• 19-08-2014, 02:32:38
    #1
    Evet soru gayet net. Kendinizle hiç konuştuğunuz olur mu? Her ne kadar mantıklı gelmese de arada bir kesin konuşuyoruz. Ancak ben bu soruyu sorunca hemen aklınıza saçmalık kelimesini getirebilirsiniz. Bence kendimizle konuşuyoruz ama dilimizle değilde düşüncelerle. Örneğin bir iş yapıyoruz ve doğru mu yaptım yanlış mı diye kendimize soruyoruz, sonra evet doğru yaptım tespitim bu yönde nedenleri şunlar falan diye.

    Aslında basit bir konuyu ele almıyorum karmaşık ve gizemli bir konu. Lakin bu gizemin kendisi bir bug. Ardında bir sırrı barındırıyor. Kendimizle konuşmayı mantıklı bulmayız hatta kendisiyle konuşana deli deriz. Ancak mantıksız olanı her daim kusursuz bir şekilde işletiriz. Yada bu çarkın dönmesi elimizde değil, bu sırra erişmemizi engellemek için koyulmuş. Neyse daha fazla yazmayacağım zaten robotik beyniniz bu bilgileri kaldırmaz işlemciyi yakmayın. Programı işlemeye devam edin ve felsefi yada bilimsel veya gündelik farkına vardıklarınızı, fikirlerinizi paylaşın.

    Ayrıyeten Tanrı insanlarla neden konuşmaz sizce? Konuşuyor da biz mi duymuyoruz. Peki ya aslında konuşan siz değilde beyninizse.

    Konuşmak nedir? Durun ben konuşacağım.. diye mi başlıyoruz konuşmaya yoksa birden bire bir fitil ateşleniyor da aklımızda bizde onu dile getiriyoruz. Gerçekten enteresan şeyler bunlar, insanların her şeyi üretebildikleri bir çağda böyle sorulara yanıtlar bulunamaması ise ayrıca bir enteresan ve manidar.
  • 19-08-2014, 03:54:41
    #2
    Çoğu zaman içimden veya dışımdan konuşurum. İstemsiz oluyor artık. Deli olduğumuda düşünmüyorum açıkcası. Konuşacak kimseyi bulamayınca kendi kendime soru cevap yaptığımı bile biliyorum.

    Konuşmak nedir sorusu çok güzel bi soru. Sessizlik neden bazen huzur dolu bazen sinir bozucu olur? Sorulması gereken binlerce soru var.

    Tanrı insanlarla konuşuyorsa nasıl konuşuyor bu da bi soru? (belirli insanlarla değil tüm insanlarla)
  • 19-08-2014, 04:09:59
    #3
    Bazen beni en iyi anlayan içimdeki ben ondan başkasına güvenmiyorum
  • 19-08-2014, 04:16:21
    #4
    Değil kendi kendimle konuşmak, lucid dream bile yapıyorum
  • 19-08-2014, 04:31:00
    #5
    Kavramları karıştırıyoruz kendimizle konuşuyorsak psikolojik olarak sıkıntı vardır. Kendinle şöyle bir diyaloga girdiğini düşünsene
    -hacı naber
    -iyidir ya senden naber
    -nolsun iş güç, yuvarlanıp gidiyoruz.
    Ha dediğin olay sesli düşünmeyse, yapmıyorum diyende sıkıntı vardır. İşin içinden çıkamadığım zamanlarda sesli düşününce çözümü daha çabuk buluyorum gibi geliyor. Ha tabi toplumsal baskıdan dolayı yalnızken sesli düşünüyorum genelde.
  • 19-08-2014, 04:42:33
    #6
    kendimle konuşmaktan diğer insanlarla konuşmaya fırsat kalmıyor İç sesimin maşallahı var benden daha sosyal
  • 19-08-2014, 08:43:28
    #7
    Düşündüğüm ve karar vermek zorunda kaldığım durumlarda yaparım.
  • 19-08-2014, 08:56:23
    #8
    içimden oluyor da dışardan sesli şekilde hiç beceremiyorum. yani yapsam da hemen farkediyorum ortamda kimse olmasa da utanıyorum
  • 19-08-2014, 11:16:47
    #9
    ilyasbat adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Kavramları karıştırıyoruz kendimizle konuşuyorsak psikolojik olarak sıkıntı vardır. Kendinle şöyle bir diyaloga girdiğini düşünsene
    -hacı naber
    -iyidir ya senden naber
    -nolsun iş güç, yuvarlanıp gidiyoruz.
    Ha dediğin olay sesli düşünmeyse, yapmıyorum diyende sıkıntı vardır. İşin içinden çıkamadığım zamanlarda sesli düşününce çözümü daha çabuk buluyorum gibi geliyor. Ha tabi toplumsal baskıdan dolayı yalnızken sesli düşünüyorum genelde.
    Bak doğru bir tespit ama işte bunların arkasında bir sır var.
    Konuşmanın gerçek manası bilgi alışverişi olabilir. Şimdi bir yanım git su iç diyor bir yanımda otur bunları yaz diyor. Yazdıkça kavramları karıştıracağım çünkü gerçekten karışık üstünde düşünmek bilgi sahibi olmak gerekiyor.

