Bilim belki haklıdır bilemem. Bu konularda
@BetaHouse; arkadaşın binde biri kadar bilgim yok.
Bildiklerim kendi ilgi alanım ile sınırlı. Ne bugüne kadar bu konuları merak ettim. Ne de araştırdım.
Ama inanmak bana huzur veriyor. İnançta bulduğum huzuru hiçbiryerde ideolojide bulamadım.
Gerçekten ölümden sonra yaşamın olmasını istiyorum. Suçsuz masum iyi insanların bu dünyada göremediği mutluluğu orda yaşasın istiyorum.
Benim inancımda bana en çok etki eden konu epifiz bezi.
Her insanın vucudunda bilimin henüz keşfedemediği bu organın olduğuna inanıyorum. İnsan öldüğünde bu organı kullanmaya başlayıp başka aleme geçecek.
Peygamberler evliyalar mesela bu organı kullanıp dünyada bir yerden başka yere gidebilmiştir. Hatta evliyalar bu duruma vakıf olabilmiştir.
Paygemberler ise dünya dışı bambaşka boyutlara alemlere bu epifiz bezi ile görebilmiştir.
Bilim elbetteki bu dünyadaki birçok şeyi zaman içinde cevabını bulabilecek.
Ancak biliminde aciz kalacağı metafizik kurallarının olmadığı binlerce şeyin olduğuna inanıyorum.
Hanefi mezhebinin kurucusu İslam düşünürü Ebu Hanefi'nin dediği gibi;
Bilmediğim şeyleri ayaklarımın altına serse idim, başım göğe ererdi.
Ben arkadaşın bahsettiği çelişkili ayetlerin de aslında doğru mı yanlış mı ne demek istediğini de araştırmadım.
Ama içimdeki sese inanıyorum ve mutlaka çelişkili yanlış olarak bahsedilen ayetlerinde aslında o şekilde anlamı olmadığını düşünüyorum.
Bir Suriyeliye sormuştum. Sizin diliniz Arapça. Kuran'ın anlamını biliyor musun?
Yok demişti. Kuran günümüz Arapçası ile gönderilmedi. Kuran'daki birçok kelimenin anlamını bilmiyoruz demişti.
Diğer bir konu; Kuran'da mesela Arapça dışında başka dillerden kelimelerinde olduğu konusunda, Belki yüce Allah öğrenmemizi istediği kadarını öğrenmemizi istemiştir.
Sonuç olarak düşüncem, Muhakkak Biliminde hiçbir zaman cevabını bulamayacağı sonsuz sorunun olduğuna inanıyorum.
Neye inanırsan inan bir huzur bulacaksın zaten, inanç sistemlerinin amacı bu dostum, anlamını bilmediğin her soruya ilahi bir anlam yüklemek bir nevi her soruya cevap bulabilmektir aslında. Nasıl hissediyorsan öyle yaşa elbette ama ben inananların çoğunda bir şeyler seziyorum, çünkü bende aynısını yapardım inandığım zamanlarda. Özellikle araştırmak istemezdim, aynı hafta 4 roman bitirirdim ama elime Kuran alıp okumazdım, üşenmekten falan değil okumaya asla üşenmem ama ya umduğum gibi çıkmazsa? Ya çelişkiler görürsem? Ya inancım sarsılırsa? Ya imanım azalırsa? Ya ödüllendirilmezsem? Ya cezalandırılırsam? Ya boşluğa düşersem? Ya hayat anlamını yitirirse? Gibi gibi sayısız soru vardı kafamda, ben işte bu yüzden çok uzun yıllar en derinine inmeyi hiç istemedim çünkü inanmak rahatlatıyordu, olsun veya olmasın ben olduğunu düşündüğüm sürece vardı, eğer araştırıp olmadığına kanaat getirirsem kendimi boşlukta bulurdum, yaşamanın tadı tuzu kalmazdı, suçluların cezasız kalacağı, inananlara ödülün olmadığı bir dünyaya uyanırdım. İstemesem bile sağdan soldan çelişkileri duyuyordum, kulağımı kapatıyordum ama duyuyordum. Çok defa yok canım, öyle değildir ya, yok artık, o kadar da değildir be derken buldum kendimi. Evet inanmak rahatlatır, özellikle bir inanç için söylemiyorum bu dediğim genel, Hristiyan olsak mesih gelecek dertler bitecek diye slogan atardık belki, o yüzden kime veya neye inandığımızın bir önemi yok, bizi koruyup kollayan, iyilerin dostu, kötülerin düşmanı bir yaratıcı fikri kulağa hep çok hoş gelmiştir.
