• 21-01-2023, 19:57:18
    #28
    Her canlı türünü devam etmeye programlanmıştır.Sen istemesende hormonlar tetikliyor bir şeyleri 😁
  • 21-01-2023, 19:57:59
    #29
    Benimde uzun süre üzerinde düşündüğüm, araştırdığım bir konuydu, etiket için teşekkür ediyorum. Aslında üremek kelimesi yerine cinsellik ve çoğalmak gibi iki farklı kelime seçmeye çalışacağımı belirteyim, çünkü sadece çoğalmak için cinsellik veya sadece cinsellik olsun diye çoğalma olabiliyor, bunları birbirinden ayırmak lazım. Kısacası çoğalma amacı olmayan canlıların sadece cinsellik istekleri çoğalmalarına neden olabiliyor, çoğu kişiye önemsiz bir detay gibi görünecek ama bence oldukça önemlidir bu konu.

    Çoğalma isteği biraz gelişmişlik ve gelişmemişlikle de alakalı aslına bakarsanız. Kaynakları kurcalamadan aklıma eseni yazacağım için saçma gibi görünebilir ama kendi türümüz için söylemek gerekirse " insani gelişmişlik " üreme davranışlarımızı doğrudan etkiliyor. Gelişmiş Avrupa ülkelerinde, Finlandiya, Rusya ve özellikle Ukrayna gibi ülkelerde nüfus artmıyor, azalıyor. Nijerya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Orta Afrika Cumhuriyeti gibi ülkelerde ise nüfus aşırı hızlı artıyor. Öncelikle insanın aklındaki çoğalma güdüsünü bir Afrikalı gelişmemiş ülke gözünden izleyelim. Bir Somali vatandaşısınız ve ülkede her 3 kişiden biri aids, ortalama yaşam süresi erkeklerde anca 40, düşünün 50 yaşını görene çok yaşamış ihtiyar gözüyle bakıyorlar, ekonomi alabildiğine kötü, ne kadar çok kişi çalışır ekmek getirirse hayatta kalınma şansı o kadar fazla. Hem doğumda hem 3-5 yaşından sonra çocuklarda ölüm oranı aşırı yüksek. Nüfus genç olduğu için ve ortalama yaşam süresi kısa olduğu için hızlıca erkenden çoğalmaya başlıyorlar, kaç tanesinin hayatta kalacağını bilemedikleri için atıyorum 12 çocuk yapıyorlar ve 5 tanesi hayatta kalabiliyor, eğer 3-4 tane çocukları olsa belki hiç hayatta kalan olamayacaktı, bu riski alamadılar. Yaşlandıklarında kendilerine bakmaları için ve eve ekmek getirmeleri için bolca çalışan nüfus gerekiyor gelişmemiş bir Afrika ülkesinde çekirdek aileye, aslına bakarsanız tamamen hayatta kalma güdüsü ile hareket ediyorlar. Gelişmiş ülkelerde ise mesela Rusya'da kadınlar vücutları bozulmasın diye, kilo almamak vs. gibi sebeplerden çocuk doğurmak istemeyebiliyor, erkekler sorumluluk almaktan kaçıyor. Afrika da kim takar kiloyu veya vücudun sarkmasını, bol bol çocuk yap ki çalışıp sebze meyve alıp evi geçindirsinler, yaşlanınca önüne ekmeğini suyunu koysunlar.

    Çoğalmanın birde sanatsal yönü vardır. Ressamlar, müzisyenler vs. geleceğe bir eser bırakmak isterler, adlarının veya soyadlarının yaşamasını isterler, en azından eserlerinde. Çoğalmak bu gibi kişiler için geleceğe yatırım gibidir, bıraktıkları en büyük mirastır ve genellikle çocuklarının kendi yapamadıklarını, yarım bıraktıklarını tamamlamalarını isterler, bir nevi hayata devam ediyormuş gibi düşünebilirsiniz. Futbolcu babası gibi futbolculuğu seçen birinin oğlunun futbolcu olması gibi nesilden nesile.