    Örneklerden yola çıkarak bir neticeye varmaya çalışacağım.
    Şimdi aslında kendimizle konuşmamızın bir nedeni, kendimizle çelişmemiz olabilir. İç sesimiz bizlere bir şeyler söyler, eğer iç sesimizle çelişkiye düşersek bu sesin şiddeti artar ve hastalık derecesine kadar varabilir.

    İnsanın iç sesi normal kelimelerden çok daha hızlıdır, bu hızı tasvir edemem ancak anlık olarak oluşuyor dersem açıklayıcı olur.

    Aynı şekilde insanlar da birbirleri ile bu yolla etkileşime giriyorlar.
    Örneğin birisi senden bir şey istedi veya bir şey söyledi, sen kendi içinde onaylamasan da bazı nedenlerden dolayı sana denileni yaparsın. Ancak iç sesin karşı görüşü yansıtan düşünceler üretir beyninde.

    İyilik ve kötülük kavramlarını beynimizin ayırt etmesine imkan yoktur bana kalırsa, öyle olsaydı bir bilgisayar programının da bunu yapmasını bekleyebilirdik.
    İç sesimiz bizleri baskın bir şekilde aydınlatır, beynimizde bu bilgiyi çözümleyerek hafızasında bulunan bilgilere göre yorumlar. Örneğin birisi bana gel hırsızlık yapalım dedi, iç sesim hemencecik devreye girdi, hafızamda bir küfür belirebilir yada dini açıdan bir bilgim varsa ona öğütler verebilirim.

    Konuşmak ve düşünmek yersizdir, gereksizdir, fazlalıktır. Bundan dolayı zaten konuşarak fikir üreterek aydınlanan bir insanı görmek imkansıza yakındır.
    Sorular soruları üretiyor, cevaplar yeni sorulara neden oluyor. Felsefi yaklaşımdan daha çok gerçekçi olmalıyız.

    Şimdi bir örnek vereceğim, bu örneği daha önce fark etmediğiniz şeyler olduğu için veriyorum.
    Bir arkadaşı görmek için ziyaret etmiştim, bir misafiri vardı içeride. Benden hemen önce bir adam girip çıkmış. Misafir devamlı şunu soruyordu arkadaşa, ben bu adamı nereden tanıyorum. Arkadaşımda söylemem kendin bulmalısın diyordu. İkisi de biliyor aslında nereden tanıdığını ama misafir arkadaş unutmuş. Bazen hani aklınıza böyle bir şey takılır bulmadan aklınız refaha ulaşamaz. Sizi yer bitirir şüphe.

    Daha sonra onu nereden tanıdığını ben söyledim. Ağzımdan pat diye çıktı! Misafir gelen arkadaşı tanımıyordum daha önce ve nereden tanıdığı ile ilgili hiç fikrim olamazdı. Nasıl söyledim diye bir soru yöneltsem sizin de hiç bir fikrinizin olmaması doğaldır.

    Nereden tanıyorum sorusuna xx yer demiştim. Yani atıyorum bir kafe adı, bir alışveriş mağazası gibi. Cevabı verdikten sonrada ben ne saçmalıyorum demiştim kendime. Ancak öğrendim ki arkadaşım bu bilgiyi bana aksettirmiş. İçimde beliren bu bilgi hafızamda bulunduğu için alakasız görülen bu yerin ismini zorda olsa dilim söyledi. Cevabı söylemeden evvel 5-10 dakika kadar kendimle çelişkiye düştüm, iç sesim söyle söyle diyor, beynim ise sen ne yapmaya çalışıyorsun gibisinden beni uyarıyordu.

