isek zekat, oruç bence güzel şeyler. Birinde fakir fukara nasipleniyor birinde değişik bir ruh oluyor evde ben seviyorum doğrusu (sıcak havalar haric ) ama hac ve zekat mekke malum islam öncesi putlara taptıkları zamanda turistik bir yermiş. Bana sanki Hz. Muhammed Bu yeni dinin onlara zararı olmayacağını göstermek için getirmiş gibi geliyor.

    Ya ama bir ayette mesela Peygambere danışırken varsa zekat verin diyor orası kafamı kurcalamıyor değil.
  • 29-02-2020, 00:25:38
    hyperiahd adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Hac olayını düşünmez isek zekat, oruç bence güzel şeyler. Birinde fakir fukara nasipleniyor birinde değişik bir ruh oluyor evde ben seviyorum doğrusu (sıcak havalar haric ) ama hac ve zekat mekke malum islam öncesi putlara taptıkları zamanda turistik bir yermiş. Bana sanki Hz. Muhammed Bu yeni dinin onlara zararı olmayacağını göstermek için getirmiş gibi geliyor.

    Ya ama bir ayette mesela Peygambere danışırken varsa zekat verin diyor orası kafamı kurcalamıyor değil.
    yani anlatmak istediğğim parayla sevap pointini dahada yükselte biliyorsun. Fakirsen zengine göre az kalıyor. bir terazi varsa böyle sevapla günahı tartan kiminki ağır basar acaba bilemiyorum. fakir olan cennete gidemez demiyorum. ama parası olup birde iyi bir insansa bizden 3 5 kat daha keyif etmesi lazım cennette doğal olarak adam yememiş içmemiş diğer dünyaya yatırım yapmış. bizle aynı muameleyi görecekse vay haline o zman



    BU DÜNYADA HEP KÖTÜ İNSANLAR KAZANIYOR. ÇOĞU DİNSİZ ALLAH KORKUSU OLMAYAN, DOLAN-DIRICI, VERGİ KAÇIRAN, MİLLETİN RIZKINI YİYEN, HIRSIZ KEYİF EDİYOR. BİZDE HELAL PARA NASIL KAZANIRIZ DİYE DÜŞÜNÜYORUZ.
    ''BÖYLE DEME KARDEŞ, BU DÜNYADA BÖYLESİN AMA DİĞER TARAFTA KRALSIN BE OĞLUM'' DİYORLAR. YILLARDIR BENİ BÖYLE KANDIRDILAR. BİZDE HELAL PARA KAZANMAYA ÇALIŞIYORUZ. BU DÜNYAMIZI HİÇ EDİYORUZ. İNŞALLAH DEDİKLERİ GİBİ ÇIKAR. İNŞALLAH HEM BU DÜNYADA GÜZEL YAŞAMAYIP AHİRETi OLMAYAN SONSUZ BİR ŞEKİLDE YOK OLMAM
  • 29-02-2020, 00:41:38
    BAL MEDYA adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    bazen şöyle düşünüyorumda dinler acaba bir para tuzağımı?
    İslamın 5 şartına bakın.
    Şahadet getirmek
    oruç tutmak (kimi1 soğan 1 ekmekle oruç açar kapatır zor gelir, kimi kuzuları biftekleri yer keyifli geçer)
    namaz kılmak
    hacca gitmek (para)
    zekat vermek (para)
    Ayrıca hayrına birşey alıp dağıtırsın para lazım
    şeytan taşlarsın para lazım
    bir iyilik yaparsın parasız iyilik olmuyor neredeyse.
    Parayla sevap kazanmak mı daha kolay yoksa parasızmı?
    Cahilim soruyorum yanlış anlamayın beni.
    DİĞER DİNLERDE
    cennetten arsa almak D:d:d:
    parayla günah çıkarmak
    falan filan
    Fazla uzatmıyacağımda parasız öbür dünyada bile rahat yok bize. derdimiz dinimiz para olmuş

    Bir soruda ben sorayım;
    Şimdi Allah herşeyi bilen var edendir. daha biz doğmadan bizim nasıl bir insan olacağımızı bilir. bilmezse zaten ona Yaratıcı diyemeyiz.
    Bizim cennete veya cehenneme gideceğimizide biliyor. peki bizi neden direk cennet veya cehenneme göndermiyor? Yaradılış hikayelerine baktığımda biz yaratılırken sanki canı sıkılmış melekler şeytamlar yetmemiş bizi yaratmış. şunları dünyaya göndereyim kafalarına göre takılsınlar. sonra öldüreyim gelip cehennemde yakayım zevkle izleyeyim.Eğer ahiret varsa bende sorguya çekilirsem YARATMASAYDIN derimkimse kususra bakmasın. Bunun cevabını kuldan değilde kendisinden duymak isterim.

    cevabınızı bekliyorum arkadaşlar. yol yakınken bizde iman edelim.
    Sizin sorduğunuz soruları ve daha fazlasını soranlara cevap veren kişinin videolarına göz atmanızı tavsiye ederim. Güzel cevaplar vermiş https://www.youtube.com/channel/UCDO...zARY1bDVeGeZcw
  • 29-02-2020, 00:59:55
    Bu sorular dinin inanma özelliğinin ötesine geçerek tanrıyı bilme arayışına denk gelir ki metafiziksel bir olgu bilinemez. Temel olarak konuşmak gerekirse evrende düzen ve kusursuz tasarımın varlığı koca bir palavradan ibaret. Evren kaosun kendisidir ve termodinamiğin 2. yasasına göre daha da düzensizleşmeye her zaman eğilimli olacaktır. Kusursuz tasarım destekçileri hastalıkları sınav diye örtmeye çalışırlar ancak sınanmadığına inandıkları hayvanın hastalığına konu gelince masadan kalkarlar mesela. Burada kalem, bilgisayar gibi analojilerle bir şeyler tanımlamaya çalışmışlar, kimisi akletmeni emreden bu dinin tanrısını aklederek anlayamayacağını falan anlatmışlar ama düşünerek ve tarih incelenerek rahatlıkla görülebilir ki tanrı, insanın bilmediği şeyleri bir hikmet olarak atfetmek üzere tasarladığı bir olgudan öteye gidemez.

