• Dün, 03:07:19
    #37
    meturkan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Hocam soru çok yüzeysel kalmış evvela ontoloji ve teoloji okumaları yapmak lazım.

    Ayete değil kavrama yönelik metodik hatalara değineceğim, herhangi bir soruya cevap değildir:
    Evrende temel ilkeler var, sebep-sonuç gibi gayet etki-tepki de öyle, her şey zıttıyla mevcuttur. Tanrı iyiliği yarattı, zıttı olan kötülüğü insan icat etti, bkz: etik 101.
    Tanrı kavramını da idrak ettikten sonra, Tanrı kötü bir varlık olsa ve tüm canlıları sadece sebepsizce işkence etmek üzere yaratıp bunu sürdürse dahi adaletsizlikten veya haksızlıktan bahsetmek pek mümkün değildir.

    İlginiz varsa bu okyanusta çok şey bulabilirsiniz ama sizden bazı şeyleri götürebilir haberiniz olsun
    "Etik 101" seviyesindeki bu argüman, felsefede sadece "ahlaki kötülüğü" (insanın iradi suçlarını) kapsar ancak ontolojideki en büyük feryat olan "doğal kötülüğü" tamamen ıskalar.
    İnsanlık henüz yeryüzünde yokken, dinozorlar çağında kanser tümörleri vardı (fosillerle sabittir). İnsan icat etmeden önce de depremler, tsunamiler, yanardağ patlamaları, nörolojik hastalıklar ve bir hayvanın hayatta kalmak için diğerini canlı canlı parçalamak zorunda olduğu o vahşi ekosistem (doğal seçilim) vardı.
    Açlıktan ölen bir ceylan yavrusunun veya genetik bir mutasyonla acı içinde doğan bir bebeğin yaşadığı kötülüğü "insan icat etmedi." Eğer her şey zıttıyla kaimse ve kötülük evrenin ontolojik bir ilkesiyse, bu sistemi, bu fizik kurallarını ve bu zıtlık mekanizmasını kuran yeryüzündeki insan değil, evrenin mimarıdır. Tasarımda acı ve kusur yapısal olarak mevcuttur.
  • Dün, 03:14:47
    #38
    Sore adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bilmek zorlamak değildir" önermesi, zamandan münezzeh ve her şeye gücü yeten (Kadir-i Mutlak) bir yaratıcı söz konusu olduğunda mantıksal olarak çöker. Eğer Allah, zamanı ve mekanı yaratmadan önce benim X günahını seçeceğimi %100 kesinlikle biliyorsa, benim o an geldiğinde Y seçeneğini seçme ihtimalim matematiksel ve mantıksal olarak sıfırdır.
    Eğer ben Y seçeneğini seçebilirsem, Allah’ın ezeli ilmi "yanılmış" olur ki bu İslam inancına göre imkansızdır. Eğer Y seçeneğini seçmem imkansızsa, ortada bir "özgür seçim" (ihtiyar) yoktur; sadece önceden yazılmış bir senaryoyu oynamak vardır. Dolayısıyla ilim zorlamasa bile, mutlak ve değişmez bir ezeli ilim, kaçınılmaz bir belirlenmişliği (determinizmi) beraberinde getirir. Kulun "kesb"i (yönelimi), zaten önceden kesin olan sonucu değiştiremeyeceği için sadece bir illüzyondan ibaret kalır.

    Allah zulmü/küfrü dilemiştir (kevnî olarak izin vermiştir) ama ondan razı değildir" demek, teolojik bir kelime oyunudur. Bir şeyi var etmeye gücü yeten, onu engellemeye de muktedir olan ve her şeyin yaratıcısı olan bir mutlak irade, bir şerrin/zulmün gerçekleşmesine "izin veriyorsa", bu durum faili sorumluluktan kurtarmaz.
    Eğer bir anne, çocuğunun uçurumdan atlamasına "engelleme gücü varken" sırf "çocuğun seçimidir" diyerek izin verirse ve sonra "ben buna razı değildim" derse, bu anneyi adil ve merhametli bulabilir miyiz? Allah’ın mutlak egemenliği (Mülk) altında, O’nun yaratması ve izni olmadan hiçbir şey gerçekleşemiyorsa; tecavüzler, çocuk katliamları ve zulümler gerçekleşirken ilahi iradenin bunu "izleme" tercihi, "razı değilim" söylemiyle aklanamaz. İzin vermek, en azından o şeyin var olmasını, olmamasından daha üstün görmektir (hikmet gereği dahi olsa). Bu da sorumluluğu sadece kula yüklemeyi imkansız kılar.
    Şeytanın fiziksel bir zorlaması olmadığı doğrudur, ancak burada göz ardı edilen şey "asimetrik savaş" ve "insan doğasının zafiyetidir". Kur'an insanın "zayıf yaratıldığını" (Nisa, 28) söyler. Diğer yanda ise insanı damarlarındaki kana kadar nüfuz edebilen, onu göremediği yerlerden görebilen, binlerce yıllık tecrübeye sahip metafizik bir varlık (Şeytan) vardır.
    Sistem, doğası gereği defolu ve zayıf yaratılmış bir varlığı (insan), görünmez ve manipülasyon uzmanı bir varlığın önüne atmıştır. Şeytanın "zorlamaması", onun suçsuz olduğu veya imtihanın adil olduğu anlamına gelmez. Kusurlu bir ürünü (zayıf insan), profesyonel bir dolandırıcının (Şeytan) önüne koyup "Bakalım dolandırılacak mı?" demek ve dolandırıldığında ürünü ateşe atmak, tasarımdaki adaleti sorgulatır. Sadece "çağırdı" demek, psikolojik manipülasyonun, vesvesenin ve bağımlılık yaratan biyolojik/nefsi dürtülerin insan iradesini felç eden gücünü hafife almaktır.
