Museviliğe dair en eski kayıt mö 1200lü yıllara aittir. Sümer uygarlığı ise MÖ 4000 - 2350 yılları arasına denk geliyor. Sümer tabletlerinin çevirileri ise 1976da yapılmıştır.
1976 atesitler için milat olmuştur. Bulunan en eski kayıtlar bunlar olduğu için 3 kutsal dine copy paste yaftası yapıştırmak için mal bulmuş mağribi gibi yapışmışlardır.
Fakat yahudilik tarihini nereye kadar uzandığı tam olarak bilinemiyor bu 1.
Zamanla daha eski eserler de bulunuyor bu 2.
Eski eserler eski medeniyetler eski kayıtla bulundukça tarih hakkındaki bilgimiz sürekli değişecek ve gelişecek bu 3.
***
Yahudilik hıristiyanlık ve islam ilk geldiklerindeki halleri temelde aynıdır. Kitaplardaki dil farkı içerik farkı sadece detaydır. Tevhid akidesinden tutun ahlka ve hkuk kurallarına, eski yaşanmış olaylardan bahsedilmesine semavi dinler temelde aynıdır. Bu yüzden kendi aralarında benzer yönleri olması normaldir.
***
İslam tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Sümerlerden önce de peygemberler ve dinler gelmiştir. O peygamberler ve dinlerden kalan metinlerin sümer kayıtlarına girmiş olması kadar doğal bir şey olamaz.
***
Arkeoloji geliştikçe , eski eserler bulundukça tarih ile ilgili bilgimizde çok fazla değşşim olacak. bakınız göbeklitepe.
balkanlarda bulunan Tartaria yazıtları sümerlerden 2000 yıl daha önce.
Göbeklitepe mö 10000li yıllara dayanıyor.
***
Önümüzdeki 10 yıl içinde arkelojo ve tarih bilimi türkiye atesitlerini gülünç duruma düşürürse hiç de şaşırmam.
Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman dinleriyle Sumer dini arasındaki ortak noktalar şunlardır:
Tanrının yaratıcı ve yok edici gücü; Tanrı korkusu; Tanrı yargılaması; kurbanlar, törenler, ilahiler, dualar ve tütsülerle Tanrıyı memnun etmek; iyi ahlaklı, dürüst ve haktanır olmak; büyüklere ve küçüklere saygı göstermek; sosyal adalet; temizlik.
Temizlik Sumerlilerde çok önemli idi. Tapınağa gidenlerin, dua edenlerin, kurban kestirenlerin vücutça temiz olmaları gerekti. Düşmanların yıktıklan şehirler için onlann yazdıklan ağıtta:
Artık karabaşlı (Sumerliler) halk tören için yıkanamıyor, kirliyi beğenmek onların kaderi oldu, görünüşleri değişti denmektedir (11). Yeni yapılan binalar, içine girmeden önce dinsel bir temizlikten geçirilirdi. Temizlik, atasözlerine bile,
Yıkanmamış elle yemek yeme! olarak girmiş.
Sumer Tanrıları, insanlara ne istediklerini bildirmez; fakat hoşlarına gitmeyecek bir işi yapan insanları cezalandırırlar. Buna karşılık diğer dinlerde Tanrı bazı kimselere ne istediğini bildirir. İnsanlar da ona göre hareket ederler. Tanrı bildirilerini alan kimselere Farsçada peygamber, Arapçada resul denir. İlginç olan, peygamberlik olayı, Yahudilerden Asurlulara geçmiş. Çivi yazıli metinlere göre bu düşünce Asur ve Filistinde politik ve ekonomik krizlerle başlamış. Asurda Tanrıdan bir insan (peygamber) yoluyla alınan haberler tabletlere yazılmış. Onlara göre Tanrı ile iletişime giren insanlar çeşitli şekilde trans haline giriyorlar. Bu kimseler aslinda aşağı tabaka sayılıyor ve büyücülükle bağlanıyor. Konuşan Tanrıça ise, onun ağzından söyleyen de kadın oluyor. Özellikle Aşk Tanrıçası İştardan haber getirenler. Bunlar ya Tanrılardan üçüncü şahıs olarak buyruğunu alır veya birinci şahıs olarak kendisini, konuşan Tanrı ile bir yapar. (A. Leo Oppenheim, Ancient Mesopotamia, Chicago, 1964, s.221.) Kuranda da aynı ifadeyi buluyoruz. Allah bazen üçüncü şahıs olur, bazen doğrudan konuşur (12).