    2. sorunuzu ise hangi dinciye sorsanız araştırıp hak dini bulmayı tavsiye ederler sanki 1500 yıl önce her evde internet varmış gibi. İslamiyetin Muhammed öncesinde de yani insanlığın var oluşundan bu yana olduğunu anlatırlar ama yazıdan önceki dönemde insanların bu hak din için araştırma yapmış olmaları gerektiğini savunurlar.

    Herkese en mükemmel din kendi inandığıdır.
  • 29-02-2020, 01:09:11
    Üyeliği durduruldu
    BAL MEDYA adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    bazen şöyle düşünüyorumda dinler acaba bir para tuzağımı?
    İslamın 5 şartına bakın.
    Şahadet getirmek
    oruç tutmak (kimi1 soğan 1 ekmekle oruç açar kapatır zor gelir, kimi kuzuları biftekleri yer keyifli geçer)
    namaz kılmak
    hacca gitmek (para)
    zekat vermek (para)
    Ayrıca hayrına birşey alıp dağıtırsın para lazım
    şeytan taşlarsın para lazım
    bir iyilik yaparsın parasız iyilik olmuyor neredeyse.
    Parayla sevap kazanmak mı daha kolay yoksa parasızmı?
    Cahilim soruyorum yanlış anlamayın beni.
    DİĞER DİNLERDE
    cennetten arsa almak D:d:d:
    parayla günah çıkarmak
    falan filan
    Fazla uzatmıyacağımda parasız öbür dünyada bile rahat yok bize. derdimiz dinimiz para olmuş

    Bir soruda ben sorayım;
    Şimdi Allah herşeyi bilen var edendir. daha biz doğmadan bizim nasıl bir insan olacağımızı bilir. bilmezse zaten ona Yaratıcı diyemeyiz.
    Bizim cennete veya cehenneme gideceğimizide biliyor. peki bizi neden direk cennet veya cehenneme göndermiyor? Yaradılış hikayelerine baktığımda biz yaratılırken sanki canı sıkılmış melekler şeytamlar yetmemiş bizi yaratmış. şunları dünyaya göndereyim kafalarına göre takılsınlar. sonra öldüreyim gelip cehennemde yakayım zevkle izleyeyim.Eğer ahiret varsa bende sorguya çekilirsem YARATMASAYDIN derimkimse kususra bakmasın. Bunun cevabını kuldan değilde kendisinden duymak isterim.

    cevabınızı bekliyorum arkadaşlar. yol yakınken bizde iman edelim.
    Son paragraftaki soruna cevap
    https://www.r10.net/1076351571-post86.html

    Sınavda olmamız mümkün gözükmüyor.
  • 29-02-2020, 01:24:35
    Şimdi size ayet ve hadisler ile cevap vermek lazım aslında ama tam manasıyla kafanızda şüphe olduğundan doayı akli cevaplar vermek istiyorum. Doğrular Allah'tan söylediğim yanlışlar bendendir.
    Bismillahirrahmanirrahim.

    1.Sorunuzun Cevabı : Şimdi bu kadar ince ilim sahibi olan kudret sahibi olan herşeyi kural ve nizama göre yaratan bir varlık bahsediyoruz. İlk öncelikle inandığımız ALLAH'ın ne kadar kudretlive büyük olduğunu bilmediğimizden dolayı kafamızda böyle fitneler şeytanın vesveseleri oluşuyor. Şöyle düşünün bu muhteşem nizamı oluşturan Allah nasıl yaratılmış olsun. Allah'u teala ezelden beridir vardır. Ebediyete kadar da var olacaktır. Bizim şuanda dünyada yaşamış olduğumuz zaman kavramı Allah katında yoktur. Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Bir gerçekte şu ki biz insanoğlu beynimiz dahi yaratılmış olduğundan dolayı yaratılmamış bir şeyi aklımız kavrayamaz. Allah'ın kendini bize bildirdiği kadar biliriz.

    2.Sorunuzun Cevabı : İnsanoğlu fıtratı gereği bir şeye inanmak zorunda olduğundan dolayı dinler oluşmuştur. Dinleri 2 kısıma ayırabiliriz. 1 Semavi Dinler hepsi islam'dır aslında sonradan devşirildiğinden dolayı isimleri değişmiştir. 2 dünyevi dinler bunlar zaten pekte konumuz değil şuanda. Bu dünya bir imtihan dünyası olduğundan dolayı dinler vardır. Ama bu dinlerin içinde hak olan tek bir din vardır o da İSLAM'dır. Neden hak din diyebilirsin. İslam'ın hak olmadığına dair herhangi bir delil yoktur böyle bir delil sunan olsada bu deliller çürütülmüştür. Diğer dinlerin hak olmadığına dair birçok delil mevcuttur.

