• 04-03-2013, 23:36:57
    #10
    Yazı saçma. Gerçekler bu kadar basit değil. Bakkal hesabı ile alatılan ve mantıklı gelen bu yazı ile koca ekonomik verileri bir tutmayın.

    Mortgage almasan kirada değil misin birader? İstanbul da bir ailenin oturacağı bir ev 700 liradan başlıyor. Senede 8400. 10 senede 84.000. 10 sene bu parayı altına yatırsan 150 bin liradan fazla yapar. Sen kirada dangalak gibi boşa para harcayacağına çek 100 bin lira kredi 150-170 bin lira geri öde. Elinde evin kalsın. Mortgage çekmesen elinde ne kalacak?

    Eğer evin varsa ya da araba, tatil gibi getirisi olmayan şeyler için borçlanıyorsan bu söylenilenler doğru olabilir, 2 sene sonra kazanacağın garanti olmayan parayı bugünden harcamak saçmalık.

    Ama Sistem bu kadar basit değil.
    Ekonomi bu kadar basit değil.
    Burası kapalı bir ekonomi ve kapalı bir ada değil.
    Sadece saat üretilmiyor, başka kalemler var, içeriye giren tek para bankanın soktuğu para değil.
    Herkes saatçi değil.
    Türkiye'de bankalar para basamaz.
    Sabancı ve Koç gibi şahıslar bastıkları paraları değil, ellerinde daha önceden mal ve hizmet üreterek kazandıkları paraları borç olarak verirler.

    Mortgage akıllı adam için büyük nimet. Gidersin 10 sene sonra değeri yükselecek bir yerden ucuza bir ev alırsın. 10 senede kira öder gibi evin sahibi olursun. Sonra evin olduğu bölge gelişir evin bir de rant ile değer kazanır.

    Vay efendim neymiş 5 kişiye 4 sandalye varmış. Bu parası olan evi olan için de geçerli. Ekonomi krize girince evi olan evini arabası olan arabasını satmıyor mu? Ekonomik olarak zor dönem yaşama riski herkes için var evi olan için de mortgage e giren için de. Öyle dönemde evi olan evini satar kaybeder, mortgage i olan mortgage i kaybeder. Ne farkı var?

    Evi elinden alınır sokakta kalır diyor bu kişi.
    Bunu söyleyen adam mortgage taksidi ödemeyenlerin o taksite yakın paraları kira diye birilerine ödediğini neden görmezden geliyor.
  • 04-03-2013, 23:59:17
    #11
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Yazı saçma. Gerçekler bu kadar basit değil. Bakkal hesabı ile alatılan ve mantıklı gelen bu yazı ile koca ekonomik verileri bir tutmayın.

    Mortgage almasan kirada değil misin birader? İstanbul da bir ailenin oturacağı bir ev 700 liradan başlıyor. Senede 8400. 10 senede 84.000. 10 sene bu parayı altına yatırsan 150 bin liradan fazla yapar. Sen kirada dangalak gibi boşa para harcayacağına çek 100 bin lira kredi 150-170 bin lira geri öde. Elinde evin kalsın. Mortgage çekmesen elinde ne kalacak?

    Eğer evin varsa ya da araba, tatil gibi getirisi olmayan şeyler için borçlanıyorsan bu söylenilenler doğru olabilir, 2 sene sonra kazanacağın garanti olmayan parayı bugünden harcamak saçmalık.

    Ama Sistem bu kadar basit değil.
    Ekonomi bu kadar basit değil.
    Burası kapalı bir ekonomi ve kapalı bir ada değil.
    Sadece saat üretilmiyor, başka kalemler var, içeriye giren tek para bankanın soktuğu para değil.
    Herkes saatçi değil.
    Türkiye'de bankalar para basamaz.
    Sabancı ve Koç gibi şahıslar bastıkları paraları değil, ellerinde daha önceden mal ve hizmet üreterek kazandıkları paraları borç olarak verirler.

    Mortgage akıllı adam için büyük nimet. Gidersin 10 sene sonra değeri yükselecek bir yerden ucuza bir ev alırsın. 10 senede kira öder gibi evin sahibi olursun. Sonra evin olduğu bölge gelişir evin bir de rant ile değer kazanır.

