• 04-11-2014, 09:10:34
    Cuslaw adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    "İnkar edenler bilmezler mi ki göklerle yer bitişik idi. Biz onları ayırdık" (Enbiya, 30).

    Al sana ateistlerin bahsettiği Bing-Bang yani büyük patlama olayı

    Yıl olmuş 2015 hala Darwin diyenler var yaw
    Öyle deme yahu bazıları cidden maymundan gelme
  • 04-11-2014, 09:43:21
    Belli ki ateist leri düşünürken tanrı korkusunu bir kenara bırakamamışsınız eger bilgidizseniz kaynaklar belli kuranı incili tevrati birde benim onerim dawkins den tanrı yanılgısını okuyun o zaman bilim ilerliyor ama bunlar zaten kitaplarda vardı diyenlere gerçekten gulersiniz vardır yoktur bir şey diyemem ama Galileo'nun nasıl öldürüldüğünü bütün dinciler bilir ama asla söylemezler siz okumadan inanmanin ne kadar kotu birşey olduğunu en rahat ülkemizde görebilirsiniz keşke herkes okusa ve oyle inansa..

    GT-I9505 cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi
  • 04-11-2014, 13:31:35
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Evrim teorisinin ne olduğunu bilmeden, antropoloji bilmeden kendi kendine sorular sorup bunları bilimin yanıtlayamadığını düşünüyorsunuz. Sorduğun soruların yanıtı var ama senin evrim teorisi bilgin insan maymundan gelir sloganını yapıştıranların bilmeni istedikleri kadar. Yukarıda bir eleman yazmış neden ateizm ile ilgili kitap okuyayım diyor. Adam zaten okumuyor, ve bilmediği bir şeyi reddediyor. Oku, öğren, açığını bul sonra reddet. Başkalarının uydurduğu sloganlarla reddetme.

    Bir bilimsel teori ortaya atıldığında, senin benim 10 katımız zeka ve eğitim düzeyine sahip başka bilimadamları tarafından senin aklına gelmeyecek şekillerde tenkit edilir. Bu teoriyi ortaya atam bilimadamı ona kıskançlıkla bakan diğer bilimadamları tarafından doğrarırcasına eleştirilir. Saydı değer bir bilimadamı muhtemel bütün soruları açıklayabildiğini kanıtlayabildiğine emin olmadan teorisini ortaya atmaz. Ama kendi dinini bile tam olarak bilmeyen adamlar bilmedikleri konular hakkında atıp tutabilir.

    Evrim senin kafandaki gibi bilinçli bir zihin değil. Sen bir varlığın herşeyi kontrol etmesi gerektiğine o kadar takılmışsın ki rastlantılar içinden bir düzen çıkmasına ihtimal bile vermiyorsun. İnsanların neden konuştuklarını antropoloji açıklıyor. Diğer hayvanlar da iletişim kurar kendi aralarında. Yani iletişim tüm sürü hayvanlarının sürüyü düzende tutabilmek adına geliştirdikleri ortak özelliklerindendir. Çünkü bu özelliği geliştiremeyen türler yok olur. Evrim avantaj yarattığı sürece ilerler. Dünyada şartlar değişir. Bugün sıcak olan bölge 5000 sene önce buzlarla kaplıydı. Bugün orman olan yer 200 sene sonra çöl olacak. Bu şartların değiştiği dönemde mutasyon ile değişime ayak uyduramayan türler yok olur, mutasyon geçirenler yeni bir tür olarak devam ederler. Bir sürü hayvan türü tamamen yok olmuş. Varolanlar da onların değişim gösterebilen türleri. Bunları genetik bilimi açıklıyor artık darwin in ara tür göstermesine gerek yok, genetik yapının nerede kırıldığı açıklanıyor.

    Kendi kısıtlı bilgin ile Allahı varoluşu açıklayamayacağın için inanmak gerektiğini söylüyorsun. Ama sen o kadar kısıtlısın ki, bilimadamlarının açıkladığı konuları bile bilmiyor, kafandaki soruların yanıtları olmadığnı düşünüp kendini kandırıyorsun. Bu kadar fizik ile felsefe antropoloji ile pozitif bilimler ile uğraşan dünyanın en gelişmiş ülkelerindeki bilimadamlarının ilmi senden düşük mü?

    Bir de bir ateist arkadaşın söylediği gibi. Ateist olmak nefse uymak, şeytana uymak falan değildir. Ateist olmak inançlı olmaktan daha zordur. Ölünce ne olacağını bilememek, hayatın anlamını bulmak insanda stres yaratır. Ama Ateistler cesaretli insanlardır. Çünkü toplum baskısına ve hayatları boyunca cehenneme gideceksin diye küstahca yapılan konuşmalar karşısında dik durmak cezaret ister. Kutsal kitaplar ateistlere açık açık küfür aşağılar hakaret eder. Ama ateistler neden inanmadıklarını söylediklerinde dine hakaret ettikleri gerekçesiyle linç edilir.

    Oysa ne kadar kolaydır inanmak. Yaratan belli ölünce ne olacağı belli. 70 sene az ye, az iç, az seviş, çok ibadet et sonra sonsuz bir mutluluğa kavuş. Bundan kolay ne var? Bugün ayda 50 bin lira maaş verecez deseler günde 16 saat taş taşıyacak insanlara sonsuz mutluluk için 5 vakit namaz 30 gün oruç deyince hayır mı diyecekler? Şu cenneti gerçekten akıl mantık ve delil ile ispat edebildiğinizde ateistlerin tümü sizden daha dindar olacaklardır kesinlikle.

    Benim kör kütük dindar olan bir çok insandan daha güçlü bir Tanrı inancım var. Ama dini 1000 sene önceki imamların yorumladığı gibi yaşamam. Benim de bir aklım var. Kendi aklım, görüşüm ve hayat tarzım var. Ve bu aklım bana yeter aracıya ihtiyacım yok. Kimsenin benim imanımı ölçmesine, hangi dine mensup olduğumu yorumlamasına da ihtiyacım yok.
    Ben emrimi inkar etmiyorum kısmen inkar etmiyorum bilgim ölçüsünde. Fiziği de inkar etmiyorum ve inkar edemem, olan bir şeyi inkar etmem söz konusu olamaz. Delilleri ikna edicisi ise neden kabul etmeyeyim. Ancak diyorum ki evriminde fizik kanunlarınında bir düzene uyması için arkasında bir akıl olmalıdır diyorum. Her şeyin size göre açıklaması var ama yaratıcı olamaz. İnsanlar nükleer santral yapıyorlar o kadar bilgi o kadar tecrübe o kadar uğraş sonucunda. Milyarlarca daha büyük ve henüz yapılamayan füzyon teknolojisi ise gökyüzünde orada duruyor ve dünyaya enerji gönderiyor. Bu enerjide ne hikmetse bitkilere hayat veriyor, canlılara hayat veriyor. Ne hikmetse dünya güneşin çekimine ne kapılıyor nede uzaya doğru karanlığa doğru sürüklenmiyor. Arkadaşım sen yazdıklarıma bakma ne demek istediğimi anla, bunların hepsinin açıklaması var ancak evrim haricinde de evren de mükemmel bir uyuma sahiptir. Neye göre mükemmel bizim yaşamamız için gereken dizayna sahip. Gökyüzünde bulutlar var ve sana yağmur indiriyor sende bu sudan hayat buluyorsun. Sende bu ve bunlar gibi sayısız şeyi tesadüflere bağlıyorsun, açıklanabilir olması değil neden bu şekilde kusursuz olduğunu görmeni beklerim. Ön yargılı davranıyorsunuz, nereden biliyorsun yaratıcının olmadığını.