    Günümüz için konuşuyoruz ama geriye dönelim, ilk çağ ve orta çağ zamanları savaşlar var, ülkenin ve ordunun askere ihtiyacı var, hanelerin korunmaya ihtiyacı var, eli silah tutan erkeklere, bu erkekleri doğuracak kadınlara ihtiyaç var. Çoğalmak o zamanlar bir eğlence veya lüks değil, tamamen ihtiyaç. O zamanlarda ordular sefere çıkacakları gece hemen hemen tüm askerler eşleri ile birlikte olur, kendisi dönemezse hanesine bir erkek miras bırakmaya çalışırmış. Gelişmemiş Afrika ülkeleri örneğini burada da verebiliyoruz bu arada, aynı şekilde hayatta kalma ve yaşlılığında kendine bakacak çocuklarının olması o zamanlar şimdikinden daha önemli çünkü emeklilik diye bir şey yok, bir Alman emekli olunca dünya turuna çıkabiliyor gayet dolgun olan maaşı ile ama o zaman yaşlılar bir an önce ölsün diye bekleniyor, hatta Vikingler yaşlılarını belirli dönemlerde toplayıp ormanda ölmeleri için terk ediyorlar, bu sebeple arkada çocuk bırakmak çok önemli.

    Dini açıdan çoğalmaya pek girmeyeyim, zaten inançlara göre öteki tarafta çoğalma yok ama huriler var, o halde üremeyi ikiye bölmüştük ve ilkine çoğalma demiştik ya, inanç sistemleri diğeri olan 2. si ile daha çok ilgilenebiliyor çünkü dediğim gibi çoğalma yok. Çok daha eskilere inebiliriz insanlar konusunda ama azıcık diğer canlılardan bahsedelim. Kahvaltıda bir domatesi bile ikiye kesince içinde onlarca hatta yüzlerce tohum görüyoruz, bu onların bir nevi üreme organlarıdır. Bilinci yok ama evrim onları bir şekilde hayatta kalmaya adapte edebilmiş. Evrime ve bilime inanıyoruz tezi ile düşünerek söylüyorum, çoğalamayan canlı türünün nesli yok olur, şu an varlığını sürdüren tüm canlı türlerinin bir şekilde nesillerini devam ettirdiği sonucuna varabiliriz. Henüz çoğalma konusunda evrimini tamamlayamamış, doğal seçilimde çoğalmanın bir kolayını bulamamış kaç çeşit canlı türünün yok olduğunu ise bilemiyoruz. Bazı canlılar tozlaşıyor, bazıları yumurtluyor, bazıları bölünüyor, bazıları ise doğuruyor, her canlı bir şekilde çoğalma adaptasyonuna sahip, bu zamanla genlerimize kodlanmıştır. Şu an ise türümüz tehlikede değil, çoğalıp çoğalmamak bir tercih meselesi haline gelmiş durumda ve tamamen bizim elimizde, mesela ben çoğalmayı düşünmüyorum, bir karavana atlayıp ülkemi gezmek istiyorum 5-10 sene, bu benim tercihim. Bu arada bir arkadaş seçilim baskısı doğal seçilim konularına alakasız bir yerde değinmiş, sende milyonlarca yıl sonrasının neslini düşündüğümüzü söylemişsin ama o kadar derin bir şey değil. Bizler basit canlılarız, şurada hani 80-100 sene hayatta kalacağız ve en fazla torunumuzun torununu göreceğiz belki, bizim düşündüğümüz gelecek nesiller milyonlarca yıl değil, torunumuzun torunu ile sınırlı. Gerisini torunumuzun torunundan sonraki nesil düşünür.

