• 22-01-2023, 03:23:30
    #64
    DartkGandalf adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Ah be hocam çok yanlış anlamışsınız dediklerimi.

    Zaten hiçbir varlık bireysel olarak bundan milyonlarca yıl sonrasını düşünerek üremiyor bundan bahsediyorum.

    Üreme fenomenini, bu mekaniği apayrı turarak söylüyorum ki üremek aslında milyonlarca yıl sonrasını düşünmektir. Ürerken sen bunu düşünerek yapmıyorsun zaten bir canlı olarak evrim bunu düşünmüş ve senin yerine üreme mekanizmasını geliştirmiş bundan bahsediyorum.

    Üremenin canlılığa ve evrime faydası aşırı büyüktür ama bireysele indirgendiğinde bir canlı için 100 tane zararı varsa 1 tane faydası vardır.

    Yani bireysel olarak üremek inanılmaz anlamsız, faydası olmayan absurd bir olay...

    Evrimsel prosese faydası olsun diye de üremediğini düşünürsek hiçbir canlının yani bu bilinçle olmadığını düşünürsek, doğrudan bu kod dışarıdan alınmış gibi adeta.

    Benim bulduğum en mantıklı önerme bir arkadaşın milyonlarca yıllık süreci düşünerek üremenin tesadüfen ortaya çıkması ve canlıların kodlarına "faydalı" olarak işlenerek yerleşmesi.

    Onun dışında herkesin dediği aynı şey, üremenin evrimsel sürecinden bahsediyorlar yine
    Hocam üremeyen şey canlı değildir. Canlılıpım temel vasıflarından biri kendi kopyalarını yaratabilmesidir. Bir molekül kendini kopyalamaya başlamış. dna ve rna. Tüm canlılar kendini kopyaşayabilen bu molekülün tekamülü ile ortaya çıkmış.

    çünkü kendini kopyalayamayan ve ölmeyen canlılar evrim geçiremez. evrim geçirmeyen canlılar da değişen şartlara uyum sağlayamaz ve yok olurlar.

    evrimsel sürecin kendisi bile avantaj sağladığı için var. ve kazandığımız tüm özellikler bu evriö sürecinin ürünü. evrim de rastgele ortaya çıkan değişikliklerden faydalı olanların popülasyonda baskın hale gelmesi.

    ilk başlarda canlılar eşeysiz ürüyorlardı. sonra eşeyli üremenin avantajları olöaşı ki eşeyli ürer hale geldiler.

    ama tüm canlılarda dna ve rna olduğuna göre üreme sonradan eklenmiş bir özellik falan değil. dna ve rna nın zaten bütün alameti farikası kendini kopyalayabilmesi. üreme canlının kendi genetik kopyalarını üretmesi.

    dna öncesinde başka bir yaşam şekli bilmiyoruz. o yüzden üreme sonradan eklenmiştir diyemeyiz. zaten dna kendini kopyalayabildiği yani üreyebildiği için canlılığın temeli olmuş.

