Bir de şu açıdan bakın;
Tamam diyelim ki tabiri caizse bir iddia, yarış söz konusu olmuş diyelim. Nuh tufanı neden oldu, çoğunlukta olan kötü ve inançsız insanlar neden helak oldu? Şeytan kazanmıştı veya öndeydi, insanların çoğunu kötülüğe yöneltti ve tam kazanırken yaradan hile mi yaptı?
Yaratıcı ile Şeytan arasında bir "iddia", bir "yarış" veya "maç" olduğunu varsaymak, İslam inancının en temel esası olan Tevhid (Tanrı'nın tekliği ve mutlak gücü) ilkesini tamamen yok etmek demektir. Bu bahsettiğin model İslam teolojisi değil, iyi ile kötünün savaştığı antik Pers dini Zerdüştlük (Dualizm) modelidir.
İslam inancına göre Şeytan, Allah'ın gücüne karşı koyabilen bağımsız bir "anti-tanrı" veya rakip değildir. O, mülkü tamamen Allah’a ait olan evrende, sadece kendisine verilen görevi/izin alanını kullanan tasmalı bir varlıktır.
Eğer ortada bir yarış varsa ve Şeytan Nuh kavmini yoldan çıkararak "önde" bitirdiyse, Allah neden Şeytan'ı değil de kandırılan insanları cezalandırdı? Maçta hile yapan oyuncu (Şeytan) ceza almıyor, aksine mühlet uzatılıyor; ama golü yiyen seyirci (insanlık) tufanla yok ediliyor. Bu mantık silsilesi, savunduğun adalet algısını baştan aşağı çökertir.
Nuh Tufanı'nda insanların çoğunun Şeytan'a uyması, Şeytan'ın Allah'a karşı "galip geldiğini" değil, "insanın çamurdan, nefisle ve zafiyetle yaratılan ham maddesinin Şeytan’ın manipülasyonuna karşı ne kadar dayanıksız olduğunu" kanıtlar.
Eğer bir laboratuvarda ürettiğin 100 üründen 99'u nemli odada küfleniyorsa ve sen o odaya nem veren cihazı (Şeytan'ı) kendi elinle koyup mühlet verdiysen; ürünler küflendiğinde "Aaa ürünler bozuldu" diyerek onları çöpe atıp imha etmeye (Tufan'a) hakkın yoktur. Çünkü o küflenme, senin kurduğun sistemin kaçınılmaz bir sonucudur. Allah zaten her şeyi ezelden bildiği için, Nuh kavminin o tufana sürükleneceğini Şeytan'ı yaratmadan önce de biliyordu. Dolayısıyla ortada ani gelişen bir "maç" veya "yaratıcının hilesi" yoktur; önceden planlanmış bir akıbet vardır.
Sen bu esprili "hile yaptı" argümanıyla, benim sorduğum temel teolojik sorunun etrafından dolaşmış oldun. Soru hala masada duruyor ve yakıcılığını koruyor:
Her şeyi önceden bilen, zamandan münezzeh bir Yaratıcı; insanların milyarlarca yıl boyunca acı çekeceğini, tecavüzlerin, cinayetlerin ve savaşların yaşanacağını ezelden biliyordu. Şeytan gelip "Ben senin bu kullarını yoldan çıkaracağım" dediğinde, Allah neden "Hayır, kullarımı senin şerrine bırakmıyorum" demek yerine, ona onay belgesi ve çalışma ruhsatı (mühlet) verdi?
Şeytan bu operasyon iznini zorla almadı, Yaratıcı bu alanı ona kendi iradesiyle açtı. Dolayısıyla Şeytan, sistemin dışındaki bir arıza değil; sistemin bizzat içine yerleştirilmiş bir test mekanizmasıdır. Kusurlu fıtrattaki insanı, görünmez bir düşmanla baş başa bırakıp, sonra "buna yenilirsen seni sonsuza kadar yakarım" demek, bir adalet seremonisi değil, mutlak gücün keyfiyetidir.
"Tanrı ile Şeytan iddialaştı" benzetmesi, ancak mitolojik hikayelerde yer alabilecek bir sığlıktır. İslam teolojisinde Şeytan, Allah'ın iradesine rağmen bir adım bile atamaz. O halde tekrar soruyorum: Kulunun cehenneme gitmesini istemeyen bir irade, neden o kulun cehenneme gidiş biletini kesen Şeytan’a kıyamete kadar VIP vize verir?