    Hiçbir şey yoktan var edilmemiştir, hiçbir varlık ise aslında yok edilemez, sadece şekil değiştirir. Dini yönden bakma tabi bu duruma, bir şekilde karbon bazlı canlılarız ve başka gezegenlerde silikon bazlı yaşamlar da olabilir. Biz bu maddelerden oluştuk, evrimleştik, çoğaldık, biz öldükten sonra da bedenimizle toprağa organik maddelerimizi geçireceğiz, toprağa ve toprakta bulunan bitkilere, hayvanlara, mikro organizmalara katkı sunacağız, o canlılarla da insanlık yeniden beslenecek ve bu döngü bu şekilde devam edecek. Üreme, çoğalma eskilerde bir zorunluluk, hayatta kalmak ve hayata devam edebilmek ile ilgili bir meseleydi, ülkenin asker ihtiyacını karşılamak, tarlalarda ürün yetiştirmek ve avlanma için yardımcı ihtiyacıydı ama günümüzde çoğalma güdüsü şekil değiştirdi. Hayvanların çoğunda çoğalma içgüdüsel gerçekleşiyor bu arada. Arkadaşımın bir kedisi var, neredeyse doğduğu günden beri arkadaşımda ve hiç erkek kedi görmemiş bir dişi. Bu kedi daha yılını doldurmadan bazı dönemlerde uluma gibi sesler çıkarmaya başladı, eve gelen erkek kim varsa başlıyor paçalarından koklamaya, yardım edin çığlığı gibi hiç durmuyor, birkaç gün sonra kendine geliyor ama sonra yeniden aynı şeyler. Hiç erkek kedi görmemiş, cinsellik duygusu nedir bilmeyen bir kedi bu, bir erkek kediyi bile kokladığını sanmıyorum ama eve gelen herkesi kokluyor sanki bir şey arar gibi. Bitkilerin ise tohumlarını ve tohumlu meyvelerini uzaklara taşımak ve çoğalmak amacı olsa bile bunu gerçekleştirecek hareket enerjileri yok, aslında çoğu canlının çoğalma amacı da yok doğada. Bazı durumlarda ise zarar/fayda konusu devreye giriyor örneğin doğaya bıraksanız yüksek ihtimalle hayatta kalamayacak olan bazı küçükbaş hayvanların, sebzelerin ve meyvelerin çoğalmasını biz istiyoruz ve sağlıyoruz çünkü burada bir fayda var, kazanımımız var. Bilimsele hiç girmeyelim yoksa içinden çıkamayız ama başlık çok iyi, tebrik ederim.
  • 21-01-2023, 20:06:37
    #30
    onehost.net adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bir soru da ben sorayım. İyice düşünsün isteyen

    Neden gözlerimiz ve kulaklarımız var?

    Görmemiz ve duymamız için ise, kim görmemizi ve duymamızı istemiş? Hangi soruyu sorsak, cevabı ortak benim için.

    Başka şekilde açıklayana da saygı duyarım fakat katılmam. Ortada:

    1) Mükemmel bir ilim
    2) Varlığını, yokluğuna tercih eden irade
    3) Merhamet olmazsa, görme ve duyma eylemi de olamazdı. Bu mükemmel sanatsal yapı; gözler ve kulaklar olmazdı. Ki göz ve kulak dışında sayılabilecek daha milyonlarca sanat var. Üstelik her tarafımızda. Ne mutlu görmek isteyene
    Bir soru da ben sorayım o zaman neden bütün canlılar aynı anatomik yapı ile yaratılmış? Üreme organlarımız memeler diğer organlar iç dış solucandan tut gergedana kadar insan dahil aynı? Madem insan özel diğer canlılardan ayrı yaratıldı akıl verildi irade verildi bazı şeyleriyle ayrilabilirdi neden yaratıcı benzer yarattı?
  • 21-01-2023, 20:07:46
    #31
    Bilimsellik "amacı" cevaplamaz... Ama mantığı cevaplayabilir:

    Rastgele Program Oluşturucu adlı bu harika makineyi yaptığımı hayal edin. Tek bir görevi vardır: Rastgele bilgisayar programları oluşturmaya devam etmek ve bunların çalışmasına izin vermek. Bu programlar, ASCII resminin yazdırılmasından pi değerinin hesaplanmasına kadar her şeyi yapabilir. Tamamen rastgele. Diyelim ki bu makine saniyede bir bilgisayar programı üretiyor.

