Sore adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Bilmek zorlamak değildir" önermesi, zamandan münezzeh ve her şeye gücü yeten (Kadir-i Mutlak) bir yaratıcı söz konusu olduğunda mantıksal olarak çöker. Eğer Allah, zamanı ve mekanı yaratmadan önce benim X günahını seçeceğimi %100 kesinlikle biliyorsa, benim o an geldiğinde Y seçeneğini seçme ihtimalim matematiksel ve mantıksal olarak sıfırdır.
Eğer ben Y seçeneğini seçebilirsem, Allah’ın ezeli ilmi "yanılmış" olur ki bu İslam inancına göre imkansızdır. Eğer Y seçeneğini seçmem imkansızsa, ortada bir "özgür seçim" (ihtiyar) yoktur; sadece önceden yazılmış bir senaryoyu oynamak vardır. Dolayısıyla ilim zorlamasa bile, mutlak ve değişmez bir ezeli ilim, kaçınılmaz bir belirlenmişliği (determinizmi) beraberinde getirir. Kulun "kesb"i (yönelimi), zaten önceden kesin olan sonucu değiştiremeyeceği için sadece bir illüzyondan ibaret kalır.

Allah zulmü/küfrü dilemiştir (kevnî olarak izin vermiştir) ama ondan razı değildir" demek, teolojik bir kelime oyunudur. Bir şeyi var etmeye gücü yeten, onu engellemeye de muktedir olan ve her şeyin yaratıcısı olan bir mutlak irade, bir şerrin/zulmün gerçekleşmesine "izin veriyorsa", bu durum faili sorumluluktan kurtarmaz.
Eğer bir anne, çocuğunun uçurumdan atlamasına "engelleme gücü varken" sırf "çocuğun seçimidir" diyerek izin verirse ve sonra "ben buna razı değildim" derse, bu anneyi adil ve merhametli bulabilir miyiz? Allah’ın mutlak egemenliği (Mülk) altında, O’nun yaratması ve izni olmadan hiçbir şey gerçekleşemiyorsa; tecavüzler, çocuk katliamları ve zulümler gerçekleşirken ilahi iradenin bunu "izleme" tercihi, "razı değilim" söylemiyle aklanamaz. İzin vermek, en azından o şeyin var olmasını, olmamasından daha üstün görmektir (hikmet gereği dahi olsa). Bu da sorumluluğu sadece kula yüklemeyi imkansız kılar.
Şeytanın fiziksel bir zorlaması olmadığı doğrudur, ancak burada göz ardı edilen şey "asimetrik savaş" ve "insan doğasının zafiyetidir". Kur'an insanın "zayıf yaratıldığını" (Nisa, 28) söyler. Diğer yanda ise insanı damarlarındaki kana kadar nüfuz edebilen, onu göremediği yerlerden görebilen, binlerce yıllık tecrübeye sahip metafizik bir varlık (Şeytan) vardır.
Sistem, doğası gereği defolu ve zayıf yaratılmış bir varlığı (insan), görünmez ve manipülasyon uzmanı bir varlığın önüne atmıştır. Şeytanın "zorlamaması", onun suçsuz olduğu veya imtihanın adil olduğu anlamına gelmez. Kusurlu bir ürünü (zayıf insan), profesyonel bir dolandırıcının (Şeytan) önüne koyup "Bakalım dolandırılacak mı?" demek ve dolandırıldığında ürünü ateşe atmak, tasarımdaki adaleti sorgulatır. Sadece "çağırdı" demek, psikolojik manipülasyonun, vesvesenin ve bağımlılık yaratan biyolojik/nefsi dürtülerin insan iradesini felç eden gücünü hafife almaktır.
Okul ve mezuniyet" benzetmesi burada hatalıdır. Okulda başarısız olan bir öğrenci hapse atılmaz, işkence görmez veya ebediyen yakılmaz; sadece mezun olamaz. Ancak dünya-cehennem ilişkisinde alternatif, sadece "ödül alamamak" değil, "akılalmaz bir azaba çarptırılmaktır".
