• 27-05-2025, 11:08:05
    #10
    SitePro adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Hocam siz olayı yanlış anlamışsınız ibadetini yapamaz ne demek, neden abdest alamasın ☺️ imam safi, imam Mâlik, imam Ahmed var. Ya da bunları bize ulaştıran diğer imamlar ve muhaddisler.

    https://www.youtube.com/watch?v=29Op9OWi4dA


    müsait bir zamanda izleyin hocam. Şuan dinimizi yaşarken ki kolaylıkların yüzlercesini fıkıh kurulu ile ortak bir görüşte buluşup kendisi bize aktarmıştır. Abdest alamamaktan kastım abdestin usulünü kolaylıkla alabilmemizi sağlayan, orucun vaktini, bozma sebeplerini vs açıklayan gibi yüzlerce belki binlerce detayı fıkıh kurulu ile bizlere ulaştırmıştır ondan bahsediyorum. Diğer saydığınız zatlar zaten sonraki imamlar.
  • 27-05-2025, 11:15:29
    #11
    Gokenim adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle

    https://www.youtube.com/watch?v=29Op9OWi4dA


    müsait bir zamanda izleyin hocam. Şuan dinimizi yaşarken ki kolaylıkların yüzlercesini fıkıh kurulu ile ortak bir görüşte buluşup kendisi bize aktarmıştır. Abdest alamamaktan kastım abdestin usulünü kolaylıkla alabilmemizi sağlayan, orucun vaktini, bozma sebeplerini vs açıklayan gibi yüzlerce belki binlerce detayı fıkıh kurulu ile bizlere ulaştırmıştır ondan bahsediyorum. Diğer saydığınız zatlar zaten sonraki imamlar.
    Hocam benim alanım hadis, Mehmet'in anlattığı ile değil sahih kaynaklar ile öğrendik. Dini yaşamak için Ebu Hanife olmaz imam safi olur veya başka alimler. Yani din onunla yaşanmıyor ☺️ fıkhı görüşleri bize aktaracak başka insanlar da var. Onun görüşleri daha yaşanabilir daha akla yatkın ve pratikte daha uygun. Dini Ebu Hanife'ye bağlamayın. (Onun büyük bir âlim olması çok ayrı buna zerre sözümüz yok olamaz da)
  • 27-05-2025, 11:23:18
    #12
    SitePro adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Medine’de kuraklık yaşanır. Hz. Ömer, yağmur duası (istiskâ) için Müslümanları toplar ve Hz. Abbas’tan (Hz. Peygamber’in amcası) dua etmesini ister. Hz. Ömer, topluluğa hitaben şöyle der: “Ey insanlar! Resulullah (s.a.v.) hayattayken onunla yağmur duası için tevessül ederdik. O vefat ettikten sonra amcası Abbas ile tevessül ediyoruz. Allah’ım, bizler Peygamberinin amcası ile sana yöneliyoruz, bize yağmur ihsan et!” . Hz. Ömer, topluluğa hitaben şöyle der: “Ey insanlar! Resulullah (s.a.v.) hayattayken onunla yağmur duası için tevessül ederdik. O vefat ettikten sonra amcası Abbas ile tevessül ediyoruz. Allah’ım, bizler Peygamberinin amcası ile sana yöneliyoruz, bize yağmur ihsan et!” . Hz. Ömer, topluluğa hitaben şöyle der: “Ey insanlar! Resulullah (s.a.v.) hayattayken onunla yağmur duası için tevessül ederdik. O vefat ettikten sonra amcası Abbas ile tevessül ediyoruz. Allah’ım, bizler Peygamberinin amcası ile sana yöneliyoruz, bize yağmur ihsan et!” . Hz. Ömer, topluluğa hitaben şöyle der: “Ey insanlar! Resulullah (s.a.v.) hayattayken onunla yağmur duası için tevessül ederdik. O vefat ettikten sonra amcası Abbas ile tevessül ediyoruz. Allah’ım, bizler Peygamberinin amcası ile sana yöneliyoruz, bize yağmur ihsan et!” Bunun üzerine Hz. Abbas dua eder ve yağmur yağar. Bu olay vefat etmiş kişilerle tevessül edilmeyeceğine de kanıttır.
    Bahsettiğiniz konu o toplulukta o esnada en salih olduğuna inanılan veya büyük olduğu için hürmet gösterilen kişi ile birlikte yağmur duasına çıkıldığını göstermektedir.

    Ayrıca;

    Ölülerden tevessülün, istiğasenin caiz olduğuna sahih delillerle hükmeden meşhur alimler kimlerdir?