Sumerlilere göre Tanrılar, şehirleri ve bütün kültür varlıklarını meydana getirmiş ve insanlara vermiştir.
Aynı düşünceyi Kuranda da buluyoruz.
Arâf Suresi, ayet 26:
Ey Ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Tekva (iman) elbisesi daha hayırlıdır.
Nahl Suresi, ayet 81:
Allah yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı, dağlarda sizin için barınaklar yarattı ve sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, savaşta koruyacak zırhlar yarattı.
Yâsîn Suresi, ayet 42:
Gemilerin benzerlerinden, binmekte oldukları ve ileride binecekleri şeyleri onlar için biz yarattık.
Bu üç ayette Allah hem birinci şahıs olarak konuşuyor, hem de ondan üçüncü şahıs olarak söz ediliyor.
Yâsîn Suresi, ayet 82:
Onun işi, bir şeyi yaratmak istediği vakit ol demektir, o şey hemen olur.
Sumerde de Tanrılar Ol der ve her şey oluverir.
Her üç dinde de Tanrıların var edici güçleri yanında yok edici güçleri de var. Sumerde Tanrı Enlil, Tanrılar meclisinde Ur şehrinin yıkılmasma karar vermiştir. Şehrin Tanrısı buna ne kadar üzülse elinden bir şey gelmez. Gelen ordular Tanrının dünyadaki araçlarıdır. Aynı deyimi Kur ân da da buluyoruz:
Enfâl Suresi, ayet 17:
Savaşta siz onları öldürmediniz, Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın, Allah attı.
Sumerde Tanrı kızmaya görsün, kendi ülkesi bile olsa yakıp yıktırır. Sumer Tanrılarının babası Tanrı Enlil, Akad krallarının yaptıklarına kızarak gözlerini dağlara çeviriyor ve oradan barbar ve vahşi Gutileri çekirge sürüleri gibi getirterek Agadeyi ve hemen hemen bütün Sumeri kırıp geçirtiyor. (S.N. Kramer, The Sumerians, s.66.)
Tevrattada birçok kez Yahvenin (Yehova) insanlara kızarak onlara yok edici felaketler verdiği, seçtiği, komşu milletleri İsrailin üzerine saldırttığı bildirilmektedir.
Ayni olayı Kurânda da görüyoruz. Birçok sure içindeki ayetlerde Allahın çeşitli milletleri nasıl yok ettiği yazıliyor. Bunlardan bazıları:
Hacc Suresi, ayet 44:
Ey Muhammed! Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Âd milleti, Semûd, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış, Musa da yalanlanmıştı. Ama ben, kâfırlere önce mehil verdim, sonra onları yakalayıverdim, beni tanımamak nasılmış görsünler!
Furkan Suresi, ayet 38:
Âd, Semûd ile Resslileri ve bunlann arasında birçok milleti de yerle bir ettik.
Ankebût Suresi, ayet 38:
Âd ve Semûd milletlerini de yok ettik.
Fussilet Suresi, ayet 13:
İşte sizi, Âd ve Semûdun başına gelen kasırgaya benzer bir kasırga ile uyardım.
Fussilet Suresi, ayet 16:
Rezillik azabını onlara dünyada tattırmak için üzerlerine dondurucu rüzgâr gönderdik. (Âd milleti hakkında bkz. Sadi Bayram, Kaynaklara Göre Güneydoğu Anadoluda Proto Türk İzleri, Ankara, 1980, s.54.)
Muhammed Suresi, ayet 13:
Biz halkı seni yurdundan çıkaran nice şehirleri yok ettik. Fakat onlara bir yardım eden çıkmadı.
Ahkaf Suresi, ayet 27:
Ant olsun biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik.
İsrâ Suresi, ayet 15, 16:
Bir ülkeyi yok etmek istediğimizde, o beldenin şımarmış olanlarına önce emrimizi ulaştırırız. Yine kötülük ederlerse biz de orayı yerle bir ederiz.