    Vay efendim neymiş 5 kişiye 4 sandalye varmış. Bu parası olan evi olan için de geçerli. Ekonomi krize girince evi olan evini arabası olan arabasını satmıyor mu? Ekonomik olarak zor dönem yaşama riski herkes için var evi olan için de mortgage e giren için de. Öyle dönemde evi olan evini satar kaybeder, mortgage i olan mortgage i kaybeder. Ne farkı var?

    Evi elinden alınır sokakta kalır diyor bu kişi.
    Bunu söyleyen adam mortgage taksidi ödemeyenlerin o taksite yakın paraları kira diye birilerine ödediğini neden görmezden geliyor.
    Nasıl para bastığını anlatan farklı yazıları da mevcut yazarın siz tabloyu yazarın bize anlatmak için basite indirgediği örnekten daha basit görmüşsünüz. Yazar sandalye örneğiyle açıklamış siz bunu tüm gerçeklerle kıyaslayarak değerlendirmişsiniz. Bahsetmek istediği birilerinin illa ki ödeyemeyeceği. Bunun için herkesin evini satacak bir ekonomik krize girilmesine gerek yok diyor. Bana görede sadece yazılanı düşünerek genel tabloyu görmeyerek yazılan bu yorumda saçma. Sadece saatçiler yok demişsiniz gerçekten ilginç bir açıklama olmuş. Tabi düşüncelerinize saygı duyarım.
  • 05-03-2013, 00:14:29
    #12
    DarksPrince adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Nasıl para bastığını anlatan farklı yazıları da mevcut yazarın siz tabloyu yazarın bize anlatmak için basite indirgediği örnekten daha basit görmüşsünüz. Yazar sandalye örneğiyle açıklamış siz bunu tüm gerçeklerle kıyaslayarak değerlendirmişsiniz. Bahsetmek istediği birilerinin illa ki ödeyemeyeceği. Bunun için herkesin evini satacak bir ekonomik krize girilmesine gerek yok diyor. Bana görede sadece yazılanı düşünerek genel tabloyu görmeyerek yazılan bu yorumda saçma. Sadece saatçiler yok demişsiniz gerçekten ilginç bir açıklama olmuş. Tabi düşüncelerinize saygı duyarım.
    Hocam bu tarz yazıları yazan adamlar genelde komünist hayat görüşüne sahip adamlar olarak kapitalist sistemin dişlerindeki sivriliklere dikkat çekerler.
    Gerçeğin tümünü değil yarısını anlatıp propoganda yaparlar.
    Modern ekonomi bu elemanın bahsettiği gibi bir şey değildir.
    Bir adaya giren 500 lira üzerinden dönmüyor, o adaya giren çıkan paranın haddi hesabı yok. Bu para bankaların bastığı para değil.

    Peki ben sana başka bir şey sordum. Saçma derken onu atlıyorsun. Ekonomide herkes aynı anda kazanamaz. Kazan kazan çok zor bir şeydir. Kapitalist sistem paranın yani ekonomik değerin serbest transferi üzerine kuruludur. Transfer ne demek? Bir yerden başka yere gitmek. Patron sana maaş öderken para mı basıyor? Türkiye'de para basma yetkisi Merkez Bankasına aittir. Patronun cebinden her ay 2000 lira eksiliyor senin cebine giriyor. Sen kazanıyorsun, patron kaybediyor. Sen de patron için haftada 48 saat çalışıyorsun. Senin hayatından 48 saat kayboluyor patron para kazanıyor.

    Şimdi gelelim ev mevzusuna. Sen kirada oturuyorsun. Ayda 700 lira kira ödüyorsun. Bir gün 700 lirayı ödeyemeyecek duruma geldin diyelim. NE olur? 3-5 ayda ev sahibi seni evden atar sokakta kalırsın. Mortgage taksiti 700 lirayı ödeyemedin ne olur? 3-5 ay içinde banka seni sokağa atar evi elinden sokakta kalırsın. Peki ne farkı var bu iki durumun?

    Farkı şu, kirada oturuyorsan ve 10 sene kiranı tam ödersen sadece 10 senelik barınma ihtiyacı almış olursun.

    Mortgage çekip 10 sene taksitlerini zamanında ödemişsen 10 senelik barınma ihtiyacın + sahibi olduğun bir ev olur.

    Peki ille birileri ödeyemeyecek mi? Elbette. İlla birileri kaybedecek. İlla birileri işten atılacak. İlla birilerinin sağlığı bozulacak. Birileri iflas edecek. Bu hayatın doğası.
    Ama işten atıldıysan, iflas ettiysen, sağlığın bozulduysa kirada olsan ne değişecek?

