• 11-08-2009, 17:15:34
    #1
    Çıkış yoluna girdik


    MAHFİ
    EĞİLMEZ

    11/08/2009

    Dün açıklanan sanayi üretim endeksine bakınca sanayi küçülmesinin hız kesmeye devam ettiğini görüyoruz. Bu endeksler geçen yılın aynı ayına göre değişimi gösteriyor. Buna göre haziran ayında sanayi üretimi geçen yılın haziran ayına göre yüzde 9.7 gerilemiş bulunuyor. Buna karşılık geçen aya yani 2009 yılının mayıs ayına baktığımızda sanayi üretiminin 7 puandan fazla artış gösterdiği ortaya çıkıyor. Bir başka ifadeyle geçen yılın haziran ayına göre kötü ama geçen aya göre iyi durumdayız. İlk çeyrekte sanayi üretimi endeksi ortalaması yüzde 22 oranında bir küçülme göstermişti. Haziran endeks oranıyla birlikte ikinci çeyrekte sanayi üretiminin yüzde 15.2 oranında düştüğünü görmüş olduk.

    Benzer bir gelişme imalat sanayi kapasite kullanım oranında da ortaya çıkmıştı. Yılın ilk çeyreğinde ortalama aylık kapasite kullanımı yüzde 64.1’de kalırken ikinci çeyrekte bu oran ortalama yüzde 70’e çıkmış bulunuyor. Aylık olarak bakarsak haziran ayının kapasite kullanım oranı yüzde 72 olmuş. Yani sanayide üretimin yönü yukarıya doğru dönmüş bulunuyor.

    Aşağıdaki şekilde, 2008 yılı Ocak ayından bu yana, aylık sanayi üretim endeksi değişim oranları düz çizgi ile sol eksende ve aylık imalat sanayi kapasite kullanım oranları kırıklı çizgi ile sağ eksende gösteriliyor.
    Şekle dikkat edilecek olursa bizde krizin 2008 yılı Ağustos ayından itibaren başladığı net bir biçimde görülebiliyor. Gerek aylık sanayi üretim endeksinin gerekse imalat sanayi kapasite kullanım oranının bu tarihten itibaren yönü sürekli aşağıya olmuş. Ta ki 2009 yılının şubat ayına kadar. O tarihten sonra her iki gösterge de yukarı dönmüş. Bu dönüş Haziran ayında daha da hızlanmış.

    Öteki kesimler üzerindeki etkisiyle birlikte ele alırsak sanayi kesiminin ekonomik büyümeye katkısının görünenden daha büyük olduğunu anlarız. Bu çerçeveden bakınca Türkiye ekonomisi için yukarı dönüşün başladığını söylememizin artık mümkün olduğunu düşünüyorum. İşin en ilginç yanı ekonominin çok daha sıkıntılı göründüğü aylarda olumlu seyir çizen anketlerin şimdilerde olumsuz bir görünüm almış olması. Bu da bize anketlere verilen yanıtları daha dikkatle analize katmamız gerektiğini anlatıyor sanırım.




    Kaynak:
    http://www.radikal.com.tr/Default.as...ticleID=949155
  • 28-12-2009, 15:51:21
    #2

    İbrahim Kahveci
    ikahveci@yenisafak.com.tr

    28 Aralık 2009 Pazartesi



    Darbeciler ve yatırımcılar
    İki kesim, biri diğerini hiç sevmez. Biri geldi mi diğer gelmek istemez. Hatta birinin geliş hızı, ayak sesleri arttığı zaman diğerini alır bir korku.
    Bir ülkede yatırım ortamı için ekonomik şartların çok daha üzerinde yatırım zemini önemlidir. Mesela hukuk kuralları belirlenmiş ve kurallar objektif uygulanabiliyor mu? Bakınız sadece kurallar değil, hukuk kurallarının uygulanış bütünlüğü de çok önemlidir yatırım ortamının iyileştirilmesinde.