    Yeni bir kitap gördüm AKLIN AKİDESİ diye okumanızı tavsiye ederim.İslam hariç tüm dinlere reddiye yazılmış basit bir lisan ile her kesimin anlayacağı bir şekilde yazılmış.
  • 29-02-2020, 01:36:07
    Üyeliği durduruldu
    KaoS adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Şimdi size ayet ve hadisler ile cevap vermek lazım aslında ama tam manasıyla kafanızda şüphe olduğundan doayı akli cevaplar vermek istiyorum. Doğrular Allah'tan söylediğim yanlışlar bendendir.
    Bismillahirrahmanirrahim.

    1.Sorunuzun Cevabı : Şimdi bu kadar ince ilim sahibi olan kudret sahibi olan herşeyi kural ve nizama göre yaratan bir varlık bahsediyoruz. İlk öncelikle inandığımız ALLAH'ın ne kadar kudretlive büyük olduğunu bilmediğimizden dolayı kafamızda böyle fitneler şeytanın vesveseleri oluşuyor. Şöyle düşünün bu muhteşem nizamı oluşturan Allah nasıl yaratılmış olsun. Allah'u teala ezelden beridir vardır. Ebediyete kadar da var olacaktır. Bizim şuanda dünyada yaşamış olduğumuz zaman kavramı Allah katında yoktur. Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Bir gerçekte şu ki biz insanoğlu beynimiz dahi yaratılmış olduğundan dolayı yaratılmamış bir şeyi aklımız kavrayamaz. Allah'ın kendini bize bildirdiği kadar biliriz.

    2.Sorunuzun Cevabı : İnsanoğlu fıtratı gereği bir şeye inanmak zorunda olduğundan dolayı dinler oluşmuştur. Dinleri 2 kısıma ayırabiliriz. 1 Semavi Dinler hepsi islam'dır aslında sonradan devşirildiğinden dolayı isimleri değişmiştir. 2 dünyevi dinler bunlar zaten pekte konumuz değil şuanda. Bu dünya bir imtihan dünyası olduğundan dolayı dinler vardır. Ama bu dinlerin içinde hak olan tek bir din vardır o da İSLAM'dır. Neden hak din diyebilirsin. İslam'ın hak olmadığına dair herhangi bir delil yoktur böyle bir delil sunan olsada bu deliller çürütülmüştür. Diğer dinlerin hak olmadığına dair birçok delil mevcuttur.

    Yeni bir kitap gördüm AKLIN AKİDESİ diye okumanızı tavsiye ederim.İslam hariç tüm dinlere reddiye yazılmış basit bir lisan ile her kesimin anlayacağı bir şekilde yazılmış.
    Hocam rica etsem şu delili çürütürmüsün? eğer yaparsan dinlere bir şans daha vereceğim.
    https://www.r10.net/1076351571-post86.html
  • 29-02-2020, 01:50:37
    looktr adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Museviliğe dair en eski kayıt mö 1200lü yıllara aittir. Sümer uygarlığı ise MÖ 4000 - 2350 yılları arasına denk geliyor. Sümer tabletlerinin çevirileri ise 1976da yapılmıştır.
    1976 atesitler için milat olmuştur. Bulunan en eski kayıtlar bunlar olduğu için 3 kutsal dine copy paste yaftası yapıştırmak için mal bulmuş mağribi gibi yapışmışlardır.

    Fakat yahudilik tarihini nereye kadar uzandığı tam olarak bilinemiyor bu 1.
    Zamanla daha eski eserler de bulunuyor bu 2.
    Eski eserler eski medeniyetler eski kayıtla bulundukça tarih hakkındaki bilgimiz sürekli değişecek ve gelişecek bu 3.

    ***

    Yahudilik hıristiyanlık ve islam ilk geldiklerindeki halleri temelde aynıdır. Kitaplardaki dil farkı içerik farkı sadece detaydır. Tevhid akidesinden tutun ahlka ve hkuk kurallarına, eski yaşanmış olaylardan bahsedilmesine semavi dinler temelde aynıdır. Bu yüzden kendi aralarında benzer yönleri olması normaldir.

    ***

    İslam tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Sümerlerden önce de peygemberler ve dinler gelmiştir. O peygamberler ve dinlerden kalan metinlerin sümer kayıtlarına girmiş olması kadar doğal bir şey olamaz.


    ***

    Arkeoloji geliştikçe , eski eserler bulundukça tarih ile ilgili bilgimizde çok fazla değşşim olacak. bakınız göbeklitepe.
    balkanlarda bulunan Tartaria yazıtları sümerlerden 2000 yıl daha önce.
    Göbeklitepe mö 10000li yıllara dayanıyor.
    ***


    Önümüzdeki 10 yıl içinde arkelojo ve tarih bilimi türkiye atesitlerini gülünç duruma düşürürse hiç de şaşırmam.

    Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman dinleriyle Sumer dini arasındaki ortak noktalar şunlardır:

    Tanrının yaratıcı ve yok edici gücü; Tanrı korkusu; Tanrı yargılaması; kurbanlar, törenler, ilahiler, dualar ve tütsülerle Tanrıyı memnun etmek; iyi ahlaklı, dürüst ve haktanır olmak; büyüklere ve küçüklere saygı göstermek; sosyal adalet; temizlik.