    Mortgage kirada yaşayanlar ve bizim gibi birikim yapamayan toplumlar için çok ideal. Sana soruyorum kardeşim kirada otursan kaybetmeyecek misin işini? O zaman kiranı nasıl ödeyeceksin? Evden atılmayacak mısın? Ne farkı var?

    Burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta şu. Mortgage zaruri ihtiyaç olarak kullanıldığında büyük bir avantajdır. Yani 100 bin liralık ortalama bir ailenin ihtiyacı olan basit bir ev için büyük avantajdır. Ama aliağaoğlu gibi büyük müteahhitler giderler metrekaresi 100 liradan bir arsayı alıp inşaat yapıp reklamla rant yaratıp bunu metre karesi 5000 liradan satarlar. Bu ülkede 1+1 500 bin liraya satılan daireler var. Bunlar rezidans şeklinde aylık aidatı bile 300-500 lira olan daireler. Bu şekilde şişirilmiş bir rant ekonomiye çok zararlık. Çünkü para bu adamın söylediği gibi basılan bir şey olmasa da aslında ekonomi içindeki hayali bir değerdir. Asıl değeri 150 bin lira olan evleri 1 milyon liradan sattıklarında elbette birileri kaybedecek. Böyle evleriçin kredi çekip borçlananlar kumar oynuyorlar, ya aldıkları evin rantı daha da yükselecek. Ya da ellerinde patlayacak.
  • 05-03-2013, 00:27:18
    #13
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Hocam bu tarz yazıları yazan adamlar genelde komünist hayat görüşüne sahip adamlar olarak kapitalist sistemin dişlerindeki sivriliklere dikkat çekerler.

    Peki ben sana başka bir şey sordum. Saçma derken onu atlıyorsun. Ekonomide herkes aynı anda kazanamaz. Kazan kazan çok zor bir şeydir. Kapitalist sistem paranın yani ekonomik değerin serbest transferi üzerine kuruludur. Transfer ne demek? Bir yerden başka yere gitmek. Patron sana maaş öderken para mı basıyor? Türkiye'de para basma yetkisi Merkez Bankasına aittir. Patronun cebinden her ay 2000 lira eksiliyor senin cebine giriyor. Sen kazanıyorsun, patron kaybediyor. Sen de patron için haftada 48 saat çalışıyorsun. Senin hayatından 48 saat kayboluyor patron para kazanıyor.

    Şimdi gelelim ev mevzusuna. Sen kirada oturuyorsun. Ayda 700 lira kira ödüyorsun. Bir gün 700 lirayı ödeyemeyecek duruma geldin diyelim. NE olur? 3-5 ayda ev sahibi seni evden atar sokakta kalırsın. Mortgage taksiti 700 lirayı ödeyemedin ne olur? 3-5 ay içinde banka seni sokağa atar evi elinden sokakta kalırsın. Peki ne farkı var bu iki durumun?

    Farkı şu, kirada oturuyorsan ve 10 sene kiranı tam ödersen sadece 10 senelik barınma ihtiyacı almış olursun.

    Mortgage çekip 10 sene taksitlerini zamanında ödemişsen 10 senelik barınma ihtiyacın + sahibi olduğun bir ev olur.

    Peki ille birileri ödeyemeyecek mi? Elbette. İlla birileri kaybedecek. İlla birileri işten atılacak. İlla birilerinin sağlığı bozulacak. Birileri iflas edecek. Bu hayatın doğası.
    Ama işten atıldıysan, iflas ettiysen, sağlığın bozulduysa kirada olsan ne değişecek?

    Mortgage kirada yaşayanlar ve bizim gibi birikim yapamayan toplumlar için çok ideal. Sana soruyorum kardeşim kirada otursan kaybetmeyecek misin işini? O zaman kiranı nasıl ödeyeceksin? Evden atılmayacak mısın? Ne farkı var?
    Ben zaten yorumlarınıza tamamiyle katılmıyorum demiyorum. Evet haklısınız sabit bir geliri (memur diyebiliriz) olan birisi için gerçekten avantaj. Ama özel sektör adına ülkenin genel durumuna bakarsak kredi yüzünden haciz gelenler sistemi tam anlamıyla anlatıyor. Evet 4 kişi ev sahibi oluyor ama 1 kişi hep kaybediyor.

