• 21-01-2023, 21:05:15
    #37
    BetaHouse adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bu mesajınızdan sonraki mesajınızda da göz kulak örneği verdiniz yani bildiğiniz deist argümanları ile dünya üzerinde varlığı kabul edilen 4,600 inanç sisteminin içinde var olan on binlerce Tanrıdan en az birinin olabileceğini iddia etmiş oldunuz. Göz ve kulak bir Tanrı sayesinde yaratıldı diyelim, hangi Tanrıdan bahsediyoruz? Sadece bakın bunlar yaratıldı diyerek on binde bir ihtimal bile olmayan 1 adet sizin inancınıza özgü Tanrıyı delillendirmiş olmuyorsunuz aslında. Tüm inanlarda Tanrı var ve hepsinin Tanrısı da şunu ben yarattım, bunu ben yarattım, onu da ben yarattım diyor zaten. Ortaya koymanız gereken şey kendi Tanrınız özelinde bir ispat ve bu ispatı 1,400 yıldır koyabilen olmadı. Argümanlarınızı geliştirmeniz gerekiyor, bu şekilde çoğu kişiyi ikna edebileceğinizi sanmıyorum, 6. veya 7. yüzyılda değiliz, bilim çağındayız ve insanlar araştırıyor, ayette İsa'ya incil'i verdik yazıyor ama aslında İsa'nın incil'i hiç görmediğini kısa bir araştırmayla görebiliyor, ayette tatlı sularda da inci ve mercan yetişebileceği yazıyor ama araştıran tüm insanlık aslında tatlı sularda inci ve mercanın yetişemeyeceğinin farkında, Hz.Nuh olayında suların bilmem kaç km yükselecek kadar dünya üzerinde bulunmadığı ve 40 yıl boyunca muhtemelen yüzlerce, hadi küçültelim onlarca km uzunluğunda bir tahta geminin ayakta duramayacağını, içinde hangi canlı olursa olsun hayatta kalamayacağını bilim biliyor zaten. Milyar yıllık kayalar var, bu kayaların katmanlarında böyle bir sel izine asla rastlanamıyor. Zülkarneyn hikayesinde güneşin dünya içinde bir balçığa battığını gördüğü yazılı ama güneş kaç yüz bin milyon dünya boyutunda isterseniz o konuya girmeyelim. Arıların meyve yediği ve midesinden bal çıkardığı yazılı, biz bunun böyle olmadığını görüyoruz. Anlayasınız diye apaçık Arapça denen ayetler içinde sayısı Nebatice, Süryanice, Aramice, Kıptice kelimeler mevcut, apaçık arapça denirken bile söylenen doğru değil. Bir harfi değişmemiştir denir ama yanılmıyorsam 29 farklı kitap var, hepsi birbirinden farklı, sorsan kıraat der geçerler, orada öyle demek istemiyor derler, sen anlamamışsın derler, gözleri kalplerı mühürlüdür derler ki kalp düşünme organı sayılır, gerçek islam bu değil derler bir şekilde o öyle değil bu böyle değil derler. Sende sürekli Ayet ve Hadis paylaşan birisin ama hiç çelişkili Ayet paylaştığını görmedim. İnanç mevzularına girmek istemiyorum ama her şeyi inanç ile açıklamaya çalışan yorumlar görünce de dayanamıyorum. İnsanlık anlamlandıramadığı her şey için Tanrılar üretmiş eski zamanlarda. Daha sonra rüzgarın nasıl oluştuğu öğrenilince rüzgar Tanrısı ölüvermiş, tarım geliştikçe ve iyi ürün elde edilmeye başlanınca doğa tanrısı ve bereket tanrısı ölüvermiş. Eee bu işler böyle, aklına bir soru takılır merak eder durursun için içini yer, biri gelip o sorunun cevabını verir ve o soruya karşı ilgin biter, artık o soruyu önemsemezsin hatta cevap bu kadar basit miymiş, ben ise neler düşünmüştüm dersin. Sen yine bildiğin yoldan devam et elbette sözüm sana değil ama en azından evrimsel biyolojı, ilim, bilim konularını bırak bari din adamları değil bilim adamları cevaplasın, tez, antitez, sentez, hipotez onlar bir şekilde hallederler.