Sumerde krallann nasıl sarayları varsa Tanrıların da öyle evleri olmaliydı. Bunun için Tanrı evi adı altında görkemli tapınaklar, yanlarında Tanrılarla insanları yaklaştırdığı düşünülen basamaklı kuleler yapılmıştı. Daha sonra bu Tanrı evleri sinagoglara, kiliselere, camilere dönüştü (l3).
Camilerin ve minarelerin üstündeki yarım ay, Sumer Ay Tanrısının sembolüdür (l4)
Sumer kralları, Tanrıların yeryüzündeki vekili sayılıyordu. Bu inanç Hıristiyanlıkta papaya, Müslümanlıkta halifeye geçerek sürmüştür.
Bakara Suresi, ayet 30:
Rabbin meleklere, ben yeryüzünde bir halife yaratacağım dedi. Onlar da, biz hamdinle sana tesbih eder ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun dediler.
Sumer kanunu, Babil Kralı Hammurabinin yaptığı kanuna temel olmuş, ondan Musanın ve Yahudi kanunu, ondan da İslam kanunu etkilenmiştir. Hammurabi nin (İÖ 1750) Güneş Tanrısından kanunu alışı, Musanın Tanrıdan kanunu alışına örnek olmuştur. İlginç olanı İslamda hukukun, ancak, Arapların Irak topraklarını ele geçirdikten sonra kurallaşmasıdır. Sumer, Babil hukuksal geleneklerinden çıkan sözler, İbrani kanunu Talmudda bulunuyor. Ortodoks Yahudideki boşanma terimi Sumerce bir kelime. Sinagogda Tevrat okunurken dinleyenler şallarının saçakları ile onu izlerler. Bu, Sumerde hukuksal bir belgenin onaylandığını göstermek için tablete elbise kenarıyla basılmasını yansıtmaktadır. (Samuel Noah Kramer, Cradle of Civilization, New York, 1967, s.160.)
Musanın kanununda bulunan anaya babaya saygı, kimseyi öldürmeyeceksin, zina yapmayacaksın, çalmayacaksın, yalan tanıklık etmeyeceksin, komşunun karısına ve malına göz dikmeyeceksin gibi kurallar Sumer kanununda da aynı. Yalnız Sumer Kanunu daha insancıl; göze göz, dişe diş yok cezalarda. Ne yazık ki, Sumer kanunlarının yazılı olduğu tabletler çok kırıklı, belki de toprak altından daha çıkarılamayanlar da var. Bu yüzden tam karşılaştırma yapılamıyor. Buna karşın daha sonra Samiler tarafından yapılan kanunların, Sumer kanunlarına dayandığı kuşku götürmez. Buna açık bir örnek olarak, lbrahim Peygamberin karısı ile cariyesi arasındaki olayı gösterebiliriz. Sumer kanununa göre kısır bir kadının kocasına verdiği cariyesi çocuk doğurunca, hanımına karşı büyüklük taslayamaz, öyle yapmaya kalkarsa cezalandırılır.. Tevrat ve Kur ân da yazıldığına göre İbrahim Peygamberin kısır olan karısı Sara, cariyesi Haceri çocuk yapmak üzere kocasına veriyor. Cariye, çocuk doğurup kendisini üstün görmeye başlayınca, oğlu İsmail ile çöle götürülüp atılıyor kocası tarafından (15).
Tevrata göre büyük erkek çocuğa mirastan özel bir pay verilir. Çocuklar isterse babanın sağlığında bu payı alabilirler. Tekvin bap 25: 32- 34′te Yakup büyük kardeşi Esava isteği üzerine payını veriyor. Aynı kural Sumerde de var. Sumerce yazılmış Lipit-İştar kanununda bu madde, tabletin kırıklığı yüzünden tam değil (Sumer, Babil, Asur Kanunlan, s.69, madde 2). Fakat Hammurabi kanununda bunun tümünü buluyoruz: Madde 165: Eğer bir adam büyük oğluna tarla, bahçe ve ev hediye eder, ona bir belge yazarsa, baba öldüğünde o payını ayrıca alır ve baba malının diğer kısmını kardeşleriyle eşit bölüşecektir.
