Hz. Ömerin halifeliği döneminde Medinede kuraklık yaşanır. Hz. Ömer, yağmur duası (istiskâ) için Müslümanları toplar ve Hz. Abbastan (Hz. Peygamberin amcası) dua etmesini ister. Hz. Ömer, topluluğa hitaben şöyle der: Ey insanlar! Resulullah (s.a.v.) hayattayken onunla yağmur duası için tevessül ederdik. O vefat ettikten sonra amcası Abbas ile tevessül ediyoruz. Allahım, bizler Peygamberinin amcası ile sana yöneliyoruz, bize yağmur ihsan et! . Hz. Ömer, topluluğa hitaben şöyle der: Ey insanlar! Resulullah (s.a.v.) hayattayken onunla yağmur duası için tevessül ederdik. O vefat ettikten sonra amcası Abbas ile tevessül ediyoruz. Allahım, bizler Peygamberinin amcası ile sana yöneliyoruz, bize yağmur ihsan et! . Hz. Ömer, topluluğa hitaben şöyle der: Ey insanlar! Resulullah (s.a.v.) hayattayken onunla yağmur duası için tevessül ederdik. O vefat ettikten sonra amcası Abbas ile tevessül ediyoruz. Allahım, bizler Peygamberinin amcası ile sana yöneliyoruz, bize yağmur ihsan et! . Hz. Ömer, topluluğa hitaben şöyle der: Ey insanlar! Resulullah (s.a.v.) hayattayken onunla yağmur duası için tevessül ederdik. O vefat ettikten sonra amcası Abbas ile tevessül ediyoruz. Allahım, bizler Peygamberinin amcası ile sana yöneliyoruz, bize yağmur ihsan et! Bunun üzerine Hz. Abbas dua eder ve yağmur yağar. Bu olay vefat etmiş kişilerle tevessül edilmeyeceğine de kanıttır.
Bahsettiğiniz konu o toplulukta o esnada en salih olduğuna inanılan veya büyük olduğu için hürmet gösterilen kişi ile birlikte yağmur duasına çıkıldığını göstermektedir.
Ayrıca;
Ölülerden tevessülün, istiğasenin caiz olduğuna sahih delillerle hükmeden meşhur alimler kimlerdir?
Cevap Değerli kardeşimiz,
Bir kimsenin hayatındayken tevessülde bulunulması caiz ise, vefatından sonra da caiz olur. Zira vefat edenler, sadece kabir hayatına intikal etmişlerdir. Onları yok olmuş gibi düşünmek, ne kadar yanlış ise, dünya hayatlarındayken tevessülü kabul edip kabir hayatlarında tevessülü inkar etmek de o kadar yanlış olur.
Örneğin, Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam ile tevessülde bulunmak, dünyaya gelmeden önce, hayatta iken ve ölümünden sonra onun zatı ve Allah katındaki derecesiyle Allahtan talepte bulunmak anlamına gelir.
Kur'anda müminlere Allaha yakın olmak için vesile aramaları (Mâide, 5/35), Allahı sevenlerin peygamberine itaat etmeleri emredilmiş ve ona uyanları Cenâb-ı Hakkın seveceği bildirilmiştir. (Âl-i İmrân, 3/31-32)
Allaha yaklaşma vesilelerinin başında Resul-i Ekrem (asm) gelir; ayrıca sevgi ve itaat ancak Resulullahın zatına yönelik olabilir
Ashaptan itibaren fıkıh, kelâm ve tasavvuf âlimlerinin Hz. Peygamber (asm)in zatıyla tevessülde bulunmayı caiz görmeleri de bu konuda bir delil teşkil eder.
İbn Teymiyyeye kadar bu hususta alimler arasında herhangi bir ihtilaf çıkmamıştır.
Resûlullah (asm)ın zatıyla tevessülde bulunmanın onun henüz dünyaya gelmeden önce başladığına dair telakkiler vardır. (bk. Müsned, IV, 138; Himyeri, et-Teemmül fî hakikatit-tevessül, Beyrut 2001 s. 303-318)
Hz. Ömerin Hz. Abbas ile tevessülde bulunması, sonuçta Resul-i Ekrem (asm)le tevessül etmek anlamına gelir.
İmam Malik, Resûlullah (asm)ın kabrine yönelerek tevessülde bulunmakta bir sakınca görmemiştir. (Sübkî, s. 134-143; Âlûsî, VI, 128; Kevserî, s. 11-12)
Sünni alimlerin çoğunluğu bu görüştedir.
Peygamberler, Veliler ve Salih Kullarla Ölümlerinden Sonra Tevessülde Bulunmak
Peygamberler, veliler ve salih kullarla ölümlerinden sonra tevessülde bulunmayı Eşariyye, Mâtürîdiyye ve Sûfiyyeye mensup âlimler bir sakınca görmemiştir. Bunlara göre, ölümlerinden sonra da Allahın iyi kullarıyla tevessül edilebilir. Çünkü tevessülle elde edilen sonucu yaratan Allahtır ve salih kulun diri veya ölü olması durumu değiştirmez. İyi kullarla tevessülün sebebi, onların Allah nezdindeki dereceleridir.