اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
iddia 1:
“allah biliyorsa kul başka türlü seçemez, o halde irade yoktur.”
el cevap:
ilk adımda ilim ile cebri karıştırıyorsun. allah’ın bilmesi, seni zorlaması değildir. sen x’i seçeceğin için allah onu ezelde bilir. yoksa allah bildi diye sen boynundan tutulup x’e sürüklenmiş değilsin.
eğer sen y’yi seçecek olsaydın, allah ezelde y’yi bilirdi. mesele bu kadar açık. allah’ın ilmi değişmez, çünkü allah senin hakikatte ne yapacağını bilir. ibn teymiyye rahimehullah’ın kader bahislerinde açıkladığı gibi kulun fiili hem allah’ın yaratmasıyla meydana gelir hem de kulun kendi iradesi ve kesbiyle ona nispet edilir.
selefin yolu budur: kul mecbur değildir, allah’ın mülkünden bağımsız da değildir. “dileyen rabbine yol tutar” ayetini de kabul ederiz, “allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” ayetini de kabul ederiz. birini alıp diğerini silmek bidat ehlinin yoludur.
iddia 2:
“allah kötülüğe izin veriyorsa, razı değilim demesi kelime oyunudur.”
el cevap:
haşa, bu kelime oyunu değil. bu ehl-i sünnet’in kaderde en temel ayrımıdır. allah’ın kevnî iradesi başka, şer’î rızası başkadır.
küfür allah’ın mülkünde olur ama allah küfürden razı değildir. zulüm allah’ın izni dışında olmaz ama allah zalimleri sevmez. cinayet allah’ın yaratması dışında gerçekleşmez ama allah cinayeti emretmez.
sen burada allah’ı anneye, devlete, yazılımcıya kıyaslıyorsun. aman dikkat, bu kıyas insanı çok bozuk yerlere götürür. allah mahlûk gibi değildir. mülk onun, hüküm onun, hikmet onun. ibnü’l-kayyim rahimehullah’ın anlattığı gibi allah’ın yarattığı şeylerde bizim tamamını kuşatamadığımız hikmetler vardır. “ben hikmeti görmedim, demek ki hikmet yok” demek ilim değil, haddini aşmaktır.
iddia 3:
“şeytan güçlü, insan zayıf, bu adil değil.”
el cevap:
şeytanı olduğundan büyük, insanı da olduğundan aciz gösteriyorsun. kur’an ne diyor?
“şeytanın hilesi zayıftır.”
şeytan kıyamet günü ne diyecek?
“benim sizin üzerinizde bir sultam yoktu. ben sizi sadece çağırdım, siz de bana uydunuz.”
bu ayet meseleyi kapatıyor. şeytan zorlayıcı değil, davetçidir. vesvese verir, süsler, çağırır. ama kulun elinden iradesini alamaz.
ayrıca insan boş araziye atılmış değil. allah akıl vermiş, fıtrat vermiş, vahiy indirmiş, peygamber göndermiş, dua öğretmiş, istiğfar öğretmiş, tövbe kapısını açmış. bundan sonra insanı “defolu ürün” gibi anlatmak çok çirkin bir söz. aman mazallah, bu dil allah’ın yarattığını ayıplamaya kadar gider.
iddia 4:
“insan zayıf yaratılmışsa sorumluluk adil olmaz.”
el cevap:
evet, insan zayıf yaratılmıştır. fakat allah aynı zamanda şöyle buyurmuştur:
“allah hiçbir nefse gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.”
demek ki insanın zayıflığı, onun sorumluluğunu kaldırmıyor. zayıflık, kulun rabbine muhtaç olduğunu gösteriyor. zayıfsın diye serbest değilsin. zayıfsın diye allah’a sığınacaksın, tövbe edeceksin, nefsine ve şeytana karşı uyanık olacaksın.
iddia 5:
“cennette kötülük yoksa, dünyada da kötülük olmadan özgürlük olabilirdi.”
el cevap:
bu da dünya ile cenneti aynı zannetmektir. dünya imtihan yurdudur. cennet ise karşılık yurdudur. biri teklif yeridir, diğeri mükâfat yeridir.
cennette şeytan yok, günah yok, haset yok. çünkü orası artık imtihan meydanı değil. orası imtihanın sonucudur. okul ile mezuniyet törenini aynı şey sanarsan böyle karıştırırsın.