    Cevap
    Değerli kardeşimiz,
    Bir kimsenin hayatındayken tevessülde bulunulması caiz ise, vefatından sonra da caiz olur. Zira vefat edenler, sadece kabir hayatına intikal etmişlerdir. Onları yok olmuş gibi düşünmek, ne kadar yanlış ise, dünya hayatlarındayken tevessülü kabul edip kabir hayatlarında tevessülü inkar etmek de o kadar yanlış olur.

    Örneğin, Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam ile tevessülde bulunmak, dünyaya gelmeden önce, hayatta iken ve ölümünden sonra onun zatı ve Allah katındaki derecesiyle Allah’tan talepte bulunmak anlamına gelir.
    Kur'an’da müminlere Allah’a yakın olmak için vesile aramaları (Mâide, 5/35), Allah’ı sevenlerin peygamberine itaat etmeleri emredilmiş ve ona uyanları Cenâb-ı Hakk’ın seveceği bildirilmiştir. (Âl-i İmrân, 3/31-32)
    Allah’a yaklaşma vesilelerinin başında Resul-i Ekrem (asm) gelir; ayrıca sevgi ve itaat ancak Resulullah’ın zatına yönelik olabilir

    Ashaptan itibaren fıkıh, kelâm ve tasavvuf âlimlerinin Hz. Peygamber (asm)’in zatıyla tevessülde bulunmayı caiz görmeleri de bu konuda bir delil teşkil eder.
    İbn Teymiyye’ye kadar bu hususta alimler arasında herhangi bir ihtilaf çıkmamıştır.
    Resûlullah (asm)’ın zatıyla tevessülde bulunmanın onun henüz dünyaya gelmeden önce başladığına dair telakkiler vardır. (bk. Müsned, IV, 138; Himyeri, et-Teemmül fî hakikati’t-tevessül, Beyrut 2001 s. 303-318)

    Hz. Ömer’in Hz. Abbas ile tevessülde bulunması, sonuçta Resul-i Ekrem (asm)’le tevessül etmek anlamına gelir.

    İmam Malik, Resûlullah (asm)’ın kabrine yönelerek tevessülde bulunmakta bir sakınca görmemiştir. (Sübkî, s. 134-143; Âlûsî, VI, 128; Kevserî, s. 11-12)
    Sünni alimlerin çoğunluğu bu görüştedir.
    Peygamberler, Veliler ve Salih Kullarla Ölümlerinden Sonra Tevessülde Bulunmak
    Peygamberler, veliler ve salih kullarla ölümlerinden sonra tevessülde bulunmayı Eş‘ariyye, Mâtürîdiyye ve Sûfiyye’ye mensup âlimler bir sakınca görmemiştir. Bunlara göre, ölümlerinden sonra da Allah’ın iyi kullarıyla tevessül edilebilir. Çünkü tevessülle elde edilen sonucu yaratan Allah’tır ve salih kulun diri veya ölü olması durumu değiştirmez. İyi kullarla tevessülün sebebi, onların Allah nezdindeki dereceleridir.



  • 27-05-2025, 11:39:04
    #13
    ercangul adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bahsettiğiniz konu o toplulukta o esnada en salih olduğuna inanılan veya büyük olduğu için hürmet gösterilen kişi ile birlikte yağmur duasına çıkıldığını göstermektedir.

    Ayrıca;

    Ölülerden tevessülün, istiğasenin caiz olduğuna sahih delillerle hükmeden meşhur alimler kimlerdir?




    Cevap
    Değerli kardeşimiz,
    Bir kimsenin hayatındayken tevessülde bulunulması caiz ise, vefatından sonra da caiz olur. Zira vefat edenler, sadece kabir hayatına intikal etmişlerdir. Onları yok olmuş gibi düşünmek, ne kadar yanlış ise, dünya hayatlarındayken tevessülü kabul edip kabir hayatlarında tevessülü inkar etmek de o kadar yanlış olur.

    Örneğin, Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam ile tevessülde bulunmak, dünyaya gelmeden önce, hayatta iken ve ölümünden sonra onun zatı ve Allah katındaki derecesiyle Allah’tan talepte bulunmak anlamına gelir.
    Kur'an’da müminlere Allah’a yakın olmak için vesile aramaları (Mâide, 5/35), Allah’ı sevenlerin peygamberine itaat etmeleri emredilmiş ve ona uyanları Cenâb-ı Hakk’ın seveceği bildirilmiştir. (Âl-i İmrân, 3/31-32)
    Allah’a yaklaşma vesilelerinin başında Resul-i Ekrem (asm) gelir; ayrıca sevgi ve itaat ancak Resulullah’ın zatına yönelik olabilir

