• 24-10-2022, 17:27:11
    #91
    myurtcu adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Aynen hocam ben de hep sorgulayan taraftayım. Aklınıza takılanları sorgulayıp soru işareti bırakmazsanız inancınız daha da sağlam olur.
    Aynen hocam kesinlikle aynı düşünüyorum.Bazen bir ayeti günlerce düşündüğüm bile oluyor acaba niye böyle diye .Ben mi yanlış yorumluyorum acaba diye .Mesela geçen ahzap suresi 50.ayeti çok kafama taktım mesela .Tövbe haşa koskoca yaratıcı peygamberimize neden böyle şey demiştir diye.Hala tam olarak anlayamadım diyebilirim mesela.
  • 25-10-2022, 00:36:44
    #92
    Abdullah07 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Tamam ama bir melek neden rabbin kim diye basitce soruyla sorgu yapar mesela hocam ? Sorgu böyle basit olur mu o da mantıksız geliyor mesela .Size de benim gibi ruhani azap mantıklı geliyor sanırım zaten .
    Sorunuza şu şekilde cevap vermek isterim. Görünürde sorulan sorular basıt gibidir, evet. Hatta bu soruların cevabını müslüman olmayanlar da bilmektedirler. İhtiyaç anında onlar da bu soruların cevaplarını verebilirler. Ancak soruların cevaplarının zorluğu, soruların içerisindeki kavramların anlamlarında gizli. Sorulan sorular şunlar:
    1- Rabbin kim?
    2- Dinin ne?
    3- Peygamberin kim?

    - Bu 3 soruda, 3 farklı kavram mevcut. Esas itibariyle kendine Müslümanım diyenler bile bu kavramların hakiki anlamını bilmezler. Meseleyi daha iyi izah edebilmek ve varmak istediğim sonuca varabilmek için bu kavramları en yalın haliyle açıklamaya çalışacağım:

    Rabb: Arapça olan bu kelime; terbiye eden, yöneten, idare eden, bir şeyin sahibi, kendisine itaat edilecek-boyun eğilecek efendi gibi anlamlara gelir. Yani bir kimse Rabbim Allah demekle; beni terbiye edecek olan, sahibim, efendim Allah'tır; Ben sadece O'nun koyduğu kanunlara, kurallara göre şekillenir, terbiye olunurum, sadece O'na boyun eğer ve O'nun istediği şekilde yaşarım çünkü; benim sahibim O'dur demektedir. Bu bahsetmiş olduğum kısım bir insanın bir günde 24 saatini, yaşamı boyunca da bütün ömrünü kapsayacak olan bir durumdur. Bir insan, hayatının her anını Rabb'im (efendim, sahibim) dediği Allah'ın istediği şekilde yaşamak zorundadır. Mantıken de bu doğrudur. Çünkü bir şeyin sahibi kimse, o şey üzerindeki bütün tasarruf yetkisi de sahibine aittir. Aslında "Rabb'im Allah" demek çok büyük bir söylemdir. Bir insan kimin kanunlarına göre hayatını şekillendirmişse, kimin istediği şekilde 24 saatini belirliyorsa o şey onun rabbidir. İşte sorudaki zorluk buradadır. Çünkü insanların çoğunun rabbi hakikatte Allah değil, başkaca şeylerdir. Bu bir insan olabilir, kişinin kendi nefsi olabilir vs. Kişi dünya hayatında Allah'ın kurallarına göre hayatını şekillendirmeyip başka kimselerin veya kendi nefsi arzularının isteklerine göre kendini terbiye etmişse; işte o kişi bu soru sorulduğunda "Rabb'im Allah" diyemeyecek, çünkü zaten Rabbi Allah değildi.