    Belkide yazıyı şöyle anlamalıyız. Kredi iyi güzel seni ev sahibi yapabiliyor fakat 10-15 yılını ipotek altına aldığın hayatta piyangonun sana vurmayacağını nerden bilebilirsin. Buna alternatif neler üretebilir insan kendi hayatında birazda bunu düşünmeli diyorda olabilir. Örneğin 100.000 TL çek yerine faizde bunalacağın yıllarda önceden bunalki piyango sana vurmasında diyor olabilir.

    Yazıda benim ilgimi çeken hadise bankaların para basma durumu (önceki yazılarını okuduğum için) ve birilerine vuracak bu acı piyangonun insanlar tarafından önceden dikkat edilmemesi. ( Bu yüzden konu başlığım "mutlaka okumalı" oldu.

    Beynim yorulmuş bir durumda olduğu için yazılarınızı okuyup hafızamda kalanlara cevap veriyorum bu yüzden atlayabildiğim noktalar oluyor. Ayrıca cevap vermemdeki amaç yorumların çeşitliliğini arttırdığı içinde beni ayrıca aydınlatıyor.

    Para basma konusunda ki yazısını ise aşağıda paylaşıyorum. Bu birinci kısmı 2 ve 3.kısımlarıda var. Borç köleleiği sistemi bankalarveorumcekler.com 'dan serisi okunabilir.


    "Cemal Adem küresel merkez bankası sistemini anlatıyor. Sizlerle bu çarpıcı röportajın 1. bölümünü paylaşıyoruz.

    Siz sanırım uzun süre ABD'de kaldınız. Ne gibi çalışmalar yaptınız orada?

    ABD'de, Citibank, State Street gibi dünyanın en büyük finans kurumlarında görev aldım. Hatta bir ara Philadelphia menkul kıymetler borsasında da çalıştım. Hani o insanları devamlı panik halinde gördüğümüz mekan. Bu görevler sırasında sistemin işleyişini öğrendim.

    İlk sistemle ne zaman tanıştınız?

    Yatırım uzmanı olarak çalıştığım bir bankada yüzlerce varlıklı müşterinin hesabı benim kontrolümdeydi. Bu müşteriler milyon dolarlık insanlardı. Hatta aralarında adını vermeyeyim ama çok meşhur bir sporcu da vardı. Bir gün, bir hisse senedinin devamlı satış halinde olduğunu gördüm. Halbuki dışarıda şirket hakkında kötü bir haber yoktu. 1 hafta sonra ama bir baktım gazetelerde şirketin iflas edeceği haberler çıktı. Tabii o gün şirket hisseleri baya bir değer kaybetti. Çok şaşırmıştım ama o gün anlamıştım sistemin bazı efendileri olduğunu. O günden sonra bu konu hakkında araştırmalarım hız kazandı. Gece gündüz araştırdım. Bazen uyumadığım geceler bile olurdu.

    Peki sonunda sistemi çözebildiniz mi?

    Evet sanırsam çözdüm. Sistem, bir mühendislik projesi. Ama aldatıcı. Sistemin adı, ''Merkez Bankacılığı''.

    Nasıl işliyor?

    Çok basit. Merkezde bir 'merkez bankası' yani bankaların bankası. Siz her ne kadar merkez bankası devletin zannetseniz de aslında merkez bankası diğer bankalara hizmet ediyor. Bunu çoğu kişi farketmiyor. Merkez bankası diğer bankaların ortaklığını temsil eder. Örneğin, siz bankaya gidiyorsunuz ve 100 TL borç alacaksınız. Bu 100 TL nereden geliyor?

    Benim bildiğim diğer müşterilerin hesaplarından.

    Hayır yanlış. Bu para yepyeni paradır. Yani banka parayı basar. Ama elektronik para olduğundan kimse bunun basıldığını farketmez.

    Siz 100 TL borç istediğinizde diyelim bankada toplam 1000 TL para var. Çoğu kişi zannediyor ki, banka 100TL borç verdiğinde kasasında 900 TL kalıyor. Hayır kalmıyor. Bankanın kasasındaki para aynı kalıyor ama küçük bir hile yapılıyor. Her bankanın merkez bankasında bir hesabı vardır. Banka örneğin 1000 TL toplamı varsa bunun onda biri olan 100 TL'yi merkez bankasındaki hesabına yatırır. Merkez bankası da bankaya yatırdığı miktarın 10 katına kadar elektronik para basma yetkisi verir. Diyelim siz 100 TL borç istediğinizde, banka sizin hesabınıza klavyenin tuşlarıyla 100 TL girer ve para basılmış olur. Bu kadar basit.