    ------------



    Bilinci olmayan canlılar da çoğalabilir, tek hücreden meydana gelen yarı cansız olan corona gibi virüsler de canlı bir hayata kavuşmak için canlı bir konak bulup çoğalmayı deneyebilirler, beyinleri olmayan canlılar mevcut, evrim o kadar garip bir şey ki erkekleri doğuran hayvanlar var deniz atları gibi, doğumdan sonra erkeğini canlı canlı yiyen türler var, bunlar daha dün olmadı ve bu adaptasyonların gelişimi en azından dünyanın yaşına yakın bir tarih olan 4,5 milyar yıldır sürüyor olabilir, evrende bilmediğimiz noktalarda ise 19 milyar yıldan fazladır canlılık çok karmaşık şekillerde evrilmiş olabilir. Evrim karşıtları maymundan gelmedik kelimesine takıyor ya mesela, aslında durum öyle değil. Evrime inananlar maymundan geldik falan demezler, şu zamana kadar yaşamış, şu zamandan sonra yaşayacak tüm canlıların atası ortaktır derler. Kısacası canlılığın ilk okyanuslarda volkanik sualtı bacaları etrafında yani sularda oluştuğuna inanılır ve bir kısım canlının karalara çıktığına, sonra bir kısmının suya geri döndüğüne inanılır. Kısacası bir salyangoz ile insan arasında bir akrabalık mevcuttur, ara formlar, geçiş formları, adaptasyon süreçleri ve seçilim baskısı, hepsi bir süreç. Bazıları insan şöyle kusursuzdur, böyle insandan gelmiştir der durur ama kuyruklu doğan insanlar dendiğinde kem küm. Eee maymundan beter kıllarla doğan insan var diyorsun, ehh şöyle böyle. Apandisitin görevi selüloz öğütmek diyoruz bizde bir işlevi yok diyoruz ama işte şey, gözlerimizde çapak kısmı var iç tarafta bir zar var aslında önceden olan fakat seçilim baskısı ile hayatımızdan çıkmış olan, daha benzeri şekilde çok fazla değişime uğramışız. Neandertaller, Denisovalılar, Homo Erictus vs. yok olup giden diğer insan türleri, biz ise Homo Sapiens olarak adapte olabilmiş ve yok olmamış son insan türüyüz. Sorunla alakasız şeyler oldu kusura bakma idare et, insan yavrusu aslında erken doğuyor mesela kaç kişi biliyor bunu? İnsan evrimsel süreçte kendini hayvanlardan ayıran en büyük özelliğini geliştirirken yani beyni büyürken insanlık neredeyse yok olmanın eşiğine gelmiş, hatta belki bazı insan türleri sırf bu seçilim baskısı yüzünden bile yok olmuş olabilir. Daha sonraki adaptasyon sürecinde insan yavrusu gelişimini tamamlayamadan doğmaya başlamış çünkü biraz daha kafası geniş doğsa doğum kanalından geçemeyecek ve annesinin kesin ölümüne sebep olacak şekilde gelişim gösteriyor insan. Çoğu hayvan doğar doğmaz gözlerini açar, ayağa kalkıp 4 atak üzerinde durur, koşup zıplar, annesinden süt emer ama insan yavrusu diğer tür yavrularına göre daha savunmasızdır, gelişimini doğumdan sonra tamamlamaya çalışır hatta bazı kemikleri gebelik döneminde oluşmaz, bazıları ise oluşmuştur ve doğduktan sonra ayrı parçalara bölünür. Sorunun asıl mantıklı cevabı ise ilk canlılar yanılmıyorsam bölünerek çoğalıyorlar fakat zamanla daha az materyal aktarımı sayesinde de üreme adaptasyonu sağlanıyor kısaca.
    Yazdıklarını doğruluğuna mı katılayım, bu kadar bilgiyi nasıl edindiğine mi şaşırayım, biz ne kadar cahil kalmışız diye mi üzüleyim bir çok duyguyu ve düşünceyi yaşattığın için teşekkür mü edeyim valla bilemedim ama iyi ki varsın kardeşim senin gibi donanımlı insanların varlığına şahit olmak bile çok güzel eline emeğine düşüncelerine sağlık.
  • 21-01-2023, 21:25:32
    #38
    Çoğalmak, gen havuzu ve de duygu ve de zihnin gerekirdikleri, bir tür içgüdü, ama aşırı derecede kuvvetli bir içgüdü.