    Din kavramı da öyledir. Din; hayat tarzı, düzen, gidilen yol manalarına gelir. Allah, insanı yarattıktan sonra başı boş bırakmamış, insana uygun bir hayat tarzı olan islam dinini peygamberler aracılığı ile göndermiştir. İslam dini, hayatın her alanına müdahele eden, her meseleyle ilgili bir söylemi olan dindir. İnsanın ticaret hayatını, eğitim sistemini, ceza sistemini, hukuk ile alakalı boşanma, evlenme, miras vs. gibi konuları, kadın erkek ilişkilerini, devlet nizamını vs. içeren kurallar göndermiş ve bu şekilde kendine ait bir sistem sunmuştur. İşte Müslümanım diyenler bu düzene uygun yaşaması gerekli olan kimselerdir. Şayet devlet nizamı buna uygun değilse bile hiç olmazsa kişi kendi şahsi hayatında İslam nizamına uygun yaşamalıdır. İslam'ın kurmuş olduğu nizamı (dini) görmezden gelip başka düzenlere uygun yaşayanlar elbette o soru sorulduğunda dinim İslam diyemeyecekler. Bu bağlamda izimler, Allah'tan geldiği iddia edilen diğer dinlere tabi olanlar dinim islam diyemeyecekler. Çünkü İslam dini, bir insanın ihtiyacı olabilecek her şeyi sunmuştur. Sosyal devletin, hukuk devletinin, kişi hak ve hürriyetlerinin olmazsa olmaz sınırlarını çizmiştir. Bu ve bunun gibi konularda bir eksiklik olmadığı halde Ahmet'in, Mehmet'in, Hans'ın kurduğu ideolojilerin peşinden gitmek, onların savunuculuğunu yapmak, o kimselerin kurmuş olduğu düzenlere göre yaşamak elbett ki başka bir din (düzen) üzere yaşandığının göstergesidir. (Bu mesele çok daha uzun ve detaylı konuşulabilir)

    - Son olarak peygamber de; izi sürülen, takip edilen, rehber olan kişi demektir. Kısacası insanın rol modelidir. Bizim rol modelimiz kimdir, kime benzemeye çalışıyorz, kimin izinde gidiyoruz. Tabi olduğumuz rehber kimdir?

    İnsan, kurallarını bilmediği bir kimsenin terbiyesinden geçmiş olamaz. Kişi kendine sormalı!
    - Gerçekten benim Rabbim Allah mı? Eğer O'nun gönderdiği kuralları merak edip okumamışsan muhtemelen başkalarının veya nefsinin senin için ön gördüğü kurallara göre yaşıyorsundur. Bu durumda senin Rabb'in kim?
    - Kişi sormalı kendine! Gerçekten hayatım, düzenim İslam'a uygun mu, yoksa fersah fersah uzak mıyım? Hiç merak edip de derinlemesine araştırmamışsa; bu dinin kitabını, din hakkında yazılan kitapları okumamışsa nasıl dinin koymuş olduğu esaslara göre yaşayabilir ki?
    - Ve sormalı insan kendine! Rol modelim kim? Hayatım, peygamberimin hayatına benziyor mu, onun hayatından, geliş amacından, güttüğü davadan ne kadar haberdarım. Kaç tane kitap okudum onu anlamak için?

