@digiklan;

Bardağın yarısı dolu mu boş mu? Hangi tarafına bakıyorsun. Evrendeki uçsuz bucaksız karanlığa da bakmak mümkündür güneşe bakmakta. Başlı başına insan aklı kusursuzdur. Kusursuz dediğim bir kişinin sakat olarak doğması değildir ki o kişinin sakat olarak doğmasının bile hikmeti vardır. Tabi bunu burada tartışmayacağım ama inancıma göre öyledir. Bir yandan atomların yapısı, elektronların hareketi, hem madde hem dalga gibi davranan parçacıkların davranışı. Dünyanın dediğim gibi güneşin etrafında dönmesi ve sabit bir şekilde yaşamamız. Dünyayı evrenin merkezi olarak görmüyorum ancak fizik yasaları bile başlıca bir unsurdur, fizik yasalarının kusurlu olduğunu söyleyebilir misin. Ancak kusurlu yani anlaşılamaz bir yapıdan kusursuz olana geçiş vardır. Bilim adamları zaten 3 boyutlu evrenin yaşamamız için en doğru yapıya sahip olduğunu belirtiyor.

Bu konuyu daha önce konuştum biraz. Elbette şuuru etkiler, su nasıl bir bardağın şeklini alıyorsa ruhta maddeye bağlı olduğundan yani arada kuvvetli bir bağ olduğundan etkilenir. İşin o kısmı biraz karışık daha doğrusu anlatmam için yeterli seviyede kelimeleri iyi kullanamıyorum. Ruhun kendine has şuuru vardır ancak beyinde iken kendine has olan şuurunda azalma olur. Aslında bir azalma yoktur bedendeki şuuru fazla olduğu için diğer şuuru görünmez kime görünmez hafızanda görünmez, peki sen şuan hangi şuurla bana yazıyorsun?

Diyelim ki uyuduğun zaman ruhun çıktı başka alemleri gezdi dolaştı belkide cennete gitti, sonra tekrar geldi ve uyandın. Burada çıkıp dolaşan beynin değil, nefsin değil bundan dolayı hafızanda da bir bilgi olmaz olsa da beynimiz bu bilgiyi yerli yerince yerleştiremeyeceği için saçma sapan şeyler gördüğünü sanabilir. Şöyle daha basit olarak anlayabilirsin, sen uyurken gezdin dolaştın ama tekrar geldiğinde hafızan silindi hiç dolaşmadığını hatta dolaşan bir şey olmadığını ileri sürebilirsin.

Daha önce dediğim gibi bunları anlaman, anlamaya çalışman pekte önemli değil tecrübe etmen gerekir. Anlasan bile hak versen bile senin işine yaramaz var der geçiştirirsin. Örneğin sen teknolojiden bahsediyorsun, bilimden bahsediyorsun insanlara bunları anlatsan da bilim üretmedikleri zaman boşa anlatmış olursun. Sana bir şey anlatmaya çalışmıyorum belki kafan dank eder diye anlatıyorum, kapıyı bulduğun zaman zaten ben istemesem da o kapıyı zorlarsın. Aklın çalışmasaydı emin ol bu kadar yazıyı inatlaşmak için yazmazdım. Bunları anlatmam için yaşadığım bir çok tecrübe var, gördüğüm bazı şeyler var. Hayal ile gerçeklik, sanrı ile bilgiyi de karıştırmayacak kadar akıllı birisiyim. Ne hastayım nede şizofreni. Örneğin bazen bir şeyleri önceden görebiliyorum gözümde beliriyor daha sonrada gerçekleşiyor. Hatta bu şeyleri yaşarken kendi düşüncelerim olduğunu sanırdım, artmaya başladıkça bende ön yargılı olmadan sadece gözlemledim. Beynin böyle bir gücü olduğuna inanmadığım içinde bunun ruhtan kaynaklanan bir bilgi olduğunu ileri sürüyorum. Hak verirsin "zaman" bir yanılsamadır fizik evreninde, belkide ruhumuz 5. boyuta yada bizden daha üst boyutlarda bilincini aynı anda sürdürüyordur. Kuarklar var mesela, madde bu evrende iken aynı zaman da kuarklar yada anti madde belkide bizim evrenimiz ile iletişim halindedir. Yani o kadar çok olasılık var ki biz sadece bu evreni anlayabiliyoruz. Ama diğer ihtimaller her zaman var.

