Belli başlı kişilerin yorulmayıp okuyacağından eminim, çok yakın bir arkadaşımın başından tamamen geçmiştir.
“Kenan oğlu, 1989 Edirne doğumlu, Kırklareli/Babaeski Paşa Mandıra kütüklü Emre Nallar……. 22 Temmuz Gecesi, elinde Türk bayrağı ile,……Atatürk heykeli önünde durmuştur……..”
Bu şekilde tahmin edebileceğiniz gibi bir tutanak yazısı.
Bundan aşağı yukarı 1 yıl önceydi. Yani 22 temmuz 2007
Malum tarih gördüğünüz üzre. Seçim günü. Türkiye’nin kaderi. Çoğu insanın da yaptığı üzere, ben de net üzerinden anlık grafikleri takip ediyordum. Takip ettikçe, canım acıyor dişlerimi sıkıyordum.
Bu halk nasıl oluyor da kanını emen bir hükümeti iktidara getiriyordu ? Hazır balığı yemeye mi alışmıştık yoksa kandırılmış mıydık? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hükümeti olarak saygı duyuyorum. Hakaret edecek değilim. Ancak durumumuz vahim. Ulus bütünlüğümüz parçalanmış durumda.
Gel gelelim başımdan geçen olaya. Ben grafikleri izledikçe, sinirleniyor durduğum yerde duramıyor, ağlamaklı oluyordum. Seçim grafikleri yüzde 47yi gösterdiğinde ve sandıkların yüzde 98i açıldığında artık dayanamadım ve o zaman lise öğrencisi olduğum için, üzerime okul ceketimi, pantolonumu ve gömleğimi giyerek dışarı çıkmaya hazırlandım. Abime “Motorsikletini verir misin ?” dedim. “Tabi kardeşim” dedi. Evimizdeki Türk Bayrağı’nı -yani ulusumuzun bütünlüğünün, varlığının kanıtı, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halkın Türk Milleti’nin bayrağını- aldım ve aşağı indim. Bayrağı güzelce motorsikletin arkasına bağladım. Kaskımı taktım. Ve yola çıktım. En azından birşeyler anlatmak istiyordum. İnsanlara birşeyler hissettirmek istiyordum. Bakıp düşünmelerini istiyordum ! Edirne caddelerinde bir süre dolaştım, dolaşırken insanların üzerinde gezdiriyordum gözlerimi. Kimse yarın öbürgün olacaklardan, haklarının yenileceğinden haberi yokmuş gibi evine işine gücüne gidiyordu. Bir kırmızı ışıkta durdum. Sağ tarafıma baktığımda, dünyadan haberi olamayacağını düşünebileceğiniz, üstü başı pislik içinde, duvarın dibine kıvrılmış bir deli gördüm. Aslında deli olan biz miydik de o akıllıydı ? Ona baktığımda göz göze geldik. Ve benim o ana kadar yapamadığımı yaptı ve etrafından gelip geçen insanlara bağırmaya başladı.
-Sizler nasıl insanlarsınız ? AKP nasıl kazanır ? Lanet olsun size ! Nasıl bu kadar düşüncesiz davranırsınız ?- gibi cümleler sarfediyor ve bir dizi de küfür saydırdıktan sonra bulunduğu duvarın dibinde sızıp kalıyordu. Ben o anda dünyadan kopup gittim. Deli dediğimiz insan, birşeylerin farkına varmış gerçekleri görüyordu. Peki ya biz neredeydik ? Çıkarlarımızı mı düşünmüştük ? Evet kesinlikle herkes çıkarlarını düşünmüştü.