    İşte bu soruların cevabını gerçekten kendinden emin olarak verebilenler, olması gerektiği gibi yaşayanlar o gün de Allah'ın izniyle cevap verebilirler. Ama cevabı başkaları olacaksa o günde cevabı Rabbim Allah, dinim İslam, peygamberim Hz. Muhammed (sav) diyemeyecek. Yalnız cahil cesur olurmuş derler. Yine de iyice okumadan araştırmadan, Kur'an'a ve Hz. peygamberin hayatına aşina olmadan bir insanın sağlıklı bir cevap verilebileceğini düşünmüyorum.
    (Yazdıklarımdan ötürü okuyan sizleri tenzih ederim. Sözlerim özel olarak kimseyi hedef almıyor. Belki okuyan tüm arkadaşlar yaşaması gerektiği gibi yaşayanlardır. Kimseyi tanımadığım için, ön yargıyla yaklaşmam. İfadelerimi genel kabul edin lütfen)
  • 25-10-2022, 02:32:08
    #93
    Platin üye
    Konuyu yeni okuma fırsatım oldu, benimde eskiden aklıma gelirdi. Kabir'e girince melekler gelir sorguya çeker diyorlardı cami hocaları.
    Çocukken bende düşünürdüm ya mezarı olmayanlar ne yapacaklar diye. Sonrada da ara ara aklıma geldi bu soru sonra kafamda cevaplandırmıştım.
    Aslında buradaki kabir'in küçük kıyamet yani ölüm olduğunu anlamıştım. Yani öldüğümüz zaman yaşadığımız hayatın hesabını vermeye başlıyoruz.
    Gömülmesi, yakılması veya sahipsiz kaybolup gitmesi hiç farketmiyor. Öldüğü zaman tamamen bu dünya ile bağlantı kopuyor ve yeni bir boyuta geçiyor.
  • 25-10-2022, 08:14:02
    #94
    Konuda yorum ve değerlendirme yaparak birbiriyle tartışmadan fikirlerini yazan herkese teşekkür ederim.
  • 25-10-2022, 08:51:30
    #95
    BulentD adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bu konuda çok derin araştırmaya gittim zamanında. İnsanlarda halk arasında 3.göz diye tabir edilen kalp gözü diye de bilenen bir olay vardır. Buna epifiz bezi deniyor. Bu bez bir takım hormonlar salgılıyor. Mutluluk, üzüntü vs halüsinasyon vb durumların oluşmasını dahası farklı bir boyuta geçmeyi yada ona benzer düşünceler edinmemizi sağlıyormuş. Fakat şöyle bir durum var. Bu bez genel olarak yaşam anında pek aktif değil. Yine söylenenlere göre bu bezi aktif etmenin bir takım yolları varmış. Bunları uzun ve derin araştırmam sonucu elde ettim. Durumu kısaca anlatmak istiyorum. Bu epifiz bezi doğum ve ölüm anında aktif oluyormuş. Sizin sorunuz ölümle alakalı olduğu ve o anda da epifiz bezinin aktif olduğunu varsayarsak insan hayatında ne yaşadıysa yine o an onları derleyecek ve ona görünmesini sağlayacak bir farklı boyuta ulaşmış olacak. Epifiz bezinin rüya anında yani uyku anında da aktif olduğunu söyleyebilirim. Rüyalarımızda bambaşka yerlere gidip hiç yaşamadığımız olayları görmemizde bundan ibaret bence. Aslında sorunuzun karşılığı çok uzun fakat kısa tutmak istiyorum. Ölüm anında yada ölmek üzereyken hani insanların hayatım film şeridi gibi geldi geçti durumunu bilirsiniz. Bu durumu yıllar önce bende bizzat yaşadım. Gittiğim bir sağlık kuruluşunda bana yapılan yanlış iğne sonucu anında yere yığılıp sesleri çok uzaktan duymam ve gözümün önünden bir film şeridi geçmesi olayını. O an sonradan anladım ki epifiz bezi aktif oluyor ve bizi bam başka bir boyuta götürüyor. Konu biraz derinleşti sanırım. Demek istediğim ölüm anında 3. göz aktif oluyor ve insan kendini farklı bir boyutta buluyor ve hayattaki yaşamış olduğunu düşünceleri kendisinin gözünün önüne geliyor. Bu iyide kötüde olabilir. Bana göre insan düşünceleri ile var oluyor. Yine kendi düşüncemi belirtmek istiyorum. Bu bambaşka boyut olayı da insanın bilincinin yani beynin düşünce süresinin gidebileceği zaman kadar var olur. Bunu şöyle örnekleyebiirim. Ölünce derin bir uykuya giriyorsun bedenin ister tek parça ister yakılsın ister gömülsün hiç önemli değil ta ki bilincin belki de ruhun var olduğu sürece o dediğimiz hiç görmediğimiz farklı boyutlara ulaşarak görmemizi sağlayacaktır. Din kitaplarında buna cennet cehennem deniyor. Bu durum o an senin gerçekten nerede olmakla yada neyi hakkettiğini bilmekle alakalı bir olay olabilir. Çok uzun oldu ama umarım anlatmak istediğimi anlatabilmişimdir.
    Güzel bir konuya değinmişsiniz, bu konuda daha fazla araştırma yapmanızı tavsiye ediyorum. Epifiz sizi bambaşka bir boyuta götürmüyor, aslında insan bedenindeki her durumun kimyasal ve biyolojik bir açıklaması var. Örneğin uyku evresinin melatonin salgılama sonucu oluşması, düşünce yetisinin dopamin hormonuna bağlı olması ve aşık olduğunuzda salgıladığımız hormonun oksitosin olması gibi. Burada bedeni yöneten ana varlığın ruh olduğunu ve bedenin ise belli koşullar ve dünya kanunları çerçevesinde tepki verdiğini düşünüyorum.