Ayrıca asıl felsefi soru şudur: Allah, cennetteki insanları özgür iradeleri olduğu halde "kötülük yapamaz" veya "kötülük istemez" fıtratta yaratabiliyor mu? Evet, teolojiye göre cennetlikler günah işlemez, kıskanmaz, kötülük düşünmez ama hala özgürdürler. O halde soru baki kalır: Allah, insanların özgür iradesini elinden almadan, kötülüğün ve acının hiç var olmadığı bir dünyayı yaratmaya kadir değil miydi? Eğer kadirse ve bunu yapmadıysa, milyarlarca insanın acı çekmesini ve cehenneme gitmesini (bu bir olasılık bile olsa) tercih etmiş demektir. Sınav yapma ihtiyacı, sadece aciz ve geleceği bilmeyen varlıklar için bir gerekliliktir; Alîm olan için değil.
Bir insanın 60-70 yıllık kısıtlı dünya hayatında işlediği "sonlu" bir cürmün (inanmamanın veya günahın) cezasının "sonsuz/ebedi azap" olması, adalet ilkesiyle (adalet-i mahza) çelişir. Ceza, suçun büyüklüğü ile değil, süresi ve etkisiyle orantılı olmalıdır.
Ayrıca "kibirle ve inatla reddetmek" iddiası psikolojik bir yanılgıdır. İnsanların büyük çoğunluğu dini "kibirlerinden" değil; rasyonel bulmadıkları için, içine doğdukları kültürün (Hristiyan, Budist vb.) şartlandırması altında kaldıkları için veya din adına yapılan zulümleri görerek uzaklaştıkları için reddederler. Kendisine İslam ulaştığı halde bunu kendi zihinsel süzgecinden geçirip "ikna edici" bulmayan bir insanı "inatçı ve kibirli" ilan etmek, insanın bilişsel süreçlerini hiçe saymaktır. İkna olmamak bir irade seçimi değil, zihinsel bir sonuçtur. İkna olamadığı için bir insanı sonsuza kadar yakmak, adaletin değil gücün zahir olmasıdır.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
iddia 1:
“allah biliyorsa kul başka türlü seçemez, o halde irade yoktur.”
el cevap:
ilk adımda ilim ile cebri karıştırıyorsun. allah’ın bilmesi, seni zorlaması değildir. sen x’i seçeceğin için allah onu ezelde bilir. yoksa allah bildi diye sen boynundan tutulup x’e sürüklenmiş değilsin.
eğer sen y’yi seçecek olsaydın, allah ezelde y’yi bilirdi. mesele bu kadar açık. allah’ın ilmi değişmez, çünkü allah senin hakikatte ne yapacağını bilir. ibn teymiyye rahimehullah’ın kader bahislerinde açıkladığı gibi kulun fiili hem allah’ın yaratmasıyla meydana gelir hem de kulun kendi iradesi ve kesbiyle ona nispet edilir.
selefin yolu budur: kul mecbur değildir, allah’ın mülkünden bağımsız da değildir. “dileyen rabbine yol tutar” ayetini de kabul ederiz, “allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” ayetini de kabul ederiz. birini alıp diğerini silmek bidat ehlinin yoludur.
iddia 2:
“allah kötülüğe izin veriyorsa, razı değilim demesi kelime oyunudur.”
el cevap:
haşa, bu kelime oyunu değil. bu ehl-i sünnet’in kaderde en temel ayrımıdır. allah’ın kevnî iradesi başka, şer’î rızası başkadır.
küfür allah’ın mülkünde olur ama allah küfürden razı değildir. zulüm allah’ın izni dışında olmaz ama allah zalimleri sevmez. cinayet allah’ın yaratması dışında gerçekleşmez ama allah cinayeti emretmez.
sen burada allah’ı anneye, devlete, yazılımcıya kıyaslıyorsun. aman dikkat, bu kıyas insanı çok bozuk yerlere götürür. allah mahlûk gibi değildir. mülk onun, hüküm onun, hikmet onun. ibnü’l-kayyim rahimehullah’ın anlattığı gibi allah’ın yarattığı şeylerde bizim tamamını kuşatamadığımız hikmetler vardır. “ben hikmeti görmedim, demek ki hikmet yok” demek ilim değil, haddini aşmaktır.
iddia 3:
“şeytan güçlü, insan zayıf, bu adil değil.”
el cevap:
şeytanı olduğundan büyük, insanı da olduğundan aciz gösteriyorsun. kur’an ne diyor?
“şeytanın hilesi zayıftır.”
şeytan kıyamet günü ne diyecek?