Araplarda zina yapan kadınların taşlanması, Tevratta olmasına karşın (Tesniye 13-23), Kuranda böyle bir ceza yok. Zina cezası ile ilgili dört ayet bulunuyor. Bunlar:
Nisâ Suresi, ayet 15-16:
Kadınlarınızdan zina yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye kadar, yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evinizde tutun. İçinizden zina yapan her iki tarafa ceza verin! Eğer tövbe edip uslanırsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden ve çok esirgeyendir.
Nûr Suresi, ayet 2:
Zina eden kadın ve erkekten her birine yüz sopa vurun. Müminlerden bir grup da onlara şahit olsun!
Nûr Suresi, ayet 3:
Zina eden erkek ancak zina eden veya putperest olan kadınla, zina eden kadın da zina eden veya putperest olan erkekle evlenebilir.
Taşlanma cezası Sumerlilerin eski çağlarında varmış. Fakat değişik bir nedenden İÖ 2200′lerde Lagaş Kralı Urukagina tarafından yapılmış sosyal reform metninde, geçmiş zamanlarda olduğu gibi iki koca almaya kalkan kadınlar ve hırsızlann; bu fena hareketleri yazılı taşlarla taşlanacakları bildirilmektedir (l6). Daha sonra yazılan kanunlarda bu taşlanma konusu bulunmuyor.
Sumer kanunlarında zina ile ilgili maddeler, kırıklıkları dolayısıyla (olsa gerek), yok. Buna karşın Hammurabi kanununda bulunuyor.
Sumer, Babil, Asur Kanunları, s.198:
129. Eğer bir adamın karısı bir başka bir erkekle yatarken yakalanırsa onları bağlayıp suya atacaklar. Eğer kadının kocası yaşatırsa, kral da yaşatacak.
130. Eğer bir adam başka bir adamın babasının evinde oturan karısını zor kullanıp koynunda yatırırken yakalanırsa, o adam öldürülecek, kadın özgür.
Sumerde bekâret konusu önemli görünüyor. Sumer kanunlarının yazılı olduğu tabletler kırık ve okunamayan yerleri çok. Okunabilen iki madde bunu kanıtlıyor: Bunlardan birinde, bir kölenin zorla bikrini bozan 5 şekel (tahminen 40 gram) gümüş vermek zorunda. Diğerinde dul olarak evlenen bir kadın, kocasından boşandığında kız olarak evlenen kadının alacağı tazminatın yarısını alabiliyor (l7)
Tevratta kural daha katı. Bir kız evlendiğinde bakir olmadığı kanıtlanırsa taşla öldürülüyor (Tesniye 22:13-21). Buna karşın, Kurânda bekâret konusu ele alınmamış.
Sumerde tecavüz de fena sayılmış. Hür bir adamın kızı yolda tecavüze uğrarsa; anne, babası onun sokakta olduğunu bilmemişlerse, kız onlara tecavüze uğradım derse, anne, baba onu zorla erkeğe karı olarak verecekler. (The Ancient Near East, Supplementary Texts and pictures Relating to old Testament, Editted by James B. Pritchard, Princton, 1969, s.89, 90.)
Tecavüz, Sumer efsanesine bile konu olmuş. Tanrı Enlil, Tanrıların başı olduğu halde, evlenmeden önce karısını aldatarak zorla tecavüz ettiği için Tanrılar meclisince yeraltı dünyasına sürülmüş (18).
Aynı olay Tevratta (Tesniye, 22:28, 29) şöyle:
Eğer bir adam kız olan nişanlanmamış bir genç kadınla yatarsa ve onları bulurlarsa, adam genç kadının babasına 50 şekel (şekel Sumerlilerden Akadcaya geçen bir ağırlık ölçüsü birimi) gümüş verecek ve kadın onun karısı olacak.
Eğer adam, nişanlı bir kızla şehirde yatarsa her ikisi de taşlanarak öldürülüyor.
Kuranda bu konu yok.
Sumerde sosyal adaleti koruyan Tanrıça, senede bir kere insanları iyi veya fena hareketlerinden dolayı yargılar, kötüleri cezalandırır. Bu inanış İslam dinine, Şaban ayının on beşinde Berat Kandili olarak girmiştir (l9).
Sumer Tanrılarının esas adlarından başka, niteliklerine göre diğer adları da vardı. Babilliler bu adlardan 50sini yeni yarattıkları Tanrı Marduka vererek tek Tanrı düşüncesine doğru bir adım atmışlardı.