    yani canlıların kendi kendine varolup yok oldukları üremedikleri bir canlılık şekli varolamaz. o yüzden üreme sonradan kazanılmıştır denilemez. sonradan rastlantısal olarak kazanılan şey üreme çelitleridir. ilk başta basitçe hücre bölünmesi ile üreme vardı. ki zaten bir hücre bölünemiyorsa ona canlı bile demek mümkün olmazdı. çünkü tek başına varolur ve yokolurfu.
  • 22-01-2023, 03:28:17
    #65
    ESSA adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    He proje ödeviyiz ödevi verenin isi yoktu Galaxy felan üretin canlılar üretin yaşayıp ölsünler sizde m.. m.. izleyin dedi öğrencilerine
    Üreme olmasa zaten ilk dünyaya gelecek varlığın hayatı bittiğinde Dünya yada yaşam da biterdi. O kadar düşük level mi olur oyun bile olsa min 50 100 level olmalı
    Böyle abartılı Emoji kullanımı yapan insanlar niye hiç şaşırtmıyor ya.
  • 22-01-2023, 03:33:50
    #66
    BetaHouse adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Neye inanırsan inan bir huzur bulacaksın zaten, inanç sistemlerinin amacı bu dostum, anlamını bilmediğin her soruya ilahi bir anlam yüklemek bir nevi her soruya cevap bulabilmektir aslında. Nasıl hissediyorsan öyle yaşa elbette ama ben inananların çoğunda bir şeyler seziyorum, çünkü bende aynısını yapardım inandığım zamanlarda. Özellikle araştırmak istemezdim, aynı hafta 4 roman bitirirdim ama elime Kuran alıp okumazdım, üşenmekten falan değil okumaya asla üşenmem ama ya umduğum gibi çıkmazsa? Ya çelişkiler görürsem? Ya inancım sarsılırsa? Ya imanım azalırsa? Ya ödüllendirilmezsem? Ya cezalandırılırsam? Ya boşluğa düşersem? Ya hayat anlamını yitirirse? Gibi gibi sayısız soru vardı kafamda, ben işte bu yüzden çok uzun yıllar en derinine inmeyi hiç istemedim çünkü inanmak rahatlatıyordu, olsun veya olmasın ben olduğunu düşündüğüm sürece vardı, eğer araştırıp olmadığına kanaat getirirsem kendimi boşlukta bulurdum, yaşamanın tadı tuzu kalmazdı, suçluların cezasız kalacağı, inananlara ödülün olmadığı bir dünyaya uyanırdım. İstemesem bile sağdan soldan çelişkileri duyuyordum, kulağımı kapatıyordum ama duyuyordum. Çok defa yok canım, öyle değildir ya, yok artık, o kadar da değildir be derken buldum kendimi. Evet inanmak rahatlatır, özellikle bir inanç için söylemiyorum bu dediğim genel, Hristiyan olsak mesih gelecek dertler bitecek diye slogan atardık belki, o yüzden kime veya neye inandığımızın bir önemi yok, bizi koruyup kollayan, iyilerin dostu, kötülerin düşmanı bir yaratıcı fikri kulağa hep çok hoş gelmiştir.

    Peki ben daha sonra ne oldu da, neyi fark ettim de en ince detayına kadar araştırmayı tercih ettim biliyor musun? Fark ettiğim şey sorular ile yaşanmadığıydı, kuşku ve çelişkilerle rahat edemeyeceğimi düşünüp ne olursa olsun dedim. Bende sonuç eski halimden iki kat mutluluk oldu ama bu herkeste aynı etkiyi göstermeyebilir, hiçbir insan ile konuşmayıp evine kapanan var, kendine kötü şeyler yapanlar var, her suçu işlemeye söz vermiş kişiler var, her bünyede farklı etki yapıyor ve işin kötüsü kimse kendisinde nasıl bir etki yapacağını önceden bilemiyor. Ben huzur buldum, cevabını bilemediğim sorunun cevabını bulmuş gibi sevindim, biraz da kızdım, içimde kandırılmışlık hissi çok ağır bastı bazıları, bunca zaman yahu dedim, ben neler yapmışım nelere inanmışım dedim. Misal her türlü dini vecibeyi yıllarca yerine getirmiş kişiler eminim çok büyük hayal kırıklığına uğrarlardı ödül sisteminin olmadığına inandıklarında. Arapça konusunda da evet maalesef her dilde lehçeler ve şiveler var fakat Ayetlerde çok fazla yabancı kelime var, üstelik en eski Arapça yani daha az harf ile ve doğru düzgün dil bilgisi kuralı olmadan, içerisinde bazı yöresel deyimler bulunan ve herkesin anlayamayacağı bir dil, Arapların bile anlayamayacağı. Bir şekilde meal edilmiş tabi sayısız kere ama anlamını yitirmiş kelimeler veya cümle yapıları olmadığını kimse iddia edemez. Öğrenmemizi istediği kadarını öğrenmişizdir gibi bir cümle bile aslında kafirlik sebebidir biliyor musun? Kafir kelimesi üzerini örten demektir, gerçek anlamını inkar eden, doğruları saklayan demektir. Ben üzerini örtmüyorum mesela, ne anlıyorsam, ne okuyorsam, ne duyuyorsam odur, orada öyle demek istemedi, aslında burada böyle diyordur dediğin an Tanrıcılık oynuyorsundur, üzerini örten olmuşsun demektir. Herkes anlayabilsin diye apaçık bir Arapçadır diye Ayet var, demek öğrenmemizi istediği kadarı değil, gayet anlaşılır şekilde tamamını öğrenmemiz için aslında apaçık imiş. Bu arada bari Hanefi mezhebinin imamı Ebu Hanife nasıl ölmüş, hangi ithamlarda bulunulmuş, neler demiş bir onu araştır istersen, veya boş ver dediğin gibi bazen bilmemek mutluluktur.