    Ateist birisi bana dese ki, yahu evet benimde kafama şu takılıyor belkide bir yaratıcı vardır, o kadar şey arasından sadece birisini bile görmüyorlar. Öldükten sonra ne olacak demek yerine gerçekten bir yaratıcı var mı diye düşünmek daha makuldür bence. Yaratıcı illaki size göre olsun demiyorum ama olmasında demiyorum. Bak ön yargılısın hep, benden neden 10 kat daha zeki neye göre bunu yazıyorsun. Kime göre neye göre daha zeki. Ben 15 yaşında bilimsel makaleler okuyordum. Tamam fizik yasalarını belki bulamam ancak teorileri okuduğum zaman hemen kavrarım mantığını ve doğruluğu yada yanlışlığı hakkında mantık yürütebilirim. Sana göre onlar çok zeki ve biz onların bilemediğini bilemeyiz! Bilim adamı gözlem yapar deney yapar nasıl yapıyor bunu aklı ile hayal gücü ile bazı dayanaklar ve tespitlerle. Ben inançlı birisi olduğum için sorgulamıyorum mu sanıyorsun bir ateist gibi de sorgularım bir müslüman gibi de. Anlamayanlara diyorum ki, bize böyle öğretildiği için mi inançlıyız, evet kısmen bu şekilde. Kur'anda ne yazıyor size ben öğrettim. Sen diyorsun ki müslüman bir aileden doğdun onun için müslümansın, bende diyorum ki zaten müslüman bir aileden gelmem Allah sayesindedir. Siz diyorsunuz ki çok akıllı birisi çıktı bir kitap yazdı, bende diyorum ki vahiy geldi öyle yazıldı. Vahiy gelmediğine emin misin? Yaratıcının insanlarla konuşmadığına emin misin. Hani benimle neden konuşmuyor diyebilir bazı arkadaşlar haklılar da mantıken, bende diyorum ki herkesle konuşabilir ancak konuşsa ne olacak biliyor musun sen kendini şizofreni sanacaksın, hayal gördüğünü sanacaksın. Ne gördüğün değil nasıl idrak ettiğin önemlidir diye üstüne basa basa her yorumda yazıyorum. Bilim insanları bizim görmediğimiz nice şeyleri görmüşlerdir peki aynı şekilde bizim görmediğimiz yaşamadığımız şeyleri yaşayan insanlar olamaz mı.

    Yaratıcının olması bilimi inkar edeceğiz anlamına gelmez, ancak biliminde olması yaratıcıyı inkar etmemize sebep olmaz. Her şeyin açıklanabilir olduğunu söylüyorsunuz yani bilimsel olarak, ben buna katılmıyorum daha öncede yazdım daha atom altı ölçeğinde bile tam olarak neler oluyor nasıl bir sistem var bilmiyoruz. Örneğin yer çekimi parçacığı en son bildiğim ispatlanmamış peki onun yerine ne yapıyorlar sanal bir parçacık yada X değeri atıyorlar. Karanlık madde ile boşlukları dolduruyorlar örneğin. Işık hızı geçilemez ama neye göre geçilemez? Kuantum fiziği belli belirsizdir bir sihir gibidir. Takyon parçacıkları var mesela. Sicim teorisi var ne bileyim aklıma gelmeyen bir çok gizemli şey var. Bir çoğu 2+2=4 matematiğine uymaz. Açıklanabilir olması bizim o şeye x değeri vermemizden dolayıdır. Ancak bir parçacığın madde mi yoksa dalga gibi mi davranacağını önceden kestiremeyiz. Kuantum fiziğinde bir parçacık aynı anda bir çok yerde olabilir, meydana çıkar ve tekrar yok olur diye öngörüyor. Newton yasalarının bazen geçersiz olması en bilindik ve basit bir ispattır. Bizim üstünde konuştuğumuz bilim yada fizik kanunları anlayabildiğimiz olanıdır. Ancak iddia ediyorum 100 seneye kalmayacak ne ölçüm yapabileceğiz nede her şeyin bildiğimiz gibi basit olmadığını anlayacağız zaten senin o çok zeki dediğin insanlar bile buna değiniyor.

    Monitörde ne görüyorsun bir resim görüyorsun, bütünün parçalarını. Yakından baktığın da ise hiç bir şey göremezsin bütüne dair. Atomlara çok yakından baktığımızda da net şeyler görülmez hatta parçacıkları gözlemlersek onlara etki etmiş oluruz ve yaptığımız gözlem sağlıksız olur. Onun daha da ötesi çok daha karışık ve gizlemli ve bildiğimiz matematiğe uymayabilir de. Peki sen ondan sonra hangi bilimden bahsedeceksin, hangi fizik yasalarından bahsedeceksin. Belkide görünür evrenin arkasında ruhsal bir güç var, bilimde buna değindiği zaman ne yapacaksın bilimi mi inkar edeceksin? Ben söyleyeyim orasını anlayamayız, bilimden sonrasını ölçemediğimiz için o bölgeye giriş yasak diyeceksin.

    Bir şeyleri anlamak için gözlem yapmak için illa bilime ihtiyaç yoktur. Akıl fizik yasalarından daha üstündür zaten onları anlayabilmemiz aklımız sayesindedir. Bilimde bir gözlemdir neticede. Bende diyorum ki madde ötesini kavramak için ölçü aletlerimiz buna elverişli değil, ancak ruhumuzun kaynağı olan bilincimiz ile bunları anlayabilir hatta gözlem yapabiliriz. Şimdi diyeceksin bedende böyle bir donanım yoktur. Nereden biliyorsun bunu? Beyinde bir akıl var değil mi, her şeyi anlayan tespitlerde bulunan. Bunun olması seni şaşırtmıyor ancak ruhumuzun olabilirliği seni şaşırtacak mı? Çok çok zeki olduğum için yazıyorum; insandaki aklın kaynağı idrak edebilmemizin sebebi zaten ruhumuza bağlıdır. Ancak sen zeki ama çok çok zeki olmadığın için ruhu maddeci bir akıl ile çözmeye çalışıyorsun ve çözemiyorsun çünkü en başta yanlış bir mercek ile yanlış yere bakıyorsun. Daha öncede yazdım kimse cevap vermedi insanın başlı başına zevk alması görmesi acı duyması ruhunda hasıl olur. Bunu sen maddeci bir ispatla zaten anlayamazsın. Evinde ki mercekle atomları göremezsin görsen de sihir sanırsın. Bakış açını değiştirmeden yazdıklarımı anlayamazsın zaten düşünmeye bile gayret etmezsin sadece olasılığı bulunmadığını ve bunu da kendince ispatlamak için yine bilimsel verilerden konuşursun.