Peki ben daha sonra ne oldu da, neyi fark ettim de en ince detayına kadar araştırmayı tercih ettim biliyor musun? Fark ettiğim şey sorular ile yaşanmadığıydı, kuşku ve çelişkilerle rahat edemeyeceğimi düşünüp ne olursa olsun dedim. Bende sonuç eski halimden iki kat mutluluk oldu ama bu herkeste aynı etkiyi göstermeyebilir, hiçbir insan ile konuşmayıp evine kapanan var, kendine kötü şeyler yapanlar var, her suçu işlemeye söz vermiş kişiler var, her bünyede farklı etki yapıyor ve işin kötüsü kimse kendisinde nasıl bir etki yapacağını önceden bilemiyor. Ben huzur buldum, cevabını bilemediğim sorunun cevabını bulmuş gibi sevindim, biraz da kızdım, içimde kandırılmışlık hissi çok ağır bastı bazıları, bunca zaman yahu dedim, ben neler yapmışım nelere inanmışım dedim. Misal her türlü dini vecibeyi yıllarca yerine getirmiş kişiler eminim çok büyük hayal kırıklığına uğrarlardı ödül sisteminin olmadığına inandıklarında. Arapça konusunda da evet maalesef her dilde lehçeler ve şiveler var fakat Ayetlerde çok fazla yabancı kelime var, üstelik en eski Arapça yani daha az harf ile ve doğru düzgün dil bilgisi kuralı olmadan, içerisinde bazı yöresel deyimler bulunan ve herkesin anlayamayacağı bir dil, Arapların bile anlayamayacağı. Bir şekilde meal edilmiş tabi sayısız kere ama anlamını yitirmiş kelimeler veya cümle yapıları olmadığını kimse iddia edemez. Öğrenmemizi istediği kadarını öğrenmişizdir gibi bir cümle bile aslında kafirlik sebebidir biliyor musun? Kafir kelimesi üzerini örten demektir, gerçek anlamını inkar eden, doğruları saklayan demektir. Ben üzerini örtmüyorum mesela, ne anlıyorsam, ne okuyorsam, ne duyuyorsam odur, orada öyle demek istemedi, aslında burada böyle diyordur dediğin an Tanrıcılık oynuyorsundur, üzerini örten olmuşsun demektir. Herkes anlayabilsin diye apaçık bir Arapçadır diye Ayet var, demek öğrenmemizi istediği kadarı değil, gayet anlaşılır şekilde tamamını öğrenmemiz için aslında apaçık imiş. Bu arada bari Hanefi mezhebinin imamı Ebu Hanife nasıl ölmüş, hangi ithamlarda bulunulmuş, neler demiş bir onu araştır istersen, veya boş ver dediğin gibi bazen bilmemek mutluluktur.
