• 17-03-2009, 03:39:23
    #82
    kuleli adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Daha fazla seviyeyi düşürmeyelim bence. Şu an yaptığımız herhangi bir fikir üzerine düşünme, yorumlamak değil kim daha uzağa işer durumuna geldik. Amaçımızı bilelim, araştıralım sorgulayalım. Lütfen duyduklarımızla yetinmeyelim. Google Google diye dört dönüyoruz arada sırada onda başka şeylerde yazıp arayın. Ne olmuş ne bitmiş. Türkiye üzerinde hangi ülkeler ne oyunlar oynamış. Hristiyanlığın yayılma politikası ne aşamaya gelmiş. Deniz Gezmiş kadın öldürmüş. Kakadır o yerine genel amacı neymiş oturup bir kaç onu savunan bir kaç onu yeren ama gerçeklerden çıkmayan kitap okuyun kendiniz karar verin. Sağ gazetesini alıp okuyun ama yetinmeyin sol gazetesinide alıp okuyun. Bambaşka şekilde aktarılıyor herşey. Ben yatıyorum. İsteyen arkadaşlar özel mesaj atar. Yarın vakit buldukça konuşuruz. Ne kadar konuşursak o kadar kendimizi geliştirmiş oluruz.
    + Tam Bağımsız TÜRKİYE diyoruz bunu tek solcular olarak görmemek gerekli aslında..Çünkü her Türk Milliyetçisi bir insan vatanını ve milletinin kendi tarafından yönetilmesini ister..ki bir Türk asla esir olmaz diyen bir halkımız bugün kafasına imf'ymiş,bm'lermiş,ab'ymiş bir sürü şey dayatılıyor..Ben bunlara karşıyım..

    Ben baba çatlıyıda dar ağacında üç fidanıda okudum...Bir şeye körü körüne inanmak gerektiğini düşünmüyorum..Deniz gezmişinde belki abdullah çatlınında yaptığı bu ülke için güzel şeyler vardır...

    Sonuçta hepimiz Türk'üz ve bu devlet bizim..Ama biz bizim karşılıksız sevdiğimiz devletten job yemek istemiyoruz..

    Bu devlet demokrasiyle yönetiliyor..İçte ayrı olabiliriz ama dışta tek yüreğiz..Bugün bir savaş çıksa eminim ki bura da birbiriyle tartışan bir çok insan cephede birbirine sırtını dayayıp savaşacaktır...

    Yarın yöneticiler bu konuyu görünce direk kilitleyeceklerdir.

    Onlara saygımız sonsuz

    İyi geceler herkese..

    Bu konudaki son yorumum olsun buda..
  • 17-03-2009, 03:54:31
    #83
    Bu muhabbet amma uzamış.
    Forumda siyasi konuların tartışması yasak. Burası webmaster forumu. Birisi devrimci web sitesi açtım diye duyurabilir. Diğer üyelerin devrimciliği veya sosyalizmi yorumlaması kurallara aykırıdır. Siteyi yorumlayın arkadaşlar siteyi açan arkadaşın dünya görüşünü değil.

    Mesela sosyalist devrimci bir sitede google reklamı görmek ne kadar ilginç.
  • 17-03-2009, 03:59:51
    #84
    Üyeliği durduruldu
    google adwordsa reklam verdigimden dolayi deneme yapmak istedim o kadar gelir elde etmek icin.. ki elde edecegim biside yok buradan gordugun gibi
  • 17-03-2009, 04:00:51
    #85
    Belli başlı kişilerin yorulmayıp okuyacağından eminim, çok yakın bir arkadaşımın başından tamamen geçmiştir.