İslam dininde Allaha verilen 99 ad, aynı geleneğin bir devamı gibi görünüyor.
Nephilim, AnunnakiSumerlilere göre ölüler, kur adlı karanlık, dönüşü olmayan bir yeraltı dünyasına gidiyorlar. Tevratta bu; Şeol, Yunanda Hades, İncilde cehennem, İslamda ahret olarak devam etmektedir. Sumerlilere göre burada tekrar dirilme yok. Fakat yeraltı dünyası, Tanrıları, rahipleri, ölenlerin gölgeleriyle oldukça hareketli bir yer. Buradan bazı özel durumlarda gölgeler yeryüzüne çıkabiliyor. Gılgamışın çağrısı üzerine arkadaşı Enkidunun gölgesi çıkarak iki arkadaş konuşuyorlar. Tevrat Samuel I:28′de Kral Saulun isteği üzerine Samuelin gölgesi yeraltından çıkıyor.
Sumer dininde yeraltındaki ölülerin ruhları için yiyecek ve kurbanlar sunulmazsa, onlar yeryüzüne çıkarak insanlara rahatsızlık veriyorlar. Ölenlerin arkasından çok fazla ağlayıp sızlanmak onları sıkıyor.
İslamiyette de ölüler için yapılan dualar, kurbanlar bu inanışın bir devamı. Türkiyede de çok ağlayıp ölünün ruhunu rahatsız etmeyin sözü vardır.
Yahudilere, Babil tutsaklığından sonra Perslerin etkisiyle, Zerdüşt dininden; ölülerin tekrar dirileceği, cennet, cehennem ve Sırat Köprüsü girmiştir. (Hayrullah Örs, Musa ve Yahudilik, İstanbul, 1966, s.361.)(20) Kurânda Sırat Köprüsü yok.
(Ama, müslümanlar nedense inanırlar)..
Sumerliler, kendilerinin, Tanrılar tarafindan seçilmiş üstün bir halk olduğunu yazmışlar. Tevratta Yahve, Kuranda Allah, İsrailoğullarını üstün bir kavim yapmıştı. Tevrat Tesniye 14:6; Kuran Câsiye Suresi, ayet 16; Bakara Suresi, ayet 27.
Sumerliler kadınları bir tarlaya benzetmişler. Aynı deyim hem Tevrat, hem Kurân da var. Kuran da kadınlarınız sizin için bir tarladır, tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın yazılı (Bakara Suresi, ayet 223).
Sumerliler, dünyadaki bütün olayların ve Tanrıların isteklerinin gökte yıldızlarla yazılı olduğuna inanırlardı. Kurânda aynı inanış Levh-i Mahfuz olarak süıüyor. (Dipnot 23e bakınız.)
Neml Suresi, ayet 75
Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta da (Levh-i Mahfuz) bulunmasın.
Bürûc Suresi, ayet 17, 18:
Orduların haberi geldi mi sana? Onlar Firavun ve Semûd orduları idi (nasıl helak oldular?).. Bilakis inkârcılar bir başka çeşit yalanlamanın içine düştüler. Allah onları arkasından kuşatmıştı. Hakikatte onların yalanladıkları Levh-i Mahfuzda bulunan şerefli Kurandır.
Bu ayete göre Kurân bile gökte yazılı bulunuyor. Sumerden kaynaklanan bir inanç!
Sumerlilerde 7 sayısı çok önemlidir. 7 gün geçmek, 7 dağ aşmak, 7 ışık, 7 ağaç, 7 kapı gibi. Aynı şekilde Tevrat ve Kuranda da 7 sayısı bolca bulunmaktadır. İslama göre cennetin 7 kapısı vardır; Sumer yeraltı dünyasının da 7 kapısı bulunuyor. Yahudi dinsel törenleri Babilden alınmıştır. Onların bu törenlerde söyledikleri şarkılar, Mezopotamyada yeniyıl bayramlarında söylenen şarkılara benzemektedir.
Cinlerin yok edilmesi duaları da Babil kökenlidir.
Sumerliler, Tanrılarını sevindirmek, onlardan bir istekte bulunmak, hastalıklardan kurtulmak için veya yaptıkları adaklara karşılık kurban kestirirlerdi. Bu kurbanlar sakatsız ve hastalıksız olmalı ve kurban sahibi vücutça temizlenmeliydi.