    Bilim bir din değildir, her şeyi ben yarattım, her şeyin doğrusunu ben bilirim, her şeyde bir hayır vardır düsturu yoktur, hiçbir doğru aslında doğru olmayabilir, geçmişte Einstein'ın Newton'ın bile doğru zannedilen tezleri çürütülmüştür, bilim zaten kendi içinde ortaya atılanları yanlışlayarak olabilecek en doğruyu tespit etmektir bir nevi. Bir şeyi %100 doğrulamak imkansız ise %99 doğrulamak için çabalar bilim, doğruya en yakın olan şeydir kısacası. İnanç sistemlerinin her soruya cevap verdiğini zannediyoruz, bir kesim ise inanç sistemlerinin a dediğine bilim b dediğinde bilimi inanç karşıtlığı zannedebiliyor. Gerçi bunun doğruluk payı var, bir inanç araştırmasında Abd toplumunun %90 kadarının bir şeylere inandığı tespit edilmiş. Abd li bilim insanları arasında aynı araştırma yapıldığında oran yanılmıyorsam %7 lere düşmüş, en seçkin ödüllü bilim insanları arasına indirgendiğinde ise inanma oranı %3 lere kadar düşmüş. Bu bağlamda bilim inananlar tarafından bazen hoş karşılanmayabiliyor, bunun sebebi bazen gavur icadı diye yaftalandığı içinde olabiliyor. Osmanlı zamanı rasathane yapılmış ama gökyüzünde meleklerin kalçalarına bakıyor bu kafirler diye halk ayaklanmış, rasathane top atışları ile yıkılmış en sonunda o hesap. Son olarak bilim epifiz bezini keşfedemedi ise sen bu organı nasıl biliyorsun? Belki pineal bez veya 3. göz olarak bilenler de vardır, şu kozalak şekline benzeyen körelmiş organcık hani. Belki keşfedilmiştir yani, sadece tam olarak neler yapabildiğini bilemiyoruzdur. Belki florür ile köreliyordur, karanlıkta aktif oluyordur yani olabilir. Ben mucizelere, kerametlere, ermiş evliya ve Peygamberlere pek inanmam, kendi çapımda anlamlandırma şeklim var bazı şeyleri ama denizi ikiye yardı, ay ikiye bölündü, parmaklarından su fışkırttı gibi şeyleri pek dikkate almam. 1600 lü yıllarda gökyüzünde ufoların gerçekleştirdiği savaşa bile daha çok inanırım çünkü yüzlerce şahit ifadesi var ortada, resimlerini çizmişler ve sayısız görgü tanığı aynı ifadeleri vermiş, hatta 1900 lerin başında İtalya da bir futbol maçı sırasında tepede sayısız ufo görülmüş, tüm stadyum şahit olmuş, Ay'ın ikiye bölünme, göğe yükselme, kalbin çıkarılıp temizlenmesi efsanelerinden çok daha gerçekçi en azından yakın zamanda görgü tanıkları mevcut dediğim gibi ufo lar bile çok daha akla mantığa uyuyor. Bir yerde tutarsızlık var ise oradan kaynak edinmem mesela ben, aynı insanlar için önce karınlarına açlıktan taş bağlarlardı, hatta Peygamber herkes tek taş bağlarken 2 taş birden bağlardı, bir fırkası vardı açlıktan ölüyordu, 3 günde bir hurma yerdi gibi efsaneleri duyduktan sonra üzerine dönemin en zengin kadını ile evlendiği, sayısız saldırıdan yüzlerce kilo altın ve değerli eşya ganimet aldığı, torunu doğdu diye 100 deve kestiği, sırf bir kabile şefini inancına davet etmek için yüzlerce deve ve köle hibe ettiği, dönemin halkından bazı kişilerinin mirasları çocukları tarafından külçe külçe altınları balta ile parçalamak sureti ile paylaşıldığı da sahih kaynaklarda geçince hem öyle hem böyle nasıl olabiliyor diye düşünüyor insan. Aynı soruya iki farklı cevap alıyorsan orada bir çelişki vardır. Bu kişisel düşüncemdir, herkes istediği gibi düşünebilir.