    Nasıl basılmış olur? Benim bildiğim kağıt para darphanelerde basılır.

    Bugün herkes kredi kartı kullanıyor. Kağıt parayı görmüyor bile. Önemli olan harcama yapabilmek. İster kağıt, ister elektronik. Siz bir süpermarkete gidip elektronik para harcıyorsunuz. Siz 100 TL borç istediniz ve banka bu parayı bastı. Bu ne demek, bankanın halen 1,000 TL si var ve bir de sizin borcunuz olan 100 TL.

    O halde banka borç verirken hiç riske girmiyor, kendi parasını bile vermiyor.

    Bankanın tek riski şu: Sonuçta bu sistemde bankadaki 1,000TL olan paranın 10 katı kadar borç verilebiliyor. Bu da bankadaki 1,000 TLye karşılık piyasada 10,000 TL olması. Eğer birçok müşteri bankadan kağıt parasını aynı anda çekmek istese banka batar.

    Bazı zamanlarda bankalardan paralarını çekmek için kuyruk oluşturanları şimdi anlıyorum.

    Bankalar bu riski ortadan kaldırmak için çok yakın zamanda kağıt paradan tamamen kurtulmak isteyeceklerdir. Bunu unutmayın. Çok yakında 'yok böyle daha güvenli' gibi mazaretlerle tamamen kağıt parayı devre dışı bırakacaklar.

    Bunun anlamı ne?

    Bankalar sınırsız para basıp tüm ekonomik gücü ellerine alacaklar. Bu da modern kölelik demek. Eğer siz sisteme karşı iseniz alışveriş yapamayacaksınız. Sizin kartınızı iptal ettikleri anda ne olacak? Siz alışveriş yapacak parayı bulamayacaksınız. Çünkü para tamamen tekel olmuş olacak. Tüm dünyadaki banka sahipleri olan ailelerin amacı bu. Böylece tüm dünyaya egemen olmuş olacaklar.

    Elektronik paranın nasıl basıldığını biraz daha açıklar mısınız?

    En baştan başlayalım.Bankanın kasasında 900 var. Siz 100 olan maaşınızı bankaya yatırdınız. Bankadaki para 1000'e çıktı. Sonra Ayşe teyze 90 TL borç istemek için geldi. Banka hemen bilgisayara girdi. Ayşe teyze bu parayı çamaşır makinecisine verdi. Banka, Ayşe Teyzeye 90 lira verdiğinde ama halen bankanın 1000 TLsi var, bir de Ayşe teyzenin bankaya borcu. Demek ki piyasaya Ayşe Teyze'ye verilen borç ile 90 lira eklenmiş oldu. Çamaşır makinacısı da bankaya gitti Ayşe teyzenin verdiği 90 TL'yi yatırdı hesabına. Banka bu sefer bu paranın 9 lirasını koydu merkez bankasındaki hesabına ve 9 katı kadar yeni borç yani para basma fırsatı doğdu. 81 TL borç isteyen biri geldi ve borç verildi. O kişi de televizyon satıcısına verdi. Televizyon satıcısı 81 TL'lik çeki banka hesabına yatırdı. Banka bunun 10'da biri olan 8.1 lirayı yatırdı merkez bankası hesabına ve 72 TL'lik borç yani para üretme fırsatı yakaladı. Bu şekilde sizin yatırdığınız 100 TL'ye karşılık tüm sistemde (unutmamak lazım tüm bankalar aynı sistemin parçası yani ortaklar aslında) 1000TL (90+81+72+65+.....) yeni para yaratılmış oldu. Farkındaysanız bankalar devamlı borç alacak birilerini bulmaları gerekli, sistemi devam ettirebilmek için. O yüzden tüketim artmalı, hatta reklam, dizi, film gibi bir çok propanga araçları ile insanlarda ihtiyaç dışı talepler oluşmalı. İnsanlar devamlı borçlu olmalı ki kontrolü kolay olsun. Devlet savaşmalı ki daha çok borç verilebilsin. Devlet bankaların en yağlı müşterileri. Bu yüzden bankacılar savaşı çok sever. Savaş demek borç demek, borç ise bankaların daha fazla kazanması, güçlenmesi manasına geliyor.

    Peki devlet nasıl bir rol oynuyor?