    Ashaptan itibaren fıkıh, kelâm ve tasavvuf âlimlerinin Hz. Peygamber (asm)’in zatıyla tevessülde bulunmayı caiz görmeleri de bu konuda bir delil teşkil eder.
    İbn Teymiyye’ye kadar bu hususta alimler arasında herhangi bir ihtilaf çıkmamıştır.
    Resûlullah (asm)’ın zatıyla tevessülde bulunmanın onun henüz dünyaya gelmeden önce başladığına dair telakkiler vardır. (bk. Müsned, IV, 138; Himyeri, et-Teemmül fî hakikati’t-tevessül, Beyrut 2001 s. 303-318)

    Hz. Ömer’in Hz. Abbas ile tevessülde bulunması, sonuçta Resul-i Ekrem (asm)’le tevessül etmek anlamına gelir.

    İmam Malik, Resûlullah (asm)’ın kabrine yönelerek tevessülde bulunmakta bir sakınca görmemiştir. (Sübkî, s. 134-143; Âlûsî, VI, 128; Kevserî, s. 11-12)
    Sünni alimlerin çoğunluğu bu görüştedir.
    Peygamberler, Veliler ve Salih Kullarla Ölümlerinden Sonra Tevessülde Bulunmak
    Peygamberler, veliler ve salih kullarla ölümlerinden sonra tevessülde bulunmayı Eş‘ariyye, Mâtürîdiyye ve Sûfiyye’ye mensup âlimler bir sakınca görmemiştir. Bunlara göre, ölümlerinden sonra da Allah’ın iyi kullarıyla tevessül edilebilir. Çünkü tevessülle elde edilen sonucu yaratan Allah’tır ve salih kulun diri veya ölü olması durumu değiştirmez. İyi kullarla tevessülün sebebi, onların Allah nezdindeki dereceleridir.