    Okul ve mezuniyet" benzetmesi burada hatalıdır. Okulda başarısız olan bir öğrenci hapse atılmaz, işkence görmez veya ebediyen yakılmaz; sadece mezun olamaz. Ancak dünya-cehennem ilişkisinde alternatif, sadece "ödül alamamak" değil, "akılalmaz bir azaba çarptırılmaktır".
    Ayrıca asıl felsefi soru şudur: Allah, cennetteki insanları özgür iradeleri olduğu halde "kötülük yapamaz" veya "kötülük istemez" fıtratta yaratabiliyor mu? Evet, teolojiye göre cennetlikler günah işlemez, kıskanmaz, kötülük düşünmez ama hala özgürdürler. O halde soru baki kalır: Allah, insanların özgür iradesini elinden almadan, kötülüğün ve acının hiç var olmadığı bir dünyayı yaratmaya kadir değil miydi? Eğer kadirse ve bunu yapmadıysa, milyarlarca insanın acı çekmesini ve cehenneme gitmesini (bu bir olasılık bile olsa) tercih etmiş demektir. Sınav yapma ihtiyacı, sadece aciz ve geleceği bilmeyen varlıklar için bir gerekliliktir; Alîm olan için değil.
    Bir insanın 60-70 yıllık kısıtlı dünya hayatında işlediği "sonlu" bir cürmün (inanmamanın veya günahın) cezasının "sonsuz/ebedi azap" olması, adalet ilkesiyle (adalet-i mahza) çelişir. Ceza, suçun büyüklüğü ile değil, süresi ve etkisiyle orantılı olmalıdır.
    Ayrıca "kibirle ve inatla reddetmek" iddiası psikolojik bir yanılgıdır. İnsanların büyük çoğunluğu dini "kibirlerinden" değil; rasyonel bulmadıkları için, içine doğdukları kültürün (Hristiyan, Budist vb.) şartlandırması altında kaldıkları için veya din adına yapılan zulümleri görerek uzaklaştıkları için reddederler. Kendisine İslam ulaştığı halde bunu kendi zihinsel süzgecinden geçirip "ikna edici" bulmayan bir insanı "inatçı ve kibirli" ilan etmek, insanın bilişsel süreçlerini hiçe saymaktır. İkna olmamak bir irade seçimi değil, zihinsel bir sonuçtur. İkna olamadığı için bir insanı sonsuza kadar yakmak, adaletin değil gücün zahir olmasıdır.
    اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
    iddia 1:
    “allah biliyorsa kul başka türlü seçemez, o halde irade yoktur.”
    el cevap:
    ilk adımda ilim ile cebri karıştırıyorsun. allah’ın bilmesi, seni zorlaması değildir. sen x’i seçeceğin için allah onu ezelde bilir. yoksa allah bildi diye sen boynundan tutulup x’e sürüklenmiş değilsin.
    eğer sen y’yi seçecek olsaydın, allah ezelde y’yi bilirdi. mesele bu kadar açık. allah’ın ilmi değişmez, çünkü allah senin hakikatte ne yapacağını bilir. ibn teymiyye rahimehullah’ın kader bahislerinde açıkladığı gibi kulun fiili hem allah’ın yaratmasıyla meydana gelir hem de kulun kendi iradesi ve kesbiyle ona nispet edilir.
    selefin yolu budur: kul mecbur değildir, allah’ın mülkünden bağımsız da değildir. “dileyen rabbine yol tutar” ayetini de kabul ederiz, “allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” ayetini de kabul ederiz. birini alıp diğerini silmek bidat ehlinin yoludur.
    iddia 2:
    “allah kötülüğe izin veriyorsa, razı değilim demesi kelime oyunudur.”
    el cevap:
    haşa, bu kelime oyunu değil. bu ehl-i sünnet’in kaderde en temel ayrımıdır. allah’ın kevnî iradesi başka, şer’î rızası başkadır.
    küfür allah’ın mülkünde olur ama allah küfürden razı değildir. zulüm allah’ın izni dışında olmaz ama allah zalimleri sevmez. cinayet allah’ın yaratması dışında gerçekleşmez ama allah cinayeti emretmez.
    sen burada allah’ı anneye, devlete, yazılımcıya kıyaslıyorsun. aman dikkat, bu kıyas insanı çok bozuk yerlere götürür. allah mahlûk gibi değildir. mülk onun, hüküm onun, hikmet onun. ibnü’l-kayyim rahimehullah’ın anlattığı gibi allah’ın yarattığı şeylerde bizim tamamını kuşatamadığımız hikmetler vardır. “ben hikmeti görmedim, demek ki hikmet yok” demek ilim değil, haddini aşmaktır.
    iddia 3:
    “şeytan güçlü, insan zayıf, bu adil değil.”
    el cevap:
    şeytanı olduğundan büyük, insanı da olduğundan aciz gösteriyorsun. kur’an ne diyor?
    “şeytanın hilesi zayıftır.”
    şeytan kıyamet günü ne diyecek?
