Hocam görüşlerinize saygı duyuyorum fakat cinsel kimlikten ziyade ben çocukların derse olan konsantrasyonu önemsiyorum. Dediğim gibi küçük yaşta olan çocukların zaten bu gibi düşünceleri olmaz fakat günümüz medya ve dizileri cinsel konuları o kadar normalmiş gibi lanse ediyorki bu durum gayet normalmiş gibi algılanıyor.
Ergenlik çağına gelen çocuklarımız, okullarda eğitimine odaklanması gerekirken yanında oturan karşı cinse ilgi duyabilir. Bu durumda ayrı oturulması derse olan konsantrasyonunu bir nebze arttırabilir.
Evet çocuklar sadece ders esnasında yanyana olmuyor. Bu bahsettiğimiz olaylar tenefüs ve diğer zamanlarda da yaşanılabilir bu doğru fakat bu durum bu kadar garipsenmemeliydi.
Ben diğer türlü düşünenlerin cinsiyetçi bir tavırla yaklaşmadıklarını düşünüyorum ve düşüncelerine saygı duyuyorum. Fakat bu kişiler kendisi gibi düşünmeyenleri yobazlık ve diğer cinsel cahillikle suçlayabiliyorlar. İşte tam bu noktayı anlamıyorum.
Düşüncelerinizi güzel bir uslüp ile belirttiğiniz için ayrıca teşekkür ederim.
Rica ederim, bende düşüncelerinizi güzel bir üslup ile belirttiğiniz için teşekkür ederim.
Demek istediğim ortaokuldan itibaren ergenlerin birbirine duymaya başladığı ilgi, uzaklaştırma ile sanıldığı gibi gereken manevi veya akademik ilerleme, beklentiyi sağlamıyor. Aksine kadın ve erkeği birbirinden uzaklaştırdıkça, birbirine meta - tabu haline getirdikçe birbirlerini ve sevgiyi karakterde, manevi uyumda aramaktan ziyade fiziksel - dürtüsellik ve basitleştirme sorunları başlıyor ve ciddi oranda artıyor. Bu cinsel yozlaşma her iki cinsiyet grubunda da argo, lakaytlık gibi o kadar soruna sebep oluyor ki bu insanların akademik, profesyonel - eğitim anlamında da başarılı olma şansı diğer insanlara göre çok daha düşük. Bu durum profesyonel olarak doğru teşhis ve tedavi ile başarılı bir şekilde tedavi edilmezse bu bireyler evlense bile anlamsız hata, yanlışlara çok daha meyilli oluyorlar. Bu travma ile para ile cinsel haz elde etmeye çalışan veya bunu gerçekleştiren ciddi sayıda insan var. Bu insanlar evlense bile bu sorundan kurtulamıyorlar. Hatta karşılıklı aynı sorunlara sahip olan insanlar destek almadığında ne ahlaki ne tıbbi açıdan kabul edilemeyecek cinsel fanteziler oluşturmaya başlıyorlar.
Bu yozlaşma ve cinsel travma o kadar kötü bir yara ve süreç açıyor ki insanlar cinsellik, seksi sevgi ve aşkın alt parametresi olarak görmek yerine sevgi ve aşktan daha üst ve önemli bir seviyeye çıkartıyorlar. İnsanlar, toplum ve medya olarak sadece cinsellikte değil bir çok konuda fiziksel, materyalist, metalaşmayı içgüdülerimizi daha fazla etkilemeyi kendimiz daha da arttırmak istiyoruz. Şık ve bakımlı olmak yerine etkileyici ve pahalı olan kıyafetler arzulamak, elde etmeye çalışmak, ev alırken evin temelinden, sağlamlığından, kullanışlılıktan ziyade ihtiyacımız olmayan bizi ve diğer insanları etkileyecek olan estetik, büyüklük, ne kadar gürültü ve kalabalık veya gereksiz olsa da konumuna mantık dışı beklentiler yüklüyoruz.
Okullar sanıldığı kadar akademik ve ders bilgisi konusunda başarılı veya sadece bunu sağlaması gereken yerler değil. Dünyanın bir çok yerinde, öğrencilerinde ihtiyacı olan şey zaten teknik, akademik bilgiyi maksimum verimle temini değil. Bunu anlamsız derecede değiştirmeye çalışan ülkeler, yetişkinler 10-18 yaş arasındaki gençlere 10-12 saat yoğun ders programları, kurslar ile ezberleme ihtiyacı olmadığı halde ezberciliği, robotluğu dayatan insanlar bu bireylerin ruhlarını nasıl ezdiklerinin ya farkında değiller yada umursamıyorlar. Robotları, insanlaştırmaya çalışırken insanları da nasıl daha fazla tek tipleştirebiliriz, mükemmelleştirebiliriz gibi bir tezatlık içerisindeyiz.
Son 15-20 yıllık süreçte dünyada hangi yaştan, kültürden olursa olsun insanlarda sürekli mutlu olmalıyım, daha fazla mutlu olmalıyım gibisinden haz - tatmin bağımlılığı nötr, huzur, sakinlik gibi şeyleri değersizleştirdi, bu yanlış beklentinin bir çok kez mutsuzluk, öfke ve yetersizlik, yozlaşma gibi her alanda olumsuz etkilerini de yaşıyoruz. Bunun doğru ve sahip olunamayan bir şey olmadığını biliyoruz aslında fakat kendimizi ve çevremizi kandırmak, buna şartlandırmak iyi hissettiriyor. Sanki hiç kötü ve başarısız hissetmiyormuşuz gibi, sanki hiç sorunumuz, yanlışımız yokmuş gibi daha fazla mutluluk, daha fazla haz ile kendimizi insanlık olarak ne kadar yıpratacağız daha bilmiyorum.