    Kusura bakılmasın konudan epey alakasız oldu bu arada genel olarak Çoğalma konusuna ek olarak ise insanlar içgüdüsel olarak bazı mirasları var. Misal karanlıktan korkma davranışı bazen içgüdüseldir, ormanda gece yırtıcılardan korktuğumuz zamanlardan kalma belki, korkunca tüylerimizin diken diken olması bir nevi kirpi gibi, ne bileyim karşımızdakinden daha büyük görünme hissi gibi bir durumu ifade ediyordu sanırım. Bazı durumlarda kalbimizin hızlanması, nefes alıp verişimizin hızlanması, terleme ve titreme de benzer miraslardan. Ateşin yanında güvende hissetmemiz, çocuklarımızı doyurma ve koruma mekanizması genelde içgüdüsel olarak var. Yeni doğan bir kedi yavrusunun gözlerini bile açmadan emecek bir şey araması gibi içgüdüsel mesela, emeceği şeyi bilmiyor, emmek nedir bilmiyor ama doyacağını ve bunu yapması gerektiğini, yoksa hayatta kalamayacağını içgüdüsel olarak biliyor daha doğar doğmaz. Milyarlarca yıl içinde çoğalma mekanizması nasıl, niçin, neden ve ne şekilde miras kaldı, kesin olarak bilmek imkansız gibi bir şey yani ne desek tam karşılığı, nokta atışı cevabı olamayacak.
    Belki yaratıcının ıbilmemizi istemediği husus şu.
    Mesela Kuran'ın birçok ayeti Elif lam mim gibi Elif ile başlayan kelimeler ile başlar ve bu kelimelerin anlamını kimse bilmiyor.
    Yaratıcının bilmemizi istemediği konu bu. En bilgili tefsirciyi bulsanız da bu kelimelerin anlamını bilmez. 1400 yıllık islam tarihinde kimse bulamadı.

    https://eksisozluk.com/elif-lam-mim--167495

    Yorumunun tamamını okumadım. Şimdi yaticam yarın tekrar okurum

    Ekşiden alınma;
    bakara suresi'nin olduğu gibi ali imran'ın da ilk ayetidir, lakin kuran'da hiçbir anlama gelmeyen random (tevbe istağfurullah) harflerle başlayan sure çoktur (29 tane), örneğin kalem suresi kör kör parmağım gözüne bir nûn ile başlar, kaf suresi de tek başına melul melul duran bir kaf harfiyle alır startını, ta ve ha ile başlayan taha suresi, elif lam mim sad ile başlayan araf suresi, ta sin mim ile başlayan kasas suresi de hep de aynı ekoldendir. bu harflerin ortak noktası başka harflerle birleşmeyip kendi isimleriyle okunan hareketsiz harfler olmalarıdır, bunlara mukataa harfler denir. bahsi geçen surelerin niçin mukataa harflerle başladığı açıklanamamıştır, bir sürü görüş vardır, kimisi peygamber ile allah arasında özel bir şifre olduğunu bile ileri sürer..
  • 22-01-2023, 04:01:48
    #67
    A.AY adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Belki yaratıcının ıbilmemizi istemediği husus şu.
    Mesela Kuran'ın birçok ayeti Elif lam mim gibi Elif ile başlayan kelimeler ile başlar ve bu kelimelerin anlamını kimse bilmiyor.
    Yaratıcının bilmemizi istemediği konu bu. En bilgili tefsirciyi bulsanız da bu kelimelerin anlamını bilmez. 1400 yıllık islam tarihinde kimse bulamadı.