    Bu kadar basit. Fazla kasmayın.
  • 21-01-2023, 22:42:35
    #39
    Hayatta kal ve soyunu devam ettir dürtüsüyle alakalı ne kadar kalabalık aile fertlerine sahip olursan biyolojik olarak onkadar güvende oluyorsun sanırsam evrimsel bı durum bence
  • 21-01-2023, 23:27:05
    #40
    hayatta kalma soyunu devam ettirme insanın bilişsel bir noktaya gelmesi ile kendi düşündüğü bir şeydir. Bundan bir kaç milyon yıl öncesine kadar yani milyarlarca yıl canlılar "CANLI" kelimesinin karşılığı olan şeyi yaptıkları için yani nesillerini devam ettirebildikleri kopyalar yaratabildikleri için canlı olarak adlandırılabiliyorlar. Yani sorunuz öyle ilginç bir soru değil.
    Diyorsanız ki biz insanlar niye ürüyoruz, biz insan değiliz dostum "hayvanız"; sadece insan neslinin içinden bazıları milyarlarca yıldır devam eden şeye bir anlam katıyorlar. Canlı olmak zaten devam edilen bir silsile içinde bulunmak demektir. Bir güdü ya da amaç yoktur. İnsanlar bu amacı edinebilecek bilişsel seviyeye ulaşmıştır. Bazı insanlar tarım alanı için çocuk sayısı önemli olduğu için, bazıları sarhoşken prezarvatif kullanmayı unuttuğu için çocuk sahibi olur; bazıları da çok ulvi amaçlarla çocuk sahibi olduğunu düşünebilir, ama teknik olarak milyarlarca yıldır bir nesilden diğerine aktarılan bir süreç söz konusu. dolayısıyla "amacımız nedir amaç nedir de ürüyoruz" sorusu aslında standart bilimsel bir cevabı olan bir soru değil.
    Özetle: "belli bir amaç yok. canlı isen ürersin. yoksa canlı değilsindir."
    sağlıklı canlı nesilleriniz olsun inşallah.
  • 21-01-2023, 23:59:26
    #41
    ReferXchange adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    hayatta kalma soyunu devam ettirme insanın bilişsel bir noktaya gelmesi ile kendi düşündüğü bir şeydir. Bundan bir kaç milyon yıl öncesine kadar yani milyarlarca yıl canlılar "CANLI" kelimesinin karşılığı olan şeyi yaptıkları için yani nesillerini devam ettirebildikleri kopyalar yaratabildikleri için canlı olarak adlandırılabiliyorlar. Yani sorunuz öyle ilginç bir soru değil.
    Diyorsanız ki biz insanlar niye ürüyoruz, biz insan değiliz dostum "hayvanız"; sadece insan neslinin içinden bazıları milyarlarca yıldır devam eden şeye bir anlam katıyorlar. Canlı olmak zaten devam edilen bir silsile içinde bulunmak demektir. Bir güdü ya da amaç yoktur. İnsanlar bu amacı edinebilecek bilişsel seviyeye ulaşmıştır. Bazı insanlar tarım alanı için çocuk sayısı önemli olduğu için, bazıları sarhoşken prezarvatif kullanmayı unuttuğu için çocuk sahibi olur; bazıları da çok ulvi amaçlarla çocuk sahibi olduğunu düşünebilir, ama teknik olarak milyarlarca yıldır bir nesilden diğerine aktarılan bir süreç söz konusu. dolayısıyla "amacımız nedir amaç nedir de ürüyoruz" sorusu aslında standart bilimsel bir cevabı olan bir soru değil.
    Özetle: "belli bir amaç yok. canlı isen ürersin. yoksa canlı değilsindir."
    sağlıklı canlı nesilleriniz olsun inşallah.
    Kimse ne yazık ki tam anlayamadı soruyu hocam. Herkes neslini devam ettirmek, gibi şeyler söylediler. Ama soru bu değil.

    Üremek tek başına muazzam bir mekanik gerçekten. Üremek tüm canlıların DNA'larına mucizevi bir şekilde işlenmiş gibi geliyor bana. Teist değilim bu arada.