    Beş yıl sonra geri dönüp makinemin neler başardığını görüyorum.

    O da ne? Çalışan milyonlarca program olduğunu, ancak neredeyse hepsinin aynı kodu çalıştırdığını görüyorum.

    Bu nasıl mümkün olabilir!? Makinemi asla bunu yapmak için yaratmadım. Rastgele programlar üretmesi gerekiyordu, aynı programı tekrar tekrar üretmemesi gerekiyordu! Birisi makinemi hackledi. Şok oldum ve koda bakın, hepsi koşmakla çok meşgul.

    Ve işte bulduklarım. Kod basitçe şöyle der: kendinizin kopyalarını oluşturun ve çalıştırın.

    Fakat ya bir hack durumu söz konusu değilse? Ya makinem tamamen şans eseri rastgele - kendinizin kopyalarını oluşturun ve çalıştırın - diyen bir program oluşturdu ise? Bu kesinlikle mümkün. Bir piyangoyu kazanma olasılığı sıfıra yakın, ancak birinin kazanma olasılığı 1. Makinemin bir sonraki programı oluşturma şansı sıfıra yakın, ancak bu mümkün. Beş yılda 157.680.000 saniye vardır. Bu, 157.680.000 farklı programın üretildiği anlamına gelir. Bunlardan birinin kendini kopyalama programı olması kesinlikle mümkün. Aslında, yeterince zaman geçtikten sonra, bunun gerçekleşmesi için çok sağlam bir olanak var.

    Sonra ne oldu? Program, yeni programlar üretmeye devam eden yeni programlar üretmeye devam etti… çalışan tek program türü (neredeyse) kendini kopyalama programı olana kadar. Sürekli çalışmaya devam et programı ve pi hesapla programı gibi çalışan başka programlar da vardı, ancak bunlar kopyalanmadı. Yani sadece… varlar. Ve işlemeye devam ediyorlar.

    Bu programlar neden çoğaldı? Aslında bir hack değilse ve Tanrı'dan gelen bir karar değilse hiçbir sebep yok. Tamamen rastgele oluşturuldular. Ancak kendilerini kopyalamak, kendi kendini kopyalayan programların yıllarca hayatta kalmasını sağladı. Çoğalmaları kendi hayatta kalmalarını sağladı. Var olmaya, çoğalmaya ve her yere yayılmaya devam ediyorlar. Çoğalmayan tüm programlar, hikayelerini anlatamaz hale gelerek öldüler. Ve ölüyüorlar...

    İşte tam da bu noktada, aynı zamanda canlıların biyolojik yapısındaki milyonlarca işleyiş ve hareket için de "amacı ve mantığı" sorusu söz konusu olabilirdi ama bizim beynimiz üremeye odaklandığı için, bu sorular sadece "üreme" mevzusunda mevzubahis oldu...
  • 21-01-2023, 20:13:15
    #32
    ent adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bilimsellik "amacı" cevaplamaz... Ama mantığı cevaplayabilir:

    Rastgele Program Oluşturucu adlı bu harika makineyi yaptığımı hayal edin. Tek bir görevi vardır: Rastgele bilgisayar programları oluşturmaya devam etmek ve bunların çalışmasına izin vermek. Bu programlar, ASCII resminin yazdırılmasından pi değerinin hesaplanmasına kadar her şeyi yapabilir. Tamamen rastgele. Diyelim ki bu makine saniyede bir bilgisayar programı üretiyor.

    Beş yıl sonra geri dönüp makinemin neler başardığını görüyorum.

    O da ne? Çalışan milyonlarca program olduğunu, ancak neredeyse hepsinin aynı kodu çalıştırdığını görüyorum.