    Temizlik Sumerlilerde çok önemli idi. Tapınağa gidenlerin, dua edenlerin, kurban kestirenlerin vücutça temiz olmaları gerekti. Düşmanların yıktıklan şehirler için onlann yazdıklan ağıtta:
    “Artık karabaşlı (Sumerliler) halk tören için yıkanamıyor, kirliyi beğenmek onların kaderi oldu, görünüşleri değişti” denmektedir (11). Yeni yapılan binalar, içine girmeden önce dinsel bir temizlikten geçirilirdi. Temizlik, atasözlerine bile, “Yıkanmamış elle yemek yeme!” olarak girmiş.
    Sumer Tanrıları, insanlara ne istediklerini bildirmez; fakat hoşlarına gitmeyecek bir işi yapan insanları cezalandırırlar. Buna karşılık diğer dinlerde Tanrı bazı kimselere ne istediğini bildirir. İnsanlar da ona göre hareket ederler. Tanrı bildirilerini alan kimselere Farsçada “peygamber”, Arapçada “resul” denir. İlginç olan, peygamberlik olayı, Yahudilerden Asurlulara geçmiş. Çivi yazıli metinlere göre bu düşünce Asur ve Filistin’de politik ve ekonomik krizlerle başlamış. Asur’da Tanrıdan bir insan (peygamber) yoluyla alınan haberler tabletlere yazılmış. Onlara göre Tanrı ile iletişime giren insanlar çeşitli şekilde trans haline giriyorlar. Bu kimseler aslinda aşağı tabaka sayılıyor ve büyücülükle bağlanıyor. Konuşan Tanrıça ise, onun ağzından söyleyen de kadın oluyor. Özellikle Aşk Tanrıçası İştar’dan haber getirenler. Bunlar ya Tanrılardan üçüncü şahıs olarak buyruğunu alır veya birinci şahıs olarak kendisini, konuşan Tanrı ile bir yapar. (A. Leo Oppenheim, Ancient Mesopotamia, Chicago, 1964, s.221.) Kur’an’da da aynı ifadeyi buluyoruz. Allah bazen üçüncü şahıs olur, bazen doğrudan konuşur (12).

    Sumerlilere göre Tanrılar, şehirleri ve bütün kültür varlıklarını meydana getirmiş ve insanlara vermiştir. Aynı düşünceyi Kur’an’da da buluyoruz.

    A’râf Suresi, ayet 26:
    “Ey Ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Tekva (iman) elbisesi daha hayırlıdır.”

    Nahl Suresi, ayet 81:
    “Allah yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı, dağlarda sizin için barınaklar yarattı ve sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, savaşta koruyacak zırhlar yarattı.”

    Yâsîn Suresi, ayet 42:
    “Gemilerin benzerlerinden, binmekte oldukları ve ileride binecekleri şeyleri onlar için biz yarattık.”
    Bu üç ayette Allah hem birinci şahıs olarak konuşuyor, hem de ondan üçüncü şahıs olarak söz ediliyor.

    Yâsîn Suresi, ayet 82:
    “Onun işi, bir şeyi yaratmak istediği vakit ‘ol’ demektir, o şey hemen olur.”

    Sumer’de de Tanrılar “Ol” der ve her şey oluverir.
    Her üç dinde de Tanrıların var edici güçleri yanında yok edici güçleri de var. Sumer’de Tanrı Enlil, Tanrılar meclisinde Ur şehrinin yıkılmasma karar vermiştir. Şehrin Tanrısı buna ne kadar üzülse elinden bir şey gelmez. Gelen ordular Tanrının dünyadaki araçlarıdır. Aynı deyimi Kur ân da da buluyoruz:

    Enfâl Suresi, ayet 17:
    “Savaşta siz onları öldürmediniz, Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın, Allah attı.”
    Sumer’de Tanrı kızmaya görsün, kendi ülkesi bile olsa yakıp yıktırır. Sumer Tanrılarının babası Tanrı Enlil, Akad krallarının yaptıklarına kızarak gözlerini dağlara çeviriyor ve oradan barbar ve vahşi Gutileri çekirge sürüleri gibi getirterek Agade’yi ve hemen hemen bütün Sumer’i kırıp geçirtiyor. (S.N. Kramer, The Sumerians, s.66.)
    Tevrat’tada birçok kez Yahve’nin (Yehova) insanlara kızarak onlara yok edici felaketler verdiği, seçtiği, komşu milletleri İsrail’in üzerine saldırttığı bildirilmektedir.

    Ayni olayı Kurân’da da görüyoruz. Birçok sure içindeki ayetlerde Allah’ın çeşitli milletleri nasıl yok ettiği yazıliyor. Bunlardan bazıları:

    Hacc Suresi, ayet 44:
    “Ey Muhammed! Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Âd milleti, Semûd, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış, Musa da yalanlanmıştı. Ama ben, kâfırlere önce mehil verdim, sonra onları yakalayıverdim, beni tanımamak nasılmış görsünler!”

    Furkan Suresi, ayet 38:
    “Âd, Semûd ile Ress’lileri ve bunlann arasında birçok milleti de yerle bir ettik.”

    Ankebût Suresi, ayet 38:
    “Âd ve Semûd milletlerini de yok ettik.”

    Fussilet Suresi, ayet 13:
    “İşte sizi, Âd ve Semûd’un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırga ile uyardım.”

    Fussilet Suresi, ayet 16:
    “Rezillik azabını onlara dünyada tattırmak için üzerlerine dondurucu rüzgâr gönderdik.” (Âd milleti hakkında bkz. Sadi Bayram, Kaynaklara Göre Güneydoğu Anadolu’da Proto Türk İzleri, Ankara, 1980, s.54.)

    Muhammed Suresi, ayet 13:
    “Biz halkı seni yurdundan çıkaran nice şehirleri yok ettik. Fakat onlara bir yardım eden çıkmadı.”

    Ahkaf Suresi, ayet 27:
    “Ant olsun biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik.”