    Devlet bugün sanılanın aksine kendi parasını üretemiyor. Devlet tahvili çıkartarak, bu tahviller karşılığı Merkez bankasından para satın alıyor. Bakın bu noktada da aldatıcı bir sistem söz konusu. Çoğu insan devlet, tahvil sattı dendiğinde bunun 'ticari' bir iş olduğunu zannediyor. Halbuki terimler yoluyla sistem kendisini saklıyor. Devletin bankalara tahvil satması devletin borçlanması manasına geliyor.

    Devlet 1,000 TL'ye ihtiyacı olduğunda tahvil yolu ile merkez bankasına borçlanıyor. Merkez bankası da bu borcu bankalara satarak devleti bankalara borçlandırmış oluyor. Öte yandan devlet tahvil çıkartıp borçlandığında bankaların da tahvil miktarının 10 katı kadar yeni kredi verme fırsatları doğuyor. Bu bakımdan devlet ne kadar çok tahvil çıkarırsa, bankalar da o kadar faiz geliri topluyor. Tüm devletlerin borç batağında olması bu sistemin bir sonucu. Esas sorulması gereken soru ise; ortada bu kadar borç varken, alacaklılar kim?

    Devlet de sanırsam bu gittikçe artan faizli borcun acısını vergiler vasıtasıyla halktan çıkartıyor. Bugün gelinen noktada vergilerin artmasını, binbir türlü verginin icat edilmesini, bu sistemin ağında çırpınan devletin imdat çığlıkları olarak algılamak lazım. Merak ettiğim başka bir konu ise piyasada o kadar çok para olursa enflasyon olmaz mı?

    İşte mühendislik harikasının bir başka ilginç yönü. Siz borcunuzun anaparasını ödediğinizde ne oluyor?

    Para bankanın kasasına geri giriyor, değil mi?

    Hayır niye girsin ki. O para hiç orada değildi ki. Sistem parayı yok ediyor.

    Anlamadım.

    Gayet basit. Para sistemden siliniyor. DEL tuşu ile bilgisayarlardaki. Peki bankaya ne kalıyor?

    Ne?

    Paranın faizi bankanın kasasına giriyor. Böylece de gün geçtikçe borçlar artıyor, borç arttıkça da faiz artıyor. Ve bir zaman sonra faiz kısmı toplam piyasadaki paranın daha fazlasına sahip oluyor. Ama aslında sistemin amacı başka.

    Nedir o?

    Güç. Para, ekonomik bahçemizin suyu, ekonomik hayatımızın kanı görevinde. Banka, bu suyu götüren hortumu elinde tutmak istiyor. Böylece hangi bahçenin yeşereceğine, hangi bahçenin solacağına karar veriyor. İstediği şirketler büyüyor, istemedikleri solabiliyor. Bugün bir çok zengin ailenin bankalara ortak olmasının sebebi budur. Onlar haksız yoldan piyasaya hakim olmak istiyorlar. Şimdi açıklayacağım belki okuyucularda şok etkisi yapacak ama söylemezsem dilsiz şeytan olurum. Koç ailesi, Şahenk ailesi, Sabancı ailesi sahip oldukları bankalar aracılığı ile darphane dışı para(elektronik) üretiyorlar.Bu ailelerin bir çok üretim yapan şirketi var ve bu yolla satışlarını arttırmış oluyorlar.

    Eskiden bakkallar vardı, veresiye çalışırlardı. 10 lira borcunuz varsa bakkal amca yazardı deftere. Bakkal amca size olan güveninden, dostluğundan böyle bir şey yapardı. Bu aileler bu işi ahlaksızlaştırdılar.Onlar da borç veriyorlar ama bu borç verecekleri parayı basıyorlar. Bakkal amca size borç verdiği parayı kendi alın terinden, satışlarından verirdi. Düşünsenize bakkal amca arkada bir odada para basıyor sonra size 10 tl bastığı paradan borç veriyor. Ne olur? Polisler basar ve hapise girer. Ama bakkal amca yakalanmadığı sürece, hem bakkal amca malını satmış olur, hem de riske girmez. Riske girmeden kazanmak. Bu parazitlik.

    Devlet görmüyor mu?