    “Kenan oğlu, 1989 Edirne doğumlu, Kırklareli/Babaeski Paşa Mandıra kütüklü Emre Nallar……. 22 Temmuz Gecesi, elinde Türk bayrağı ile,……Atatürk heykeli önünde durmuştur……..”
    Bu şekilde tahmin edebileceğiniz gibi bir tutanak yazısı.
    Bundan aşağı yukarı 1 yıl önceydi. Yani 22 temmuz 2007
    Malum tarih gördüğünüz üzre. Seçim günü. Türkiye’nin kaderi. Çoğu insanın da yaptığı üzere, ben de net üzerinden anlık grafikleri takip ediyordum. Takip ettikçe, canım acıyor dişlerimi sıkıyordum.
    Bu halk nasıl oluyor da kanını emen bir hükümeti iktidara getiriyordu ? Hazır balığı yemeye mi alışmıştık yoksa kandırılmış mıydık? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hükümeti olarak saygı duyuyorum. Hakaret edecek değilim. Ancak durumumuz vahim. Ulus bütünlüğümüz parçalanmış durumda.
    Gel gelelim başımdan geçen olaya. Ben grafikleri izledikçe, sinirleniyor durduğum yerde duramıyor, ağlamaklı oluyordum. Seçim grafikleri yüzde 47yi gösterdiğinde ve sandıkların yüzde 98i açıldığında artık dayanamadım ve o zaman lise öğrencisi olduğum için, üzerime okul ceketimi, pantolonumu ve gömleğimi giyerek dışarı çıkmaya hazırlandım. Abime “Motorsikletini verir misin ?” dedim. “Tabi kardeşim” dedi. Evimizdeki Türk Bayrağı’nı -yani ulusumuzun bütünlüğünün, varlığının kanıtı, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halkın Türk Milleti’nin bayrağını- aldım ve aşağı indim. Bayrağı güzelce motorsikletin arkasına bağladım. Kaskımı taktım. Ve yola çıktım. En azından birşeyler anlatmak istiyordum. İnsanlara birşeyler hissettirmek istiyordum. Bakıp düşünmelerini istiyordum ! Edirne caddelerinde bir süre dolaştım, dolaşırken insanların üzerinde gezdiriyordum gözlerimi. Kimse yarın öbürgün olacaklardan, haklarının yenileceğinden haberi yokmuş gibi evine işine gücüne gidiyordu. Bir kırmızı ışıkta durdum. Sağ tarafıma baktığımda, dünyadan haberi olamayacağını düşünebileceğiniz, üstü başı pislik içinde, duvarın dibine kıvrılmış bir deli gördüm. Aslında deli olan biz miydik de o akıllıydı ? Ona baktığımda göz göze geldik. Ve benim o ana kadar yapamadığımı yaptı ve etrafından gelip geçen insanlara bağırmaya başladı.
    -Sizler nasıl insanlarsınız ? AKP nasıl kazanır ? Lanet olsun size ! Nasıl bu kadar düşüncesiz davranırsınız ?- gibi cümleler sarfediyor ve bir dizi de küfür saydırdıktan sonra bulunduğu duvarın dibinde sızıp kalıyordu. Ben o anda dünyadan kopup gittim. Deli dediğimiz insan, birşeylerin farkına varmış gerçekleri görüyordu. Peki ya biz neredeydik ? Çıkarlarımızı mı düşünmüştük ? Evet kesinlikle herkes çıkarlarını düşünmüştü.
    Yeşil ışık yandı ve yoluma devam ettim. Edirne Hürriyet Meydanı’na doğru motorsikletle ilerlerken, gözüm Atatürk Meydanı’nda Atatürk Heykeline takıldı. Ve sola saparak, Saraçlar Caddesi’ne kıvrıldım. Atatürk Heykeli’nin yanındaki sokağa motorumu park ettim ve derin bir nefes alarak etrafımı incelemeye başladım. Motorsikletin arkasına bağladığım bayrağımızı aldım ve usul adımlarla Atatürk Heykeline doğru yürümeye başladım. Heykelin karşısına geçtim, kaskımı çıkardım ve pozisyonumu alarak beklemeye başladım. Amacım demin de belirttiğim gibi insanların biraz da olsa birşeyleri düşünmesini sağlamaktı. Belki başardım belki başaramadım. Gözlerimi heykel üzerinde duran “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi”ne diktim ve bir saat boyunca hiç ayırmadan baştan sonra tekrar tekrar okudum. İşte şimdi gelelim o bir saate:
    Yanıma yaklaşan bir genç grup: “Ne yapıyo ya bu ? -Gülüşmeler-”
    Bir kaç roman kızı: “Aaa yakışıklıymış da, asker mi bu ? -Kahkahalar-”
    Bazı fotoğraf çekenler ve video kaydedenler.
    Kimi meraklı vatandaşların kırpmadığım gözlerimin önüne kadar gelip ellerini gözümün önünden geçirip durmaları.
    Koptuğum dünyada hayal meyal hatırladığım şeyler.
    Başaramadığımı görüyor gözlerim doluyordu. Bacaklarım titremeye başladı. Yaklaşık yarım saat kırk dakika kadar olduğunu tahmin ediyorum ki o sırada bir adam daha geldi ve konuşmaya başladı:
    -Gülün siz gülün. Bu adam burada neden duruyor sanıyorsunuz ha ? Bu gün tarihi bir gün geçti ülkenin başından. Bu adam niye burada ? Farkında birşeylerin. Sizlere birşeyler anlatmak istiyor! Siz neredesiniz ?- Bu konuşmalar kulağımda çınladığında gözümden bir damla yaş aktı. Ve ufak da olsa bir mücadelenin başarısını yaşamanın gururunu yaşadım. Ve yaklaşık bir saat olmuştu. Önümden onlarca insan geçmiş etrafımda onlarca meraklı insan birikmişti.