    İsrâ Suresi, ayet 15, 16:
    “Bir ülkeyi yok etmek istediğimizde, o beldenin şımarmış olanlarına önce emrimizi ulaştırırız. Yine kötülük ederlerse biz de orayı yerle bir ederiz.”

    Sumer’de krallann nasıl sarayları varsa Tanrıların da öyle evleri olmaliydı. Bunun için “Tanrı evi” adı altında görkemli tapınaklar, yanlarında Tanrılarla insanları yaklaştırdığı düşünülen basamaklı kuleler yapılmıştı. Daha sonra bu Tanrı evleri sinagoglara, kiliselere, camilere dönüştü (l3). Camilerin ve minarelerin üstündeki yarım ay, Sumer Ay Tanrısının sembolüdür (l4)
    Sumer kralları, Tanrıların yeryüzündeki vekili sayılıyordu. Bu inanç Hıristiyanlıkta papaya, Müslümanlıkta halifeye geçerek sürmüştür.

    Bakara Suresi, ayet 30:
    “Rabbin meleklere, ‘ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ dedi. Onlar da, ‘biz hamdinle sana tesbih eder ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun’ dediler.”

    Sumer kanunu, Babil Kralı Hammurabi’nin yaptığı kanuna temel olmuş, ondan Musa’nın ve Yahudi kanunu, ondan da İslam kanunu etkilenmiştir. Hammurabi nin (İÖ 1750) Güneş Tanrısından kanunu alışı, Musa’nın Tanrıdan kanunu alışına örnek olmuştur. İlginç olanı İslam’da hukukun, ancak, Arapların Irak topraklarını ele geçirdikten sonra kurallaşmasıdır. Sumer, Babil hukuksal geleneklerinden çıkan sözler, İbrani kanunu Talmud’da bulunuyor. Ortodoks Yahudi’deki boşanma terimi Sumerce bir kelime. Sinagogda Tevrat okunurken dinleyenler şallarının saçakları ile onu izlerler. Bu, Sumer’de hukuksal bir belgenin onaylandığını göstermek için tablete elbise kenarıyla basılmasını yansıtmaktadır. (Samuel Noah Kramer, Cradle of Civilization, New York, 1967, s.160.)
    Musa’nın kanununda bulunan anaya babaya saygı, kimseyi öldürmeyeceksin, zina yapmayacaksın, çalmayacaksın, yalan tanıklık etmeyeceksin, komşunun karısına ve malına göz dikmeyeceksin gibi kurallar Sumer kanununda da aynı. Yalnız Sumer Kanunu daha insancıl; göze göz, dişe diş yok cezalarda. Ne yazık ki, Sumer kanunlarının yazılı olduğu tabletler çok kırıklı, belki de toprak altından daha çıkarılamayanlar da var. Bu yüzden tam karşılaştırma yapılamıyor. Buna karşın daha sonra Samiler tarafından yapılan kanunların, Sumer kanunlarına dayandığı kuşku götürmez. Buna açık bir örnek olarak, lbrahim Peygamber’in karısı ile cariyesi arasındaki olayı gösterebiliriz. Sumer kanununa göre kısır bir kadının kocasına verdiği cariyesi çocuk doğurunca, hanımına karşı büyüklük taslayamaz, öyle yapmaya kalkarsa cezalandırılır.. Tevrat ve Kur ân da yazıldığına göre İbrahim Peygamber’in kısır olan karısı Sara, cariyesi Haceri çocuk yapmak üzere kocasına veriyor. Cariye, çocuk doğurup kendisini üstün görmeye başlayınca, oğlu İsmail ile çöle götürülüp atılıyor kocası tarafından (15).
    Tevrat’a göre büyük erkek çocuğa mirastan özel bir pay verilir. Çocuklar isterse babanın sağlığında bu payı alabilirler. Tekvin bap 25: 32- 34′te Yakup büyük kardeşi Esav’a isteği üzerine payını veriyor. Aynı kural Sumer’de de var. Sumerce yazılmış Lipit-İştar kanununda bu madde, tabletin kırıklığı yüzünden tam değil (Sumer, Babil, Asur Kanunlan, s.69, madde 2). Fakat Hammurabi kanununda bunun tümünü buluyoruz: Madde 165: Eğer bir adam büyük oğluna tarla, bahçe ve ev hediye eder, ona bir belge yazarsa, baba öldüğünde o payını ayrıca alır ve baba malının diğer kısmını kardeşleriyle eşit bölüşecektir.

    Araplarda zina yapan kadınların taşlanması, Tevrat’ta olmasına karşın (Tesniye 13-23), Kur’an’da böyle bir ceza yok. Zina cezası ile ilgili dört ayet bulunuyor. Bunlar:

    Nisâ Suresi, ayet 15-16:
    “Kadınlarınızdan zina yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye kadar, yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evinizde tutun. İçinizden zina yapan her iki tarafa ceza verin! Eğer tövbe edip uslanırsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden ve çok esirgeyendir.”

    Nûr Suresi, ayet 2:
    “Zina eden kadın ve erkekten her birine yüz sopa vurun. Müminlerden bir grup da onlara şahit olsun!”

    Nûr Suresi, ayet 3:
    “Zina eden erkek ancak zina eden veya putperest olan kadınla, zina eden kadın da zina eden veya putperest olan erkekle evlenebilir.”

    Taşlanma cezası Sumerlilerin eski çağlarında varmış. Fakat değişik bir nedenden İÖ 2200′lerde Lagaş Kralı Urukagina tarafından yapılmış sosyal reform metninde, geçmiş zamanlarda olduğu gibi iki koca almaya kalkan kadınlar ve hırsızlann; bu fena hareketleri yazılı taşlarla taşlanacakları bildirilmektedir (l6). Daha sonra yazılan kanunlarda bu taşlanma konusu bulunmuyor.