    Bilimsel veriler var elimizde peki neye göre bilimsel neye göre geçerli? Görelilik kanununda ki gibi neye hangi açıdan baktığın çok önemlidir. Evren ve onun oluşmasını bizler sadece bakış açımıza göre değerlendiririz. Uzaktan bakarım Newton yasası derim adına, yakından bakarım kuantum fiziği olarak adlandırırım. Bu kesinlikle mutlak gerçekliktir diye zaten bir şey yoktur evrende. Senin gördüğün nesne sana göre mavi olabilir, bende renk körlüğü vardır farklı renkte görürüm, bazı hayvanlar renksiz olarak görebilirler, bazı hayvanlar farklı dalga boyunda algılayabilirler. Yani iç içe geçmiş bir çok olasılık bulunabilir. Önemli olan adına ne koyduğun.

    İnsan bilinci şuuru kullandığımız kadarından çok çok daha fazla bir kapasiteye sahiptir. Örneğin çok çok uzaklardaki sesleri duyabilirsin, mikroskopla göreceğin şeyleri görebilirsin. bir nesneyi elinle dokunmadan hareket ettirebilirsin. Bu noktada anlayış kapasitemizde normale göre kat kat artar ve bilgiye ulaşmak için bakmanın yeterli olduğunu anlarsın. Zaten bilgiye ulaşmak için bakarız ancak elimizde ya mercek olur yada mikroskop. İnsanın bunları yapamayacağını düşünüyorsun ancak aynı zamanda evrenin arka planında da böyle bir şuurlu bir güç olduğunu düşünemiyorsun. Ön yargılı değilim diyorsun ve her şeyin anlaşılabilir ispatlanabilir olduğunu söylüyorsun. Nasıl bir ispat kime göre neye göre. İspatlamak demek benim gördüğümü sende görüyor musun demektir, evet dersem aynı noktada kesişmiş oluruz. Dünyada kaç kişide tünel mikroskobu vardır sence. Peki sen onların gördüklerini yada gördüğü şeyleri nasıl yorumladıklarını biliyor musun. Belki sen baksan farklı şekilde bakacaksın onların göremediği şeyleri görerek buluşlar yapacaksın. Aynı şekilde benim bahsettiğim insanlarında sayısı çok fazla değildir ama sen nasıl onlara inanıyorsan bizde bu şekilde inanıyoruz. Arada bir alaka yok diyeceksin ama çok benziyor durum. Aya çıkıldı deniliyor sen inanıyorsun, öyle olmalı diyorsun. Yada atomlar proton ve nötrondan oluşmuştur diyorlar sen inanıyorsun ve öyle kabul ediyorsun. Ama gerçekten proton ve nötrondan mı oluşuyor belkide bilmediğimiz akıl edemediğimiz bizim öyle sanmamıza yol açacak başka dinamikler vardır. Yani burada sadece bu örneğe bakarak ne dediğimi anlamaya çalışma sonuç olarak görmediğin halde öyle varsayıyorsun. Buluşların yapılması da önemli değil demek istediğim noktada.

    Bak insanlar daima dışa doğru bakarlar, gözlerin dışa doğru açılır ve dış dünyaya bakmaya alışırsın ve bu bir zaman sonra körlük yaratır, içe bakmazsın hatta içinde bir şey olmadığını karanlık olduğunu düşünürsün. Evrendeki karanlık bir enerji mi yoksa hiçlik mi? İnsan kendisini günde kaç saat yada kaç dakika düşünür. Dışarıya doğru bakmaktan hep kendimizi de unuturuz değil mi. Sen hayatın boyunca dışarıya bakıp bilim yapsan, teoriler üretsen buluşlar yapsan eline ne geçecek bana bunu bir açıklar mısın? Hafızanda ki bilgileri gelişigüzel tarayarak bana bir şey yazma, dediğimi sıfırdan bir düşün kendine tepeden bakarak. Hiç bir işine yaramayacak!!!, eğer ölüme çare bulunmasını beklemiyorsan!

    Bilimi kendin için mi kullanıyorsun yoksa bilimle bir şeyleri açıklamaya anlamaya mı çalışıyorsun. Neyi anlamaya çalışıyorsun, her şeyi anladığında ne olacak? Sonuçta bilimin ucu bucağı yok önüne ne koyarsa onu yiyorsun. Sence insanlardaki bu içgüdü nereden geliyor? Bana hiç masal hikaye anlatma, sende bilmiyorsun bunu. Örneğin yazıma cevap vereceksin bunu neden yapma iç güdün var? Bana cevap verince eline ne geçecek bir gram bir şey yaz bana. Gerçeği mi arıyorsun? Gerçeği ararken bir şeylerin olmadığını olamayacağını varsayıyorsun aynı zamanda, yeni gerçeği aramıyorsun. Bilim ile gerçeği arıyorsan o halde bilimin ötesinde ki gerçekler ne olacak. Gerçekleri bulduğunda ne olacak? Ben sana dinen cevap vereyim, sen ne kadar inkar etsen de insanlar gerçeği aramıyorlar insanlar yaratıcılarını arıyorlar. Olasılığı bulunduğu için değil çünkü bilincin zaten yaratıcıdan uzak düşmüştür ve şimdi yine onu arıyorsun. Bir bebeğin annesinden ayrıldığında olduğu gibi. Bunun farkına varamaman bu gerçeği asla değiştirmez. Dışarı baktığının yarısı kadar kendine baksan, ne istediğini dışarıda değilde kendi için de arasan ne demek istediğimi anlarsın. Bak kelime oyunu falan yapmıyorum, yada sana herhangi bir dini inancı aşılamaya da çalışmıyorum. Sürekli tartışan 2 kişi düşün, sen ne söylersen duymazlar, mantıksız konuştuğun için değil kendi sesleri seni bastırdığı için, kendi dediklerinden başka bir şey duymadıkları için. Bazı şeyleri biliyor olabilirsin, yeterince araştırdığını da sanabilirsin bunlar önemli değil. Bir bebekken de bilincin vardır ancak farkında değilsindir. Farkında olmayan nedir bunun üstünde durup düşünmeni rica ediyorum. Uyuduğun zaman bu bilincin nerede? Farkında olmayan diye bir şey yoktur. Sadece hafızana o esnada bir şey yazılmaz. İnsanlar zaten çözümleme yaparken hafızaya bakarak buradaki bilgiler eşliğinde bir şey VAR yada YOK derler. Ancak bu bir yanılsamadır. Örneğin bir rüya görürsün ancak gördüğün şeyleri hatırlamazsın hatta rüya görmedim diyebilirsin, çünkü hafızanda çok az bir bilgi kayıt edilmiştir. Ama yinede bir bilgi olabilir azda olsa. Peki bu bilgiyi nasıl çıkartacaksın? Bilgisayarda bazen bizim için önemli bir dosya olduğunu hatırlarız ve didik didik ararız uzun zaman alsa da bulabiliriz. Binlerce doya içinden adını belli belirsiz hatırladığımız bir şeyi aramak bulmak zor olabilir, önem derecesine göre bu zahmete girişiriz.