    https://eksisozluk.com/elif-lam-mim--167495

    Yorumunun tamamını okumadım. Şimdi yaticam yarın tekrar okurum

    Ekşiden alınma;
    bakara suresi'nin olduğu gibi ali imran'ın da ilk ayetidir, lakin kuran'da hiçbir anlama gelmeyen random (tevbe istağfurullah) harflerle başlayan sure çoktur (29 tane), örneğin kalem suresi kör kör parmağım gözüne bir nûn ile başlar, kaf suresi de tek başına melul melul duran bir kaf harfiyle alır startını, ta ve ha ile başlayan taha suresi, elif lam mim sad ile başlayan araf suresi, ta sin mim ile başlayan kasas suresi de hep de aynı ekoldendir. bu harflerin ortak noktası başka harflerle birleşmeyip kendi isimleriyle okunan hareketsiz harfler olmalarıdır, bunlara mukataa harfler denir. bahsi geçen surelerin niçin mukataa harflerle başladığı açıklanamamıştır, bir sürü görüş vardır, kimisi peygamber ile allah arasında özel bir şifre olduğunu bile ileri sürer..
    Anlatmak istediğim tam olarak bu, Yaratıcı güç bir şeyleri açıklamak için insanlar ile iletişime geçip apaçık bir mesaj veriyorsa onun içinde şifre falan olamaz. Bu arada Elif lam mim konusunu şu şekilde ele alayım. Uzatmaya gerek yok, Arapça kısır bir dildir, bu yazılanın asıl harf açılımı E-L-M şeklindedir. Bu şekilde sure ve dualara başlarken kısaltmalar yapanlar zamanında süryanilermiş ve E-L-M kısaltmalarını " Yüce Tanrı Konuştu " şeklinde yazarlarmış. Kısacası bir Süryani okurken E-L-M gördüğünde orada " Yüce Tanrı Konuştu " demesi gerektiğini bilirmiş. Bu şekilde belirli kalıplar kullanarak tasarruf yapıyorlar imiş. Benzeri örnek ise " sa " ile " as " diyebilirim. Tabi bu ELM tesadüfi şekilde süryaniler için geçerli, İslamda aynı şekilde ELM için aynı mantığın güdüldüğünü söylemek bana düşmez. Ayrıca insanların kaleme aldığı bir kitapta kısaltma var diye Tanrı böyle istedi demek bana biraz garip geliyor. Üzerine tüy diker gibi koskoca Tanrı ile Peygamber kendi aralarında şifreli mesajlaşıyor demek inancın yayılma ve herkese anlatılma esasına ters bir kere, bunu mantık bile kabul edemez. Yazarlar kısaltma kullanmış ve anlamını anlamış, daha sonraki nesillere bu anlamlar ulaşmamış olabilir. Ben herhangi bir inanışa sahip olmadığım halde bir yaratıcıya anlamsız harfler ve kelimeler indirdi valla bizde bilmiyoruz denmesini doğru bulmuyorum. Tefsirler konusunda haklısın bu arada, öyle bir yazım dili ki Arapça bilmek yetmiyor, Kuran Arapçası diye bir gerçeklik var mesela, harflerin okunuşunu bilmek kafi değil, okumasını yazmasını bilsen bile anlaman için kafi değil, öyle garip bir durum söz konusu.