    Ve işte o an. Mavi kıyafetli biri belirdi gözümün önünde. Ama öylesine kopmuş, öylesine kaybetmiştim ki artık kendimi kim olduğunu, ne olduğunu yüzünü göremiyordum. Bir kez dürttüğünü hissettim. Tepki veremedim. Elim ayağım kilitlenmişti. Gözlerimin çanakları artık öylesine dolmuştu ki tutamıyordum kendimi. Mavi elbiseli kişi bir kez daha dürttüğünde baktım ve karşımda polis memurunu gördüm. Ya birilerine zor gelmişti ki ihbar edilmiştim, ya da bunun bir eylem olduğunu düşünen polis ağabeyler yanıma gelmişti. Yanıma ilk gelen polis memuruyla göz göze geldiğimde “Ne yapıyorsun ?” dedi. “Hiç” dedim. Ve gözlerim artık bu doluluğa dayanamadı ve boşalmaya başladı. “Kimliğin yanında mı ?” dediler “Evet” dedim. “Gel bakalım bizimle” dediler. Ve ekip otosuna doğru yürümeye başladık. Bu sırada telsizden anonslar gönderiliyor, durum merkeze bildiriliyordu. Unutmadan, heykel önünde dururken ayağımın dibine bıraktığım kaskıma, birileri bir kaç kuruş atmış. Bu dalga geçen zihniyeti, dünyadan habersiz, ulusundan habersiz bu zihniyeti de lanetliyorum ! Ekip otosuna vardık, ve kapıyı açtılar. Bindim. Konuşmaya başladık.
    Önce telsiz konuşmaları devam etti.
    Ben: “Bu ülke bunun için mi kuruldu ? Mustafa Kemal Atatürk bunun için mi bıraktı bize bu ülkeyi ? Nerede bu insanlar ? Neden tepki göstermiyorlar ?”
    Polis: “Bak, biz de herşeyin farkındayız. Merak etme, bu ülkenin polisi var, askeri var, jandarması var. Bir şey olduğunda biz varız.”
    Ben: “Hani nerede ? Ne zaman ?”
    Polis: “Okuyo musun ?”
    Ben: “Liseyi bitirdim. Güzel Sanatlar Lisesi. Bu yaz yetenek sınavlarına gireceğim üniversite için.”
    Polis: “Önce istikbal. İstikbalini garantile. Oku, bu millete faydalı bir birey ol.”
    Ben bu anda aklımdan şunları geçiriyordum “Hangi istikbal ? Ben okulda okumaya devam ederken ülke, vatan, millet nereye gidiyor ? Önce istikbal diye diye, uzaklaştırılmadık mı zaten siyasetten, hakkımızı aramaktan ? “Aman oğlum karışma siyasete, bak sen okuluna” dediğimizden olmadık mı dünyadan bir haber bireyler ?”
    Ve şöyle dedim polis abilere “Ben ve bizler mücadelemize devam edeceğiz. Tamam istikbalimi de garantileyeceğim ama yoluma da devam edeceğim”
    Polis: “Evet, o zaman biz de yanında olacağız.”
    Dediler ve amir şöyle devam etti:
    “Bak sadece tutanak tutuyorum. Siciline işlenmiyor. İşlense tüm hayatın kararır. İş bulamazsın, okuyamazsın.”
    Bu da bir siyasetten uzaklaştırma yöntemi, insanları otlaştırma şekli olsa gerek.
    Ya da polis ağabey gerçekten iyiliğimi düşünüyordu.
    Amirin yanındaki polis cep telefonuyla merkezden birilerini arıyor ve şöyle diyordu:
    “Konuştuk, birşey yapmadan eline Türk Bayrağı’nı almış heykel önünde duruyordu. İyi birine benziyor, sicili de yok. Okuyor”
    Bu sırada tutanak yazıldı ve okumak istediğimi söyledim. “Tabi” dediler.
    Ve şöyle yazıyordu:
    “Kenan oğlu, 1989 Edirne doğumlu, Kırklareli/Babaeski Paşa Mandıra kütüklü Emre Nallar……. 22 Temmuz Gecesi, elinde Türk bayrağı ile,……Atatürk heykeli önünde durmuştur……..”
    Bu şekilde tahmin edebileceğiniz gibi bir tutanak yazısı.
    Tutanağı okudum ve geri uzattım.
    “Hadi artık gidebilirsin. Yalnız bir daha tek başına böyle bir eylem yapma.”
    “Peki ya toplu eylemler ? Onlara katılabilir miyim ?”
    “Tabi ki, onlara katılabilirsin”
    “Teşekkürler, iyi akşamlar.”
    Bunu deyip, ekip otosundan indikten sonra, gözyaşlarımı kuruladım ve motorsiklete doğru yöneldim.
    Bu sırada ise aklımdan şunlar geçiyordu: “Ben ki Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı olarak, haklı bir sebep ile -ki sebepsiz de olabilir- elime ulusumuzun bayrağını alıp cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün heykeli önünde sessizce duruyorum ve bu sebepten gözaltına alınıyorum. Ben hangi ülkede yaşıyorum ? Kendi ülkemde kendi bayrağımla neden gözaltına alınıyorum ? Yazıklar olsun böyle millete!”
    İnsanlarımız, yani bizler artık o kadar sömürüldük ki, o kadar bilinçsizleştirildik ki hiç bir şeye karışmaz, anlamaz hale geldik. Herkes kendi cebini düşünmeye, hazır balıkları yemeye başladı. Kimse balık tutmayı öğreneyim demiyor. Biri çıkıp da, “Neden gözaltına alıyorsunuz ? Bayrakla saygı duruşunda durmak suç mu ? ” diyemedi. Biri çıkıp da yanıma, destek olma amaçlı benle beraber bu saygı duruşuna katılmayı tercih etmedi. Belki edenler vardı, korktular. İşte biz böyle korkutulduk, uzaklaştırıldık canımız, kanımız vatanımızdan. Biz böyle bölündük, parçalandık, satıldık !