Bilim bir din değildir, her şeyi ben yarattım, her şeyin doğrusunu ben bilirim, her şeyde bir hayır vardır düsturu yoktur, hiçbir doğru aslında doğru olmayabilir, geçmişte Einstein'ın Newton'ın bile doğru zannedilen tezleri çürütülmüştür, bilim zaten kendi içinde ortaya atılanları yanlışlayarak olabilecek en doğruyu tespit etmektir bir nevi. Bir şeyi %100 doğrulamak imkansız ise %99 doğrulamak için çabalar bilim, doğruya en yakın olan şeydir kısacası. İnanç sistemlerinin her soruya cevap verdiğini zannediyoruz, bir kesim ise inanç sistemlerinin a dediğine bilim b dediğinde bilimi inanç karşıtlığı zannedebiliyor. Gerçi bunun doğruluk payı var, bir inanç araştırmasında Abd toplumunun %90 kadarının bir şeylere inandığı tespit edilmiş. Abd li bilim insanları arasında aynı araştırma yapıldığında oran yanılmıyorsam %7 lere düşmüş, en seçkin ödüllü bilim insanları arasına indirgendiğinde ise inanma oranı %3 lere kadar düşmüş. Bu bağlamda bilim inananlar tarafından bazen hoş karşılanmayabiliyor, bunun sebebi bazen gavur icadı diye yaftalandığı içinde olabiliyor. Osmanlı zamanı rasathane yapılmış ama gökyüzünde meleklerin kalçalarına bakıyor bu kafirler diye halk ayaklanmış, rasathane top atışları ile yıkılmış en sonunda o hesap. Son olarak bilim epifiz bezini keşfedemedi ise sen bu organı nasıl biliyorsun? Belki pineal bez veya 3. göz olarak bilenler de vardır, şu kozalak şekline benzeyen körelmiş organcık hani. Belki keşfedilmiştir yani, sadece tam olarak neler yapabildiğini bilemiyoruzdur. Belki florür ile köreliyordur, karanlıkta aktif oluyordur yani olabilir. Ben mucizelere, kerametlere, ermiş evliya ve Peygamberlere pek inanmam, kendi çapımda anlamlandırma şeklim var bazı şeyleri ama denizi ikiye yardı, ay ikiye bölündü, parmaklarından su fışkırttı gibi şeyleri pek dikkate almam. 1600 lü yıllarda gökyüzünde ufoların gerçekleştirdiği savaşa bile daha çok inanırım çünkü yüzlerce şahit ifadesi var ortada, resimlerini çizmişler ve sayısız görgü tanığı aynı ifadeleri vermiş, hatta 1900 lerin başında İtalya da bir futbol maçı sırasında tepede sayısız ufo görülmüş, tüm stadyum şahit olmuş, Ay'ın ikiye bölünme, göğe yükselme, kalbin çıkarılıp temizlenmesi efsanelerinden çok daha gerçekçi en azından yakın zamanda görgü tanıkları mevcut dediğim gibi ufo lar bile çok daha akla mantığa uyuyor. Bir yerde tutarsızlık var ise oradan kaynak edinmem mesela ben, aynı insanlar için önce karınlarına açlıktan taş bağlarlardı, hatta Peygamber herkes tek taş bağlarken 2 taş birden bağlardı, bir fırkası vardı açlıktan ölüyordu, 3 günde bir hurma yerdi gibi efsaneleri duyduktan sonra üzerine dönemin en zengin kadını ile evlendiği, sayısız saldırıdan yüzlerce kilo altın ve değerli eşya ganimet aldığı, torunu doğdu diye 100 deve kestiği, sırf bir kabile şefini inancına davet etmek için yüzlerce deve ve köle hibe ettiği, dönemin halkından bazı kişilerinin mirasları çocukları tarafından külçe külçe altınları balta ile parçalamak sureti ile paylaşıldığı da sahih kaynaklarda geçince hem öyle hem böyle nasıl olabiliyor diye düşünüyor insan. Aynı soruya iki farklı cevap alıyorsan orada bir çelişki vardır. Bu kişisel düşüncemdir, herkes istediği gibi düşünebilir.
Kusura bakılmasın konudan epey alakasız oldu bu arada genel olarak

Çoğalma konusuna ek olarak ise insanlar içgüdüsel olarak bazı mirasları var. Misal karanlıktan korkma davranışı bazen içgüdüseldir, ormanda gece yırtıcılardan korktuğumuz zamanlardan kalma belki, korkunca tüylerimizin diken diken olması bir nevi kirpi gibi, ne bileyim karşımızdakinden daha büyük görünme hissi gibi bir durumu ifade ediyordu sanırım. Bazı durumlarda kalbimizin hızlanması, nefes alıp verişimizin hızlanması, terleme ve titreme de benzer miraslardan. Ateşin yanında güvende hissetmemiz, çocuklarımızı doyurma ve koruma mekanizması genelde içgüdüsel olarak var. Yeni doğan bir kedi yavrusunun gözlerini bile açmadan emecek bir şey araması gibi içgüdüsel mesela, emeceği şeyi bilmiyor, emmek nedir bilmiyor ama doyacağını ve bunu yapması gerektiğini, yoksa hayatta kalamayacağını içgüdüsel olarak biliyor daha doğar doğmaz. Milyarlarca yıl içinde çoğalma mekanizması nasıl, niçin, neden ve ne şekilde miras kaldı, kesin olarak bilmek imkansız gibi bir şey yani ne desek tam karşılığı, nokta atışı cevabı olamayacak.