    Neyin senin için önemli olduğunu çok çok iyi düşünmelisin. Ben ne yapıyorum, bundan sonra ne yapacağım, aradığım nedir ve bulduğum zaman gerçekten bana ne kazandıracak. İnsan bilinci sandığından çok daha fazla gelişmiştir, bunun bilimsel verilere uygun olup olmamasını düşünmemelisin Düşünmeye başladığın an zaten orada noktayı koymuş oluyorsun. Cümlenin sonuna değil başına koyuyorsun noktayı. Burada kim daha akıllı kim daha zeki diye sidik yarıştırmıyoruz. Senin için yine sen önemlisin değil mi. Bilim teknoloji vs bunların gelişimi ve faydası yine sana olacaktır. Ama bunlara o kadar çok odaklanmışız ki kendimizi unuttuk. Hayatı boyunca para peşinde koşan bir insanı düşün, ama bir bakıyor ecel gelmiş kapıyı çalıyor. O an kafası dank eder yahu iyi güzelde o kadar parayı ben kimin için kazandım? Yine o esnada hemen mirasını hazırlar. Ben diyorum ki teknoloji bilim iyi güzel de kardeşim sen kendi potansiyelini, kendi gerçekliğini bilmedikten sonra sana zerre faydası olmayacak bilhassa yok olup gideceğiz diyenlere hitaben yazıyorum. Daha önce birisinin çıkıp işte insanoğlunun gerçek gücü, gerçek özü, gerçek potansiyeli budur dememesi seni alıkoymamalı. Eğer her şeyi kendin için yapıyorsan o halde soruların cevabını da önce kendi içinde bulmalısın. Her paragrafta ayrıca belirtiyorum üstüne basa basa, ön yargılı olmamanız için. Bir şey yoktur ve olamaz diye nokta koymayın. buna sebep olanda hafızanızda daha önce öğrendiklerinizdir. Eski bilgileri silmeyin yada yok saymayın buna gerek yoktur ancak bu bilgileri kullanarak dediklerimi çözümlemeye çalışmayın. İnsan dışarı bakarken bunu bilimsel olduğu için yapmaz, bakıp görebileceğini bildiği için yapar. Peki doğuştan kör olan birisi daha önce hiç görmemişse, sen ona ne söylesen boştur değil mi. Bırakın ne söylediğinizi anlamak, onun bütün dünyası karanlıktır. Ona göre söylediklerinizin olma ihtimali yoktur çünkü öyle bir olasılık yoktur, çünkü karanlığa aşina olmuştur. Ruhun varlığı da bu şekildedir, senin görmemiş olman yok saymana sebep oluyor. Bunu desteklemek içinde yani aramamak içinde, zahmete girmemek içinde bilimsel veriler haricinde görülecek bir şey olmadığını öne sürersin.
  • 04-11-2014, 18:19:56
    Hocam burada anlaşamayacağımızı bildiğim halde sadece sana yanıt vermekte ısrar ediyorum çünkü bazı sivrilerin aksine senin iyi niyetine inanıyorum.

    1) Senin en büyük problemi bilgiye ulaşmak için tüme varımı kullanıyorsun. Kendi yaşadıklarından hareket ediyorsun ve bunu bütün evrene uydurmaya çalışıyorsun. Oysa tüme varım çok zayıf ve hataya kolay götüren bir metoddut. Doğru bilgi için daha iyi yöntem tümden gelimdir.

    2) Sürekli ruh şuur bilinç diyorsun. Kaç akıl hastası ile tanıştın. Normal bir adam depresyona giriyor, hayatında hiç bir sıkıntısı olmayan ekmek elden su gölden yaşayan 13-14 yaşındaki çocuklar depresyona giriyor intihara kalkışıyor. Sonra bu çocuklara bir anti depresan veriyorlar be ruh kalıyor ne dert ne tasa. Anti depresana başladıktan sonra baba öldü diyorlar Allah rahmet eylesin diyor üzülemiyor. Çünkü senin üzülmek sevgi mutluluk dediğin şeyler beyindeki kimyasal reaksiyonlar. Tıpkı bacağın ağrıdığında bir ilaç alıyorsun, bu ilaç sinir sisteminde acının iletimini engelliyor ve ağrıyı kesiyor. Beyinde mutsuzluk yapan psikolojik olarak mutsuzluğa neden olan hormonları baskılayıp yerine mutluluk hormonu koyduğunuzda anası babası ölen adam acı çekemiyor, üzülemiyor bile. Beyindeki kimyasal reaksiyonlara dışarıdan etki ettin mi ne ruh kalır ne şuur. Alkol bile ruh meselesini tehlikeye düşürür. İçinde sapıtıyorsan demek ki ruh madde ile reaksiyona girebiliyor. Ben 1000 sene önceki imamlar gibi bedenden ayrı hayaletvari bir ruha inanmam. Benim için ruh insanın beyin sinir sistemindeki elektrik akımlarının tümüdür. Bu akımın dolaşımı ve sürekliliği için maddeye ihtiyacı vardır.

    3) Sürekli mükemmellikten kusursuzluktan bahsediyorsun. Hangi kusursuzluktan bahsediyorsun hocam. Suriye de çocuklar ölüyor. Bu mu kusursuz düzen. Yağmur berekettir diyorsun dünyanın yarısı çöl yarısı buzul. Evrende gezegenler birnirine çarpıyor. Ortada nereye gittiği bilinmeyen nötrinolara dolanıyor. İnsanoğlu kusursuz bir dünyada yaşamıyor. İnsanoğlu şartların kusurlarını aşacak mekanizmalar geliştirmiş evrim sayesinde. Kutuplarda insanlar yaşıyor bu mu kusursuzluk? Buz deryasının içinde bir tamla tatlı su yok. İnsanların 1000 de 3-5 sakat doğum var. Kör sağır topal doğuyor insanlar. Bu mu kusursuzluk. O kusursuz bedenlerde hergün bir ton kanser hücresi ortaya çıkıyor. Gözün saniyede 25 karenin üzerinde hareket algılayamıyor. Bir kartal 3 km yukarıdan yerdeki fareyi görüyor. Tamamen kusurlu şartlar içinde yaşıyoruz. Sadece bu şartlara uyum sağlayabildiğimiz için yaşıyoruz bu şartlara uyum sağlayamayan milyonlarca tür yokoldu.
    O kusursuz evren hakkında o kadar az şey biliyosun ki? İnsanlığın modern bilim ürettiği son 200 senesi kumsalda bir kum tanesinden bile daha küçük kozmik zamanda. Milyonlarca sene içinde bir sürü yıldız çarpıştı. Güneş sistemini yutacak samanyolu galaksisinde bir karadelik keşfedildi. Ama bu iş bir kaç yüz milyon yıl sonra olacağı için problem etmiyoruz. Yani senin kusursuzluğunun içinde bir sürü kusur var.