Yeşil ışık yandı ve yoluma devam ettim. Edirne Hürriyet Meydanı’na doğru motorsikletle ilerlerken, gözüm Atatürk Meydanı’nda Atatürk Heykeline takıldı. Ve sola saparak, Saraçlar Caddesi’ne kıvrıldım. Atatürk Heykeli’nin yanındaki sokağa motorumu park ettim ve derin bir nefes alarak etrafımı incelemeye başladım. Motorsikletin arkasına bağladığım bayrağımızı aldım ve usul adımlarla Atatürk Heykeline doğru yürümeye başladım. Heykelin karşısına geçtim, kaskımı çıkardım ve pozisyonumu alarak beklemeye başladım. Amacım demin de belirttiğim gibi insanların biraz da olsa birşeyleri düşünmesini sağlamaktı. Belki başardım belki başaramadım. Gözlerimi heykel üzerinde duran “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi”ne diktim ve bir saat boyunca hiç ayırmadan baştan sonra tekrar tekrar okudum. İşte şimdi gelelim o bir saate:
Yanıma yaklaşan bir genç grup: “Ne yapıyo ya bu ? -Gülüşmeler-”
Bir kaç roman kızı: “Aaa yakışıklıymış da, asker mi bu ? -Kahkahalar-”
Bazı fotoğraf çekenler ve video kaydedenler.
Kimi meraklı vatandaşların kırpmadığım gözlerimin önüne kadar gelip ellerini gözümün önünden geçirip durmaları.
Koptuğum dünyada hayal meyal hatırladığım şeyler.
Başaramadığımı görüyor gözlerim doluyordu. Bacaklarım titremeye başladı. Yaklaşık yarım saat kırk dakika kadar olduğunu tahmin ediyorum ki o sırada bir adam daha geldi ve konuşmaya başladı:
-Gülün siz gülün. Bu adam burada neden duruyor sanıyorsunuz ha ? Bu gün tarihi bir gün geçti ülkenin başından. Bu adam niye burada ? Farkında birşeylerin. Sizlere birşeyler anlatmak istiyor! Siz neredesiniz ?- Bu konuşmalar kulağımda çınladığında gözümden bir damla yaş aktı. Ve ufak da olsa bir mücadelenin başarısını yaşamanın gururunu yaşadım. Ve yaklaşık bir saat olmuştu. Önümden onlarca insan geçmiş etrafımda onlarca meraklı insan birikmişti.
Ve işte o an. Mavi kıyafetli biri belirdi gözümün önünde. Ama öylesine kopmuş, öylesine kaybetmiştim ki artık kendimi kim olduğunu, ne olduğunu yüzünü göremiyordum. Bir kez dürttüğünü hissettim. Tepki veremedim. Elim ayağım kilitlenmişti. Gözlerimin çanakları artık öylesine dolmuştu ki tutamıyordum kendimi. Mavi elbiseli kişi bir kez daha dürttüğünde baktım ve karşımda polis memurunu gördüm. Ya birilerine zor gelmişti ki ihbar edilmiştim, ya da bunun bir eylem olduğunu düşünen polis ağabeyler yanıma gelmişti. Yanıma ilk gelen polis memuruyla göz göze geldiğimde “Ne yapıyorsun ?” dedi. “Hiç” dedim. Ve gözlerim artık bu doluluğa dayanamadı ve boşalmaya başladı. “Kimliğin yanında mı ?” dediler “Evet” dedim. “Gel bakalım bizimle” dediler. Ve ekip otosuna doğru yürümeye başladık. Bu sırada telsizden anonslar gönderiliyor, durum merkeze bildiriliyordu. Unutmadan, heykel önünde dururken ayağımın dibine bıraktığım kaskıma, birileri bir kaç kuruş atmış. Bu dalga geçen zihniyeti, dünyadan habersiz, ulusundan habersiz bu zihniyeti de lanetliyorum ! Ekip otosuna vardık, ve kapıyı açtılar. Bindim. Konuşmaya başladık.
Önce telsiz konuşmaları devam etti.
Ben: “Bu ülke bunun için mi kuruldu ? Mustafa Kemal Atatürk bunun için mi bıraktı bize bu ülkeyi ? Nerede bu insanlar ? Neden tepki göstermiyorlar ?”
Polis: “Bak, biz de herşeyin farkındayız. Merak etme, bu ülkenin polisi var, askeri var, jandarması var. Bir şey olduğunda biz varız.”
Ben: “Hani nerede ? Ne zaman ?”
Polis: “Okuyo musun ?”