    Bu nasıl mümkün olabilir!? Makinemi asla bunu yapmak için yaratmadım. Rastgele programlar üretmesi gerekiyordu, aynı programı tekrar tekrar üretmemesi gerekiyordu! Birisi makinemi hackledi. Şok oldum ve koda bakın, hepsi koşmakla çok meşgul.

    Ve işte bulduklarım. Kod basitçe şöyle der: kendinizin kopyalarını oluşturun ve çalıştırın.

    Fakat ya bir hack durumu söz konusu değilse? Ya makinem tamamen şans eseri rastgele - kendinizin kopyalarını oluşturun ve çalıştırın - diyen bir program oluşturdu ise? Bu kesinlikle mümkün. Bir piyangoyu kazanma olasılığı sıfıra yakın, ancak birinin kazanma olasılığı 1. Makinemin bir sonraki programı oluşturma şansı sıfıra yakın, ancak bu mümkün. Beş yılda 157.680.000 saniye vardır. Bu, 157.680.000 farklı programın üretildiği anlamına gelir. Bunlardan birinin kendini kopyalama programı olması kesinlikle mümkün. Aslında, yeterince zaman geçtikten sonra, bunun gerçekleşmesi için çok sağlam bir olanak var.

    Sonra ne oldu? Program, yeni programlar üretmeye devam eden yeni programlar üretmeye devam etti… çalışan tek program türü (neredeyse) kendini kopyalama programı olana kadar. Sürekli çalışmaya devam et programı ve pi hesapla programı gibi çalışan başka programlar da vardı, ancak bunlar kopyalanmadı. Yani sadece… varlar. Ve işlemeye devam ediyorlar.

    Bu programlar neden çoğaldı? Aslında bir hack değilse ve Tanrı'dan gelen bir karar değilse hiçbir sebep yok. Tamamen rastgele oluşturuldular. Ancak kendilerini kopyalamak, kendi kendini kopyalayan programların yıllarca hayatta kalmasını sağladı. Çoğalmaları kendi hayatta kalmalarını sağladı. Var olmaya, çoğalmaya ve her yere yayılmaya devam ediyorlar. Çoğalmayan tüm programlar, hikayelerini anlatamaz hale gelerek öldüler. Ve ölüyüorlar...

    İşte tam da bu noktada, aynı zamanda canlıların biyolojik yapısındaki milyonlarca işleyiş ve hareket için de "amacı ve mantığı" sorusu söz konusu olabilirdi ama bizim beynimiz üremeye odaklandığı için, bu sorular sadece "üreme" mevzusunda mevzubahis oldu...
    Ehehe aslında kabul edilebilecek en iyi cevaplardan biri bu ama direkt İngilizceden çevrilmiş gibi olmuş. Metnin orijinalini nereden buldunuz hocam okumak isterim.

    Net bir cevap vermek imkansız bilimde hiçbir şeye net cevap vermek mümkün değil zaten. Şu an bunun doğruluğuna inanıyoruz ya da elimizdeki en iyi cevap üzerinden hareket ediyoruz. Bu konuyu da çok uzun bir zaman skalası için düşünüp mantığını bu şekilde açıklayabiliriz, net tatmin etmez ama işte geçiştirir.
  • 21-01-2023, 20:15:03
    #33
    @BetaHouse; Bilinci yok ama evrim onları bir şekilde hayatta kalmaya adapte edebilmiş. Niçin?
  • 21-01-2023, 20:34:37
    #34
    DartkGandalf adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Aslında üreme isteğinden kasıt burada Pandalardaki gibi üreme isteğinin düşük olması değil, yani üreme özelliğinin varlığı. Canlılarda farklı düzeylerde görülür bu özellik, her canlıda da bulunur elbet. İşte kastettiğim konu ise şu tam olarak. Siz hiç "buraya benden milyonlarca yıl sonraki neslim çok iyi uyum sağlar, benim genlerimi taşıyan birçok çocuk yavru sahibi olmalıyım" diye düşünüp ürediğini düşünüyor musunuz bir canlının. Yani çook büyük ihtimal ile nedeni bu değil fakat üremenin nedeni de tam olarak bu... Üremek milyonlarca yıl sonrasını düşünebilmek, geleceği düşünmek demek.