    4) Bazen fazla cüretkar konuşuyorsun. Ben bilimadamı diyorum sen benden zeki olduğu ne malum diyorsun. Bizim memleketteki tırt üniversitelerin profesörlerinden bahsetmiyorum. Yıllık bütçesi bizim ülkenin yıllık milli eğitim bütçesinden fazla olan üniversiteler var. Bu üniversitelerdeki adamlar ile kendini kıyaslayabilmek büyük cüret. Bugün Türkiye'nin en iyi üniversitelerindeki profesörler bile bu üniversitelerdeki profesörler ile kendini kıyaslayamaz. Sen mahalle arasında futbol oynayan adamsın Messi ile kendini kıyaslıyorsun. Sergen bile messi ile kendini kıyaslamaye cüret edemez.

    5) Ben sözlerimin hiç bir yerinde Tanrı yoktur demedim. Hatta ateist olmadığımı ateistleri köşeye sıkıştırmayı çok sevdiğimi söyledim. Ama inananları köşeye sıkıştırmaktan da keyif alırım. Çünkü inannanların çoğu da saçma sapan şeylere inanırlar. Senin bana Tanrının varlığını ispatlamana gerek yok çünkü ben Tanrının var olduğunu biliyorum. Ben Tanrıya inanmıyorum, Tanrının var olduğunu biliyorum. Benim için Tanrının varlığı kesin ama diğer kesin olmayan şeylerin hiç birine inanmıyorum. Bunun nedenlerini açıkladığımda birileri üzerine alınacağı için açıklamıyorum. Merak eden özelden görüşür.

    6) Sen de skolastik kafa var hocam. Sen bilimi önceden var olduğunu kabul ettiğin şeyleri ispatlamak için yapmak istiyorsun. Kafanda ön kabullerin doğmaların var. Sen bilimin bunları ispatlamasın istiyorsun. Sonra çıkıp bilimin ne yararı var diyorsun. Bilim bilginin önüne sonuna bakmaz. Götürebildiği yere kadar götürür. Senin gözün korktu diye bilimin sonu yok diye bıraksalardı bugün antibiyotikler olmazdı en ufak enfeksiyondan insanlar ölürdü. Bilim adamı Tanrıya kitaba cennete cehenneme bakmaz. Bugüne kadar binlerce bilimadamı uğraştı didindi. Bilimadamları hayatlarını adadılar. Dini çevreler bazı bilimadamlarına işkence etti, bazılarını sürgün etti bazılarını öldürdü. Çünkü dindarların kendi inançlarına uymayan herşeyi şeytanileştirmek gibi bir huyları var bu bilgi doğru olsa bile. Teknoloji ve bilim bu kadar büyük mücadeleler ile bir noktaya geldi. Son 200 yıldır pederleri kiliseye kilitleyen Avrupalılar bütün dünyaya hükmediyorlar. Biz imamları başbakan, vali, genel müdür yapıp din dersini matematik fizik dersi ile bir tuttuğumuz için islam dünyası son 300 senedir tamamen yok olmuş silinmiş durumda tarih sahnesinde.

    Bu bir bayrak yarışı. Her gelen bilimadamı jenerasyonu yeni bir şey keşfedecek ve bilim insanlık tarihi boyunca durmayacak. Bilimin amacı insanı cennete sokmak değildir. Cennete gitmek isteyenler bu forumu kullanmasın, internet, mobil telefon gibi şeytan icatlarını kullanmasın. Bütün gün çorba içip namaz kılsın tekke hayatı yaşasın. Ama yemiyor değil mi? Sonsuz cennet için dünya nimetlerini tamamen terkedip kuru ekmek çorba ile namaz ve zikir ile 60 sene geçirmeyi göze alamayanlar burada Tanrının askeri rolünü oynuyor millete iman kitap dersi vermeye kalkıyor. Sözüm meclisten dışarı sana değil önceki bazı tipler için söyledim bunu.

    7) Bilim insanları geliştirir. Bilimsel kanunlar ayet değildir. Değişir şartları vardır. Mesela 2+2=4 değildir her zaman. 2+2=4 sadece Mod 4 üzerinde 4 eder. Yani bilimsel bilginin ve kanunların şartları vardır. Ortaya atılan bir kanun için şartlar belirtilir. Su 100 derecede kaynar. Bu bilgi dünyada ve deniz seviyesinde şartı ile kanunlaşır. Başka bir gezegendeki atmosfer farklı olacağı için kaynama ısısı da farklı olur. Bugün a kanununu yapan bilim yarın yeni deney metodları ile bunu yanlışlar b kanunu yapar.
    Yani bilimsel bilginin özelliği yanlışlanıp yerine daha doğrusunun konulabilmesi ve her şartta her yerde her zamanda değil, belirli şartlarda belirli yerlerde belirli zamanlarda kabul görmesidir.
    YANİ SENİN BİLİMDEKİ TUTARSIZLIK, BİLİMSEL KANUNLARIN YANLIŞLANABİLİRLİĞİ DİYE HORGÖRDÜĞÜN ŞEY BİLİMSEL İLERLEMENİN ASIL KAYNAĞIDIR.