    Şöyle düşünün Üremek olarak düşünürseniz, komple bir neslin, bir ırkın devamı ve evrimleşmesi için harika bir sistem bu. Ancak üremeye tek başına bakın. Milyonlarca yıl önceye de gitmiyorum, günümüzden bir örnek veriyorum. Aslanlar, kaplanlar, kurtlar, ayılar ne düşünürseniz düşünün. Bunlar niye üresinler hocam? Üremekten ne avantajları olacak, nasıl bir çıkarları olacak. Evrimsel sürece, nesli devam ettirmeye bakarsak o ırkın çok işine yarayacak bir şey ama bunu düşünerek mi ürüyor, tabii ki hayır. Tamamen içgüdüsel olarak ürüyor.

    Aslan sürülerini falan bilirsiniz sanırım. Erkek aslanlar tam aksine belli bir erişkinliğe geldikten sonra onu üreten kişilerden birini yani "Erkek Aslan" babalarını öldürürler, onunla rekabet ederler. Aslanlar arasında çok çok nadir görünür Erkek aslanların yavrulara baktıkları. Dünya genelinde de olduğu gibi hep dişiler bakarlar, hatta çoğunlukla yalnız dişiler yavrularına bakarlar, bu dişi niye bu yükün altına girsin. Onları beslemek için ekstra avlanıp kendini yorsun, kendini tehlikeye atsın, aç kalsın. İki üç yıl sonra zaten büyüyüp yuvayı da terk ediyor tüm yavrular. Burada hayvan şunu düşünüyor mu dersiniz: "Olsun benim neslim devam etti, bundan yüzlerce yıl sonra neslim varolacak, evrimleşeceğiz, neslimizi korudum". Bir hayvan yaşamak için yapar her şeyi, hayatta kalmak için. Üremek hayatta kalma iç güdüsünün aslında tam tersine hizmet ediyor. Neslini hayatta tutmayı amaçlıyor, yani üreyen kişiyi değil. Üreyen kişi kendi hayatını mı önemser yoksa ölü gittikten sonra da devam edecek neslini mi.

    Garip bir şeyler yok mu burada. İnsan ve hayvanı ayırmıyorum bu arada. Böceği de ayırmıyorum, bakteriyi de yazımda olduğu gibi. Herkes benim için birer canlıdır. Yalnızca hayvanları da kastetmiyorum bu üreme konusunda virüsler, bakteriler, mantarlar daha geniş düşünün.
  • 22-01-2023, 00:18:14
    #42
    bu yazdıklarınızın bilim içindeki karşılığı "contingency" yani başka türlü de olabilirdi ama böyle oldu. bu şekilde neslini devam ettiren "canlı" dediğimiz varlıklar olmayabilirdi de ama var. Üremelerinin bir nedeni yok; "içgüdüsel" . Peki bu güdüyü kim koydu? bilmiyorum. Dinler bunun Tanrı olduğunu söylüyor; bilim de diyor ki bu şekilde üreme güdüsü olan nesiller çoğalıyor ve bu güdüye sahip canlılar gensel bozunum ve/veya doğal seçilim gibi mekanizmalarla farklılaşırken farklı özellikli canlılar sadece üreme imkanları da varsa hayatta kalarak değişiyor. Sonuçta bugün tabii ki sadece üreme özelliği (güdüsü) olan canlılar görüyoruz. Başka türlü olamazdı yani. Bunun sorulup cevaplanacak bir tarafı yok hocam. Ben çok iyi anladım. Siz de lütfen okuyun çok güzel anlattım anlaşılmayacak merak edilecek bir durum yok bence.

    Bu arada, size cevap olmadan açılabilecek tartışmalar için bir şey yazayım: "Bilim mi Din mi doğru söylüyor?" diye konuşacak, düşünecek olanlara da kapalıyım. Bilim buna ayrı cevap verir Din ayrı cevap verir. Bana göre bal gibi bilimin doğruladığı cevap da dinle uyumlandırılabilir ama ben o alanla ilgilenmiyorum; farklı disiplinleri kulvarları uyumlandırmaya gerek yok.

    DartkGandalf adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Kimse ne yazık ki tam anlayamadı soruyu hocam. Herkes neslini devam ettirmek, gibi şeyler söylediler. Ama soru bu değil.

    Üremek tek başına muazzam bir mekanik gerçekten. Üremek tüm canlıların DNA'larına mucizevi bir şekilde işlenmiş gibi geliyor bana. Teist değilim bu arada.