“benim sizin üzerinizde bir sultam yoktu. ben sizi sadece çağırdım, siz de bana uydunuz.”
bu ayet meseleyi kapatıyor. şeytan zorlayıcı değil, davetçidir. vesvese verir, süsler, çağırır. ama kulun elinden iradesini alamaz.
ayrıca insan boş araziye atılmış değil. allah akıl vermiş, fıtrat vermiş, vahiy indirmiş, peygamber göndermiş, dua öğretmiş, istiğfar öğretmiş, tövbe kapısını açmış. bundan sonra insanı “defolu ürün” gibi anlatmak çok çirkin bir söz. aman mazallah, bu dil allah’ın yarattığını ayıplamaya kadar gider.
iddia 4:
“insan zayıf yaratılmışsa sorumluluk adil olmaz.”
el cevap:
evet, insan zayıf yaratılmıştır. fakat allah aynı zamanda şöyle buyurmuştur:
“allah hiçbir nefse gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.”
demek ki insanın zayıflığı, onun sorumluluğunu kaldırmıyor. zayıflık, kulun rabbine muhtaç olduğunu gösteriyor. zayıfsın diye serbest değilsin. zayıfsın diye allah’a sığınacaksın, tövbe edeceksin, nefsine ve şeytana karşı uyanık olacaksın.
iddia 5:
“cennette kötülük yoksa, dünyada da kötülük olmadan özgürlük olabilirdi.”
el cevap:
bu da dünya ile cenneti aynı zannetmektir. dünya imtihan yurdudur. cennet ise karşılık yurdudur. biri teklif yeridir, diğeri mükâfat yeridir.
cennette şeytan yok, günah yok, haset yok. çünkü orası artık imtihan meydanı değil. orası imtihanın sonucudur. okul ile mezuniyet törenini aynı şey sanarsan böyle karıştırırsın.
allah elbette kötülüksüz alem yaratmaya kadirdir. zaten cennet bunun delilidir. ama allah’ın buna kadir olması, sadece bu şekilde yaratması gerekir demek değildir. allah dilediğini hikmetle yaratır. kul da “rabbim niye benim aklıma göre alem kurmadın” diye allah’ı hesaba çekemez.
iddia 6:
“sonlu ömürdeki küfre sonsuz azap adil değildir.”
el cevap:
küfrü süre hesabına indiriyorsun. mesele “kaç yıl sürdü” meselesi değil, kime karşı işlendiği meselesidir. allah’a şirk koşmak, rabbi inkâr etmek, hak geldikten sonra yüz çevirmek sıradan bir hata değildir.
ayrıca her günah işleyen mümin ebedi cehennemde kalmaz. bu da bilinmeli. ebedi azap, hak kendisine ulaşıp da küfür üzere ölen kimse hakkındadır. tek tek insanların hükmünü de biz vermeyiz. kime hüccet tam ulaştı, kim mazur, kim inat etti, kim nefsine uydu, bunu allah bilir.
iddia 7:
“insanlar kibirden değil, sadece ikna olmadıkları için reddediyor.”
el cevap:
bu da fazla masumlaştırılmış bir okuma. evet, biz herkesin kalbine hükmetmeyiz. ama kur’an inkârın çoğu zaman sadece bilgi eksikliğinden olmadığını söylüyor. kibir var, heva var, dünya sevgisi var, alışkanlık var, yüz çevirme var.
“ikna olmadım” demek her zaman temiz bir aklî sonuç değildir. bazen insan ikna olmak istemediği için ikna olmaz. nefsine ağır geldiği için, hayatı değişmesin diye, teslim olmak istemediği için reddeder. kur’an’ın anlattığı müşriklerin çoğu allah’ı hiç tanımayan insanlar değildi. hak geldiği halde yüz çevirdiler.
son söz:
allah hiç bir kuluna haşa zulmetmez. kul robot değildir. şeytan zorlayıcı değildir. dünya oyun değil, imtihandır. cennet de imtihanın karşılığıdır.
senin itirazın hep aynı yere dönüyor: allah’ı mahlûk gibi düşünmek, sonra da mahlûka uyguladığın ölçüyle allah’ı yargılamak. işte bu çok tehlikeli bir kapı. kul rabbini hesaba çekmez. kul haddini bilir, naslara teslim olur, aklını da vahyin önüne değil arkasına koyar.
وَاللّٰهُ أَعْلَمُ، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.