    Kuran Arapçası olarak tabir edilen öze hakim kişilerden biri canice öldürülen eski bir müftü olan çoğu inançsız kişinin kaynağı niteliğinde sayılacak Turan Dursun dur. Bu arada daha geçen gün anlamak üzerine imam bir arkadaş ile kısa bir atışmamız oldu mahalleden. Bu arkadaş benim dediklerime cevap olarak arapça bilmiyorsun, arapça öğrenmeden anlayamazsın dedi, yeterli değil fıkıh, tefsir, hadis, siyer, icma vs. saydı da saydı sanki onlar ne bilmiyormuşum gibi. Bende cevaben sen Tevratı ibranice öğrenip okudun mu dedim ve cevabı tam beklediğim gibiydi. Bana Kuran yetiyor, bana ne Tevrattan dedi, bu kişi şu an diyanette görevli bir imam. Senin inancını öğrenmek için zor ve o lehçesini pek kimsenin bilmediği bir dile tam olarak hakim olmamız ve milyon tane hadisi okumamız, kaynaklarına bakmamız, kutsal kitabını okumamız, tefsir ve nüzul sebeplerini iyice hatim etmemiz, fıkıh ve siyer bilmemiz gerekiyor acaba sadece burada ne yazıyormuş diye merak ettiğimiz için yani dedim, evet dedi. Sırf merak için yapılacak şey mi sen söyle, üzerine Hristiyanlıkta böyle bir şey olmadığını, Fransızın Fransızca, Almanın Almanca, Macarın Macarca, Danimarkalının Danca okuyup anlayabildiği bir İncil var, üstelik siyer, fıkıh, icma, hadis, tefsir, nüzul vs. gibi şeyler yok diyorum suratıma bakıyor, olması gereken bu zaten, Da Vinci'nin şifresi mi bu her okuyan farklı bir anlam çıkarsın, anlamak için sadece tek kitabı okumak yetmesin hatta dönemin tarihini bilmek bile yetmesin, üstelik detaylı değinmediği konulara Tevratta değinildiği için farklı inançların farklı kaynaklarına gerek olsun, ben bunu anlayamıyorum. Neyse, sabaha mesajlar silinir zaten muhtemelen o yüzden kalanını okuyamayabilirsin, screen alsaydın keşke
  • 22-01-2023, 04:20:31
    #68
    “Üremek milyonlarca yıl sonrasını düşünebilmek, geleceği düşünmek demek” bu tanım sizce böyle. Tüm üreme yetisine sahip canlıları değerlendiriyorsunuz bu durumda üreme ile ilgili tanımınız uygun olmuyor. Her canlının düşünebilme yetisi yoktur zira. Sonunda ölüm var insanlar niye üremek ister’i mantıksız bulmanıza sebep olan mutlak bir gerçek olan ölüm karşısında mantıksız gelebilecek bir ton şey sıralanabilir. Niye çalışıyoruz, niye yemek yiyoruz vs .. sonunda ölüm var kardeşim ne gerek var diye mi hareket etmeli bu durumda?
  • 22-01-2023, 04:28:18
    #69
    Misafir adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    “Üremek milyonlarca yıl sonrasını düşünebilmek, geleceği düşünmek demek” bu tanım sizce böyle. Tüm üreme yetisine sahip canlıları değerlendiriyorsunuz bu durumda üreme ile ilgili tanımınız uygun olmuyor. Her canlının düşünebilme yetisi yoktur zira. Sonunda ölüm var insanlar niye üremek ister’i mantıksız bulmanıza sebep olan mutlak bir gerçek olan ölüm karşısında mantıksız gelebilecek bir ton şey sıralanabilir. Niye çalışıyoruz, niye yemek yiyoruz vs .. sonunda ölüm var kardeşim ne gerek var diye mi hareket etmeli bu durumda?
    Birçok insan sizin gibi anlamış düzelttim hocam:

    Üremek milyonlarca yıl sonrasını düşünebilmek, geleceği düşünmek demek. Canlılar niye geleceği düşünür ki? Bir virüs niye geleceğe yönelik bu eylemi gerçekleştiriyor ve kendini kopyalıyor mesela? İlkel bir canlı hayal edin insan değil, basit bir canlı milyonlarca yıl sonrasını düşünerek bir eylemde bulunabilir mi? Üremek tam olarak bu demek çünkü. Çok uzak geleceğe yönelik bir şey üremek. (Birçok kişi burada ne demek istediğimi anlamadı, canlı milyonlarca yıl sonrasını düşünerek ürüyor sandı. Üremenin evrimsel mantığını izah etmeye çalışıyordum yani aslında tam anladığınızın tersi, insan değil, insan kadar bilince sahip olmayan canlılar bunu düşünebilir mi? Hayır. O zaman niye ürüyorlar? Kasıt buydu.)
  • 22-01-2023, 04:30:32
    #70
    Benim beyin yandı hocam
  • 22-01-2023, 04:41:11
    #71
    DartkGandalf adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Hocam Simülasyon veya bir çocuğun proje ödevinde olduğumuza inanıyorum diyorum bana "gayet de çürütülebilir" dediniz bir anda, konu bu değildi. Bir simülasyonun ya da basit bir çocuğun proje ödevinin içerisinde olmayı nasıl net bir şekilde çürütebileceğinizi de anlamadım. Bu bir inanç yani ne ispatlayabilirim bunu ne de çürütebilirim. Dark matter'dan, bir elektrona kadar Newton kanunlarına kadar her şey bu simülasyonun içinde, bir çocuğun proje ödevinin içinde olamaz mı?