Kurbanlar, rahipler tarafindan özel dualarla kesilirdi. Kurbanın sağ kalçası ve iç organları Tanrıya takdim edilir, gerisi etrafta olanlara dağıtılırdı. İslamiyette de kurbanlar aynı koşullarda kesiliyor. Yalnız hocanın kesmesi zorunlu değil. Kurbanın sağ kalçası ile iç organlan Tanrı yerine kurban sahibine bırakılır, gerisi dağıtılır.
Sumerde Erhanedan devrinde Ur Kral mezarlanna göre, Kral ve Kraliçeler askerleri ve etrafındakilerle birlikte gömülürdü. Fakat metinlerde her türlü kurban yazılmasına karşı insan kurbanı yok. Buna mukabil İsrailde, Yunanda insan kurbanı yapılmış. (Cyrus Gordon, The Common Background of Greek and Hebrew Civilization, New York, 1966, s.225.) İbranilerde ölü veya dirileri kıvandırmak veya şahıslann sağlığını korumak için Tanrı ile bir tür anlaşma olarak insan kurbanı yapılmış. (Tevrat, Sauel N 21: 6-9; Hayrullah Örs, Musa ve Yahudilik, İstanbul, 1966, s.142.)
Sumerlilerde, okul tabletlerine göre 6 gün çalışma, 7. gün dinlenme var. Bu Yahudilere Sabbat olarak geçmiş. On emirde Sabbatı düşün, onu kutsal gün olarak gör! deniyor. 6 gün çalıştıktan sonra, yedinci gün Tanrıya adanmış bir dinlenme günü oluyor. Yahudilere ve Kurana (dipnot 28e bkz.) göre Tanrı 6 günde dünyayı yaratıp yedinci gün dinlenmiş. Bu günün cumartesi olması da Babillilerden geçmiş. Babilliler her ayın 7. gününde (Şapatu) bir kutlama yaparlardı. Bu üzgünlüğü ve nefis terbiyesini ifade eden ve Satürn gezegenine adanmış bir gündü (İngilizcede Saturday, Satürn gezegeninden gelen bir gün adı, yani Cumartesi). Satürn kötü güçlerin temsilcisi idi. Yahudiler bu günün anlamını değiştirerek onu neşeli bir hale koymuşlardır. Onlar Cumartesi gününü Tanrıya dua ederek, kitaplar okuyarak çeşitli eğlencelerle geçirirler ve en ufak bir işe el sürmezler. İslamiyete bu gün Cumaya dönüştürülerek daha hafifletilmiş kuralla alınmıştır.
Sumer yazarlarına ve ilahiyatçılarına göre her insanın ve ailenin bir şahsi Tanrısı veya Tanrısal baba yerine geçen iyi bir meleği vardı. Bu, bir fal, bir rüya veya görünen Tanrı ile bir anlaşma yapılarak belirlenirdi. Bunun görevi, Baştanrılardan, ait olduğu kimse için sağlıklı ve uzun ömür dilemek ve onun isteklerini Tanrılar meclisine iletmek. Tevratta (Tekvin 31:53), İbrahimin, Nahorun Allahı, babaların Allahı aramızda hükmetsin!) deniyor. Bu da Sumerlilerin şahsi Tanrısının bir yansıması. İbrahimin Allahı, İbrahim ile; onu tanıyacağına, kendine Allah yapacağına dair bir ahit yapıyor, onu da sünnet yapılmak suretiyle pekiştiriyor.
Kuranda(Kaf Suresi, ayet 17, 18). Hiç kimse yoktur ki, onun üzerinde bir koruyucusu ve denetleyicisi bulunmasın denmektedir ki, bu da Sumerlilerdeki bireylerin özel Tanrılarını yansıtıyor.
Sumer Tanrılarının gökte toplandıkları Duku adında bir yerleri var. İslam inanışına göre de Allah yedi kat göğün üzerinde Arşta oturuyor. (Hûd Suresi, ayet 7; Furkan Suresi, ayet 59; Secde Suresi; ayet 4.)
Kurana göre (Şûrâ Suresi, ayet 51) Allah, bir insana ancak vahiy yoluyla, perde arkasından veya bir elçi gönderip emirlerini ona bildirir.