    “benim sizin üzerinizde bir sultam yoktu. ben sizi sadece çağırdım, siz de bana uydunuz.”
    bu ayet meseleyi kapatıyor. şeytan zorlayıcı değil, davetçidir. vesvese verir, süsler, çağırır. ama kulun elinden iradesini alamaz.
    ayrıca insan boş araziye atılmış değil. allah akıl vermiş, fıtrat vermiş, vahiy indirmiş, peygamber göndermiş, dua öğretmiş, istiğfar öğretmiş, tövbe kapısını açmış. bundan sonra insanı “defolu ürün” gibi anlatmak çok çirkin bir söz. aman mazallah, bu dil allah’ın yarattığını ayıplamaya kadar gider.
    iddia 4:
    “insan zayıf yaratılmışsa sorumluluk adil olmaz.”
    el cevap:
    evet, insan zayıf yaratılmıştır. fakat allah aynı zamanda şöyle buyurmuştur:
    “allah hiçbir nefse gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.”
    demek ki insanın zayıflığı, onun sorumluluğunu kaldırmıyor. zayıflık, kulun rabbine muhtaç olduğunu gösteriyor. zayıfsın diye serbest değilsin. zayıfsın diye allah’a sığınacaksın, tövbe edeceksin, nefsine ve şeytana karşı uyanık olacaksın.
    iddia 5:
    “cennette kötülük yoksa, dünyada da kötülük olmadan özgürlük olabilirdi.”
    el cevap:
    bu da dünya ile cenneti aynı zannetmektir. dünya imtihan yurdudur. cennet ise karşılık yurdudur. biri teklif yeridir, diğeri mükâfat yeridir.
    cennette şeytan yok, günah yok, haset yok. çünkü orası artık imtihan meydanı değil. orası imtihanın sonucudur. okul ile mezuniyet törenini aynı şey sanarsan böyle karıştırırsın.
    allah elbette kötülüksüz alem yaratmaya kadirdir. zaten cennet bunun delilidir. ama allah’ın buna kadir olması, sadece bu şekilde yaratması gerekir demek değildir. allah dilediğini hikmetle yaratır. kul da “rabbim niye benim aklıma göre alem kurmadın” diye allah’ı hesaba çekemez.
    iddia 6:
    “sonlu ömürdeki küfre sonsuz azap adil değildir.”
    el cevap:
    küfrü süre hesabına indiriyorsun. mesele “kaç yıl sürdü” meselesi değil, kime karşı işlendiği meselesidir. allah’a şirk koşmak, rabbi inkâr etmek, hak geldikten sonra yüz çevirmek sıradan bir hata değildir.
    ayrıca her günah işleyen mümin ebedi cehennemde kalmaz. bu da bilinmeli. ebedi azap, hak kendisine ulaşıp da küfür üzere ölen kimse hakkındadır. tek tek insanların hükmünü de biz vermeyiz. kime hüccet tam ulaştı, kim mazur, kim inat etti, kim nefsine uydu, bunu allah bilir.
    iddia 7:
    “insanlar kibirden değil, sadece ikna olmadıkları için reddediyor.”
    el cevap:
    bu da fazla masumlaştırılmış bir okuma. evet, biz herkesin kalbine hükmetmeyiz. ama kur’an inkârın çoğu zaman sadece bilgi eksikliğinden olmadığını söylüyor. kibir var, heva var, dünya sevgisi var, alışkanlık var, yüz çevirme var.
    “ikna olmadım” demek her zaman temiz bir aklî sonuç değildir. bazen insan ikna olmak istemediği için ikna olmaz. nefsine ağır geldiği için, hayatı değişmesin diye, teslim olmak istemediği için reddeder. kur’an’ın anlattığı müşriklerin çoğu allah’ı hiç tanımayan insanlar değildi. hak geldiği halde yüz çevirdiler.
    son söz:
    allah hiç bir kuluna haşa zulmetmez. kul robot değildir. şeytan zorlayıcı değildir. dünya oyun değil, imtihandır. cennet de imtihanın karşılığıdır.
    senin itirazın hep aynı yere dönüyor: allah’ı mahlûk gibi düşünmek, sonra da mahlûka uyguladığın ölçüyle allah’ı yargılamak. işte bu çok tehlikeli bir kapı. kul rabbini hesaba çekmez. kul haddini bilir, naslara teslim olur, aklını da vahyin önüne değil arkasına koyar.
    وَاللّٰهُ أَعْلَمُ، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
  • Dün, 03:25:48
    #39
    Sore adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    "Etik 101" seviyesindeki bu argüman, felsefede sadece "ahlaki kötülüğü" (insanın iradi suçlarını) kapsar ancak ontolojideki en büyük feryat olan "doğal kötülüğü" tamamen ıskalar.
    İnsanlık henüz yeryüzünde yokken, dinozorlar çağında kanser tümörleri vardı (fosillerle sabittir). İnsan icat etmeden önce de depremler, tsunamiler, yanardağ patlamaları, nörolojik hastalıklar ve bir hayvanın hayatta kalmak için diğerini canlı canlı parçalamak zorunda olduğu o vahşi ekosistem (doğal seçilim) vardı.
    Açlıktan ölen bir ceylan yavrusunun veya genetik bir mutasyonla acı içinde doğan bir bebeğin yaşadığı kötülüğü "insan icat etmedi." Eğer her şey zıttıyla kaimse ve kötülük evrenin ontolojik bir ilkesiyse, bu sistemi, bu fizik kurallarını ve bu zıtlık mekanizmasını kuran yeryüzündeki insan değil, evrenin mimarıdır. Tasarımda acı ve kusur yapısal olarak mevcuttur.