    Sizin dedikleriniz daha çok Schrödinger'in varlığın, kimyanın ve biyolojinin de fiziksel yasalar ile açıklanabilmesini öne sürmesi ile aynı, ancak siz Entropi konusunda çok sabit fikirlisiniz ve direkt olarak kesin bir yargıyla evrendeki her şeyin, atom altı evren ve gözlemlenebilir evren de dahil olmak üzere entropi ile bağlantısını kendiniz kurguluyorsunuz. Buna da saygı duyarım, bu da bir görüş ve paradigmadır benim gözümde. Ama biraz ön yargılı ve sabit fikirlisiniz. Bilimde kesin diye bir şey yoktur. Yasalar bir yüzyıl sonra hatta belki de bir on yıl sonra çok kolay başka bir yasa ile çürütülebilir.

    Siz hem bu konuda çok eminsiniz hem de ne ispatlanabilir ne de çürütülebilir olabilecek bir konuda yani ampirik olmayan bir konuda gayet de çürütülebilir diyebilecek kadar da sabit fikirlisiniz bu konuda. O yüzden ben konumuza dönmek istiyorum. Üremenin bireysel olarak canlıya hiçbir avantajının olmaması.

    Benim inancım ancak bunu şu şekilde açıklıyor. Simülasyonda veya bir çocuğun proje ödevinde evrim araştırılıyor yani bulunduğumuz dünyanın ana konusu evrim. Üreme fenomeni de bu kişi tarafından canlılığa kodlanmış. Aynı şunun gibi: "Oyunda acaba NPC'lere normalde hiçbir faydası olmayan bir özellik versem ancak bu özellik gelecekte çok faydalı olabilecek bir şey olsa nasıl olur" gibi.

    İleride düşüncem ve inancım değişebilir mi tabii ki, bilim gibi değişebilir. Bilim sonuçta cumulative bir şey ve bilim ilerledikçe benim düşüncelerime, inancıma etkisi de olacaktır muhakkak.
    Hocam eski mesajıma dönüp bakarsanız direkt olarak yanlışlamadım. Tartışma yoluyla çürütebileceğime inandığımı belirttim. Hala bana şahsi inançtan öte bir bilimsel veri sunamadınız. Buna bakılırsa tanrının içimizde dolaşan biri olmadığı ne malum? İnsanlığın bilmesinin imkansız olduğu soruların sorulması bilimin değil felsefenin işidir. Felsefe soru sorma sanatıdır, bu yolla cevap elde edemezsiniz. Aynı şekilde antitez de üretemezsiniz. Ben size bilimsel veriler ışığında dayanaklı bir bilgi ve tez sunuyorum, hatta destekçilerinin yazılarını da "Entropy and life" araması ile internette de bulabilirsiniz.

    Termodinamik yasaları tüm evren için geçerli yasalardır ve istediğiniz herhangi bir şeyi bu yasalara dayandırabilirsiniz. Bahsi geçen kural ise ikinci kuralıdır hatta. Bunu ben yapınca sabit fikirli olmuyorum yani.

    Ayrıca yorumda sert çıkışmanız da gerçekten hoş değil. Amacım kavga değil tartışma. İnatla önüme felsefi sorular koyarsanız ben de sizi yönlendirmekten başka çare bulamam maalesef. Olay saygısızlık değil yani.
  • 22-01-2023, 05:06:18
    #72
    Rutherford adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Hocam eski mesajıma dönüp bakarsanız direkt olarak yanlışlamadım. Tartışma yoluyla çürütebileceğime inandığımı belirttim. Hala bana şahsi inançtan öte bir bilimsel veri sunamadınız. Buna bakılırsa tanrının içimizde dolaşan biri olmadığı ne malum? İnsanlığın bilmesinin imkansız olduğu soruların sorulması bilimin değil felsefenin işidir. Felsefe soru sorma sanatıdır, bu yolla cevap elde edemezsiniz. Aynı şekilde antitez de üretemezsiniz. Ben size bilimsel veriler ışığında dayanaklı bir bilgi ve tez sunuyorum, hatta destekçilerinin yazılarını da "Entropy and life" araması ile internette de bulabilirsiniz.