Ben: “Liseyi bitirdim. Güzel Sanatlar Lisesi. Bu yaz yetenek sınavlarına gireceğim üniversite için.”
Polis: “Önce istikbal. İstikbalini garantile. Oku, bu millete faydalı bir birey ol.”
Ben bu anda aklımdan şunları geçiriyordum “Hangi istikbal ? Ben okulda okumaya devam ederken ülke, vatan, millet nereye gidiyor ? Önce istikbal diye diye, uzaklaştırılmadık mı zaten siyasetten, hakkımızı aramaktan ? “Aman oğlum karışma siyasete, bak sen okuluna” dediğimizden olmadık mı dünyadan bir haber bireyler ?”
Ve şöyle dedim polis abilere “Ben ve bizler mücadelemize devam edeceğiz. Tamam istikbalimi de garantileyeceğim ama yoluma da devam edeceğim”
Polis: “Evet, o zaman biz de yanında olacağız.”
Dediler ve amir şöyle devam etti:
“Bak sadece tutanak tutuyorum. Siciline işlenmiyor. İşlense tüm hayatın kararır. İş bulamazsın, okuyamazsın.”
Bu da bir siyasetten uzaklaştırma yöntemi, insanları otlaştırma şekli olsa gerek.
Ya da polis ağabey gerçekten iyiliğimi düşünüyordu.
Amirin yanındaki polis cep telefonuyla merkezden birilerini arıyor ve şöyle diyordu:
“Konuştuk, birşey yapmadan eline Türk Bayrağı’nı almış heykel önünde duruyordu. İyi birine benziyor, sicili de yok. Okuyor”
Bu sırada tutanak yazıldı ve okumak istediğimi söyledim. “Tabi” dediler.
Ve şöyle yazıyordu:
“Kenan oğlu, 1989 Edirne doğumlu, Kırklareli/Babaeski Paşa Mandıra kütüklü Emre Nallar……. 22 Temmuz Gecesi, elinde Türk bayrağı ile,……Atatürk heykeli önünde durmuştur……..”
Bu şekilde tahmin edebileceğiniz gibi bir tutanak yazısı.
Tutanağı okudum ve geri uzattım.
“Hadi artık gidebilirsin. Yalnız bir daha tek başına böyle bir eylem yapma.”
“Peki ya toplu eylemler ? Onlara katılabilir miyim ?”
“Tabi ki, onlara katılabilirsin”
“Teşekkürler, iyi akşamlar.”
Bunu deyip, ekip otosundan indikten sonra, gözyaşlarımı kuruladım ve motorsiklete doğru yöneldim.
Bu sırada ise aklımdan şunlar geçiyordu: “Ben ki Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı olarak, haklı bir sebep ile -ki sebepsiz de olabilir- elime ulusumuzun bayrağını alıp cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün heykeli önünde sessizce duruyorum ve bu sebepten gözaltına alınıyorum. Ben hangi ülkede yaşıyorum ? Kendi ülkemde kendi bayrağımla neden gözaltına alınıyorum ? Yazıklar olsun böyle millete!”
İnsanlarımız, yani bizler artık o kadar sömürüldük ki, o kadar bilinçsizleştirildik ki hiç bir şeye karışmaz, anlamaz hale geldik. Herkes kendi cebini düşünmeye, hazır balıkları yemeye başladı. Kimse balık tutmayı öğreneyim demiyor. Biri çıkıp da, “Neden gözaltına alıyorsunuz ? Bayrakla saygı duruşunda durmak suç mu ? ” diyemedi. Biri çıkıp da yanıma, destek olma amaçlı benle beraber bu saygı duruşuna katılmayı tercih etmedi. Belki edenler vardı, korktular. İşte biz böyle korkutulduk, uzaklaştırıldık canımız, kanımız vatanımızdan. Biz böyle bölündük, parçalandık, satıldık !
Ne yapıyoruz şimdi ?
Sadece izliyoruz.
İyi seyirler Onlar böyle kazandı, Biz böyle kaybettik !
Bu kadar tartışma yeterlidir, umarım banlar gelmez kimseye. Bu konuda burda kapanır.