    Adı cumhuriyet veya yönetimi demokrasi olması kadar işleyişin de ne kadar önemli olduğunu ülkemizden biliyoruz. Üç askeri darbeyi görmüş bir kuşak yaşıyor ülkemizde. Ve de askeri darbe girişimlerinin hâlâ bitmediğine canlı şahitlik ediliyor ülkemizde.

    Demokrasi ve kuralların işleyişi açısından yatırım, yani ekonomik büyüme çok önemlidir. Milli gelir ne kadar artarsa kurallardan ziyade düzgün işleyiş ağır basıyor. İsterse bir alan hukuki olarak boşluk olsun, kuralı olmasın. Ama geliri artmış bir ülke iseniz hiç sorun değil, derhal hoşgörü ile demokratik çözümler devreye alınır.

    Yok, eğer geliriniz düşük ise yandınız. İsterseniz anayasa ile yasaklayın, kuralları en katı şekilde yazın işlemez. Geliriniz az ise ne kadar yazılı olursa olsun isteyenler istediği kanunları kendilerine yorumlayarak kendi kurallarını oturtabiliyorlar.

    Alt kanun üst kanunu yiyebilir çok rahatlıkla.

    Elinde gücü barındıranların kuralları, gücü yönetenlerin kurallarını hiçe sayabilir. Tabiri caiz ise “benim kanunum senin kanununu ezer” diyebilirler düşük gelirli ülkelerde. Böyle olmasaydı Türkiye'de üç darbe nasıl yargısız kalırdı?

    Yatırımcılar kuralları belli ve işleyen bir ülke isterler. Ya darbeciler? Onlar da kuralları olan ama işleyemeyen bir ülke beklerler. İki zıt tarafı teşkil ederler aslında. Bu nedenle 1991'de Türkiye ekonomik açıdan çökertilirken 'asker rahatsız' diye hiç cümle duyamıyorduk. Amma 1997'de ortak havuz uygulandığında 'asker çok rahatsızlandı' diye naklen duyuyorduk her yerde.
    Bu ülkeyi 700 milyar dolardan daha fazla bir bataklığa sürükleyenler baş tacıydı bir kesimin. Oysa yıllık 1 milyar dolardan daha az yatırım alan ülkeyi 20 milyar dolara taşıyanları nedense 'vatanı satıyorlar' diye suçladılar. Ülkeyi kimin nasıl sattığını anlamak da demek ki bilgi gerektiriyormuş.

    Türkiye gelişti, büyüdü. Artık sınırdayız, az kaldı.

    Artık gelirimiz ile demokratik seviyemiz arasında bağ artıyor. Ne kadar gelirin artar ve büyürsen o kadar kendi kendini yönetme becerin artar. Ufkun ve hedefin ne kadar geniş ise kendin yönetirsin, ne kadar dar ise o kadar başkalarının yönetimini istersin. Hatta 'darbeciler gelsin' bile diyebilirsin.

    İşte Türkiye bu sınırı, gelir sınırını zorluyor. Artık yönetim ve işleyiş açısından sınıf atlama sınırında. Kişi başına milli gelir 10 bin doların üstünde kalıcı hale geldiğinde bugün tartıştığımız birçok şey belki hiç ciddiye bile alınmayacak. Kurumlar komplocuların hâkimiyetinden çıkarak bilgelerin etkinliğine girecek. Kurallar kadar uygulayıcılar da adam gibi olacak.

    Kritik eşikteyiz.

    Sınırda.

    Ya bir adım daha atıp zenginleşeceğiz, ya da ayağımızı çukura düşürüp ithal yönetimlere boyun eğeceğiz.


    Rakamlara sadece yüzde olarak 'büyüme' açısından bakmamalıyız. Bu rakamların altında 'gelişme' açısından büyük değişimleri de izlemeliyiz.
    Çırpınışlar niye sanıyorsunuz?


    -------------------------------------------------

    http://yenisafak.com.tr/yazarlar/Def...ibrahimkahveci
  • 30-11-2013, 11:17:54
    #3
    Ekonomi makalelerini takip etmek isteyen arkadaşlar bu siteden de yararlanabilirler: ekonomimakaleleri.com