    Termodinamik yasaları tüm evren için geçerli yasalardır ve istediğiniz herhangi bir şeyi bu yasalara dayandırabilirsiniz. Bahsi geçen kural ise ikinci kuralıdır hatta. Bunu ben yapınca sabit fikirli olmuyorum yani.

    Ayrıca yorumda sert çıkışmanız da gerçekten hoş değil. Amacım kavga değil tartışma. İnatla önüme felsefi sorular koyarsanız ben de sizi yönlendirmekten başka çare bulamam maalesef. Olay saygısızlık değil yani.
    Adı üstüne hocam çünkü bu inanç, ben desem ki "Yok kardeşim biz böyle bir evrende yaşıyoruz" diye. Bunu kanıtlamak için uğraşırdım. Böyle olduğuna inanıyorum yalnızca, böyle bir şeyin salt gerçek olduğunu söylemiyorum. Mesela bir teist olsam dinimin kesin gerçek olduğunu bilsem bunu ispatlamaya çalışırdım. Benim ki sadece bu yönde bir inanç o kadar.

    Burada Eristik diyalektik falan yaptığımı düşüneceksiniz belki ama yanlış anlamışsınız hocam, ya da çarpıtıyorsunuz. Ben bilimin hiçbir şekilde hiçbir zaman bir şeyi ispatlayamayacağından ya da yalanlayamayacağından bahsetmiyorum. Sizin direkt benim inancıma yönelik çürütmenize binaen bu ne ispatlanabilir ne de yalanlanabilir dedim.

    Önümüzde eğer insanlık yok olmaz ise milyonlarca yıllık bir yaşam var, belki de daha fazla. Bilim elbet pek çok şeye cevap bulacak. Felsefenin ben sadece bilim ve epistemolojik kısımları ile ilgileniyorum. Bu kısımlar da zaten bilimin ilerlemesindeki unsurlardandır. Soru olmaz ise cevap da bulamayız hiçbir şeye. Doğru soruyu sormak için felsefe de bilmek gerekiyor.

    Sert çıkıştığımı düşünüyorsanız kendimi yanlış ifade etmişim sanırım kusura bakmayın. Sabit fikirlilik sert bir tabir değil, Entropi'ye çok bağlı kaldığınızdan dolayı söylediğim bir şey. Entropi'nin yani evrende yaşamın oluşması ve bu yaşamın da etkisiyle evrenin kaosa sürüklenmesi için üremek de gerekli bu yüzden evrenin isteğine göre en küçük mikroorganizmalar evrimleşerek üreyebilecek raddeye geldiler diyorsunuz. Buna dayandırıyorsunuz saygı duyarım; ben ise bunun zorlama bir dayandırma olduğunu düşünüyorum yalnızca.

    Entropi gibi inanılmaz boyutlarda bir evrensel yasanın çok küçük bir mikroorganizmanın üreme yetisinin kazanmasına dair bir ilişkinin olduğunu okumadım, bu kadar kapsamlı bir yasanın bunu açıklaması mümkün değil. Şöyle yani koca bir Çin tarihini tek bir derste anlatmak gibi. Halbuki milyonlarca arşivden ve on binlerce tezden, araştırmadan bahsedilecek bir tarih.

    Sırf Entropi yasalarına uyuyor diye Entropi her şeyi açıklıyor, enerji ve ısı diyip geçmek yanlış geldi bana. Uyuyor tabii ki, uydurulabilir, böylece her şey uydurulabilir benim yemek yemem dahi Entropiyi arttıran bir eylemdir denilebilir. Umarım anlatabilimişimdir ne demek istediğimi.