    8) Oysa Dinler bunun tam tersidir. Yanlışlanamaz. Yanlışlanamadığı için de hiç değişmez. İnsanları geliştirmez hep aynı tutar. Sabah namazı vakti ile ilgili siyah ipliğin beyaz iplikten ayrılabildiği tan vaktinden bahsedilir. Seni St Petersburga götüreyim. Haziran ayında 24 saat siyah iple beyaz ipliği bir birinden ayırabilirsin. Şimdi burada bir açık var. Ama din tüm zamanlara gönderildi diye akıl ile içtihat yapacaksın bir şeyler uyduracaksın. Bir sürü mucizesi olduğu iddia edilen, evrenin genişlediğini söyleyen bir kitap ise 5 temel şartından birinin pratiğini dünyanın her yerinde gece gündüzün aynı şekilde yaşanması üzerine kurmuş. Onu da elbette bir bildiği vardır diyerek geçiştirirsiniz güçlü bir imanınız varsa. Daha bir sürü şey sayarım ama uzatmayacağım. Daha fazla yanıt yazmayacağım bu konuya hocam. Eğer bana bir şey yazarsan bir sonraki yanıtımı özelden veririm. Bu konu verimsiz bir tartışmaya gidiyor.
  • 04-11-2014, 20:02:35
    @digiklan;

    Bardağın yarısı dolu mu boş mu? Hangi tarafına bakıyorsun. Evrendeki uçsuz bucaksız karanlığa da bakmak mümkündür güneşe bakmakta. Başlı başına insan aklı kusursuzdur. Kusursuz dediğim bir kişinin sakat olarak doğması değildir ki o kişinin sakat olarak doğmasının bile hikmeti vardır. Tabi bunu burada tartışmayacağım ama inancıma göre öyledir. Bir yandan atomların yapısı, elektronların hareketi, hem madde hem dalga gibi davranan parçacıkların davranışı. Dünyanın dediğim gibi güneşin etrafında dönmesi ve sabit bir şekilde yaşamamız. Dünyayı evrenin merkezi olarak görmüyorum ancak fizik yasaları bile başlıca bir unsurdur, fizik yasalarının kusurlu olduğunu söyleyebilir misin. Ancak kusurlu yani anlaşılamaz bir yapıdan kusursuz olana geçiş vardır. Bilim adamları zaten 3 boyutlu evrenin yaşamamız için en doğru yapıya sahip olduğunu belirtiyor.

    Bu konuyu daha önce konuştum biraz. Elbette şuuru etkiler, su nasıl bir bardağın şeklini alıyorsa ruhta maddeye bağlı olduğundan yani arada kuvvetli bir bağ olduğundan etkilenir. İşin o kısmı biraz karışık daha doğrusu anlatmam için yeterli seviyede kelimeleri iyi kullanamıyorum. Ruhun kendine has şuuru vardır ancak beyinde iken kendine has olan şuurunda azalma olur. Aslında bir azalma yoktur bedendeki şuuru fazla olduğu için diğer şuuru görünmez kime görünmez hafızanda görünmez, peki sen şuan hangi şuurla bana yazıyorsun?

    Diyelim ki uyuduğun zaman ruhun çıktı başka alemleri gezdi dolaştı belkide cennete gitti, sonra tekrar geldi ve uyandın. Burada çıkıp dolaşan beynin değil, nefsin değil bundan dolayı hafızanda da bir bilgi olmaz olsa da beynimiz bu bilgiyi yerli yerince yerleştiremeyeceği için saçma sapan şeyler gördüğünü sanabilir. Şöyle daha basit olarak anlayabilirsin, sen uyurken gezdin dolaştın ama tekrar geldiğinde hafızan silindi hiç dolaşmadığını hatta dolaşan bir şey olmadığını ileri sürebilirsin.

    Daha önce dediğim gibi bunları anlaman, anlamaya çalışman pekte önemli değil tecrübe etmen gerekir. Anlasan bile hak versen bile senin işine yaramaz var der geçiştirirsin. Örneğin sen teknolojiden bahsediyorsun, bilimden bahsediyorsun insanlara bunları anlatsan da bilim üretmedikleri zaman boşa anlatmış olursun. Sana bir şey anlatmaya çalışmıyorum belki kafan dank eder diye anlatıyorum, kapıyı bulduğun zaman zaten ben istemesem da o kapıyı zorlarsın. Aklın çalışmasaydı emin ol bu kadar yazıyı inatlaşmak için yazmazdım. Bunları anlatmam için yaşadığım bir çok tecrübe var, gördüğüm bazı şeyler var. Hayal ile gerçeklik, sanrı ile bilgiyi de karıştırmayacak kadar akıllı birisiyim. Ne hastayım nede şizofreni. Örneğin bazen bir şeyleri önceden görebiliyorum gözümde beliriyor daha sonrada gerçekleşiyor. Hatta bu şeyleri yaşarken kendi düşüncelerim olduğunu sanırdım, artmaya başladıkça bende ön yargılı olmadan sadece gözlemledim. Beynin böyle bir gücü olduğuna inanmadığım içinde bunun ruhtan kaynaklanan bir bilgi olduğunu ileri sürüyorum. Hak verirsin "zaman" bir yanılsamadır fizik evreninde, belkide ruhumuz 5. boyuta yada bizden daha üst boyutlarda bilincini aynı anda sürdürüyordur. Kuarklar var mesela, madde bu evrende iken aynı zaman da kuarklar yada anti madde belkide bizim evrenimiz ile iletişim halindedir. Yani o kadar çok olasılık var ki biz sadece bu evreni anlayabiliyoruz. Ama diğer ihtimaller her zaman var.

    Beynin ön lobuna odaklandığın zaman orada nasıl bir şey oluyor bilmiyorum ama çok değişik şeyler yaşarsın. Örneğin insanların aklından geçenler senin zihninde belirir. Mesafede önemsizdir o kişiyi düşünmen yeterlidir. Tam tersine aklından geçen bir şeye odaklanarak bunu başka bir insana yansıtabilirsin, o kişide senin empoze ettiğin düşünceyi kendisinin düşündüğünü zanneder. Diyelim ki aklından bir sayı tut dedim ve bana söyledin, tuttuğun sayıyı belkide ben sana empoze etmişimdir ancak sen ilk aklıma gelen sayıyı söyledim diyebilirsin. Şimdi bana göre bunun fiziksel olarak bir açıklaması var detaylarına burada girmek istemiyorum çünkü yazı çok uzayacak. Bunu değişik şekillerde denedim ve kanıtladığım bir çok arkadaşım oldu ancak benden daha uzun süre bu şeylerle uğraşanlar ile daha ilginç daha net tecrübelerim oldu. Neyse anlatmak istediğim şu eğer deneğimiz bu şeylere karşı tecrübesi olmuş olsaydı yada bilincinin farkında olsaydı ona empoze ettiğimiz sayının kendi düşüncesinden kaynaklanmadığını hatta bizim zihin kontrolü yaptığımızı anlardı. Aslında bu çok basit bir şeydir ve bunun farkında olmakta çok kolaydır buna rağmen insanlar teknoloji yüzünden çok körleştiler. Bunun çok çok üst seviyelerinde bilincinin farkına varabilirsin. Ha ben ne kadar farkındayım ve ne kadar daha ilerlemem lazım bunu bilmiyorum. Beyindeki bilinci maddeye benzetirsen farkında olmadığımız kısmı ışığa benziyor. Bu doğru bir tabir olur bence, çünkü zaten insan ruhu beyinde madde ile haşır neşirken beyinden soyutlandığında kendi özgür iradesinin ancak o zaman tam olarak farkına varır. Yani serbest hale gelmiş oluyor. Neler gördüğümden yada görebilmenin mümkün olduğundan bahsetmiyorum, basit ipuçları veriyorum. Ancak dediğim gibi bunları tecrübe etmeden ne olduğunu bilemezsin kavrayamazsın. Bazen yaşarız bunun gibi şeyler ama maddeci düşünmeye meyilli olduğumuz için şansa yada tesadüflere bağlarız.