    Devlet bir şey yapamaz. Bu sistemi ortadan kaldırmak, tüm dünyayı karşınıza almak demek. Bu da o kadar kolay değil. Allah bize yardım etsin, yoksa bu örümcek kafalıların tüm insanlığı düşürdüğü ağ yakında hepimizi sarmalayacak, köleleştirecek."
  • 05-03-2013, 00:54:16
    #14
    Üniversitede İktisat hocamız izletmişti ve afallamıştık. Zamanınız varsa mutlaka izleyin ve konuya yorumunuzu ekleyin.

    http://www.filmifullizle.com/ic-isle...blaj-izle.html
  • 05-03-2013, 00:56:41
    #15
    @DarksPrince

    Burada anlatılarınların çoğu Amerikan sistemi ile alakalı. Türkiye'de bankaların para basma yetkisi yoktur. Bankalar verdikleri kredi karşılığı teminatı gösterirler. Para transferleri Merkez bankası tarafından yapılır. Bankalar ellerinde olmayan hayali bir parayı basamazlar.

    Bu hayali para mevzusundaki yalan enflasyona getirilen açıklamada belli zaten. Şimdi aynı arabayı almak için 10 kişi 100 bin lira kredi çekse o arabanın değeri 120 bin lira olur. Piyasaya giren hayali para gerçek alım gücü yaratır. Yani herkes hayali para çekip altın alsa o para biriminin altın karşısındaki değeri ne hale düşer bunu biliyor musunuz? Hayali ya da likit farketmez, para bir alım gücüdür. Eğer Amerika da bankalar 1 'e 10 hayali para bassalari altının değeri 10 kat yükselir. Çünkü hayali altın basamazsın. Amerikan ekonomikl sistemi ile ilgili yorum yapacak kadar ok bilgiye sahip değilim.

    Hisse senedi konusundaki manipülasyonlar dünyanın her yerinde var. Ama diğerlerinin çoğu ekonomik komplo teorileri. Türkiye'de böyle bir sistem yok. Merkez Bankası dışında kimse ne hayali ne de likit para basamaz. Bankaların amacı herkesi borçlandırmak değildir, borcunu ödeyebilecek adamları borçlandırmaktır. Yoksa borcunu ödeyemeyenlerin sayısı belli bir oranı geçerse bankalar likidite sıkıntısı yaşar ve batarlar.

    Şu forumda bir kaç iktisatçı arkadaş varsa çıksa da anlatsa. Hepimiz işin gerçeğini öğrensek. Çünkü bu bahsedilenler bir kaç doğru bilgi üzerine kurulmuş kocaman komplo teorisine benziyor. Kapitalist sistemin aşığı değilim ama bu söylenenlerde mantık eksiklikleri var.
  • 05-03-2013, 01:00:12
    #16
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    @DarksPrince

    Burada anlatılarınların çoğu Amerikan sistemi ile alakalı. Türkiye'de bankaların para basma yetkisi yoktur. Bankalar verdikleri kredi karşılığı teminatı gösterirler. Para transferleri Merkez bankası tarafından yapılır. Bankalar ellerinde olmayan hayali bir parayı basamazlar.

    Bu hayali para mevzusundaki yalan enflasyona getirilen açıklamada belli zaten. Şimdi aynı arabayı almak için 10 kişi 100 bin lira kredi çekse o arabanın değeri 120 bin lira olur. Piyasaya giren hayali para gerçek alım gücü yaratır. Yani herkes hayali para çekip altın alsa o para biriminin altın karşısındaki değeri ne hale düşer bunu biliyor musunuz? Hayali ya da likit farketmez, para bir alım gücüdür. Eğer Amerika da bankalar 1 'e 10 hayali para bassalari altının değeri 10 kat yükselir. Çünkü hayali altın basamazsın. Amerikan ekonomikl sistemi ile ilgili yorum yapacak kadar ok bilgiye sahip değilim.

    Hisse senedi konusundaki manipülasyonlar dünyanın her yerinde var. Ama diğerlerinin çoğu ekonomik komplo teorileri. Türkiye'de böyle bir sistem yok. Merkez Bankası dışında kimse ne hayali ne de likit para basamaz. Bankaların amacı herkesi borçlandırmak değildir, borcunu ödeyebilecek adamları borçlandırmaktır. Yoksa borcunu ödeyemeyenlerin sayısı belli bir oranı geçerse bankalar likidite sıkıntısı yaşar ve batarlar.