    Hocam beyan ettikleriniz metodolojik ve kavramsal olarak altı bomboş argümanlar, ve buna rağmen bu şekilde kesin ve net konuşmanız beni tetikledi, yazdığıma pişman oldum. Etik terminolojik olarak ahlak anlamına gelse de daha çatı bir kavramdır ıskalar dediğiniz şeye tam da parmak basar ve adı da ''kötülük problemi''dir, yorum belirtmeden önce okursanız zaten belki depremi hastalığı kötü olarak tanımlamayabilirdiniz. Kötü neye göre kötü? Siz bir kavramı algıladığınız kadarıyla açıklayamaz veya yorumlayamazsınız ki. Felsefe hiçbir zaman sizin kadar kesin cevaplar vermiyor. Bir kimsenin bir kimseyi öldürmesi kötü mü? İçinde bulunduğu durum veya katil olma sebebi bunu iyi ya da kötü kılar mı? Kurt doğası gereği koyun yerken, neden yüzyıllardır kötü tasvir edilir? Veyahut bilinçli bir kimsenin birini öldürmesiyle zihinsel engelli birinin öldürmesi aynı mıdır? Ama katiller kötüdür, burada bir diğeri katil mi olmuyor yoksa kötü mü olmuyor? Dolayısıyla iradesi olmayan doğa olaylarının kötü olduğu tanısına nasıl varabildiniz? Kötülük olmasaydı iyilik diye bir şey olur muydu sizce? Ama bu iyi-kötü göreceli ve değişkense bu öznel yargılar doğurabilir. Yıllar önce at hırsızlığı övünülecek bir şeydi, bugün ise utanç verici bir şey, e o zaman ahlaki yargılar da mı değişebiliyor? Burada temel ilkeler reddolunduğu için -en azından sunduğunuz argümanlar yok sayıyor veya çelişiyor- çok yüzeysel kalıyor, yani doğal seçilim mükemmel nesile giden bir sebep-sonuç sürecidir, ancak bu süreçte dünyaya gelen bir zayıfa bakıp buna kötü demek felsefi bir değer kapsamıyor, kusur-sistem demek gibi yani. Rousseau ve Nietzsche'nin görüşleri de epey bilindik bu konuda tavsiye ederim.
  • Dün, 04:03:12
    #40
    Escanor adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
    iddia 1:
    “allah biliyorsa kul başka türlü seçemez, o halde irade yoktur.”
    el cevap:
    ilk adımda ilim ile cebri karıştırıyorsun. allah’ın bilmesi, seni zorlaması değildir. sen x’i seçeceğin için allah onu ezelde bilir. yoksa allah bildi diye sen boynundan tutulup x’e sürüklenmiş değilsin.
    eğer sen y’yi seçecek olsaydın, allah ezelde y’yi bilirdi. mesele bu kadar açık. allah’ın ilmi değişmez, çünkü allah senin hakikatte ne yapacağını bilir. ibn teymiyye rahimehullah’ın kader bahislerinde açıkladığı gibi kulun fiili hem allah’ın yaratmasıyla meydana gelir hem de kulun kendi iradesi ve kesbiyle ona nispet edilir.
    selefin yolu budur: kul mecbur değildir, allah’ın mülkünden bağımsız da değildir. “dileyen rabbine yol tutar” ayetini de kabul ederiz, “allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” ayetini de kabul ederiz. birini alıp diğerini silmek bidat ehlinin yoludur.
    iddia 2:
    “allah kötülüğe izin veriyorsa, razı değilim demesi kelime oyunudur.”
    el cevap:
    haşa, bu kelime oyunu değil. bu ehl-i sünnet’in kaderde en temel ayrımıdır. allah’ın kevnî iradesi başka, şer’î rızası başkadır.
    küfür allah’ın mülkünde olur ama allah küfürden razı değildir. zulüm allah’ın izni dışında olmaz ama allah zalimleri sevmez. cinayet allah’ın yaratması dışında gerçekleşmez ama allah cinayeti emretmez.
    sen burada allah’ı anneye, devlete, yazılımcıya kıyaslıyorsun. aman dikkat, bu kıyas insanı çok bozuk yerlere götürür. allah mahlûk gibi değildir. mülk onun, hüküm onun, hikmet onun. ibnü’l-kayyim rahimehullah’ın anlattığı gibi allah’ın yarattığı şeylerde bizim tamamını kuşatamadığımız hikmetler vardır. “ben hikmeti görmedim, demek ki hikmet yok” demek ilim değil, haddini aşmaktır.
    iddia 3:
    “şeytan güçlü, insan zayıf, bu adil değil.”
    el cevap:
    şeytanı olduğundan büyük, insanı da olduğundan aciz gösteriyorsun. kur’an ne diyor?
    “şeytanın hilesi zayıftır.”
    şeytan kıyamet günü ne diyecek?
    “benim sizin üzerinizde bir sultam yoktu. ben sizi sadece çağırdım, siz de bana uydunuz.”
    bu ayet meseleyi kapatıyor. şeytan zorlayıcı değil, davetçidir. vesvese verir, süsler, çağırır. ama kulun elinden iradesini alamaz.
    ayrıca insan boş araziye atılmış değil. allah akıl vermiş, fıtrat vermiş, vahiy indirmiş, peygamber göndermiş, dua öğretmiş, istiğfar öğretmiş, tövbe kapısını açmış. bundan sonra insanı “defolu ürün” gibi anlatmak çok çirkin bir söz. aman mazallah, bu dil allah’ın yarattığını ayıplamaya kadar gider.
    iddia 4:
    “insan zayıf yaratılmışsa sorumluluk adil olmaz.”
    el cevap:
    evet, insan zayıf yaratılmıştır. fakat allah aynı zamanda şöyle buyurmuştur:
    “allah hiçbir nefse gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.”
    demek ki insanın zayıflığı, onun sorumluluğunu kaldırmıyor. zayıflık, kulun rabbine muhtaç olduğunu gösteriyor. zayıfsın diye serbest değilsin. zayıfsın diye allah’a sığınacaksın, tövbe edeceksin, nefsine ve şeytana karşı uyanık olacaksın.
    iddia 5:
    “cennette kötülük yoksa, dünyada da kötülük olmadan özgürlük olabilirdi.”
    el cevap:
    bu da dünya ile cenneti aynı zannetmektir. dünya imtihan yurdudur. cennet ise karşılık yurdudur. biri teklif yeridir, diğeri mükâfat yeridir.
    cennette şeytan yok, günah yok, haset yok. çünkü orası artık imtihan meydanı değil. orası imtihanın sonucudur. okul ile mezuniyet törenini aynı şey sanarsan böyle karıştırırsın.