    İnan bana ruhun yanında şansın kıymeti fazla değildir. Senin başına gelen bir olayı ruhun istemiş veya kabullenmiş olabilir ama yine senin bundan haberin dahil olmaz. Haberi olmayan kim? Başına bir kaza gelir sen bunu fiziksel yasalara bağlarsın, işte ne bileyim dikkatsizlik, tedbirsizlik, şanssızlık falan ama işte bu işler bu şekilde yürümüyor. Bundan dolayı da dünya düzeni çok mantıksız ve adaletsiz geliyor çoğu zaman. Birisinin bedduasını alırsın sonra ne bileyim elini kesersin yanlışlıkla yada düz yürüdüğün yerde yürüyemez olursun ayağın tökezler. Böyle şeyleri yaşadığım için yazıyorum, eğer çok fazla tanık olursan tecrübelerin sana neyin ne olduğu bilgisini çok iyi sağlıyor. Daha fazla yazmayayım fiziksel olarak açıklanamayacak pek çok şeyi gördüm hatta bilinçli olarak bazılarını ben şekillendirdim. Bilincinin ne kadar farkında olursan bu güçlere o kadar hakim oluyorsun. İnsanlar zaten bundan dolayı da bu güçten habersizler çünkü zaten hazır olduğunda kullanabiliyorsun. Ama amaç zaten bu güçleri kullanmamız değil öyle olsaydı herkes rahatça kullanırdı, bende şuan böyle şeylerle uğraşmıyorum ancak sadece neyin ne olduğunu nasıl işlediğini neden bu şekilde olduğunu görmek için 2-3 sene çabalamıştım. Bana neyin faydalı olduğunu anladığım için gerçekleri aramaya ara verdim. Bu dünyada çalışmak, emek vermek insanlara faydalı şeyler sunabilmek. Bir sinema filmi izlerken onun gerçekliğini ne kadar sorguluyorsun. Sahneler vardır ve çekimler hile aldatmaca ile yapılır gerçekçi olsun diye. Çoğumuz bunları biliriz ama yinede izlerken şu bina gerçek mi , şu bulutlar gerçek mi yoksa resim mi diye düşünmeyiz. Filme o kadar çok kaptırırız ki kendimizi baş aktörün yerine kendimizi koyarız. Bu şekilde mutlu oluruz. Ama birde işin şu yönü vardır, korku filmi izlerken çoğu insan mutlu olmaz aksine korkar ve hasta olabilir. Zorlana zorlana izler. Ben korku filmi izlerken hiç korkmam çünkü onun bir film olduğunu asla unutmam, unutmamamız da lazım. (Film izleyen birisinin şuuru da kaybolmaz ancak odaklandığın şeyi bilincin sanabilirsin zaten dünyalık işlerimizin 100 de 99 u bu şekilde yürür.)

    Bir şeyleri anlamaya değil yaşamaya çalış. Kolay yol varken zor yolu seçme. Dilersen sana bazı kitapları önerebilirim, benim gibi neyin ne olduğuna değinen değil bunların farkına vararak neyin ne olduğunu bizzat tecrübe etmeni sağlayan.

    Diğer maddelere tekrar cevap yazmayacağım istediğimi tam olarak anlatamamışım zaten yazdıklarımın hepsini size istinaden yazmadım.
  • 04-11-2014, 20:24:39
    Jaspers adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Belli ki ateist leri düşünürken tanrı korkusunu bir kenara bırakamamışsınız eger bilgidizseniz kaynaklar belli kuranı incili tevrati birde benim onerim dawkins den tanrı yanılgısını okuyun o zaman bilim ilerliyor ama bunlar zaten kitaplarda vardı diyenlere gerçekten gulersiniz vardır yoktur bir şey diyemem ama Galileo'nun nasıl öldürüldüğünü bütün dinciler bilir ama asla söylemezler siz okumadan inanmanin ne kadar kotu birşey olduğunu en rahat ülkemizde görebilirsiniz keşke herkes okusa ve oyle inansa..

    GT-I9505 cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi
    Galileo'un öldürülmesiyle konumuzun alakası ney?
  • 04-11-2014, 20:53:17
    Ebu Hanife hazretleri, Hanefi Mezhebi'nin kurucusudur. Yaşadığı dönemde Müslümanlar arasında "İmam-ı Azam" yani "En Büyük İmam" lakabıyla tanınmıştır. Müslümanlara imamlık etmiş, İslam'ı tebliğ etmek ve Allah'ın hükümlerini insanlara açıklamak için hayatı boyunca mücadele etmiştir. İmam-ı Azam'ın, Allah'ın varlığını ispat ve tebliğde kullandığı en önemli yöntem ise iman hakikatleri olmuştur. Bu büyük imamın iman hakikatlerine verdiği öneme bir örnek olarak kendisinin aşağıda aktardığımız, ateist (dehri-tabiatçı, materyalist) bir kimseyle olan diyaloğu ibret vericidir:

    Her şeyin kendiliğinden olduğuna inan kişi ile imamı azam birbirleri ile konuşmak görüşlerini paylaşmak üzere belli bir saatte belli bir yerde buluşmak için anlaşırlar.
    ...

    Bağdat'ın karşı sahilinde oturan Ebu Hanife'nin tartışma saatinde yerini almamış olması, "dehri"nin ve kalabalığın zihninde değişik soruların şekillenmesine neden olur. Herkes merak içindedir... "Neden gelmedi? Gelmeyecek mi? Korktu mu? Delil mi bulamadı? vb. sorular.! İmam Azam, belirlenen saatten bir müddet sonra gelir. Dehri, son derece moral kazanmış, küfür ve gururu daha da artmıştır...

    Ebu Hanife, özür dileyerek gecikmesinin sebebini anlatmaya başlar: Karşı sahilden bu tarafa gelebilmek için bir vasıta bulamadım. Beklemeye başladım. Belki bir kayık veya sal gelir de, onunla giderim diye düşünüyordum. O esnada ağaçların birdenbire devrildiğini gördüm. Devrilen ağaçların kendiliğinden kereste, kerestelerin kendiliğinden kayık olduğuna şahit oldum. Yine kendiliğinden bir kürek ve yelkenin vücud bulduğunu gördüm. Sizlere karşı daha fazla mahcub düşmeyeceğimden sevinerek, kayığa atladım. Kayık kendiliğinden beni buraya getirdi...

    Dehri (Allah'a inanmayan tartışmacı) ve dinleyenler bu sözlere bir mana veremezler. Tabiatçılığı savunan, herşeyi tabiatın var ettiğini iddia eden tartışmacı, böyle bir olayın, anlatıldığı tarzda gerçekleşmesinin mümkün olmadığını söyler.