    Epifiz ile yaşadığınız tecrübe; Ego dediğimiz, kişide benlik duygusunu kontrol eden ve beynin sol tarafında bulunan bir bölgeden oluşuyor. Bu bölgeye dışarıdan müdehale edilip geçici olarak bile olsa manipule edildiği zaman bir insana adını unutturabilir, yürümeyi ve konuşmayı unutturabilirsiniz. Beyin kendini savunabilen, insan bedenindeki tüm aksamları çalıştıran yegane organdır. Tehlike anında tabi ki bir savunma mekanizması olacak ve bu şekilde manipülasyonlara neden olacak

    İnsan vücudu yüksek acıya maruz kaldığında, doğum veya ölüm esnasında belirli hormonlar salgılar. Örneğin bıçaklanan birinin acıyı sonradan hissetmesi vücutta salgılanan Adrenalin hormonu sayesinde oluyor. Bu noktaya kadar okuduysanız konuşmamın başındaki " insan bedenindeki her durumun kimyasal ve biyolojik bir açıklaması var" kısmını daha iyi anlamış olmanız gerekiyor.

    Sonuç olarak bu alemde yaşadığınız ölüme yakın deneyimler, gördüğünüz sanrılar veya doğaüstü olayların diğer dünya ile hiç bir alakası olduğunu düşünmüyorum. Şuanda evren kanunları hepimiz için aynı işliyor.
  • 25-10-2022, 10:33:11
    #96
    Soruya birebir cevap


    https://youtu.be/FpPHFHZ6q2g
  • 25-10-2022, 14:19:51
    #97
    en korktuğum olaylardan birisi kabir azabı çekmek.
  • 25-10-2022, 14:21:28
    #98
    Omer adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    en korktuğum olaylardan birisi kabir azabı çekmek.
    Korkutmuşlar bizi önceden yılanlar böcekler çıkacak arapça sorgu olacak falan filan diye .
    Bazen kendi kendime diyorum ölünce yakılsak ne farkeder ki böceklere yem olacağımıza diye ? Öyle de yok oluyorsun dediğim gibi de.
  • 25-10-2022, 14:32:02
    #99
    Abdullah07 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Korkutmuşlar bizi önceden yılanlar böcekler çıkacak arapça sorgu olacak falan filan diye .
    Bazen kendi kendime diyorum ölünce yakılsak ne farkeder ki böceklere yem olacağımıza diye ? Öyle de yok oluyorsun dediğim gibi de.
    O yüzden hep yakılmak istemişimdir ama memlekette Krematoryum yok, herkes Müslüman olmak veya gömülmeyi istemek zorunda, zorla değil ama mecburi. Ayak İşleri dizisindeki gibi lahmacun fırınında mı yakılsak ne yapsak, en azından yakılmayı isteme hakkına sahip olmalıyız. Bu arada cehennemliklere irin içirilip zakkum yedirilecekmiş, en azından çelişkili ifadeler olsa bile bu yönde. Azap için falan değil bu arada yakılma isteğim, farklı gerekçelerim var iz bırakmak istemiyorum ama küllerimin de sağa sola saçılmasını da istemiyorum, en azından küllerimin gömülmesini istiyorum benimki biraz enteresan, kül bile olsa vücut bütünlüğüm korunsun istiyorum.