Son söz olarak şunu söylemek istiyorum; Hakiki Kudret ve hayat sahibi Allah Teala hazretleridir. Bir peygamberi, salih zatı araya koyarak onun hatırına Allahtan birşey istemek konusunda o kişinin diri veya vefat etmiş olması arasında zerrece fark yoktur çünkü hakiki asıl kudret sahibi Allah'tır. Yani Allahtan birşey isterken Ya rabbi şu güzel hayırlı kulunun hatırına ver dediğimizde o kişi diri ise yine onda bir kudret yoktur ki. Yani çok takılmışsınız ölü veya diri kavramına. Zaten tasavvuf erbabı böyle izah etmiştir bunu. Yani siz dua ediyorsunuz Rabbim şu zatın hürmetine bana bunu ihsan buyurunuz diye. Allah da verdi diyelim peki o kişinin diri yaşıyor olması ile ölmüş olması arasında ne fark var. Ölünce o zatın değeri mi düşüyor. Çoğu zaman hiçbirimizin haberi dahi olmayan birşey mesela ben dua ederken desem ki; Rabbim benim komşum çok hayırlı bir insan onun hatırına şunu ver bak haberi dahi olmadı yani gücü kudreti olsa dahi haberi yok. Hasılı kelam kudret ve yaratma sadece ve sadece Has tek Allaha aittir. Bir kimseyi ölü veya diri ayırmak, diriye güç isnat etmektir ki asıl şirk budur vesselam
Hocam bu konu sıradan bir konu değil Ebu Hanifenin ve ondan önce Hz. Ömer'i de görüşü bellidir. Bu görüşü özellikle dile getiren alimler, özellikle peygamberler veya salih kimselerin zatıyla yemin ederek ya da onların Allah katındaki makamlarını vesile kılarak yapılan tevessülün şirke yol açabileceğini dile getirirler. Bu tür tevessül, Allahtan başkasından medet umma veya aracıları Allahın kudretine ortak koşma gibi yanlış inançlara sevk edebilir.
Ebû Hanîfe, peygamber veya velîler hakkı için diyerek tevessül etmek caiz değildir ve tahrîmen mekruh sayılır. Bu, Allahın adından başkasıyla yemin etmenin meşru olmadığına dayanır. (et-Tebṣîr, s. 156)
Abdülkadir Geylânî gibi alimler, Allahtan başkasından doğrudan istemenin iman zayıflığına işaret ettiğini vurgular. (Fütûhul-ğayb, 43. Makale)