    Büyük İmam'ın beklediği de sanki budur...

    Tebbessüm ederek şöyle der: "Bir küçük kayığın bile kendiliğinden, yapıcısı ve sanatkarı olmadan meydana gelebileceğini kabul etmediğiniz halde, nasıl oluyor da, bu muazzam kainatın bir yapıcısı, bir yaratıcısı olmadan kendiliğinden vücud bulduğuna inanıyorsunuz? Kainat kainatın değil, Allah'ın eseridir. Bütün bunca belgeler ortada iken, Allah'ın varlığı ile ilgili bir tartışma ve münazara başlatmak gereksizdir.

    ---------------------

    Okumaktan Sıkılmadıysanız şu olayı da okumanızı tavsiye ederim.

    Bir gün Bağdat’a Allah’a inanmayan felsefecilerden bir grup gelir. Gurubun reisi olan felsefeci, oradakilere; bazı sorularının olduğunu ve Bağdat’ın en büyük alimi ile karşılaşmak istediğini belirtir. Orada bulunan cemaat, felsefecileri İmamı Azam hazretlerine götürürler. İmamı Azam hazretleri ise o esnada, talebelerine bir kerpiçle teyemmümün nasıl yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler İmamın kendisine üç soru sormak istediklerini belirtince, İmamı Azam hazretleri onlara;
    – Sorunuz nedir? der.
    Felsefecilerin reisi önceden hazırlayıp bir çok kimsenin cevap veremediği sorusunu sorar:
    – Ey İmam! Birinci sorumuz; Allah var dersiniz, ama görünmez. Haydi gösterin de inanalım. İkincisi; Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da ateşle ona azâb edilecek dersiniz, hiç ateş ateşi yakar mı? Üçüncü sorumuz ise; işittiğime göre hayrın ve şerrin Allah’tan olduğunu söylermişsiniz. Madem ki, hayır ve şerrin Allah’tan olduğunu iddia edersiniz o halde insanları yaptıklarından dolayı niçin suçlarsınız? Bırakın da insanlar istediğini yaşasın.” der.
    Bunun üzerine İmamı Azam hazretleri elindeki kuru kerpici adamın başına vurur ve felsefecinin başı yarılır. Ateist felsefeci derhal zamanın mahkemesine başvurup, İmamı Azam hazretlerinden şikayetçi olur. Bunun üzerine İmamı Azam hazretleri mahkemeye çağırılır.
    Kadı efendi(Hakim) felsefeciye sorar:
    - Söyleyin bakalım meseleniz nedir? der.
    Felsefeci;
    - Ey Kadı efendi! Ben bu İmama üç soru sordum o ise soruma cevap vereceği yerde, başıma kerpiç vurarak, başımı yardı. der.
    Kadı;
    - Ey imam! Sizin gibi bir alime bu yaptığınız yakışıyor mu? der.
    İmamı Azam;
    - Muhterem Kadı efendi, ben aslında o bir kerpiçle bu filozofun üç sorusunun cevabını verdim. der.
    Kadı bu işin açıklamasını İmamı Azam’dan ister. İmam olayı şu şekilde anlatmaya başlar:
    – Muhterem Kadı efendi, bu felsefeci bana; ” Allahü Tealayı göster de inanayım” dedi. Ben de elimdeki kerpici onun başına vurarak onun sorusunun cevabını vermiş oldum. “Bu nasıl oldu” dersiniz? Bu adama sorar mısınız, kerpici kendisine vurduğum an da hissettiği acıyı bize gösterebilir mi? Kadı Felsefeciye;
    – Evet, acınızı bize gösterebilir misiniz? der.
    - Muhterem Kadı efendi, canım yandı ama bunu size nasıl gösterebilirim?” der.
    İmamı Azam hazretleri;
    – Ey felsefeci! Sen kendi başının ağrısını bize gösteremezken biz Allah’ı sana nasıl gösterelim?” der.
    Kadı tekrar sorar:
    – Peki öbür sorusu ne idi? der.
    İmamı Azam:
    – Bu felsefeci bana, “şeytan ateşten yaratıldı dersiniz ama, hiç ateş ateşi nasıl yakar mı?” dedi. “Ben de buna toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Hâlbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı. Allah dilerse ateşe ateşle azap etmeye gücü yeter. Ona canının yanıp yanmadığını sorabilir misiniz? der.
    Kadı felsefeciye tekrar sorar:
    – Canınız yandı mı? der. Felsefeci:
    – Elbette. der.
    Bunun üzerine İmamı Azam:
    – Yine bana; “Ey İmam! Hayrın ve şerrin Allah’tan olduğunu iddia edersiniz fakat, insanları yaptıklarından dolayı niçin suçlarsınız? Bırakın da insanlar istediğini yapsın.” dedi. O halde muhterem Kadı efendi! Ona tekrar sorar mısınız, madem ki bu felsefeci insanların iradesinin olmadığına inanıyor, o halde yaptığım bu işten dolayı beni niçin size şikayet etti?” der.
    Felsefeci, bu güzel cevaplar karşısında mağlup olup, söyleyecek söz bulamaz ve yanlış inancına tövbe edip Müslüman olur.
  • 04-11-2014, 23:48:24
    Cuslaw adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    "İnkar edenler bilmezler mi ki göklerle yer bitişik idi. Biz onları ayırdık" (Enbiya, 30).

    Al sana ateistlerin bahsettiği Bing-Bang yani büyük patlama olayı

    Yıl olmuş 2015 hala Darwin diyenler var yaw
    MusteR adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Öyle deme yahu bazıları cidden maymundan gelme
    Hocam bilgilendirmek adına yazıyorum. İnsanın maymundan geldiği görüşünü ortaya atan eleman lamarcktır.
    Zaten bu kuram yıkılmıştır. Bu görüş darwin tarafından ortaya atılmamıştır. Darwin insan ile ona genetik olarak en yakın olarak
    yaşayan tür şempazenin aynı ortak ataya sahip olduğu görüşünü kendi teorisinde ortaya koymuştur.

    2014 yılındayız darwin teorisinde ortaya atılan görüşlerden bir kısmı yanlış olduğu ortaya koyulmuştur.
    Örnek vermek gerekirse darwinin genetik üzerine görüşleri günümüzdeki epigenetik çalışmalarıyla yanlış olduğu ortaya çıkmıştır.
    Demek istediğim şu belki bir 50 yıl sonra darwin teoriside neredeyse komple lamarck gibi tarihe karışacaktır.
    Biz HZ. Ademe inananlardanız ama bilgi olsun diye muhabbetini yapıyoruz üniversitede hocalarla.
  • 05-11-2014, 09:09:09
    @Know;

    Daha önce aynısını bir çok yerde okudum ama kişiler farklıydı. Hangisi gerçek acaba?
    http://tanrivarmi.blogspot.com.tr/20...zof-varsa.html