    Şu forumda bir kaç iktisatçı arkadaş varsa çıksa da anlatsa. Hepimiz işin gerçeğini öğrensek. Çünkü bu bahsedilenler bir kaç doğru bilgi üzerine kurulmuş kocaman komplo teorisine benziyor. Kapitalist sistemin aşığı değilim ama bu söylenenlerde mantık eksiklikleri var.
    Para basmak ile tahvil basmanın çok farkı yok temelde. Banka %5 faizle 1 yıllık tahvil basıp topladığı para ile %10 faizli kredi dağıttığında, aslında hiç sahip olmadığı paradan %5 faiz kazanmış olur.
  • 05-03-2013, 01:02:54
    #17
    En son soruları toplayıp mail atacağım yazara.
  • 05-03-2013, 01:24:58
    #18
    JoEN adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Para basmak ile tahvil basmanın çok farkı yok temelde. Banka %5 faizle 1 yıllık tahvil basıp topladığı para ile %10 faizli kredi dağıttığında, aslında hiç sahip olmadığı paradan %5 faiz kazanmış olur.
    Arada çok fark var hocam iktisat okumuşsun.
    Para bastığında kimseye sorumluluğun yok, ama %5 ile tahvil sattığında tahvil sahiplerine karşı borcun var.
    Para bir değerdir. Sıfırdan bir olmayan bir değer üretmek ile, bir tahvil karşılığı başkalarının elindeki değeri almak çok farklıdır.
    Hayali para ürettin mi enflasyon olur. Piyasada sanal ya da likit para arttı mı o paranın alım gücü düşer. Yüksek enflasyon olur.
    Ama birinin elinden tahville para alırsan enflasyon olmaz çünkü a kişisinden parayı alıp b kişisine vermiş olursun piyasada hala aynı miktarda para vardır.

    Hayatımda en sevmediğim bilgi türü halkın anlayacağı kıvama indirgenmiş gibi gösterilirken sapla samanın karıştırıldığı bilgi türüdür. Bu yazarın yazılarında doğru kısımlar var. Ama çıkardığı önermeler yanlış. Mortgage ölümüne anlaşma deme fransa da. Yani Türkçesi ya herro ya merro. Ya borcu ödersin ya da elinden evini alırım diyor kısaca. İyi de mortgage gibi uygun taksitlerle ev alamazsan zaten ev alamazsın ki.

    Mortgage kullanmasan 700 lira kira vereceksin, 400 lira da kenarı atacaksın. o 400 liralar ile 25 senede bir ev alacak duruma geleceksin. Mortgage ile 1100 lira vereceksin ayda ve 10 senede ev alacaksın. Yani hesapta bir yanlışlık yok ki. Sadece diğerinde her ay 700 lira ev sahibine hibe ederken, onu da mortgage taksitine sayıp 25 senede değil 10 senede alırsın evi.

    Bu arada arkadaşın dediği gibi kaybedersen, işten atılır, parasız kalırsan, kirada da otursan evinden olursun, mortgage de alsan evinden olursun.

    Ayrıca onun da yolları var. Bu adamın anlatmadıkları.
    Mortgage evini çat diye elinden almaz.
    Sen borcu ödeyemediğini görünce manevra imkanın var.
    Diyelim 100 bin liralık ev aldın borcun 150 bin.
    70 bin lira ödedin kaldı borcun 80 bin lira.
    Akıllı ev aldıysa rant ile evin bedeli arttı. Sen 3-4 senedir taksit öderken senin 100 bin liraya aldığın ev oldu 140 bin lira.
    Evi hacze gitmeden satarsın sözleşme ile güvenilir bir tanıdığa 140 bin liraya. 80 bin lirayı yatırıp kalan tüm mortgage borcunu kapatırsın. İpoteği kaldırıp evi yeni sahibine devredersin. Elinde kalır 60 bin lira. Sen kaç para ödemiştin 70 bin lira. Ne kadar zarar ettin 10 bin lira.

    Burada birileri kaybedecek dediği şey şu. Birileri ederinden yüksek rakama ev alacak. Sonra ekonomik kriz çıkarsa rant düşecek, senin 100 bin liraya aldığın ev 70 bin liraya düşecek. Sen borcu ödeyemezken ev satılsa bile kalan borcu kapatamayacak hale gelecek. Burada bir çok değişken söz konusu. İşin temeli şu, barınma ihtiyacını giderecek ve fiyatı uygun bir ev alırsan zarar etmezsin. Ama reklamların çevrenin gazına gelip asıl ederi 200 bin lira olan siteden 500 bin liraya ev alırsan elbette batarsın.