Sürekli hatalı goller yemişsin kime ne, hayat ne de olsa sana güzel…
Maç biter, hikayeden bir acıklı bakış ve ondan sonra lüks arabana binip lüks evine gidersin, taraftar birbirine girmiş, evleri maç sonunda daha da ufalmış, duvarlar üstüne gelmiş, seni ilgilendirmez, ne de olsa hayat sana güzel…
Sahada gezerek oynamışsın, etkili olduğun tek bir konu bile yok, hatta penaltı kaçırmışsın, ama boş ver hayat sana da güzel. Oraya buraya koşturursun sanki tek amacı futbolun buymuş gibi, maç sonunda mikrofonlara biraz güzel cümleler kurdun mu al işte hayat sana da güzel…
Ya sen kıvırcık saçlı Brezilya’lı arkadaş, hayat sana da güzel mi? İstanbul’da bir sıkıntın var mı? Banka ile problemin, villanın peyzaj düzeni, çocuklarının okulu filan, bu konularda bir sıkıntın varsa kulüp hemen çözsün, malum hayat size güzel olmalı. Futbol mu? Mücadele mi? Amaaaan ne gerek var, her hafta bir yenisi var, bir şekilde hallolur, boş ver gitsin, adamlar yanından geçsin gitsin, hayat nasılsa sana güzel…
Peki, Aykut Hocam, hayat sana da güzel mi? Ben bu konuda emin değilim, bence hayat size güzel değil, hatta ızdıraplı ve acılı. Saçlarınız beyazlamış, bu kadar sıkıntıya gerek var mı? Aynanın karşısına geçip kendinizle muhasebe yaptığınız da, her şeyi doğru yaptığınızı düşünüyor musunuz mesela? Size kızmak ve kızmamak arasında sürekli gelgit yaşıyorum. Bazen diyorum ki, bu kadar inatçı olmasaydınız ve yanlıştan dönseydiniz, normal bir sistem ile oynatsaydınız şu takımı ve sonra hayat hepimize güzel olsaydı, sonra bunun boş olduğuna karar getiriyorum, siz taraftarı imtihan için getirilmişsiniz ben buna karar verdim…
Ya sen Sayın Başkan, hayat sana güzel mi? Arkanızda azımsanmayacak bir topluluk ve yarısının desteğini kaybetmiş olsanız bile büyük bir gücü elinizde tutuyorsunuz. Toplumun birçok kesiminden itibar görmeye devam ediyorsunuz, sizin için sizi hiç tanımayan gencecik insanlar birbiri ile kavga ediyor, söyleyin bana hayat güzel mi? Takım kötü oynadığında geceleri uyku girmez gözlerime diyor musunuz, yoksa sizde bunca yıldan sonra futbolu ve boş olduğunu çözmüş durumda mısınız. Dudaklarınız da şu mısralar mı var yoksa ‘’her şey biter, her şey unutulur’’. Yaparız bir tesis, alırız bir büyük oyuncu ve seneye temiz bir sayfa ile bir daha yarışa başlarız mı diyorsunuz?
Evet, yukarıda ki birçoklarına hayat gerçekten güzel. Benim sadece bir tavsiyem var, yapma, sen asgari ücretle geçinen arkadaşım, sana sesleniyorum liseye ya da üniversiteye giden arkadaşım, memurum, bankacım, tüccarım. Yapma, bu umursamaz gruptakilere bu kadar bağlanma, bu kadar kutsal sayma ve bunun bir oyun olduğunu unutma. Sosyal medyada, seninle hiçbir kan bağı dahi olmayan insanları bu kadar hararetli savunma ve onlar için saçma sapan kavgalara alet olma.
Futbol bir oyun ve süresi 90 dakika, sonrası mı? Salla sonrasını, sonrası para tuzağı, zaman katili, fuzuli uğraş. Sonrası boş adamlar için, sakın bu oyuna gelme, ekran köşelerinden sallayanların gazına gelip de eylemler içinde bulunma.
Kimse ‘efsane’ değildir kimse ‘dokunulmaz ‘ değildir, senin bir tane efsanen olsun. Unutma bu bir gerçek, tek bir efsane vardır oda köklü kulübün.
Dipnot : yazı çok hoşuma gitti ilk bölümde konu fenerbahçe ile ilgilide olsa son bölümlerde başka şeylerin tanımını çok güzel anlatmışlar okumanızı düşündüğüm için konuyu açtım başka bir amaç yok.
KAYNAK
Hayat sana güzel
3
●528
- 05-02-2013, 13:14:01
- 05-02-2013, 22:34:34Bu yazıyı yazan arkadaş sanırsam hiç aşık olmamış.Sen birine aşık olduğun zaman ona kötülük gelmesini istermisin? Onun saçının teline zarar gelsin istermisin?
Biz işte böyle aşık olduk.Onun için dağları taşları delecek kadar deli olduk.Kimse kimseye zorla sokaklara sürüklemiyor.Herkes kendi iradesinin altında savaşıyor.Bu yüzden ne Fenerbahçeli olmak ne Galatasaraylı olmak ne Beşiktaşlı ne de Trabzonsporlu olmak önemli değil,önemli olan TARAFTAR olmaktır. - 06-02-2013, 12:23:47Üyeliği durdurulduBu kadar basit değil. Yazıyı yazan arkadaş sanırım futbolu 90 dakikadan ibaret olduğunu düşünüyor. Sanki maç bitince kalan 1 hafta yatıyor bu futbolcular.
Kıytırık bir okul takımında kalecilik yapmıştım. Orta okul dönemindeydi. Ne derslere girebiliyordum, ne uykum kalmıştı. Hatta kilo bile vermiştim(kilo sorunu bulunan biri olarak). + olarak yediğim hatalı gol arkadaşlarının arasında mahcup olmanı sağlıyordu. Onlar 60 dakika boyunca koşmuş etmiş, sen kalene gelen ilk şutu hatalı şekilde yiyorsun. Hocadan yediğin azar bir yana, arkadaşlarının emeğini çalmış gibi görüyorsun kendini. Ha tabii birazda kalecilik mesleğinin nankör tarafı bu.
Millet Sabri'yi neden seviyor? Çünkü adam ne kadar hatalı oynarsa oynasın içinde GS aşkı taşıyor. Keza Selçuk Şahin'e o kadar laf söylememize rağmen 3 temmuz sonrası taraftarın topuk yaylasında futbolculara destek vermeye gitmesinden etkilenip ağlamasından sonra ona futbolcu değil de bir taraftar olarak bakıyorsunuz.
Yazdığı yazıda haklılık payı var. Mesela Anelka'yı örnek alalım. Chelsea - Manu finalinde Terry penaltıyı atsa kupayı alıyordu. Kaçırdı ve penaltılar uzadı. Sonrasında Anelka penaltıyı kaçırdı ve kupa Manu'nun oldu. Terry maç sonunda hüngür hüngür ağladı. Anelka ise umursamaz bir ifadeyle döndü gitti. 2006 yılında son maçta şampiyonluğu kaçırdığımızda da Anelka tek umursamayan futbolcuydu..