    Sumer kanunlarında zina ile ilgili maddeler, kırıklıkları dolayısıyla (olsa gerek), yok. Buna karşın Hammurabi kanununda bulunuyor.
    Sumer, Babil, Asur Kanunları, s.198:
    “129. Eğer bir adamın karısı bir başka bir erkekle yatarken yakalanırsa onları bağlayıp suya atacaklar. Eğer kadının kocası yaşatırsa, kral da yaşatacak.
    “130. Eğer bir adam başka bir adamın babasının evinde oturan karısını zor kullanıp koynunda yatırırken yakalanırsa, o adam öldürülecek, kadın özgür.”
    Sumer’de bekâret konusu önemli görünüyor. Sumer kanunlarının yazılı olduğu tabletler kırık ve okunamayan yerleri çok. Okunabilen iki madde bunu kanıtlıyor: Bunlardan birinde, bir kölenin zorla bikrini bozan 5 şekel (tahminen 40 gram) gümüş vermek zorunda. Diğerinde dul olarak evlenen bir kadın, kocasından boşandığında kız olarak evlenen kadının alacağı tazminatın yarısını alabiliyor (l7)
    Tevrat’ta kural daha katı. Bir kız evlendiğinde bakir olmadığı kanıtlanırsa taşla öldürülüyor (Tesniye 22:13-21). Buna karşın, Kurân’da bekâret konusu ele alınmamış.

    Sumer’de tecavüz de fena sayılmış. “Hür bir adamın kızı yolda tecavüze uğrarsa; anne, babası onun sokakta olduğunu bilmemişlerse, kız onlara ‘tecavüze uğradım’ derse, anne, baba onu zorla erkeğe karı olarak verecekler.” (The Ancient Near East, Supplementary Texts and pictures Relating to old Testament, Editted by James B. Pritchard, Princton, 1969, s.89, 90.)
    Tecavüz, Sumer efsanesine bile konu olmuş. Tanrı Enlil, Tanrıların başı olduğu halde, evlenmeden önce karısını aldatarak zorla tecavüz ettiği için Tanrılar meclisince yeraltı dünyasına sürülmüş (18).

    Aynı olay Tevrat’ta (Tesniye, 22:28, 29) şöyle:
    “Eğer bir adam kız olan nişanlanmamış bir genç kadınla yatarsa ve onları bulurlarsa, adam genç kadının babasına 50 şekel (şekel Sumerlilerden Akadcaya geçen bir ağırlık ölçüsü birimi) gümüş verecek ve kadın onun karısı olacak.”
    Eğer adam, nişanlı bir kızla şehirde yatarsa her ikisi de taşlanarak öldürülüyor.
    Kur’an’da bu konu yok.
    Sumer’de sosyal adaleti koruyan Tanrıça, senede bir kere insanları iyi veya fena hareketlerinden dolayı yargılar, kötüleri cezalandırır. Bu inanış İslam dinine, Şaban ayının on beşinde Berat Kandili olarak girmiştir (l9).
    Sumer Tanrılarının esas adlarından başka, niteliklerine göre diğer adları da vardı. Babilliler bu adlardan 50’sini yeni yarattıkları Tanrı Marduk’a vererek tek Tanrı düşüncesine doğru bir adım atmışlardı.
    İslam dininde Allah’a verilen 99 ad, aynı geleneğin bir devamı gibi görünüyor.
    Nephilim, AnunnakiSumerlilere göre ölüler, “kur” adlı karanlık, dönüşü olmayan bir yeraltı dünyasına gidiyorlar. Tevrat’ta bu; Şeol, Yunan’da Hades, İncil’de cehennem, İslam’da ahret olarak devam etmektedir. Sumerlilere göre burada tekrar dirilme yok. Fakat yeraltı dünyası, Tanrıları, rahipleri, ölenlerin gölgeleriyle oldukça hareketli bir yer. Buradan bazı özel durumlarda gölgeler yeryüzüne çıkabiliyor. Gılgamış’ın çağrısı üzerine arkadaşı Enkidu’nun gölgesi çıkarak iki arkadaş konuşuyorlar. Tevrat Samuel I:28′de Kral Saul’un isteği üzerine Samuel’in gölgesi yeraltından çıkıyor.

    Sumer dininde yeraltındaki ölülerin ruhları için yiyecek ve kurbanlar sunulmazsa, onlar yeryüzüne çıkarak insanlara rahatsızlık veriyorlar. Ölenlerin arkasından çok fazla ağlayıp sızlanmak onları sıkıyor. İslamiyette de ölüler için yapılan dualar, kurbanlar bu inanışın bir devamı. Türkiye’de de “çok ağlayıp ölünün ruhunu rahatsız etmeyin” sözü vardır.
    Yahudilere, Babil tutsaklığından sonra Perslerin etkisiyle, Zerdüşt dininden; ölülerin tekrar dirileceği, cennet, cehennem ve Sırat Köprüsü girmiştir.
    (Hayrullah Örs, Musa ve Yahudilik, İstanbul, 1966, s.361.)(20) Kurân’da Sırat Köprüsü yok. (Ama, müslümanlar nedense inanırlar)..
    Sumerliler, kendilerinin, Tanrılar tarafindan seçilmiş üstün bir halk olduğunu yazmışlar. Tevrat’ta Yahve, Kur’an’da Allah, İsrailoğullarını üstün bir kavim yapmıştı. Tevrat Tesniye 14:6; Kur’an Câsiye Suresi, ayet 16; Bakara Suresi, ayet 27.
    Sumerliler kadınları bir tarlaya benzetmişler. Aynı deyim hem Tevrat, hem Kur’ân da var. Kur’an da “kadınlarınız sizin için bir tarladır, tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın” yazılı (Bakara Suresi, ayet 223).

