Benimde uzun süre üzerinde düşündüğüm, araştırdığım bir konuydu, etiket için teşekkür ediyorum. Aslında üremek kelimesi yerine cinsellik ve çoğalmak gibi iki farklı kelime seçmeye çalışacağımı belirteyim, çünkü sadece çoğalmak için cinsellik veya sadece cinsellik olsun diye çoğalma olabiliyor, bunları birbirinden ayırmak lazım. Kısacası çoğalma amacı olmayan canlıların sadece cinsellik istekleri çoğalmalarına neden olabiliyor, çoğu kişiye önemsiz bir detay gibi görünecek ama bence oldukça önemlidir bu konu.

Çoğalma isteği biraz gelişmişlik ve gelişmemişlikle de alakalı aslına bakarsanız. Kaynakları kurcalamadan aklıma eseni yazacağım için saçma gibi görünebilir ama kendi türümüz için söylemek gerekirse " insani gelişmişlik " üreme davranışlarımızı doğrudan etkiliyor. Gelişmiş Avrupa ülkelerinde, Finlandiya, Rusya ve özellikle Ukrayna gibi ülkelerde nüfus artmıyor, azalıyor. Nijerya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Orta Afrika Cumhuriyeti gibi ülkelerde ise nüfus aşırı hızlı artıyor. Öncelikle insanın aklındaki çoğalma güdüsünü bir Afrikalı gelişmemiş ülke gözünden izleyelim. Bir Somali vatandaşısınız ve ülkede her 3 kişiden biri aids, ortalama yaşam süresi erkeklerde anca 40, düşünün 50 yaşını görene çok yaşamış ihtiyar gözüyle bakıyorlar, ekonomi alabildiğine kötü, ne kadar çok kişi çalışır ekmek getirirse hayatta kalınma şansı o kadar fazla. Hem doğumda hem 3-5 yaşından sonra çocuklarda ölüm oranı aşırı yüksek. Nüfus genç olduğu için ve ortalama yaşam süresi kısa olduğu için hızlıca erkenden çoğalmaya başlıyorlar, kaç tanesinin hayatta kalacağını bilemedikleri için atıyorum 12 çocuk yapıyorlar ve 5 tanesi hayatta kalabiliyor, eğer 3-4 tane çocukları olsa belki hiç hayatta kalan olamayacaktı, bu riski alamadılar. Yaşlandıklarında kendilerine bakmaları için ve eve ekmek getirmeleri için bolca çalışan nüfus gerekiyor gelişmemiş bir Afrika ülkesinde çekirdek aileye, aslına bakarsanız tamamen hayatta kalma güdüsü ile hareket ediyorlar. Gelişmiş ülkelerde ise mesela Rusya'da kadınlar vücutları bozulmasın diye, kilo almamak vs. gibi sebeplerden çocuk doğurmak istemeyebiliyor, erkekler sorumluluk almaktan kaçıyor. Afrika da kim takar kiloyu veya vücudun sarkmasını, bol bol çocuk yap ki çalışıp sebze meyve alıp evi geçindirsinler, yaşlanınca önüne ekmeğini suyunu koysunlar.

Çoğalmanın birde sanatsal yönü vardır. Ressamlar, müzisyenler vs. geleceğe bir eser bırakmak isterler, adlarının veya soyadlarının yaşamasını isterler, en azından eserlerinde. Çoğalmak bu gibi kişiler için geleceğe yatırım gibidir, bıraktıkları en büyük mirastır ve genellikle çocuklarının kendi yapamadıklarını, yarım bıraktıklarını tamamlamalarını isterler, bir nevi hayata devam ediyormuş gibi düşünebilirsiniz. Futbolcu babası gibi futbolculuğu seçen birinin oğlunun futbolcu olması gibi nesilden nesile.

Günümüz için konuşuyoruz ama geriye dönelim, ilk çağ ve orta çağ zamanları savaşlar var, ülkenin ve ordunun askere ihtiyacı var, hanelerin korunmaya ihtiyacı var, eli silah tutan erkeklere, bu erkekleri doğuracak kadınlara ihtiyaç var. Çoğalmak o zamanlar bir eğlence veya lüks değil, tamamen ihtiyaç. O zamanlarda ordular sefere çıkacakları gece hemen hemen tüm askerler eşleri ile birlikte olur, kendisi dönemezse hanesine bir erkek miras bırakmaya çalışırmış. Gelişmemiş Afrika ülkeleri örneğini burada da verebiliyoruz bu arada, aynı şekilde hayatta kalma ve yaşlılığında kendine bakacak çocuklarının olması o zamanlar şimdikinden daha önemli çünkü emeklilik diye bir şey yok, bir Alman emekli olunca dünya turuna çıkabiliyor gayet dolgun olan maaşı ile ama o zaman yaşlılar bir an önce ölsün diye bekleniyor, hatta Vikingler yaşlılarını belirli dönemlerde toplayıp ormanda ölmeleri için terk ediyorlar, bu sebeple arkada çocuk bırakmak çok önemli.