    Tevessül ve istiğase (yardım dileme) konusunda, özellikle vefat etmiş kişilerle tevessülün caiz olmadığını savunan alimler, bu görüşlerini sahih delillere ve sahabe uygulamalarına dayandırır. Vefat etmiş kişilerle tevessülün, şirk riski taşıyabileceği ve sahih delillerle desteklenmediği için bid’at olduğu kanaatindedirler. Vefat etmiş kişilerle tevessülün, onların Allah katında bir otoriteye sahip olduğu algısına yol açabileceğini ve tevhidi zedeleyebileceğidir. Sahabe döneminde vefat etmişlerle tevessül örnekleri sınırlıdır ve zayıf rivayetlere dayanır. “İnsan için ancak kendi çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm, 53:39). Bu ayet, Allah’tan doğrudan istemeyi ve kişinin kendi salih amellerine dayanmasını vurgular. “Dua ibadettir.” (Tirmizî, Daavât, 1). Dua yalnızca Allah’a yönelmelidir; vefat etmiş kişilerle tevessül, ibadetin Allah’tan başkasına yönelmesi riski taşır. Vefat etmişlerle tevessül ve istiğase, şirk riski ve sahih delillerin eksikliği nedeniyle caiz görülmez. Allah’tan doğrudan istemeli, tevessül ise Allah’ın isimleri, sıfatları veya hayatta olan salih bir kimseden dua talep etme ile sınırlı tutulmalıdır. Bu sebeple Hanefi mezhebinin imamı Ebu Hanife caiz görmemiştir. Bu sadece bir görüştür. Dinin farz cihetindeki bir emri de değildir.
  • 28-05-2025, 10:59:53
    #14
    SitePro adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Tevessül ve istiğase (yardım dileme) konusunda, özellikle vefat etmiş kişilerle tevessülün caiz olmadığını savunan alimler, bu görüşlerini sahih delillere ve sahabe uygulamalarına dayandırır. Vefat etmiş kişilerle tevessülün, şirk riski taşıyabileceği ve sahih delillerle desteklenmediği için bid’at olduğu kanaatindedirler. Vefat etmiş kişilerle tevessülün, onların Allah katında bir otoriteye sahip olduğu algısına yol açabileceğini ve tevhidi zedeleyebileceğidir. Sahabe döneminde vefat etmişlerle tevessül örnekleri sınırlıdır ve zayıf rivayetlere dayanır. “İnsan için ancak kendi çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm, 53:39). Bu ayet, Allah’tan doğrudan istemeyi ve kişinin kendi salih amellerine dayanmasını vurgular. “Dua ibadettir.” (Tirmizî, Daavât, 1). Dua yalnızca Allah’a yönelmelidir; vefat etmiş kişilerle tevessül, ibadetin Allah’tan başkasına yönelmesi riski taşır. Vefat etmişlerle tevessül ve istiğase, şirk riski ve sahih delillerin eksikliği nedeniyle caiz görülmez. Allah’tan doğrudan istemeli, tevessül ise Allah’ın isimleri, sıfatları veya hayatta olan salih bir kimseden dua talep etme ile sınırlı tutulmalıdır. Bu sebeple Hanefi mezhebinin imamı Ebu Hanife caiz görmemiştir. Bu sadece bir görüştür. Dinin farz cihetindeki bir emri de değildir.
    Son söz olarak şunu söylemek istiyorum; Hakiki Kudret ve hayat sahibi Allah Teala hazretleridir. Bir peygamberi, salih zatı araya koyarak onun hatırına Allahtan birşey istemek konusunda o kişinin diri veya vefat etmiş olması arasında zerrece fark yoktur çünkü hakiki asıl kudret sahibi Allah'tır. Yani Allahtan birşey isterken Ya rabbi şu güzel hayırlı kulunun hatırına ver dediğimizde o kişi diri ise yine onda bir kudret yoktur ki. Yani çok takılmışsınız ölü veya diri kavramına. Zaten tasavvuf erbabı böyle izah etmiştir bunu. Yani siz dua ediyorsunuz Rabbim şu zatın hürmetine bana bunu ihsan buyurunuz diye. Allah da verdi diyelim peki o kişinin diri yaşıyor olması ile ölmüş olması arasında ne fark var. Ölünce o zatın değeri mi düşüyor. Çoğu zaman hiçbirimizin haberi dahi olmayan birşey mesela ben dua ederken desem ki; Rabbim benim komşum çok hayırlı bir insan onun hatırına şunu ver bak haberi dahi olmadı yani gücü kudreti olsa dahi haberi yok. Hasılı kelam kudret ve yaratma sadece ve sadece Has tek Allaha aittir. Bir kimseyi ölü veya diri ayırmak, diriye güç isnat etmektir ki asıl şirk budur vesselam
  • 28-05-2025, 15:38:46
    #15
    ercangul adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Son söz olarak şunu söylemek istiyorum; Hakiki Kudret ve hayat sahibi Allah Teala hazretleridir. Bir peygamberi, salih zatı araya koyarak onun hatırına Allahtan birşey istemek konusunda o kişinin diri veya vefat etmiş olması arasında zerrece fark yoktur çünkü hakiki asıl kudret sahibi Allah'tır. Yani Allahtan birşey isterken Ya rabbi şu güzel hayırlı kulunun hatırına ver dediğimizde o kişi diri ise yine onda bir kudret yoktur ki. Yani çok takılmışsınız ölü veya diri kavramına. Zaten tasavvuf erbabı böyle izah etmiştir bunu. Yani siz dua ediyorsunuz Rabbim şu zatın hürmetine bana bunu ihsan buyurunuz diye. Allah da verdi diyelim peki o kişinin diri yaşıyor olması ile ölmüş olması arasında ne fark var. Ölünce o zatın değeri mi düşüyor. Çoğu zaman hiçbirimizin haberi dahi olmayan birşey mesela ben dua ederken desem ki; Rabbim benim komşum çok hayırlı bir insan onun hatırına şunu ver bak haberi dahi olmadı yani gücü kudreti olsa dahi haberi yok. Hasılı kelam kudret ve yaratma sadece ve sadece Has tek Allaha aittir. Bir kimseyi ölü veya diri ayırmak, diriye güç isnat etmektir ki asıl şirk budur vesselam
    Hocam bu konu sıradan bir konu değil Ebu Hanifenin ve ondan önce Hz. Ömer'i de görüşü bellidir. Bu görüşü özellikle dile getiren alimler, özellikle peygamberler veya salih kimselerin zatıyla yemin ederek ya da onların Allah katındaki makamlarını vesile kılarak yapılan tevessülün şirke yol açabileceğini dile getirirler. Bu tür tevessül, Allah’tan başkasından medet umma veya aracıları Allah’ın kudretine ortak koşma gibi yanlış inançlara sevk edebilir.

    Ebû Hanîfe, peygamber veya velîler hakkı için diyerek tevessül etmek caiz değildir ve tahrîmen mekruh sayılır. Bu, Allah’ın adından başkasıyla yemin etmenin meşru olmadığına dayanır. (et-Tebṣîr, s. 156)

    Abdülkadir Geylânî gibi alimler, Allah’tan başkasından doğrudan istemenin iman zayıflığına işaret ettiğini vurgular. (Fütûhu’l-ğayb, 43. Makale)