    Canlılar niye geleceği düşünür ki? Bir bakteri niye geleceğe yönelik bu eylemi gerçekleştiriyor ve kendini kopyalıyor mesela?
    Hocam zaten söyledim sizin sorunuzun cevabı DNA'da gizli.

    Biz mantık üretebiliriz fakat asıl sebep yani üremenin kaynağı DNA içersin'de.

    Olaya insan değilse bilinçsiz canlılar üzerinen değerlendirirseniz daha iyi anlarsınız. 1 gün ömrü olan bir canlı bile üreme ihtiyacı güdüyor. Kimsenin milyon yıl sonrasını düşündüğü falan yok yani.

    Olaya insanlar üzerinden bakarsanız toplumsal farklılıklar , Dinler , fakir , zengin vs bir çok etken işin içene girip kafanızı karıştırır ama dediğim gibi asıl sebep DNA

    Sizin sorunuzun cevabı budur bence.
    DNA neden bunu yapıyor derseniz kendini koruma mekanizması ve kendi parçasını devam ettirebilme ic güdüsü denilebilir.
  • 21-01-2023, 20:36:50
    #35
    Güzel konu açmışsın tebrik ederim anlıkta olsa hayatın genel düşüncelerinden uzaklaşıp kafayı farklı bi şeylere yormama sebep oldu ama kafam biraz güzel pek yoramadım
    Bütün canlılar için genelleme yapamayacağım ama insandan bahsedersek bence haz yani zevk bunu da ikiye ayırabilirim birincisi üreme anı ikincisi sonrası.
    Üreme anı yani ***. *** yaparken insan müthiş bir haz duyar çiftleşmeyi onun için ister.
    Sonrası ise çocuğunun olması. Çocuğun ona vereceği haz ise bambaşkadır ve bu hazzı ileriki zamanlarda yaşamak ister.
    Nerden biliyon dersen kendimden ***'i seviyorum ve 3 çocuğum var lanet olası bi ortam olmasa 13 tane daha olsun isterim neyse benden bu kadar sonraki yorumları keyifle okuyacağım.
  • 21-01-2023, 20:47:54
    #36
    onehost.net adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Teşekkür ederim saygı duyduğunuz için. Ben kendi inandığımı paylaşayım seve seve:

    İlk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem 'den son peygamberimize kadar, tüm peygamberlerin ısrarla vurguladığı ilah, aynı ilah: Kendinden başka ortağı olmayan, tek, en büyük, her şeye gücü yeten, ilmi sonsuz, şekil veren, merhameti de geniş ama aynı zaman da azabı da büyük olan, her türlü kusurdan uzak, yerde ve gökte ne varsa hepsini yaratan, imtihan etmek adına yarattığı insanları da ölümünden sonra diriltecek olan ilah. Hristiyanlık, yahudilik gibi çok fazla takipçisi olan inançların da kökeni aslında budur. Zamanla, yıllar geçtikçe insanlar bu dinlere kendilerinden bir şey kata kata, dinler bozulmuştur. Ve en son din, en son kitap ile bu hatalı düşünceler düzeltilmiştir. Örneğin Allah'ın oğlunun asla olmayacağı, Allah'ın tek başına yarattığı, eşi ve benzerinin bulunmadığı, doğurmadığı ve doğurulamayacağı, Kur'an içerisinde belirtilmiştir.

    İşte bu tek olan ilah; yarattığı canlıların kodları içerisine de üreme içgüdüsünü eklemiştir. Ben buna iman ediyorum. Ve şuna da kesinlikle inanıyorum. Bir insan, gerçekten iman etmek isterse ve detaylı bir şekilde araştırma yaparsa, Allah ona yardım eder. İmanı nasip eder.

