Bahsettiğiniz konu o toplulukta o esnada en salih olduğuna inanılan veya büyük olduğu için hürmet gösterilen kişi ile birlikte yağmur duasına çıkıldığını göstermektedir.
Ayrıca;
Ölülerden tevessülün, istiğasenin caiz olduğuna sahih delillerle hükmeden meşhur alimler kimlerdir?
Cevap
Değerli kardeşimiz,
Bir kimsenin hayatındayken tevessülde bulunulması caiz ise, vefatından sonra da caiz olur. Zira vefat edenler, sadece kabir hayatına intikal etmişlerdir. Onları yok olmuş gibi düşünmek, ne kadar yanlış ise, dünya hayatlarındayken tevessülü kabul edip kabir hayatlarında tevessülü inkar etmek de o kadar yanlış olur.
Örneğin, Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam ile tevessülde bulunmak, dünyaya gelmeden önce, hayatta iken ve ölümünden sonra onun zatı ve Allah katındaki derecesiyle Allahtan talepte bulunmak anlamına gelir.
Kur'anda müminlere Allaha yakın olmak için vesile aramaları (Mâide, 5/35), Allahı sevenlerin peygamberine itaat etmeleri emredilmiş ve ona uyanları Cenâb-ı Hakkın seveceği bildirilmiştir. (Âl-i İmrân, 3/31-32)
Allaha yaklaşma vesilelerinin başında Resul-i Ekrem (asm) gelir; ayrıca sevgi ve itaat ancak Resulullahın zatına yönelik olabilir
Ashaptan itibaren fıkıh, kelâm ve tasavvuf âlimlerinin Hz. Peygamber (asm)in zatıyla tevessülde bulunmayı caiz görmeleri de bu konuda bir delil teşkil eder.
İbn Teymiyyeye kadar bu hususta alimler arasında herhangi bir ihtilaf çıkmamıştır.
Resûlullah (asm)ın zatıyla tevessülde bulunmanın onun henüz dünyaya gelmeden önce başladığına dair telakkiler vardır. (bk. Müsned, IV, 138; Himyeri, et-Teemmül fî hakikatit-tevessül, Beyrut 2001 s. 303-318)
Hz. Ömerin Hz. Abbas ile tevessülde bulunması, sonuçta Resul-i Ekrem (asm)le tevessül etmek anlamına gelir.
İmam Malik, Resûlullah (asm)ın kabrine yönelerek tevessülde bulunmakta bir sakınca görmemiştir. (Sübkî, s. 134-143; Âlûsî, VI, 128; Kevserî, s. 11-12)
Sünni alimlerin çoğunluğu bu görüştedir.
Peygamberler, Veliler ve Salih Kullarla Ölümlerinden Sonra Tevessülde Bulunmak
Peygamberler, veliler ve salih kullarla ölümlerinden sonra tevessülde bulunmayı Eşariyye, Mâtürîdiyye ve Sûfiyyeye mensup âlimler bir sakınca görmemiştir. Bunlara göre, ölümlerinden sonra da Allahın iyi kullarıyla tevessül edilebilir. Çünkü tevessülle elde edilen sonucu yaratan Allahtır ve salih kulun diri veya ölü olması durumu değiştirmez. İyi kullarla tevessülün sebebi, onların Allah nezdindeki dereceleridir.
Tevessül ve istiğase (yardım dileme) konusunda, özellikle vefat etmiş kişilerle tevessülün caiz olmadığını savunan alimler, bu görüşlerini sahih delillere ve sahabe uygulamalarına dayandırır. Vefat etmiş kişilerle tevessülün, şirk riski taşıyabileceği ve sahih delillerle desteklenmediği için bidat olduğu kanaatindedirler. Vefat etmiş kişilerle tevessülün, onların Allah katında bir otoriteye sahip olduğu algısına yol açabileceğini ve tevhidi zedeleyebileceğidir. Sahabe döneminde vefat etmişlerle tevessül örnekleri sınırlıdır ve zayıf rivayetlere dayanır. İnsan için ancak kendi çalıştığının karşılığı vardır. (Necm, 53:39). Bu ayet, Allahtan doğrudan istemeyi ve kişinin kendi salih amellerine dayanmasını vurgular. Dua ibadettir. (Tirmizî, Daavât, 1). Dua yalnızca Allaha yönelmelidir; vefat etmiş kişilerle tevessül, ibadetin Allahtan başkasına yönelmesi riski taşır. Vefat etmişlerle tevessül ve istiğase, şirk riski ve sahih delillerin eksikliği nedeniyle caiz görülmez. Allahtan doğrudan istemeli, tevessül ise Allahın isimleri, sıfatları veya hayatta olan salih bir kimseden dua talep etme ile sınırlı tutulmalıdır. Bu sebeple Hanefi mezhebinin imamı Ebu Hanife caiz görmemiştir. Bu sadece bir görüştür. Dinin farz cihetindeki bir emri de değildir.