• Dün, 23:57:59
    #10
    Haz adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Katkınız için teşekkür ederim. Bolluk demişken bu konu hakkında bir şeyler eklemek istiyorum:

    Zenginlik ve refah; kasaları doldurmak, rakam büyütmek ya da başkalarına üstünlük taslamak için verilmez. Bunlar birer amaç değil, birer imtihandır.

    Allah bazı kullarını darlıkla, bazı kullarını ise genişlikle imtihan eder. Mesele ne kadar kazandığımız değil, kazandığımızla ne yaptığımızdır.

    Kur'an'da şöyle buyrulur:

    "Allah'ın sana verdiğinden ahiret yurdunu iste; dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsanda bulun." (Kasas 28:77)

    Bu ayet, zenginliğin özünü özetler. Kazanmak ayıp değildir; aksine üretmek, çalışmak ve güçlenmek teşvik edilir. Ancak elde edilen güç; paylaşmak, insanlara fayda sağlamak ve Allah'ın rızasını gözetmek için kullanılmalıdır.

    Bir başka ayette:

    "Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz." (Âl-i İmrân 3:92)

    buyrulur.

    Mümin için servet, biriktirildikçe büyüyen bir gurur vesilesi değil; paylaşıldıkça bereketlenen bir nimet olmalı. Çünkü insan bu dünyadan ne malını ne mülkünü götürebiliyor. Götüreceği şey; malıyla yaptığı hayırlar, dokunduğu hayatlar ve Allah'ın adını yüceltmek için verdiği emektir.

    Rabbimiz "Altını ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlara acı bir azabı müjdele." (Tevbe 9:34)

    buyurarak servetin sadece yığılmak için verilmediğini açıkça bildirmiş bizlere.

    Bu yüzden bolluk, paylaşmak içindir.Zenginlik, fayda üretmek içindir.Refah, ihtiyaç sahiplerine omuz olmak içindir.Güç ise Allah'ın adını yücelten işlere vesile olmak içindir. Elimizdeki hiçbir şey bize ait değil. Hepsi emanet.


    Güzel bir duaymış. Amin hocam.

    Doğrudur. ancak bu insanıkamil seviyesine çok az insan ulaşabilir çünkü insan özünde bir hayvandır, hayvani içgüdüler her zaman içerde bir yerde uyur ve zamana göre uyanır ( İD "Alt Benlik" Freud)
    Din genelde toplumu kaostan uzak tutmayı amaçlar bunun içinde insanın öldüğünde ne olacağı konusundan beslenir.
    buyruklar vardır genelde de çok mantıklıdır ancak başta belirttiğim gibi bu alt benliği oldukça küçültmek güçsüzleştirmek gerekir ki etik olarak doğru bir insan yapısı oluşsun.
    o zaman da bu buyruklara kolayca herkes zaten uyar.
  • Bugün, 00:08:49
    #11
    Developer
    Kibir demişken şu sözü de konuya ekleyeyim:
    "Fazla tevazu kibirden gelir."

    Katılıyorum demiyorum, sadece düşünmeye itiyor.
  • Bugün, 00:11:17
    #12
    MESKO adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Sınıf farkı inanç, toplum ya da canlı fark etmeksizin her yerde vardır. İnsanlar için bu durum zengin-fakir savaşıdır, hayvanlarda ise hayatta kalma dürtüsü. İnsanın o ilkel genleri, sınıfsal hayatı her zaman ön plana çıkarıyor.
    Aslında insan, işler yolundayken medeniyetçilik oynayan bir canlı. Ama kaynaklar tükendiğinde o hayvani kodlarımız hemen uyanır. Joker'in o meşhur repliğindeki gibi: 'İşler sarpa sardığında, o çok medenî insanlar birbirlerini yiyecekler.' Açlık ve hayatta kalma korkusu kapıya dayandığında ne ahlak kalır ne hukuk. İnsan, özündeki o vahşi hiyerarşiden ve biyolojik gerçekliğinden asla kaçamaz.
    Katkınız için teşekkür ederim. Medeniyet dediğimiz şey koca bir lağım çukurunun üzerine kurulu aslında. Bugün asilzade dediğimiz, kültürlerine ve yaşamlarına özendiğimiz burjuvalar zamanında insanları yemleyip, kafeslere koydular:




    Bilim ve teknoloji ilerlesin diye çok hayat feda edildi. Korkunç deneyler var, platforma uygun olmadığı için örneklendirmeyeceğim. Dileyenler araştırabilir.
    brown adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Kibir demişken şu sözü de konuya ekleyeyim:
    "Fazla tevazu kibirden gelir."

    Katılıyorum demiyorum, sadece düşünmeye itiyor.
    Ben katılıyorum çünkü kendi benliğimde tecrübe ediyorum bu sözü. Törpülemek gerekiyor kesinlikle.
  • Bugün, 00:24:17
    #13
    Haz adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Katkınız için teşekkür ederim. Medeniyet dediğimiz şey koca bir lağım çukurunun üzerine kurulu aslında. Bugün asilzade dediğimiz, kültürlerine ve yaşamlarına özendiğimiz burjuvalar zamanında insanları yemleyip, kafeslere koydular:




    Bilim ve teknoloji ilerlesin diye çok hayat feda edildi. Korkunç deneyler var, platforma uygun olmadığı için örneklendirmeyeceğim. Dileyenler araştırabilir.




    Çok doğru bir noktaya değinmişsin, o paylaştığın 'insanat bahçeleri' medeniyet vitrininin arkasındaki en büyük lağımdır.
    Ancak Avrupa, bu sömürgeci vahşetin ardından 2. Dünya Savaşı'nda kendi topraklarında tarihin en büyük hezimetini yaşadı. İşte o büyük tokat, şapkalarını önlerine koymalarını sağladı; faşizmi tasfiye edip bugünkü insan hakları maskesine sığınmak zorunda kaldılar. Büyük bir barbarlıktan mecburi bir sistem ürettiler.
    Asıl büyük belirsizlik ise şu: Peki ya bizim coğrafyamız, yani Ortadoğu ne olacak?
    Burada suçu sadece dış güçlere veya emperyalizme atıp sıyrılamayız. Asıl mesele; bizim coğrafyamızın din, mezhep, ırk ve kültür farklılıklarını birer zenginlik değil, birbirini yok etme aracı olarak görmesidir. Biz kendi içimizde bu ilkel mikro-milliyetçilik ve inanç hiyerarşilerinden sıyrılıp, ortak bir akılla 'şapkayı öne koyamadığımız' için sömürüye her zaman açık bir pazar haline geliyoruz.
    Batı lağım çukurunun üzerine şık bir makyaj yaptı; ama bizim coğrafyamız kendi içindeki din, mezhep ve ırk kavgalarıyla kendini tüketip suçu hep dışarıya attığı sürece geleceğimiz tam bir muamma olarak kalacak.