    Herkese saygılarımla
    Bu mesajınızdan sonraki mesajınızda da göz kulak örneği verdiniz yani bildiğiniz deist argümanları ile dünya üzerinde varlığı kabul edilen 4,600 inanç sisteminin içinde var olan on binlerce Tanrıdan en az birinin olabileceğini iddia etmiş oldunuz. Göz ve kulak bir Tanrı sayesinde yaratıldı diyelim, hangi Tanrıdan bahsediyoruz? Sadece bakın bunlar yaratıldı diyerek on binde bir ihtimal bile olmayan 1 adet sizin inancınıza özgü Tanrıyı delillendirmiş olmuyorsunuz aslında. Tüm inanlarda Tanrı var ve hepsinin Tanrısı da şunu ben yarattım, bunu ben yarattım, onu da ben yarattım diyor zaten. Ortaya koymanız gereken şey kendi Tanrınız özelinde bir ispat ve bu ispatı 1,400 yıldır koyabilen olmadı. Argümanlarınızı geliştirmeniz gerekiyor, bu şekilde çoğu kişiyi ikna edebileceğinizi sanmıyorum, 6. veya 7. yüzyılda değiliz, bilim çağındayız ve insanlar araştırıyor, ayette İsa'ya incil'i verdik yazıyor ama aslında İsa'nın incil'i hiç görmediğini kısa bir araştırmayla görebiliyor, ayette tatlı sularda da inci ve mercan yetişebileceği yazıyor ama araştıran tüm insanlık aslında tatlı sularda inci ve mercanın yetişemeyeceğinin farkında, Hz.Nuh olayında suların bilmem kaç km yükselecek kadar dünya üzerinde bulunmadığı ve 40 yıl boyunca muhtemelen yüzlerce, hadi küçültelim onlarca km uzunluğunda bir tahta geminin ayakta duramayacağını, içinde hangi canlı olursa olsun hayatta kalamayacağını bilim biliyor zaten. Milyar yıllık kayalar var, bu kayaların katmanlarında böyle bir sel izine asla rastlanamıyor. Zülkarneyn hikayesinde güneşin dünya içinde bir balçığa battığını gördüğü yazılı ama güneş kaç yüz bin milyon dünya boyutunda isterseniz o konuya girmeyelim. Arıların meyve yediği ve midesinden bal çıkardığı yazılı, biz bunun böyle olmadığını görüyoruz. Anlayasınız diye apaçık Arapça denen ayetler içinde sayısı Nebatice, Süryanice, Aramice, Kıptice kelimeler mevcut, apaçık arapça denirken bile söylenen doğru değil. Bir harfi değişmemiştir denir ama yanılmıyorsam 29 farklı kitap var, hepsi birbirinden farklı, sorsan kıraat der geçerler, orada öyle demek istemiyor derler, sen anlamamışsın derler, gözleri kalplerı mühürlüdür derler ki kalp düşünme organı sayılır, gerçek islam bu değil derler bir şekilde o öyle değil bu böyle değil derler. Sende sürekli Ayet ve Hadis paylaşan birisin ama hiç çelişkili Ayet paylaştığını görmedim. İnanç mevzularına girmek istemiyorum ama her şeyi inanç ile açıklamaya çalışan yorumlar görünce de dayanamıyorum. İnsanlık anlamlandıramadığı her şey için Tanrılar üretmiş eski zamanlarda. Daha sonra rüzgarın nasıl oluştuğu öğrenilince rüzgar Tanrısı ölüvermiş, tarım geliştikçe ve iyi ürün elde edilmeye başlanınca doğa tanrısı ve bereket tanrısı ölüvermiş. Eee bu işler böyle, aklına bir soru takılır merak eder durursun için içini yer, biri gelip o sorunun cevabını verir ve o soruya karşı ilgin biter, artık o soruyu önemsemezsin hatta cevap bu kadar basit miymiş, ben ise neler düşünmüştüm dersin. Sen yine bildiğin yoldan devam et elbette sözüm sana değil ama en azından evrimsel biyolojı, ilim, bilim konularını bırak bari din adamları değil bilim adamları cevaplasın, tez, antitez, sentez, hipotez onlar bir şekilde hallederler.