    Şöyle düşünün Üremek olarak düşünürseniz, komple bir neslin, bir ırkın devamı ve evrimleşmesi için harika bir sistem bu. Ancak üremeye tek başına bakın. Milyonlarca yıl önceye de gitmiyorum, günümüzden bir örnek veriyorum. Aslanlar, kaplanlar, kurtlar, ayılar ne düşünürseniz düşünün. Bunlar niye üresinler hocam? Üremekten ne avantajları olacak, nasıl bir çıkarları olacak. Evrimsel sürece, nesli devam ettirmeye bakarsak o ırkın çok işine yarayacak bir şey ama bunu düşünerek mi ürüyor, tabii ki hayır. Tamamen içgüdüsel olarak ürüyor.

    Aslan sürülerini falan bilirsiniz sanırım. Erkek aslanlar tam aksine belli bir erişkinliğe geldikten sonra onu üreten kişilerden birini yani "Erkek Aslan" babalarını öldürürler, onunla rekabet ederler. Aslanlar arasında çok çok nadir görünür Erkek aslanların yavrulara baktıkları. Dünya genelinde de olduğu gibi hep dişiler bakarlar, hatta çoğunlukla yalnız dişiler yavrularına bakarlar, bu dişi niye bu yükün altına girsin. Onları beslemek için ekstra avlanıp kendini yorsun, kendini tehlikeye atsın, aç kalsın. İki üç yıl sonra zaten büyüyüp yuvayı da terk ediyor tüm yavrular. Burada hayvan şunu düşünüyor mu dersiniz: "Olsun benim neslim devam etti, bundan yüzlerce yıl sonra neslim varolacak, evrimleşeceğiz, neslimizi korudum". Bir hayvan yaşamak için yapar her şeyi, hayatta kalmak için. Üremek hayatta kalma iç güdüsünün aslında tam tersine hizmet ediyor. Neslini hayatta tutmayı amaçlıyor, yani üreyen kişiyi değil. Üreyen kişi kendi hayatını mı önemser yoksa ölü gittikten sonra da devam edecek neslini mi.

    Garip bir şeyler yok mu burada. İnsan ve hayvanı ayırmıyorum bu arada. Böceği de ayırmıyorum, bakteriyi de yazımda olduğu gibi. Herkes benim için birer canlıdır. Yalnızca hayvanları da kastetmiyorum bu üreme konusunda virüsler, bakteriler, mantarlar daha geniş düşünün.
  • 22-01-2023, 00:40:19
    #43
    DartkGandalf adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bir canlı neden neslini devam ettirmek istesin, bu istek ve içgüdünün kendisi için hiçbir anlamı ve faydası yok ki. Sonuçta ölüp gidecek, üremek onu ölümsüz yapmayacak. Hatta sırf üremek için enerji tüketecek ve daha pek çok dezavantajları...
    Üreme denilen olay koaservatların fazla büyüyüp parçalanmamak(ölmemek) için ikiye bölünmesi ile başladı. Ölmemek için.. yani ölümsüz olmak için. Biz şu an bölünmüyoruz ama yaptığımız şey hala aynı. Onlar gibi gelişip, büyüyüp sonra da ölmemek için bölünmek yerine, ölmeden önce üreyerek kendimizin temel yapısını farklı bir bedene aktararak bir nevi ölümsüzlüğümüzü sürdürüyoruz.

    Ölümsüzlük diyince zihnimizde canlanan şey aynı bedenle, aynı bilinçle yaşamaya devam etmek olsa da yaptığımız şey biraz farklı. Bu win10’dan win11’e geçmek gibi. Çocuk yapıyoruz ve o aynı yazılımın yeni bir versiyonu oluyor. Farklılıkları olsa da dnasını, içgüdüsünü bizden alıyor, bizi yaşatmaya devam ediyor.