    allah elbette kötülüksüz alem yaratmaya kadirdir. zaten cennet bunun delilidir. ama allah’ın buna kadir olması, sadece bu şekilde yaratması gerekir demek değildir. allah dilediğini hikmetle yaratır. kul da “rabbim niye benim aklıma göre alem kurmadın” diye allah’ı hesaba çekemez.
    iddia 6:
    “sonlu ömürdeki küfre sonsuz azap adil değildir.”
    el cevap:
    küfrü süre hesabına indiriyorsun. mesele “kaç yıl sürdü” meselesi değil, kime karşı işlendiği meselesidir. allah’a şirk koşmak, rabbi inkâr etmek, hak geldikten sonra yüz çevirmek sıradan bir hata değildir.
    ayrıca her günah işleyen mümin ebedi cehennemde kalmaz. bu da bilinmeli. ebedi azap, hak kendisine ulaşıp da küfür üzere ölen kimse hakkındadır. tek tek insanların hükmünü de biz vermeyiz. kime hüccet tam ulaştı, kim mazur, kim inat etti, kim nefsine uydu, bunu allah bilir.
    iddia 7:
    “insanlar kibirden değil, sadece ikna olmadıkları için reddediyor.”
    el cevap:
    bu da fazla masumlaştırılmış bir okuma. evet, biz herkesin kalbine hükmetmeyiz. ama kur’an inkârın çoğu zaman sadece bilgi eksikliğinden olmadığını söylüyor. kibir var, heva var, dünya sevgisi var, alışkanlık var, yüz çevirme var.
    “ikna olmadım” demek her zaman temiz bir aklî sonuç değildir. bazen insan ikna olmak istemediği için ikna olmaz. nefsine ağır geldiği için, hayatı değişmesin diye, teslim olmak istemediği için reddeder. kur’an’ın anlattığı müşriklerin çoğu allah’ı hiç tanımayan insanlar değildi. hak geldiği halde yüz çevirdiler.
    son söz:
    allah hiç bir kuluna haşa zulmetmez. kul robot değildir. şeytan zorlayıcı değildir. dünya oyun değil, imtihandır. cennet de imtihanın karşılığıdır.
    senin itirazın hep aynı yere dönüyor: allah’ı mahlûk gibi düşünmek, sonra da mahlûka uyguladığın ölçüyle allah’ı yargılamak. işte bu çok tehlikeli bir kapı. kul rabbini hesaba çekmez. kul haddini bilir, naslara teslim olur, aklını da vahyin önüne değil arkasına koyar.
    وَاللّٰهُ أَعْلَمُ، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
    1) Bu klasik savunma, zaman çizgisinde yaşayan iki insan (örneğin bir meteoroloğun yağmuru tahmin etmesi) için geçerlidir ancak zamandan münezzeh ve her şeyi var eden bir Yaratıcı için geçerli değildir.
    Buradaki mantık hatası şudur: Ben henüz yokken, benim X'i seçeceğim bilgisi ezelde sabit miydi? Evet. Ben doğduktan sonra o ezeli bilgiyi değiştirme, yani Y'yi seçerek Allah'ın ezeldeki bilgisini "yanıltma" gücüne sahip miyim? Hayır. O halde benim önümde gerçek bir seçenek yoktur. Bir bilginin nesnesi (benim seçimim), o bilgiyi üreten ve zamanı/mekanı sıfırdan var eden iradeden bağımsız olamaz. Yaratıcı hem senaryoyu yazıp hem aktörleri var edip sonra da "Siz ne yapacaksanız ben sadece onu izleyip yazdım" diyemez. Bu, determinizmi kelime oyunlarıyla inkâr etmektir.

    2) Bana "Allah'ı insana kıyaslama" diyorsunuz ama bizzat kendiniz Allah'a insanî bir vasıf olan "Öfkelenmek, razı olmamak, sevmemek" gibi duyguları atfediyorsunuz. Bir şeyin var olmasına mutlak gücüyle izin veren (Kevnî irade) ama içten içe ona kızan (Şer'î irade) bir model, tam olarak insanî zaafların Tanrı'ya uyarlanmasıdır (Antropomorfizm).
    Ayrıca "Biz hikmeti göremiyoruz" demek felsefi bir teslim bayrağıdır, bir argüman değildir. Bu mantıkla dünyadaki her adaletsizliği, her kötülüğü "Ardında bilmediğimiz bir hikmet var" diyerek meşrulaştırabilirsiniz. Eğer insan aklı ilahi adaleti sorgulayacak ve tartacak bir mihenk taşı değilse, o zaman dinin insana "Aklınızı kullanmıyor musunuz?" diye hitap etmesi anlamsızlaşır.

    3) Eğer Şeytan’ın hilesi bu kadar "zayıf" ve etkisizse, insanlık tarihi neden milyarlarca insanın günahı, şirki, vahşeti ve savaşıyla doludur? Teolojinize göre bile insanlığın ezici bir çoğunluğu cehenneme gidecektir.
    Burada muazzam bir çelişki var: Hem "Şeytanın hilesi çok zayıf" diyorsunuz hem de "Milyarlarca insan o zayıf hileye yenilip ebedi azabı hak ediyor" diyorsunuz. Eğer bir düşman zayıf olduğu halde ordunun %90'ını yok ediyorsa, sorun o düşmanda değil, orduyu o kadar dayanıksız ve savunmasız yaratan komutandadır. Şeytanın sadece "çağırması", insan psikolojisindeki manipülasyon, kandırılma ve zaaf gerçekliğini ortadan kaldırmaz.

    4) Eğer Allah kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemiyorsa, dünyada intihar eden, akıl sağlığını yitiren, şizofreni veya ağır psikolojik travmalar yüzünden suç işleyen insanların durumu nedir?