    ------------

    dertliA adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    @BetaHouse; Bilinci yok ama evrim onları bir şekilde hayatta kalmaya adapte edebilmiş. Niçin?
    Bilinci olmayan canlılar da çoğalabilir, tek hücreden meydana gelen yarı cansız olan corona gibi virüsler de canlı bir hayata kavuşmak için canlı bir konak bulup çoğalmayı deneyebilirler, beyinleri olmayan canlılar mevcut, evrim o kadar garip bir şey ki erkekleri doğuran hayvanlar var deniz atları gibi, doğumdan sonra erkeğini canlı canlı yiyen türler var, bunlar daha dün olmadı ve bu adaptasyonların gelişimi en azından dünyanın yaşına yakın bir tarih olan 4,5 milyar yıldır sürüyor olabilir, evrende bilmediğimiz noktalarda ise 19 milyar yıldan fazladır canlılık çok karmaşık şekillerde evrilmiş olabilir. Evrim karşıtları maymundan gelmedik kelimesine takıyor ya mesela, aslında durum öyle değil. Evrime inananlar maymundan geldik falan demezler, şu zamana kadar yaşamış, şu zamandan sonra yaşayacak tüm canlıların atası ortaktır derler. Kısacası canlılığın ilk okyanuslarda volkanik sualtı bacaları etrafında yani sularda oluştuğuna inanılır ve bir kısım canlının karalara çıktığına, sonra bir kısmının suya geri döndüğüne inanılır. Kısacası bir salyangoz ile insan arasında bir akrabalık mevcuttur, ara formlar, geçiş formları, adaptasyon süreçleri ve seçilim baskısı, hepsi bir süreç. Bazıları insan şöyle kusursuzdur, böyle insandan gelmiştir der durur ama kuyruklu doğan insanlar dendiğinde kem küm. Eee maymundan beter kıllarla doğan insan var diyorsun, ehh şöyle böyle. Apandisitin görevi selüloz öğütmek diyoruz bizde bir işlevi yok diyoruz ama işte şey, gözlerimizde çapak kısmı var iç tarafta bir zar var aslında önceden olan fakat seçilim baskısı ile hayatımızdan çıkmış olan, daha benzeri şekilde çok fazla değişime uğramışız. Neandertaller, Denisovalılar, Homo Erictus vs. yok olup giden diğer insan türleri, biz ise Homo Sapiens olarak adapte olabilmiş ve yok olmamış son insan türüyüz. Sorunla alakasız şeyler oldu kusura bakma idare et, insan yavrusu aslında erken doğuyor mesela kaç kişi biliyor bunu? İnsan evrimsel süreçte kendini hayvanlardan ayıran en büyük özelliğini geliştirirken yani beyni büyürken insanlık neredeyse yok olmanın eşiğine gelmiş, hatta belki bazı insan türleri sırf bu seçilim baskısı yüzünden bile yok olmuş olabilir. Daha sonraki adaptasyon sürecinde insan yavrusu gelişimini tamamlayamadan doğmaya başlamış çünkü biraz daha kafası geniş doğsa doğum kanalından geçemeyecek ve annesinin kesin ölümüne sebep olacak şekilde gelişim gösteriyor insan. Çoğu hayvan doğar doğmaz gözlerini açar, ayağa kalkıp 4 atak üzerinde durur, koşup zıplar, annesinden süt emer ama insan yavrusu diğer tür yavrularına göre daha savunmasızdır, gelişimini doğumdan sonra tamamlamaya çalışır hatta bazı kemikleri gebelik döneminde oluşmaz, bazıları ise oluşmuştur ve doğduktan sonra ayrı parçalara bölünür. Sorunun asıl mantıklı cevabı ise ilk canlılar yanılmıyorsam bölünerek çoğalıyorlar fakat zamanla daha az materyal aktarımı sayesinde de üreme adaptasyonu sağlanıyor kısaca.