    Sizin söylediğinizin aksine aslında üremenin olayı ölümsüz olmak. Peki neden ölümsüzlük olmak istiyoruz? Var olmaya devam etmek için. Peki neden var olmaya devam etmek istiyoruz? Yok olmamak için. Peki neden yok olmak istemiyoruz? …? (:

    Kendi düşüncemi soruyorsanız pek tatmin edici şeyler söyleyemem. Vermeye çalıştığımız cevaplar bir yerde kısır döngüye bağlanıyor. Örneğin en başta yok olmak diye bir şey yok, istediğin kadar parçalan yok olmuyorsun sadece canlılık özelliğini yitiriyorsun. Diğer açıdan bakarsak biz zaten canlı değiliz ki, karmaşık yapıya sahip kimyasal varlıklarız. Bu ikisini birleştirince ortaya çıkan şey şu: ne canlıyız ne de yok oluyoruz. O halde neden ürüyoruz? Yok olamadığımız için mi? (:

    Bu arada eğer okumayan arkadaşlar varsa canlılığın oluşumu için şu yazıyı tavsiye edebilirim: https://evrimagaci.org/canliligin-ol...-rolu-nedir-37
    • DartkGandalf
    DartkGandalf bunu beğendi.
    1 kişi bunu beğendi.
  • 22-01-2023, 00:44:21
    #44
    Canlılar ve hayat, entropiyi daha hızlı artırmak için evrenin kendisi tarafından desteklenen olgulardır. Şekerin çaya daha çabuk karışması için kaşık kullanmak gibi düşünün.

    Ancak eninde sonunda bizi oluşturan enerji de entropiyi yükseltmek üzere kullanılmalıdır, bu da ölmemizin gerekmesi demek. Yaşam ölüm döngüsü bundan ötürü doğar.

    Not: Konudaki arkadaşların kafası çok karışık
  • 22-01-2023, 00:45:54
    #45
    Misafir adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Üreme denilen olay koaservatların fazla büyüyüp parçalanmamak(ölmemek) için ikiye bölünmesi ile başladı. Ölmemek için.. yani ölümsüz olmak için. Biz şu an bölünmüyoruz ama yaptığımız şey hala aynı. Onlar gibi gelişip, büyüyüp sonra da ölmemek için bölünmek yerine, ölmeden önce üreyerek kendimizin temel yapısını farklı bir bedene aktararak bir nevi ölümsüzlüğümüzü sürdürüyoruz.

    Ölümsüzlük diyince zihnimizde canlanan şey aynı bedenle, aynı bilinçle yaşamaya devam etmek olsa da yaptığımız şey biraz farklı. Bu win10’dan win11’e geçmek gibi. Çocuk yapıyoruz ve o aynı yazılımın yeni bir versiyonu oluyor. Farklılıkları olsa da dnasını, içgüdüsünü bizden alıyor, bizi yaşatmaya devam ediyor.

    Sizin söylediğinizin aksine aslında üremenin olayı ölümsüz olmak. Peki neden ölümsüzlük olmak istiyoruz? Var olmaya devam etmek için. Peki neden var olmaya devam etmek istiyoruz? Yok olmamak için. Peki neden yok olmak istemiyoruz? …? (:

    Kendi düşüncemi soruyorsanız pek tatmin edici şeyler söyleyemem. Vermeye çalıştığımız cevaplar bir yerde kısır döngüye bağlanıyor. Örneğin en başta yok olmak diye bir şey yok, istediğin kadar parçalan yok olmuyorsun sadece canlılık özelliğini yitiriyorsun. Diğer açıdan bakarsak biz zaten canlı değiliz ki, karmaşık yapıya sahip kimyasal varlıklarız. Bu ikisini birleştirince ortaya çıkan şey şu: ne canlıyız ne de yok oluyoruz. O halde neden ürüyoruz? Yok olamadığımız için mi? (:

    Bu arada eğer okumayan arkadaşlar varsa canlılığın oluşumu için şu yazıyı tavsiye edebilirim: https://evrimagaci.org/canliligin-ol...-rolu-nedir-37
    Çok güzel yazmışsınız siz de ama üremenin nesle olan faydasını anlatmışsınız diğer arkadaşlar gibi. Ya da üremenin sosyolojik yapısı da vardır mesela miras gibi veya insansal nedenleri de olabilir soyun devamı gibi ama bunlar farklı meseleler tabii. Burada üreme mekaniğinin bir canlı için amaçsızlığından ve mantıksızlığından bahsetmek istiyorum. Üremenin bir canlıya hiçbir faydası yok. Nesline yalnızca faydası var. Üremek üreyen kişiyi ölümsüz yapmaz yani anlatmak istediğim neslini ölümsüz yapar.