    Buna benzer şeyleri aslında hepimiz bazı zaman yaşarız. Ama es geçmemizin nedeni yorumlayamıyor oluşumuz çünkü daha önce bu gibi şeyler hakkında bir bilgimiz farkındalığımız olmamıştır.

    Bu gibi örnekleri çoğaltmam mümkün ama en iyi örnek bu diyebilirim açıklayıcı olması bakımından. Şimdi insanlara bakıyoruz, yabancı dil öğrenme gayreti ve hevesi içerisindeler. Ama bir düşünelim, kendimizi bile tanımıyoruz, kendi dilimizden bile uzağız.

    İnsanlar kendileri ile konuşmazlar lakin dediğim gibi iç sesimizle çelişkiye düştükçe düşünce de bile olsa konuşuyoruz. Konuşmanın bir nevi bilgi aktarımı olduğuna kanaat getirirsek, kendimizle konuşmamızın aslında bilgi kirliliği yarattığını anlamamız pekte güç olmaz. İç sesimiz aklımıza ışık tutar, aklımız beyinde bulunan bilgileri pekiştirir. Beynimiz ise yani egomuz kendi çıkarları doğrultusunda bu bilgiye muhalefet edebilir. Karnınız aç ve paranız yoktur, iç sesiniz dayanmanızı söyler. beyniniz ise vücudunuzun güçten düştüğünü hemen yemek yemeniz gerektiğini kendi kendine söyler, gerekirse çalmanız gerektiğini söyler.

    Örnekleri çoğaltmak mümkün, illaki sizinde başınıza farklı şekillerde gelmiştir. Hırsızlar hırsızlıklarından hiç geri kalmazlar, peki aramızda ki fark nedir? Doğru ile yanlışı ayırt ediyor oluşumuz mu yoksa iç sesimizi dinliyor oluşumuz mu.

    Bir düşman askeri sizi esir alsa, ona bakarak ne söylerdiniz? Kelimeler bir şey ifade etmez çünkü diliniz ayrı diyelim. Onun gözlerinin içine bakarak bir şeyler anlatmaya çalışırız değil mi. Kelimeler yoktur, düşünceler fikirler yoktur sadece bir anlamı aşılamaya çalışırız.

    İnsanlar gerçekten bir hayvan ile konuşabilir, bazı arkadaşlar gülebilir fakat daha önce bir örneğini görmedikleri için normal karşılarım. Çünkü bizlere öğretilenler sadece kelimeler ile konuşabildiğimiz. Zaten okuma yazma bilmeseydik yine aynı şekilde konuşamıyor olurduk.

    Bazen insanların çok duyarsız olduklarını düşünüyorum, tamam bilmediğin bir şey hakkında pek fikir üretilemez ama merak ve aydınlanma içgüdüsü neden devreye girmemekte?

    Bir zaman kaybı, bir oyalama kısır döndü şeklinde insanları sarmış durumda.
    Fikirlerimizi, bilgilerimizi bir bilgisayara yükleyelim ve bırakalım bu bilgileri işlesin. Saniyede milyarlarca yeni fikir ve yorumlarda bulunsun. Sonuç ne olacak peki. Bilgisayarın bir beyni olduğunu ve yaşadığını söyleyebilir miyiz? Ölü bir beyinle canlı bir beyin arasında ki fark nedir.

    Benim seninle konuşmam bile mantıksız değil mi işin hakikatinde. Bilgisayarların ağda birbirleri ile konuşması bilgi aktarımı gibi.

    Gökteki güneşin bizimle konuşmamızı beklemek hayal olurdu. O sadece bizleri aydınlatmaya çalışıyor. Bizim cevabımız ne oluyor? Çok sıcaksın çok, amacın beni yakmak mı? Güneş ne anlatıyor biz ne anlıyoruz Anlatmak istediğini anlamak için bitkilere bakmak yeterli aslında.

    Fikirler, yorumlar ve çözümlemeler eğer kalbimize bir tohum ekmiyor ise inanın hiçbir işe yaramazlar.