Dini açıdan çoğalmaya pek girmeyeyim, zaten inançlara göre öteki tarafta çoğalma yok ama huriler var, o halde üremeyi ikiye bölmüştük ve ilkine çoğalma demiştik ya, inanç sistemleri diğeri olan 2. si ile daha çok ilgilenebiliyor çünkü dediğim gibi çoğalma yok. Çok daha eskilere inebiliriz insanlar konusunda ama azıcık diğer canlılardan bahsedelim. Kahvaltıda bir domatesi bile ikiye kesince içinde onlarca hatta yüzlerce tohum görüyoruz, bu onların bir nevi üreme organlarıdır. Bilinci yok ama evrim onları bir şekilde hayatta kalmaya adapte edebilmiş. Evrime ve bilime inanıyoruz tezi ile düşünerek söylüyorum, çoğalamayan canlı türünün nesli yok olur, şu an varlığını sürdüren tüm canlı türlerinin bir şekilde nesillerini devam ettirdiği sonucuna varabiliriz. Henüz çoğalma konusunda evrimini tamamlayamamış, doğal seçilimde çoğalmanın bir kolayını bulamamış kaç çeşit canlı türünün yok olduğunu ise bilemiyoruz. Bazı canlılar tozlaşıyor, bazıları yumurtluyor, bazıları bölünüyor, bazıları ise doğuruyor, her canlı bir şekilde çoğalma adaptasyonuna sahip, bu zamanla genlerimize kodlanmıştır. Şu an ise türümüz tehlikede değil, çoğalıp çoğalmamak bir tercih meselesi haline gelmiş durumda ve tamamen bizim elimizde, mesela ben çoğalmayı düşünmüyorum, bir karavana atlayıp ülkemi gezmek istiyorum 5-10 sene, bu benim tercihim. Bu arada bir arkadaş seçilim baskısı doğal seçilim konularına alakasız bir yerde değinmiş, sende milyonlarca yıl sonrasının neslini düşündüğümüzü söylemişsin ama o kadar derin bir şey değil. Bizler basit canlılarız, şurada hani 80-100 sene hayatta kalacağız ve en fazla torunumuzun torununu göreceğiz belki, bizim düşündüğümüz gelecek nesiller milyonlarca yıl değil, torunumuzun torunu ile sınırlı. Gerisini torunumuzun torunundan sonraki nesil düşünür.

Hiçbir şey yoktan var edilmemiştir, hiçbir varlık ise aslında yok edilemez, sadece şekil değiştirir. Dini yönden bakma tabi bu duruma, bir şekilde karbon bazlı canlılarız ve başka gezegenlerde silikon bazlı yaşamlar da olabilir. Biz bu maddelerden oluştuk, evrimleştik, çoğaldık, biz öldükten sonra da bedenimizle toprağa organik maddelerimizi geçireceğiz, toprağa ve toprakta bulunan bitkilere, hayvanlara, mikro organizmalara katkı sunacağız, o canlılarla da insanlık yeniden beslenecek ve bu döngü bu şekilde devam edecek. Üreme, çoğalma eskilerde bir zorunluluk, hayatta kalmak ve hayata devam edebilmek ile ilgili bir meseleydi, ülkenin asker ihtiyacını karşılamak, tarlalarda ürün yetiştirmek ve avlanma için yardımcı ihtiyacıydı ama günümüzde çoğalma güdüsü şekil değiştirdi. Hayvanların çoğunda çoğalma içgüdüsel gerçekleşiyor bu arada. Arkadaşımın bir kedisi var, neredeyse doğduğu günden beri arkadaşımda ve hiç erkek kedi görmemiş bir dişi. Bu kedi daha yılını doldurmadan bazı dönemlerde uluma gibi sesler çıkarmaya başladı, eve gelen erkek kim varsa başlıyor paçalarından koklamaya, yardım edin çığlığı gibi hiç durmuyor, birkaç gün sonra kendine geliyor ama sonra yeniden aynı şeyler. Hiç erkek kedi görmemiş, cinsellik duygusu nedir bilmeyen bir kedi bu, bir erkek kediyi bile kokladığını sanmıyorum ama eve gelen herkesi kokluyor sanki bir şey arar gibi. Bitkilerin ise tohumlarını ve tohumlu meyvelerini uzaklara taşımak ve çoğalmak amacı olsa bile bunu gerçekleştirecek hareket enerjileri yok, aslında çoğu canlının çoğalma amacı da yok doğada. Bazı durumlarda ise zarar/fayda konusu devreye giriyor örneğin doğaya bıraksanız yüksek ihtimalle hayatta kalamayacak olan bazı küçükbaş hayvanların, sebzelerin ve meyvelerin çoğalmasını biz istiyoruz ve sağlıyoruz çünkü burada bir fayda var, kazanımımız var. Bilimsele hiç girmeyelim yoksa içinden çıkamayız ama başlık çok iyi, tebrik ederim.