    Ne yapıyoruz şimdi ?
    Sadece izliyoruz.

    İyi seyirler


    Onlar böyle kazandı, Biz böyle kaybettik !


    Bu kadar tartışma yeterlidir, umarım banlar gelmez kimseye. Bu konuda burda kapanır.
  • 17-03-2009, 04:05:03
    #86
    Walla hocam bazı siyasi partiler ile ilgili muhalif haber yapmışsınız üzerinde muhalif olduğunuz partinin adaylarının reklamları çıkıyor İlginç geldi.
    Fikirlerinizle ekonomik olarak paralel kültürel olarak zıt istikametteyim.
    Ama artık devrimin de adwords ile propogandasının yapılması ya da devrimci sitelerin adsense geliri kazanması bu işin gerçekten garipleştiğini gösteriyor.
    Tıpkı Che nin burjuva kültürünün çerezi olması gibi...

    Sitenizin içeriğinden ve radikalliğinden rahatsız olmakla beraber wordpressi eli yüzü düzgün kullanmışsınız hayırlı olsun.

    saygılar
  • 17-03-2009, 04:05:41
    #87
    Üyeliği durduruldu
    Bizim mahallemizi teröristler bastı. Sultan Abla'yı Barış Abiyi öldürdü. Hakkı'yı Eylem'i ise ateşlerle yakmışlar. İnsan yakılır mı? Ama onlar insanları yakmışlar. Arzu abla dumandan boğularak ölmüş. Hani upuzun sakalları olan Dursun Abi var ya o bayılmış. Az daha o da ölüyormuş dumandan. Evde yangın çıkmış. Ben gidecektim Sultan Abla'nın yanına ama annem göndermedi. Benim kocaman silahım vardı. Bi vurdum mu... Onlar ölünce ben çok ağladım o kadar çok ağladım ki...