    Sen benle konuşmazsın, ben senle konuşmam, ben kendimle konuşmam. Aslında yegane amacımız birbirimizi aydınlatmak. Mumun fitilini ateşlemektir.

    İnsanlar yanmak istemezler, aydınlanmak istemezler çünkü egomuz bize izin vermez. Vermemesinin nedeni düşman olmasından ötürü değildir, çünkü onun işi farklıdır.
    Ancak Tanrı buna da bir çözüm bulmuştur, insanların çift yaratılmasında ki hikmet buna işarettir. Neredeyse hemen herkes aşık olmuştur. Kimisi kendine aşık olur, kimisi sevdiğine, kimisi Tanrıya. Aşkın tanımı bile yapılamıyor, çünkü aşk aydınlanmaktır. Kavuşmaktır. Aşka soru sormak cahilliktir, onu anlamaya çalışmakta boşadır.

    Tarihimizde aydın olarak tasvir ettiğimiz insanlarda zaten aşık olarak aydınlanma yoluna girmemişler mi. Mevlana, Yunus Emre ve daha niceleri. Felsefe yaparak aydınlanmadılar, aksine içlerinde büyüttükleri sevgi akıllarını aydınlattı ve bizlerin bulamadığı cevapları söylediler.

    Lakin bizim hatamız nedir? Onların söylediklerini okuyalım üstünde düşünelim yorumlayalım. Bir cevap neden tekrar yorumlanır ki. Onlar bizlere okuyun demiyor, mesajı alın diyor. Sayfalarca yazı yazarsın ama sadece okuduğu için verdiğin emekler boşa gider. Bu bilgiler kitaplarda yazıyor, harddiskte yazıyor, beynimizde de yazmakta. Anlamamız gereken, beynimiz bir çözüme ulaşamaz çünkü harddiskten bir farkı yoktur. Bizim yaptığımız sadece bu bilgilerin yerini değiştirmek yada yeni bilgileri kayıt etmek.

    Şuan sana konuşuyorum uyuyan insan. Uyumaya devam etmek istediğin için mi beni anlamıyorsun yoksa hevesin mi yoktur aydınlanmak için. Bazen tek bir kelime bile aydınlatmak için yeterli olabilir. Çünkü sizi dinleyen kişi hazırdır ve beklemededir bir kibrit ateşi bile fitili ateşlemeye kafi gelir. Küçük bir fitili ateşle, sonucu bilemezsin çünkü diğer ucunda ne olduğuna bağlıdır. Bir mumda olabilir büyük bir bombada. Bombalar patlıyor vicdanlar sızlıyor, beynimiz bunu anlayamasa da yüreğimiz uyan artık uyan içindeki patlayan sese kulak ver. Boş işleri bırak artık, gerçeğin peşine düş.

    Para peşinde koş koş dur, milyarlarca insan bunu yaptı ve yapıyor zaten. Binlerce kitapta okuduk, binlerce fikirde üretebildik. Sonuç kocaman bir yalan, bir hiçlik.
    Hiçlik olmadığı halde bile "hiçlik" yazarak onu tanımlıyorum. Yani tanımlayabildiğimiz şeylerin gerçek olması gerekmiyor. Gecenin karanlığı bir hiçliktir koca bir yalan, ancak bu karanlıktan haberim olmasının sebebi aydınlığa kucak açmam içindir. Karanlığa bakarak ondaki mesajı da alabilirim yada bu karanlıkta kaybolup yok olabilirim. Zaman sizin hayat sizin bu beyin sizin tercihte sizin.

    Face ye gir onu paylaş bunu beğen şuna yorum yap Bu kuyu gerçekten çok derinleşti biri el atsa da içeriye ışık tutsa. Bilgi birikimi bilgi birikimi daha fazla bilgi birikimi, boş iş bunlar, insanların boşuna boş katıyorsunuz. Onun yerine bir mum kadar bile olsa insanları aydınlatmaya çalışın. Edison, Tesla ne kadar teşekkürü hak ediyor olsa da aslında onların gösterdiği anlatmaya çalıştığını Yunus Emre, Mevlana gibi insanların hayatlarına bakarak anlayabiliriz. Bir lamba yolu aydınlatır ama o yolda gitmeyen olduktan sonra boşa elektrik tüketir. İsraf her yerde israf olur.