Tevratta Tanrı ile şahıslar (peygamberler dışında Musanın kardeşi, kölesi İbrahimin karısı gibi) karşılıklı konuşuyorlar veya insan şekline girmiş melekler Tanrıdan haber getiriyor veya Tanrı istediğini rüyada bildiriyor.
Sumerde Tanrı sadece bir kez duvar arkasından konuşuyor (Bilgelik Tanrısı Enki, Tufanın olacağını, Nuhun karşılığı olan Ziusudraya duvar arkasından söylemiş). Tanrılar insanlara yapacakları işleri rüyalarda bildiriyor. Bunlardan başka fal ve kehanet yoluyla insanlar, Tanrıların isteğini öğreniyorlar.
Tevratdaki ilahiler, atasözleri ve deyimlerin Sumerlilerden kaynaklandığı anlaşılmaktadır (21). Sumer atasözleri Tufan kahramanı Ziusudraya babası Şuruppak tarafından, Tevratta Süleymana babası Davud tarafından söyleniyor. Kuranda ise Lokman tarafından adı verilmeyen oğluna öğüt veriliyor. Lokmanın kimliği hakkında çok çalışılmış; bazıları onun peygamber olduğunu, bazıları da çok dindar olduğundan Tanrı tarafından uzun ömür verildiğini, yaşamı boyunca bilgisinin arttığını söylüyor. O, 560 yıl yaşamış ve bir adı da Sumerce Ziusudra gibi ölümsüz anlamına gelen Lubad imiş. Arami edebiyatında Ahiqar, Bizansta Planudes olarak ortaya çıkıyor. Bunların hepsi Sumerdeki Ziusudraya dayanmaktadır (Paul Lunde, Aesop of the Arabe, Aramco, 1974, March-April, s.2).
Sumerde rüyalar Tanrı bildirisi olarak yorumlanıyor. Bu rüyalardan bazılarının etkisi Tevrat ve Kuranda görülmektedir. Bunlardan en ilginci Yakubun oğlu Yusufun rüyasıdır. Yusuf Rüyamda tarlanın ortasında demetler bağlıyorduk. Benim demetim kalktı dikildi. Sizin demetiniz onun etrafını kuşatıp benim demetime eğildiler deyince, kardeşleri Bu bizim üzerimize kral mı olacak? dediler. Yusufun ikinci rüyasında güneş, ay ve 11 yıldızın kendisine eğildiklerini söylemesi üzerine, kardeşleri onu öldürmeye karar veriyorlar. (Tekvin 97:7,9.)(22)
Aynı şekilde Sumer Kralı Urzababanın yanında çalışan Sargon, gördüğü rüyayı Krala söyleyince, Kral Benim yerime kral olacak korkusuyla Sargonu öldürmek istiyor. (Jerrold S. Cooper, Sargon and Joseph, Dream Come True, Biblical and Related Studies, Presented to Samuel Iwry, Indiana, s.33-35.)
Sumer mabet ve saraylarının yapılışında izlenen yol, bunlar hakkında yazılan ilahilerde belirtilmiş.Yapıya başlamak için önce Tanrının önermesi gerek. Bu da genellikle rüyada bildiriliyor. Bundan sonra yapı malzemesi ve sanatkârlar toplamyor. Yapıya başlamadan ve bittikten sonra temizlik törenleri yapılıyor. Bu yapıların görkemliliği övülüyor, adanma hikâyesi anlatılıyor. Bazı ilahilerde yapıyı yaptıran Tanrı tarafindan kutsanmak suretiyle ödüllendiriliyor(23). Tevratta da aynı yol izleniyor.
Sumer Tanrı evleri hangi Tanrı için yapılmış ise o Tanrının ve ailesinin heykelleri içine konurdu. Kiliselerdeki İsa ve Meryemin heykel ve resimleri bu âdetin bir uzantısı.
Sumerlilerde rahibeler tapınaklara Tanrının gelini olarak çeyizleriyle girerlerdi. Bu, Hıristiyanlikta devam etmektedir. Törenlerde Meryemin heykelinin taşınması, Sumer törenlerinde Tanrı heykellerinin gezdirilmesini yansıtıyor..
Hıristiyanlıkta olduğu gibi Sumerde de günah çıkaran rahipler vardı, bunlar kırmızı elbise giyerlerdi.