    Sultan Abla'mın başından kan sızıyordu. Ben gidecektim kurtarmaya ama annem göndermedi. Biz o yaktıkları eve hep giderdik. Orada oruç tutuyorlardı. Zehra Abla o evde öldü, Şenay Teyze ve Gülsüman Teyze de o evde öldü. Pınar'la Erdem'in annesiydi Şenay Teyze. Erdem benim arkadaşım. Galatasaray'ı tutuyor, ben Fenerliyim. Bazen maç ederdik mahallede. Biz onları yenerdik hep. Erdem duysa bu söylediğimi bana yine 'Atma oğluuum, biz sizi yendik' der. Ama siz ona inanmayın biz onları yendik maç yaparken. Şenay Teyze öldükten sonra da Erdem'le Pınar hep evlerine gittiler. Benim annem ölse ben her gün ağlardım. Onlar çok ağlamadılar. Bir keresinde annesi ölüm orucundayken Erdem bahçedeki bütün lahanaları yolmuştu. 'Madem yemiyorsunuz ben de hepsini yolarım' demişti. Erdem'in bisikleti var. Beni de bindirdi. Devrim olduktan sonra bütün çocuklara bisiklet alacaklarmış. Hakkı Abi bir keresinde öyle söyledi. Bütün çocuklar doya doya süt içeceklermiş. Ben sütü hiç sevmem. İçmemki ben süt. Bana bisiklet alsınlar devrim olunca. Ama Devrim öyle kolay olmazmış. Cephe vuracakmış sonra devrim olacakmış. Çok büyük bir şeymiş devrim kocaman... Benim bir arkadaşım var, adı Devrim. Koşu yapınca ben onu geçiyorum. Pınar'la Erdem Anneleri öldükten sonra diğer Abla ve abilerinin yanından hiç ayrılmadılar. Şenay Teyze öyle istermiş. O evde bir de Hülya Teyze vardı. O da öldü açlıktan. Yani oruçtan. Hülya Teyze mahallenin bütün çocuklarını çok severdi. Bize hep eti puf, bisküvi ve gofret dağıtırlardı. Bunları hep Hülya Teyze dağıttırırmış. Ama hiç dondurma dağıtmadılar. Dağıtırlar diye bekledim ama hiç dağıtmadılar. Hülya Teyze'den istesem bana alırdı ama onunda canı ister diye söylemedim. Çünkü onlar oruç tutarken hiçbir şey yemiyorlar. Bizim mahallemize polisler geldi o gün biliyor musunuz? Babam evde yoktu. Annem de komşuya gitmiş. Ben de sokakta top oynayacaktım. Barikatçıların yanına gittim. Akşamları ateş yakıp türkü söylerdi barikatçılar. Hep çevre evlerden barikatçılara yemek götürürlerdi. Biz ne zaman evin önünde oynasak bize gürültü yapmayın direnişçiler sesten rahatsız oluyor derlerdi. O gün polisler geldi işte. Yüzlerinde maskeler vardı terörislerin. Ben korktum. Korktum ama kimseye korktuğumu söylemedim. Ben barikatçıların yanındayken terörislerin mahalleye geldiğini anlayan annem koşa koşa geldi ve beni hemen eve götürdü. Kapıyı da üzerimden kilitledi sonra kendisi barikatların oraya gitti. 'Korkma' dedi giderken. 'Dışarı çıkarsan bacaklarını kırarım' dedi bir de. Dışarıya çıkamadım. öyle bir siren çaldıki arabalar, sanki kulaklarımı delecekti o ses. Divanın altına saklandım ama bunu kimseye söylemedim siz de söylemeyin. Sonra bizim barikatçılar slogan attılar. Hep bağırdılar. Polise taş attılar. Bir de molotof. Ama polis onlara silah sıktı. Bir de eve bir sürü bomba atmışlar. İşte o yüzden yangın çıkmış. Bizim mahallemiz çok güzeldi, onlar gelmeden önce. Her yerde oynar her sokakta koşar, top oynar, maç ederdik. Böyle her tarafta polisler yoktu. Bize hadi evinize gidin deyip küfür edenler yoktu. Ben polisleri hiç sevmem. Onlar Sultan Abla'yı öldürdüler. Bizim barikatçılar da hiç sevmez polisleri. Bir keresinde ben de polise taş attım. Yine atacağım. Geçen gün bir tanesi bana çukulata verdi