    Sumerliler, dünyadaki bütün olayların ve Tanrıların isteklerinin gökte yıldızlarla yazılı olduğuna inanırlardı. Kurân’da aynı inanış “Levh-i Mahfuz” olarak süıüyor. (Dipnot 23‘e bakınız.)
    Neml Suresi, ayet 75
    “Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta da (Levh-i Mahfuz) bulunmasın.”
    Bürûc Suresi, ayet 17, 18:
    “Orduların haberi geldi mi sana? Onlar Firavun ve Semûd orduları idi (nasıl helak oldular?).. Bilakis inkârcılar bir başka çeşit yalanlamanın içine düştüler. Allah onları arkasından kuşatmıştı. Hakikatte onların yalanladıkları Levh-i Mahfuz’da bulunan şerefli Kur’an’dır.”
    Bu ayete göre Kurân bile gökte yazılı bulunuyor. Sumer’den kaynaklanan bir inanç!
    Sumerlilerde 7 sayısı çok önemlidir. 7 gün geçmek, 7 dağ aşmak, 7 ışık, 7 ağaç, 7 kapı gibi. Aynı şekilde Tevrat ve Kur’an’da da 7 sayısı bolca bulunmaktadır. İslam’a göre cennetin 7 kapısı vardır; Sumer yeraltı dünyasının da 7 kapısı bulunuyor.