allah elbette kötülüksüz alem yaratmaya kadirdir. zaten cennet bunun delilidir. ama allah’ın buna kadir olması, sadece bu şekilde yaratması gerekir demek değildir. allah dilediğini hikmetle yaratır. kul da “rabbim niye benim aklıma göre alem kurmadın” diye allah’ı hesaba çekemez.
iddia 6:
“sonlu ömürdeki küfre sonsuz azap adil değildir.”
el cevap:
küfrü süre hesabına indiriyorsun. mesele “kaç yıl sürdü” meselesi değil, kime karşı işlendiği meselesidir. allah’a şirk koşmak, rabbi inkâr etmek, hak geldikten sonra yüz çevirmek sıradan bir hata değildir.
ayrıca her günah işleyen mümin ebedi cehennemde kalmaz. bu da bilinmeli. ebedi azap, hak kendisine ulaşıp da küfür üzere ölen kimse hakkındadır. tek tek insanların hükmünü de biz vermeyiz. kime hüccet tam ulaştı, kim mazur, kim inat etti, kim nefsine uydu, bunu allah bilir.
iddia 7:
“insanlar kibirden değil, sadece ikna olmadıkları için reddediyor.”
el cevap:
bu da fazla masumlaştırılmış bir okuma. evet, biz herkesin kalbine hükmetmeyiz. ama kur’an inkârın çoğu zaman sadece bilgi eksikliğinden olmadığını söylüyor. kibir var, heva var, dünya sevgisi var, alışkanlık var, yüz çevirme var.
“ikna olmadım” demek her zaman temiz bir aklî sonuç değildir. bazen insan ikna olmak istemediği için ikna olmaz. nefsine ağır geldiği için, hayatı değişmesin diye, teslim olmak istemediği için reddeder. kur’an’ın anlattığı müşriklerin çoğu allah’ı hiç tanımayan insanlar değildi. hak geldiği halde yüz çevirdiler.
son söz:
allah hiç bir kuluna haşa zulmetmez. kul robot değildir. şeytan zorlayıcı değildir. dünya oyun değil, imtihandır. cennet de imtihanın karşılığıdır.
senin itirazın hep aynı yere dönüyor: allah’ı mahlûk gibi düşünmek, sonra da mahlûka uyguladığın ölçüyle allah’ı yargılamak. işte bu çok tehlikeli bir kapı. kul rabbini hesaba çekmez. kul haddini bilir, naslara teslim olur, aklını da vahyin önüne değil arkasına koyar.
وَاللّٰهُ أَعْلَمُ، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
1) Bu klasik savunma, zaman çizgisinde yaşayan iki insan (örneğin bir meteoroloğun yağmuru tahmin etmesi) için geçerlidir ancak zamandan münezzeh ve her şeyi var eden bir Yaratıcı için geçerli değildir.
Buradaki mantık hatası şudur: Ben henüz yokken, benim X'i seçeceğim bilgisi ezelde sabit miydi? Evet. Ben doğduktan sonra o ezeli bilgiyi değiştirme, yani Y'yi seçerek Allah'ın ezeldeki bilgisini "yanıltma" gücüne sahip miyim? Hayır. O halde benim önümde gerçek bir seçenek yoktur. Bir bilginin nesnesi (benim seçimim), o bilgiyi üreten ve zamanı/mekanı sıfırdan var eden iradeden bağımsız olamaz. Yaratıcı hem senaryoyu yazıp hem aktörleri var edip sonra da "Siz ne yapacaksanız ben sadece onu izleyip yazdım" diyemez. Bu, determinizmi kelime oyunlarıyla inkâr etmektir.
2) Bana "Allah'ı insana kıyaslama" diyorsunuz ama bizzat kendiniz Allah'a insanî bir vasıf olan "Öfkelenmek, razı olmamak, sevmemek" gibi duyguları atfediyorsunuz. Bir şeyin var olmasına mutlak gücüyle izin veren (Kevnî irade) ama içten içe ona kızan (Şer'î irade) bir model, tam olarak insanî zaafların Tanrı'ya uyarlanmasıdır (Antropomorfizm).
Ayrıca "Biz hikmeti göremiyoruz" demek felsefi bir teslim bayrağıdır, bir argüman değildir. Bu mantıkla dünyadaki her adaletsizliği, her kötülüğü "Ardında bilmediğimiz bir hikmet var" diyerek meşrulaştırabilirsiniz. Eğer insan aklı ilahi adaleti sorgulayacak ve tartacak bir mihenk taşı değilse, o zaman dinin insana "Aklınızı kullanmıyor musunuz?" diye hitap etmesi anlamsızlaşır.