Beynin ön lobuna odaklandığın zaman orada nasıl bir şey oluyor bilmiyorum ama çok değişik şeyler yaşarsın. Örneğin insanların aklından geçenler senin zihninde belirir. Mesafede önemsizdir o kişiyi düşünmen yeterlidir. Tam tersine aklından geçen bir şeye odaklanarak bunu başka bir insana yansıtabilirsin, o kişide senin empoze ettiğin düşünceyi kendisinin düşündüğünü zanneder. Diyelim ki aklından bir sayı tut dedim ve bana söyledin, tuttuğun sayıyı belkide ben sana empoze etmişimdir ancak sen ilk aklıma gelen sayıyı söyledim diyebilirsin. Şimdi bana göre bunun fiziksel olarak bir açıklaması var detaylarına burada girmek istemiyorum çünkü yazı çok uzayacak. Bunu değişik şekillerde denedim ve kanıtladığım bir çok arkadaşım oldu ancak benden daha uzun süre bu şeylerle uğraşanlar ile daha ilginç daha net tecrübelerim oldu. Neyse anlatmak istediğim şu eğer deneğimiz bu şeylere karşı tecrübesi olmuş olsaydı yada bilincinin farkında olsaydı ona empoze ettiğimiz sayının kendi düşüncesinden kaynaklanmadığını hatta bizim zihin kontrolü yaptığımızı anlardı. Aslında bu çok basit bir şeydir ve bunun farkında olmakta çok kolaydır buna rağmen insanlar teknoloji yüzünden çok körleştiler. Bunun çok çok üst seviyelerinde bilincinin farkına varabilirsin. Ha ben ne kadar farkındayım ve ne kadar daha ilerlemem lazım bunu bilmiyorum. Beyindeki bilinci maddeye benzetirsen farkında olmadığımız kısmı ışığa benziyor. Bu doğru bir tabir olur bence, çünkü zaten insan ruhu beyinde madde ile haşır neşirken beyinden soyutlandığında kendi özgür iradesinin ancak o zaman tam olarak farkına varır. Yani serbest hale gelmiş oluyor. Neler gördüğümden yada görebilmenin mümkün olduğundan bahsetmiyorum, basit ipuçları veriyorum. Ancak dediğim gibi bunları tecrübe etmeden ne olduğunu bilemezsin kavrayamazsın. Bazen yaşarız bunun gibi şeyler ama maddeci düşünmeye meyilli olduğumuz için şansa yada tesadüflere bağlarız.

İnan bana ruhun yanında şansın kıymeti fazla değildir. Senin başına gelen bir olayı ruhun istemiş veya kabullenmiş olabilir ama yine senin bundan haberin dahil olmaz. Haberi olmayan kim? Başına bir kaza gelir sen bunu fiziksel yasalara bağlarsın, işte ne bileyim dikkatsizlik, tedbirsizlik, şanssızlık falan ama işte bu işler bu şekilde yürümüyor. Bundan dolayı da dünya düzeni çok mantıksız ve adaletsiz geliyor çoğu zaman. Birisinin bedduasını alırsın sonra ne bileyim elini kesersin yanlışlıkla yada düz yürüdüğün yerde yürüyemez olursun ayağın tökezler. Böyle şeyleri yaşadığım için yazıyorum, eğer çok fazla tanık olursan tecrübelerin sana neyin ne olduğu bilgisini çok iyi sağlıyor. Daha fazla yazmayayım fiziksel olarak açıklanamayacak pek çok şeyi gördüm hatta bilinçli olarak bazılarını ben şekillendirdim. Bilincinin ne kadar farkında olursan bu güçlere o kadar hakim oluyorsun. İnsanlar zaten bundan dolayı da bu güçten habersizler çünkü zaten hazır olduğunda kullanabiliyorsun. Ama amaç zaten bu güçleri kullanmamız değil öyle olsaydı herkes rahatça kullanırdı, bende şuan böyle şeylerle uğraşmıyorum ancak sadece neyin ne olduğunu nasıl işlediğini neden bu şekilde olduğunu görmek için 2-3 sene çabalamıştım. Bana neyin faydalı olduğunu anladığım için gerçekleri aramaya ara verdim. Bu dünyada çalışmak, emek vermek insanlara faydalı şeyler sunabilmek. Bir sinema filmi izlerken onun gerçekliğini ne kadar sorguluyorsun. Sahneler vardır ve çekimler hile aldatmaca ile yapılır gerçekçi olsun diye. Çoğumuz bunları biliriz ama yinede izlerken şu bina gerçek mi , şu bulutlar gerçek mi yoksa resim mi diye düşünmeyiz. Filme o kadar çok kaptırırız ki kendimizi baş aktörün yerine kendimizi koyarız. Bu şekilde mutlu oluruz. Ama birde işin şu yönü vardır, korku filmi izlerken çoğu insan mutlu olmaz aksine korkar ve hasta olabilir. Zorlana zorlana izler. Ben korku filmi izlerken hiç korkmam çünkü onun bir film olduğunu asla unutmam, unutmamamız da lazım. (Film izleyen birisinin şuuru da kaybolmaz ancak odaklandığın şeyi bilincin sanabilirsin zaten dünyalık işlerimizin 100 de 99 u bu şekilde yürür.)

Bir şeyleri anlamaya değil yaşamaya çalış. Kolay yol varken zor yolu seçme. Dilersen sana bazı kitapları önerebilirim, benim gibi neyin ne olduğuna değinen değil bunların farkına vararak neyin ne olduğunu bizzat tecrübe etmeni sağlayan.

Diğer maddelere tekrar cevap yazmayacağım istediğimi tam olarak anlatamamışım zaten yazdıklarımın hepsini size istinaden yazmadım.