    Yahudi dinsel törenleri Babil’den alınmıştır. Onların bu törenlerde söyledikleri şarkılar, Mezopotamya’da yeniyıl bayramlarında söylenen şarkılara benzemektedir. Cinlerin yok edilmesi duaları da Babil kökenlidir.
    Sumerliler, Tanrılarını sevindirmek, onlardan bir istekte bulunmak, hastalıklardan kurtulmak için veya yaptıkları adaklara karşılık kurban kestirirlerdi. Bu kurbanlar sakatsız ve hastalıksız olmalı ve kurban sahibi vücutça temizlenmeliydi. Kurbanlar, rahipler tarafindan özel dualarla kesilirdi. Kurbanın sağ kalçası ve iç organları Tanrıya takdim edilir, gerisi etrafta olanlara dağıtılırdı. İslamiyet’te de kurbanlar aynı koşullarda kesiliyor. Yalnız hocanın kesmesi zorunlu değil. Kurbanın sağ kalçası ile iç organlan Tanrı yerine kurban sahibine bırakılır, gerisi dağıtılır.
    Sumer’de Erhanedan devrinde Ur Kral mezarlanna göre, Kral ve Kraliçeler askerleri ve etrafındakilerle birlikte gömülürdü. Fakat metinlerde her türlü kurban yazılmasına karşı insan kurbanı yok. Buna mukabil İsrail’de, Yunan’da insan kurbanı yapılmış. (Cyrus Gordon, The Common Background of Greek and Hebrew Civilization, New York, 1966, s.225.) İbranilerde ölü veya dirileri kıvandırmak veya şahıslann sağlığını korumak için Tanrı ile bir tür anlaşma olarak insan kurbanı yapılmış. (Tevrat, Sauel N 21: 6-9; Hayrullah Örs, Musa ve Yahudilik, İstanbul, 1966, s.142.)
    Sumerlilerde, okul tabletlerine göre 6 gün çalışma, 7. gün dinlenme var. Bu Yahudilere Sabbat olarak geçmiş. On emirde “Sabbat’ı düşün, onu kutsal gün olarak gör!” deniyor. 6 gün çalıştıktan sonra, yedinci gün Tanrıya adanmış bir dinlenme günü oluyor. Yahudilere ve Kur’an’a (dipnot 28‘e bkz.) göre Tanrı 6 günde dünyayı yaratıp yedinci gün dinlenmiş. Bu günün cumartesi olması da Babillilerden geçmiş. Babilliler her ayın 7. gününde (Şapatu) bir kutlama yaparlardı. Bu üzgünlüğü ve nefis terbiyesini ifade eden ve Satürn gezegenine adanmış bir gündü (İngilizce’de Saturday, Satürn gezegeninden gelen bir gün adı, yani Cumartesi). Satürn kötü güçlerin temsilcisi idi. Yahudiler bu günün anlamını değiştirerek onu neşeli bir hale koymuşlardır. Onlar Cumartesi gününü Tanrı’ya dua ederek, kitaplar okuyarak çeşitli eğlencelerle geçirirler ve en ufak bir işe el sürmezler. İslamiyete bu gün Cuma’ya dönüştürülerek daha hafifletilmiş kuralla alınmıştır.
    Sumer yazarlarına ve ilahiyatçılarına göre her insanın ve ailenin bir şahsi Tanrı’sı veya Tanrısal baba yerine geçen iyi bir meleği vardı. Bu, bir fal, bir rüya veya görünen Tanrı ile bir anlaşma yapılarak belirlenirdi. Bunun görevi, Baştanrılardan, ait olduğu kimse için sağlıklı ve uzun ömür dilemek ve onun isteklerini Tanrılar meclisine iletmek. Tevrat’ta (Tekvin 31:53), “İbrahim’in, Nahor’un Allah’ı, babaların Allah’ı aramızda hükmetsin!)” deniyor. Bu da Sumerlilerin şahsi Tanrısının bir yansıması. İbrahim’in Allah’ı, İbrahim ile; onu tanıyacağına, kendine Allah yapacağına dair bir ahit yapıyor, onu da sünnet yapılmak suretiyle pekiştiriyor.
    Kur’an’da(Kaf Suresi, ayet 17, 18). “Hiç kimse yoktur ki, onun üzerinde bir koruyucusu ve denetleyicisi bulunmasın” denmektedir ki, bu da Sumerlilerdeki bireylerin özel Tanrılarını yansıtıyor.
    Sumer Tanrılarının gökte toplandıkları Duku adında bir yerleri var. İslam inanışına göre de Allah yedi kat göğün üzerinde Arş’ta oturuyor. (Hûd Suresi, ayet 7; Furkan Suresi, ayet 59; Secde Suresi; ayet 4.)
    Kur’an’a göre (Şûrâ Suresi, ayet 51) Allah, bir insana ancak vahiy yoluyla, perde arkasından veya bir elçi gönderip emirlerini ona bildirir.
    Tevrat’ta Tanrı ile şahıslar (peygamberler dışında Musa’nın kardeşi, kölesi İbrahim’in karısı gibi) karşılıklı konuşuyorlar veya insan şekline girmiş melekler Tanrı’dan haber getiriyor veya Tanrı istediğini rüyada bildiriyor.
    Sumer’de Tanrı sadece bir kez duvar arkasından konuşuyor (Bilgelik Tanrısı Enki, Tufanın olacağını, Nuh’un karşılığı olan Ziusudra’ya duvar arkasından söylemiş). Tanrılar insanlara yapacakları işleri rüyalarda bildiriyor. Bunlardan başka fal ve kehanet yoluyla insanlar, Tanrıların isteğini öğreniyorlar.
    Tevrat’daki ilahiler, atasözleri ve deyimlerin Sumerlilerden kaynaklandığı anlaşılmaktadır (21). Sumer atasözleri Tufan kahramanı Ziusudra’ya babası Şuruppak tarafından, Tevrat’ta Süleyman’a babası Davud tarafından söyleniyor. Kur’anda ise Lokman tarafından adı verilmeyen oğluna öğüt veriliyor. Lokman’ın kimliği hakkında çok çalışılmış; bazıları onun peygamber olduğunu, bazıları da çok dindar olduğundan Tanrı tarafından uzun ömür verildiğini, yaşamı boyunca bilgisinin arttığını söylüyor. O, 560 yıl yaşamış ve bir adı da Sumerce Ziusudra gibi ölümsüz anlamına gelen Lubad imiş. Arami edebiyatında Ahiqar, Bizans’ta Planudes olarak ortaya çıkıyor. Bunların hepsi Sumer’deki Ziusudra’ya dayanmaktadır (Paul Lunde, Aesop of the Arabe, Aramco, 1974, March-April, s.2).
    Sumer’de rüyalar Tanrı bildirisi olarak yorumlanıyor. Bu rüyalardan bazılarının etkisi Tevrat ve Kur’an’da görülmektedir. Bunlardan en ilginci Yakub’un oğlu Yusufun rüyasıdır. Yusuf “Rüyamda tarlanın ortasında demetler bağlıyorduk. Benim demetim kalktı dikildi. Sizin demetiniz onun etrafını kuşatıp benim demetime eğildiler” deyince, kardeşleri “Bu bizim üzerimize kral mı olacak?” dediler. Yusufun ikinci rüyasında güneş, ay ve 11 yıldızın kendisine eğildiklerini söylemesi üzerine, kardeşleri onu öldürmeye karar veriyorlar. (Tekvin 97:7,9.)(22)
    Aynı şekilde Sumer Kralı Urzababa‘nın yanında çalışan Sargon, gördüğü rüyayı Krala söyleyince, Kral “Benim yerime kral olacak” korkusuyla Sargon’u öldürmek istiyor. (Jerrold S. Cooper, Sargon and Joseph, Dream Come True, Biblical and Related Studies, Presented to Samuel Iwry, Indiana, s.33-35.)
    Sumer mabet ve saraylarının yapılışında izlenen yol, bunlar hakkında yazılan ilahilerde belirtilmiş.Yapıya başlamak için önce Tanrının önermesi gerek. Bu da genellikle rüyada bildiriliyor. Bundan sonra yapı malzemesi ve sanatkârlar toplamyor. Yapıya başlamadan ve bittikten sonra temizlik törenleri yapılıyor. Bu yapıların görkemliliği övülüyor, adanma hikâyesi anlatılıyor. Bazı ilahilerde yapıyı yaptıran Tanrı tarafindan kutsanmak suretiyle ödüllendiriliyor(23). Tevrat’ta da aynı yol izleniyor.
    Sumer Tanrı evleri hangi Tanrı için yapılmış ise o Tanrının ve ailesinin heykelleri içine konurdu. Kiliselerdeki İsa ve Meryem’in heykel ve resimleri bu âdetin bir uzantısı.
    Sumerlilerde rahibeler tapınaklara Tanrının gelini olarak çeyizleriyle girerlerdi. Bu, Hıristiyanlikta devam etmektedir. Törenlerde Meryem’in heykelinin taşınması, Sumer törenlerinde Tanrı heykellerinin gezdirilmesini yansıtıyor..
    Hıristiyanlıkta olduğu gibi Sumer’de de günah çıkaran rahipler vardı, bunlar kırmızı elbise giyerlerdi.