    Nörolojik olarak beynindeki frontal lobu hasar gördüğü için ahlaki muhakeme yeteneğini kaybeden ve suça yönelen insanlar var (klinik bir gerçektir). Bu insana "Gücünün yettiği kadar sorumlusun" demek biyolojik gerçekleri hiçe saymaktır. İnsanın biyolojik ve psikolojik sınırları, çoğu zaman iddia edilen o "kaldırabileceğiniz yük" sınırını fersah fersah aşmaktadır.

    5) İşte tartışmanın koptuğu en net itiraf burasıdır. Kendiniz de kabul ediyorsunuz: Allah, insanların özgür iradesini ellerinden almadan, kötülüğün hiç olmadığı bir alemi (Cenneti) yaratmaya kadirdir.
    O halde soru yakıcılığını koruyor: Özgür iradeyle kötülüksüz bir evren yaratmak mümkünken ve Cennet bunun canlı kanıtıyken; neden önce milyarlarca insanın tecavüze uğrayacağı, savaşlarda çocukların parçalanacağı, insanların ebedi cehennem riskiyle karşı karşıya kalacağı "Dünya" adlı bu kusurlu simülasyonu tasarladı? Sırf "Ben dilediğimi yaparım, hikmetim sorgulanmaz" demek için mi? Bu durum, yaratılışın adalet veya sevgi için değil, saf bir kudret gösterisi için yapıldığının kanıtıdır.

    6) Bu argüman, orta çağ krallıklarının "Krala karşı işlenen suç büyüktür" hukukundan kalma bir despotizm mantığıdır. Kusursuz, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, insanın inanmasından veya inanmamasından hiçbir zarar görmeyen (Müstağni) bir Mutlak Varlık, kendisine yönelik bir fikirsel ret veya günah karşısında nasıl olur da egoist bir tiran gibi "Bana karşı yaptın, o yüzden seni sonsuza dek yakacağım" der?
    Eğer suçun büyüklüğü suçun işlendiği makama göre ölçülüyorsa, affın ve merhametin büyüklüğü de o makamın büyüklüğüne göre ölçülmelidir. Sonsuz merhamet sahibi (Rahman) olan bir varlığın, sonlu bir varlığın hatalarına karşı "sonsuz azap" mekanizmasını işletmesi, kendi "Sonsuz Affedicilik" sıfatını ebediyen yok etmesi demektir.

    7)
    Bugün dünyada sırf ahlaki gerekçelerle, dünyadaki çocuk ölümlerine ve zulümlere bakıp "Eğer bir Tanrı varsa bu acılara izin vermez, ben böyle bir sisteme inanamam" diyen binlerce dürüst, ahlaklı ve vicdanlı agnostik/ateist insan var. Bu insanlar dinlerin sunduğu dogmaları rasyonel bulmadıkları için reddediyorlar, canları günah işlemek istediği için değil. Karşı tarafın her argümanını "Sen kibrinden ve nefsinden dolayı böyle söylüyorsun" diyerek kestirip atmak, aslında verecek rasyonel bir cevabı olmayanların sığındığı bir ad hominem (kişiyi hedef alma) safsatasıdır.
  • Dün, 04:15:19
    #41
    meturkan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Hocam beyan ettikleriniz metodolojik ve kavramsal olarak altı bomboş argümanlar, ve buna rağmen bu şekilde kesin ve net konuşmanız beni tetikledi, yazdığıma pişman oldum. Etik terminolojik olarak ahlak anlamına gelse de daha çatı bir kavramdır ıskalar dediğiniz şeye tam da parmak basar ve adı da ''kötülük problemi''dir, yorum belirtmeden önce okursanız zaten belki depremi hastalığı kötü olarak tanımlamayabilirdiniz. Kötü neye göre kötü? Siz bir kavramı algıladığınız kadarıyla açıklayamaz veya yorumlayamazsınız ki. Felsefe hiçbir zaman sizin kadar kesin cevaplar vermiyor. Bir kimsenin bir kimseyi öldürmesi kötü mü? İçinde bulunduğu durum veya katil olma sebebi bunu iyi ya da kötü kılar mı? Kurt doğası gereği koyun yerken, neden yüzyıllardır kötü tasvir edilir? Veyahut bilinçli bir kimsenin birini öldürmesiyle zihinsel engelli birinin öldürmesi aynı mıdır? Ama katiller kötüdür, burada bir diğeri katil mi olmuyor yoksa kötü mü olmuyor? Dolayısıyla iradesi olmayan doğa olaylarının kötü olduğu tanısına nasıl varabildiniz? Kötülük olmasaydı iyilik diye bir şey olur muydu sizce? Ama bu iyi-kötü göreceli ve değişkense bu öznel yargılar doğurabilir. Yıllar önce at hırsızlığı övünülecek bir şeydi, bugün ise utanç verici bir şey, e o zaman ahlaki yargılar da mı değişebiliyor? Burada temel ilkeler reddolunduğu için -en azından sunduğunuz argümanlar yok sayıyor veya çelişiyor- çok yüzeysel kalıyor, yani doğal seçilim mükemmel nesile giden bir sebep-sonuç sürecidir, ancak bu süreçte dünyaya gelen bir zayıfa bakıp buna kötü demek felsefi bir değer kapsamıyor, kusur-sistem demek gibi yani. Rousseau ve Nietzsche'nin görüşleri de epey bilindik bu konuda tavsiye ederim.
    "Deprem veya kanser kime göre kötü?" sorusunu sormak, felsefi bir derinlik değil, savunduğunuz teolojik sistemin kendi kendini imha etmesidir.
    Eğer acı, ıstırap, hastalık ve katliamlar "göreceli" ise ve nesnel bir kötülük yoksa; o zaman Tanrı’nın vaat ettiği "Cennet" ve tehdit ettiği "Cehennem" de anlamsızlaşır. Cehennemdeki ebedi ateş ve işkence de "kime göre kötü?" olacaktır.