almadım. Sevmek istedi gitmedim. Ona hıyar dedim annem bu lafa çok kızdı. Biz bu mahalleye taşındığımızda ben daha doğmamışım. Ablam ve abim daha küçükmüş o zaman. Ben bu mahallede doğmuşum. Bizim evimizi annem ve babam kendileri yapmış. önce bir oda yapmışlar sonra diğer odaları yapmışlar. Bizim köyümüz buradan çok uzakmış. Ben daha küçükken köye gittim. Bir daha gitmedim. Ben mahallemizi çok seviyorum. Mahallemizde bir eve karakol yaptılar. Karakol polislerin evi demekmiş. Babam öyle dedi. Ama bu karakollarda insanları dövüyorlar, işkence ediyorlar. Biz evimize geleni dövmüyoruz... Mahallemize o karakolu açtıkları zaman bir tane şişko adam gelip evin önündeki sandalyeye oturdu. Gazetecilere bir şeyler anlattı. Bu adamı daha önce hiç görmemiştim. Bize yardım edeceğini bundan sonra mahallemize hizmetler getireceğini söylüyor. Mesela çocuklar için park ve spor tesisi yapacakmış. Üstemem. Hakkı abi bana devrimden sonra bisiklet alacak. Bende Erdem'i bindireceğim bisikletime çünkü o da beni bindirdi. Adam diyor ki size hizmet getiririz, bu evlerin tapusunu size veririz. Ama bundan sonra terör örgütlerine yardım yapmayın diyor. Ben o güne kadar bizim mahallede hiç teröris görmedim. Ama terörisler herhalde bizim barikatçılara kurşun atan adamlardır. Terörisler kan döker diyordu o adam. Doğru söylüyor. İşte o gün mahallemizi basan maskeli ve eli silahlı adamlar o şişko adamın bahsettiği terörisler olmalı. Biz onlara yardım eder miyiz hiç... Geçen gün annemden su istediler annem su vermedi. Onlar da bakkaldan şişe suyu aldılar. Polislerin bir de panzerleri var. Bundan yıllar önce yine böyle bu panzerlerinden biriyle benim kadar bir çocuğu ezmişler polisler. Çocuğun adı Sevcan'mış. öldüğünde yedi yaşındaymış. Sevcan da benim gibi burada doğmuş. Sevcan'ı panzer dedikleri polis arabası ezmiş. Bizim barikatçıların polis arabasına molotof atmalarının nedeni buymuş. çocukları ezmesin diyeymiş. Sevcan ölmüş panzer ezince. O zaman yine karakol yapmışlar mahallede. İşte bu panzer dedikleri o karakolun bahçesinde dururmuş. Sevcan'ın şarkısı bile var. Şişko adam çayı höpürdeterek içiyor. Ben yemek yerken ağzımı şapırdatsam babam kızar. Şişko adama kimse kızmıyor herhalde. Ben çok kızıyorum.
    Bizim mahallemizi terörisler bastı. Her mahallede var mı? Sizin mahallenizde de var mı terörisler? Varsa siz de kovun onları mahallenizden. Şişko adam öyle söylüyor. Ekmek vermeyin onlara. Çünkü o terörisler panzerleriyle çocukları eziyor, silahlarıyla adam öldürüyorlar... Dikkat edin yüzlerinde maskeleri var.
    Hemen tanırsınız görünce... Onlara sakın mı sakın yardım etmeyin emi?

    Herkeze Iyi Geceler Cevreyi Verdigimiz Rahatsizliktan ötürü özür dilerim.. bu kadar uzayacagini tahmin etmemistim.. yani siteyi yorunmasi icindi hersey.. fakat saldirilarin ardi arkasi kesilmedi cvp hakki dogudu tüm sosyalist devrimcilere tskler...
  • 17-03-2009, 04:09:46
    #88
    Blackout...

    Ayakta alkışlıyorum seni.....

    Sözün bittiği andır...
  • 17-03-2009, 04:10:23
    #89
    gençlik nereye gidiyor ?
  • 17-03-2009, 04:11:34
    #90
    Beyler bu hızla banlanacaksınız muhtemelen.
    Zor tuttum kendimi saç sapan militanca yorumlarınıza yanıt yazmamak için.
    Forumu propoganda aracınız yapmışsınız bir iki saatte.