3) Eğer Şeytan’ın hilesi bu kadar "zayıf" ve etkisizse, insanlık tarihi neden milyarlarca insanın günahı, şirki, vahşeti ve savaşıyla doludur? Teolojinize göre bile insanlığın ezici bir çoğunluğu cehenneme gidecektir.
Burada muazzam bir çelişki var: Hem "Şeytanın hilesi çok zayıf" diyorsunuz hem de "Milyarlarca insan o zayıf hileye yenilip ebedi azabı hak ediyor" diyorsunuz. Eğer bir düşman zayıf olduğu halde ordunun %90'ını yok ediyorsa, sorun o düşmanda değil, orduyu o kadar dayanıksız ve savunmasız yaratan komutandadır. Şeytanın sadece "çağırması", insan psikolojisindeki manipülasyon, kandırılma ve zaaf gerçekliğini ortadan kaldırmaz.
4) Eğer Allah kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemiyorsa, dünyada intihar eden, akıl sağlığını yitiren, şizofreni veya ağır psikolojik travmalar yüzünden suç işleyen insanların durumu nedir?
Nörolojik olarak beynindeki frontal lobu hasar gördüğü için ahlaki muhakeme yeteneğini kaybeden ve suça yönelen insanlar var (klinik bir gerçektir). Bu insana "Gücünün yettiği kadar sorumlusun" demek biyolojik gerçekleri hiçe saymaktır. İnsanın biyolojik ve psikolojik sınırları, çoğu zaman iddia edilen o "kaldırabileceğiniz yük" sınırını fersah fersah aşmaktadır.
5) İşte tartışmanın koptuğu en net itiraf burasıdır. Kendiniz de kabul ediyorsunuz: Allah, insanların özgür iradesini ellerinden almadan, kötülüğün hiç olmadığı bir alemi (Cenneti) yaratmaya kadirdir.
O halde soru yakıcılığını koruyor: Özgür iradeyle kötülüksüz bir evren yaratmak mümkünken ve Cennet bunun canlı kanıtıyken; neden önce milyarlarca insanın tecavüze uğrayacağı, savaşlarda çocukların parçalanacağı, insanların ebedi cehennem riskiyle karşı karşıya kalacağı "Dünya" adlı bu kusurlu simülasyonu tasarladı? Sırf "Ben dilediğimi yaparım, hikmetim sorgulanmaz" demek için mi? Bu durum, yaratılışın adalet veya sevgi için değil, saf bir kudret gösterisi için yapıldığının kanıtıdır.
6) Bu argüman, orta çağ krallıklarının "Krala karşı işlenen suç büyüktür" hukukundan kalma bir despotizm mantığıdır. Kusursuz, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, insanın inanmasından veya inanmamasından hiçbir zarar görmeyen (Müstağni) bir Mutlak Varlık, kendisine yönelik bir fikirsel ret veya günah karşısında nasıl olur da egoist bir tiran gibi "Bana karşı yaptın, o yüzden seni sonsuza dek yakacağım" der?
Eğer suçun büyüklüğü suçun işlendiği makama göre ölçülüyorsa, affın ve merhametin büyüklüğü de o makamın büyüklüğüne göre ölçülmelidir. Sonsuz merhamet sahibi (Rahman) olan bir varlığın, sonlu bir varlığın hatalarına karşı "sonsuz azap" mekanizmasını işletmesi, kendi "Sonsuz Affedicilik" sıfatını ebediyen yok etmesi demektir.
7)
Bugün dünyada sırf ahlaki gerekçelerle, dünyadaki çocuk ölümlerine ve zulümlere bakıp "Eğer bir Tanrı varsa bu acılara izin vermez, ben böyle bir sisteme inanamam" diyen binlerce dürüst, ahlaklı ve vicdanlı agnostik/ateist insan var. Bu insanlar dinlerin sunduğu dogmaları rasyonel bulmadıkları için reddediyorlar, canları günah işlemek istediği için değil. Karşı tarafın her argümanını "Sen kibrinden ve nefsinden dolayı böyle söylüyorsun" diyerek kestirip atmak, aslında verecek rasyonel bir cevabı olmayanların sığındığı bir ad hominem (kişiyi hedef alma) safsatasıdır.