    Ayrıca İslam inancına göre Tanrı, Kur’an’da firavunların zulmünü, kavimlerin helak edilmesini, haksız yere cana kıymayı "Mutlak Şer / Kötülük" olarak tanımlar. Siz sırf tartışmayı kazanmak için kötülüğü göreceli ilan ederek, Tanrı’nın koyduğu nesnel ahlak yasalarını ve adalet sıfatını yok sayıyorsunuz. Kötülük göreceliyse, Tanrı’nın zalimleri cezalandırmasının da bir adaleti kalmaz.
    Bir canlının yaşamak için diğerini canlı canlı vahşice parçalamasını, milyonlarca yıl süren kanserleri ve genetik mutasyonları "Mükemmelliğe giden sistemik bir kusur" diyerek normalleştirmek, felsefi bir rasyonalizasyon değil, saf bir vicdani körlüktür.
    Biz zaten "Tasarımcı"yı tam olarak bu yüzden eleştiriyoruz: Kadir-i Mutlak ve Alîm olan bir Yaratıcı, "mükemmel nesile" ulaşmak için neden milyonlarca yıl boyunca milyarlarca canlıya acı, işkence, açlık ve vahşet çektiren, "kanlı ve kusurlu" bir evrimsel mekanizmaya (doğal seçilime) ihtiyaç duymuştur?
    Her şeye gücü yeten bir varlık, bu acılar ve trajediler olmadan da mükemmeli var edemez miydi? Acıyı "sistemin bir parçası" ilan etmek soruyu çözmez, aksine Yaratıcı’nın ya merhametini (acı çektirdiği için) ya da gücünü (başka türlü yaratamadığı için) şaibeli hale getirir.
    Nietzsche ve Rousseau’yu aynı cümlede zikredip üstüne bir de Ehl-i Sünnet/Selefi teolojisini savunmak, felsefe tarihinden tamamen bihaber olunduğunun kanıtıdır.
    Rousseau, "İnsanın doğuştan iyi olduğunu, onu toplumun bozduğunu" savunur ve dünyadaki kötülüklerin faturasını kurumlara keser. Yani kötülüğü gayet nesnel ve çözülmesi gereken bir problem olarak görür.
    Nietzsche ise, sizin ilk maddelerde savunduğunuz o İslam ahlakını, köle ahlakı ve zayıfların uydurması diyerek yerle bir eden, Tanrı’nın ölümünü ilan eden radikal bir nihilisttir. Nietzsche’ye göre doğal seçilimdeki zayıfın elenmesi acınası bir şey değil, "Güç İradesi"nin gereğidir.
    Hem İslam’ın Mutlak Adaletine inanıp hem de ahlakı tamamen yıkan Nietzsche’den referans vermek, felsefi bir intihardır. Nietzsche haklıysa, sizin savunduğunuz din ve şeriat tamamen bir illüzyondur. Rousseau haklıysa, insanın doğasını kusurlu/zayıf yaratan Tanrı tezi çöker.
    "Etik 101" derken "İyiliği Tanrı yarattı, kötülüğü insan icat etti" önermenizi unutup şimdi kavram arkasına saklanıyorsunuz. Tekrar ediyorum: İnsanın icat ettiği kötülük, etiğin alt dalı olan "Ahlaki Kötülük" (Moral Evil) alanına girer. Ancak insanlık yokken var olan deprem, tsunami ve kanser gibi olgular felsefede "Doğal Kötülük" (Natural Evil) başlığı altında incelenir.
    Doğa olaylarına "kötü" deme sebebimiz, onların bilinçli bir kötülük niyetine sahip olması değil; "bilinçli ve merhametli olduğu iddia edilen bir Yaratıcı tarafından, acı çekeceğini bildiği canlıların üzerine salınmış olmasıdır." Depremin kendisi ahlaki bir fail değildir ama o depremi canları acıtan bir fiziksel kural olarak kodlayan Yaratıcı irade, Kötülük Problemi’nin (Theodicy) doğrudan hedefidir. Dolayısıyla kavramları karıştıran biz değil, "kötülüğü insan icat etti" diyerek doğal kötülük gerçeğinin üstünü örtmeye çalışan sizsiniz.
    Beni "kesin konuşmakla" itham ederken, kendiniz sıkışınca her şeyi "göreceli" ilan edip tartışmadan kaçmaya çalışıyorsunuz. Kurt-koyun ilişkisi, at hırsızlığı veya zihinsel engellilerin eylemleri üzerinden verdiğiniz örneklerin tamamı "ahlaki/insani" düzlemdedir. Bizim tartıştığımız asıl ontolojik feryat ise, insan iradesinden bağımsız olan "Doğal Kötülükler ve Sistemsel Acı" gerçeğidir.
  • Dün, 04:18:47
    #42
    Sore adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    İslam inancında insanı yoldan çıkaran, kötülüğe sevk eden baş düşman Şeytan'dır (İblis). Ancak teolojik olarak Şeytan’ın varlığı ve operasyon alanı tamamen Tanrı’nın izni ve iradesiyle yürür.
    A'râf Suresi 14-15. Ayetler: Şeytan mühlet ister: "(İblis) 'Bana insanların diriltileceği güne kadar mühlet ver' dedi. Allah da: 'Haydi, sen mühlet verilenlerdensin' buyurdu."
    A'râf Suresi 16-17. Ayetler: Şeytan planını açıklar: "...Andolsun ki senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım. Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım..."

    Her şeyi önceden bilen ve insanı çok sevdiğini söyleyen bir Tanrı; yaratacağı aciz insanları yoldan çıkaracağını, onları cehenneme sürükleyeceğini açıkça ilan eden bir varlığa (Şeytan'a) neden kıyamete kadar sürecek bir 'operasyon izni' ve mühlet verir?
    Eğer Şeytan, Tanrı’nın izni ve iradesi dışında hiçbir şey yapamıyorsa; insanın günah işlemesi için Şeytan’a bu alanı açan asıl güç Tanrı’nın kendisi değil midir? Kendi yarattığı zayıf varlığın karşısına, görünmez ve doğaüstü bir düşmanı musallat edip sonra 'tuzağa düşersen seni yakarım' demek ne kadar adildir?"

    Güzelce tartışalım dostlar☺️
    Bir de şu açıdan bakın;

    Tamam diyelim ki tabiri caizse bir iddia, yarış söz konusu olmuş diyelim. Nuh tufanı neden oldu, çoğunlukta olan kötü ve inançsız insanlar neden helak oldu? Şeytan kazanmıştı veya öndeydi, insanların çoğunu kötülüğe yöneltti ve tam kazanırken yaradan hile mi yaptı?
  • Dün, 04:29:37
    #43
    mum adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bir de şu açıdan bakın;

    Tamam diyelim ki tabiri caizse bir iddia, yarış söz konusu olmuş diyelim. Nuh tufanı neden oldu, çoğunlukta olan kötü ve inançsız insanlar neden helak oldu? Şeytan kazanmıştı veya öndeydi, insanların çoğunu kötülüğe yöneltti ve tam kazanırken yaradan hile mi yaptı?
    Yaratıcı ile Şeytan arasında bir "iddia", bir "yarış" veya "maç" olduğunu varsaymak, İslam inancının en temel esası olan Tevhid (Tanrı'nın tekliği ve mutlak gücü) ilkesini tamamen yok etmek demektir. Bu bahsettiğin model İslam teolojisi değil, iyi ile kötünün savaştığı antik Pers dini Zerdüştlük (Dualizm) modelidir.
    İslam inancına göre Şeytan, Allah'ın gücüne karşı koyabilen bağımsız bir "anti-tanrı" veya rakip değildir. O, mülkü tamamen Allah’a ait olan evrende, sadece kendisine verilen görevi/izin alanını kullanan tasmalı bir varlıktır.
    Eğer ortada bir yarış varsa ve Şeytan Nuh kavmini yoldan çıkararak "önde" bitirdiyse, Allah neden Şeytan'ı değil de kandırılan insanları cezalandırdı? Maçta hile yapan oyuncu (Şeytan) ceza almıyor, aksine mühlet uzatılıyor; ama golü yiyen seyirci (insanlık) tufanla yok ediliyor. Bu mantık silsilesi, savunduğun adalet algısını baştan aşağı çökertir.
    Nuh Tufanı'nda insanların çoğunun Şeytan'a uyması, Şeytan'ın Allah'a karşı "galip geldiğini" değil, "insanın çamurdan, nefisle ve zafiyetle yaratılan ham maddesinin Şeytan’ın manipülasyonuna karşı ne kadar dayanıksız olduğunu" kanıtlar.
    Eğer bir laboratuvarda ürettiğin 100 üründen 99'u nemli odada küfleniyorsa ve sen o odaya nem veren cihazı (Şeytan'ı) kendi elinle koyup mühlet verdiysen; ürünler küflendiğinde "Aaa ürünler bozuldu" diyerek onları çöpe atıp imha etmeye (Tufan'a) hakkın yoktur. Çünkü o küflenme, senin kurduğun sistemin kaçınılmaz bir sonucudur. Allah zaten her şeyi ezelden bildiği için, Nuh kavminin o tufana sürükleneceğini Şeytan'ı yaratmadan önce de biliyordu. Dolayısıyla ortada ani gelişen bir "maç" veya "yaratıcının hilesi" yoktur; önceden planlanmış bir akıbet vardır.
    Sen bu esprili "hile yaptı" argümanıyla, benim sorduğum temel teolojik sorunun etrafından dolaşmış oldun. Soru hala masada duruyor ve yakıcılığını koruyor:
    Her şeyi önceden bilen, zamandan münezzeh bir Yaratıcı; insanların milyarlarca yıl boyunca acı çekeceğini, tecavüzlerin, cinayetlerin ve savaşların yaşanacağını ezelden biliyordu. Şeytan gelip "Ben senin bu kullarını yoldan çıkaracağım" dediğinde, Allah neden "Hayır, kullarımı senin şerrine bırakmıyorum" demek yerine, ona onay belgesi ve çalışma ruhsatı (mühlet) verdi?
    Şeytan bu operasyon iznini zorla almadı, Yaratıcı bu alanı ona kendi iradesiyle açtı. Dolayısıyla Şeytan, sistemin dışındaki bir arıza değil; sistemin bizzat içine yerleştirilmiş bir test mekanizmasıdır. Kusurlu fıtrattaki insanı, görünmez bir düşmanla baş başa bırakıp, sonra "buna yenilirsen seni sonsuza kadar yakarım" demek, bir adalet seremonisi değil, mutlak gücün keyfiyetidir.
    "Tanrı ile Şeytan iddialaştı" benzetmesi, ancak mitolojik hikayelerde yer alabilecek bir sığlıktır. İslam teolojisinde Şeytan, Allah'ın iradesine rağmen bir adım bile atamaz. O halde tekrar soruyorum: Kulunun cehenneme gitmesini istemeyen bir irade, neden o kulun cehenneme gidiş biletini kesen Şeytan’a kıyamete kadar VIP vize verir?
  • Dün, 04:51:17
    #44
    Kral sen yapay zeka mısın?
  • Dün, 04:56:54
    #45
    mum adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Kral sen yapay zeka mısın?
    Sadece adaletli olmaya çalışan Türk vatandaşıyım. Mantıklı düşünen biriyim. Sadece felsefe, kelam ve ontoloji üzerine kelime oyunlarıyla değil, rasyonel mantık kurallarıyla düşünmeyi seven biriyim.
    Sanırım cevapsız kaldın. Senin adına üzüldüm.