Hocalarım merhaba. R10'da genelde iş, ticaret veya teknik konular konuşuyoruz biliyorum ama bugün affınıza sığınarak tamamen farklı bir konuyla buradayım. Bu konu herhangi bir yardım talebi veya sıradan bir sohbet konusu değildir. Sadece içimde yıllardır tuttuğum, yakın çevreme bile tam anlamıyla anlatamadığım koca bir yükü sizlerle paylaşıp, biraz olsun nefes almak istedim. Uzun ve biraz ağır bir yazı oldu. Çayını, kahvesini alıp okuyan, derdime ortak olan, vakit ayıran herkese şimdiden teşekkür ederim. Sadece içimi dökmek istedim...
Bir Otobüs Durağında Kalan Hayatım...
İnsanın uğruna hiç düşünmeden ölmeyi göze aldığı birini kaybetmesi, aslında yaşarken yavaş yavaş ölmektir. Bunu çok acı bir şekilde, her zerremde hissederek öğrendim.Bir Otobüs Durağında Kalan Hayatım...
Hikayemiz 2019un o serin Ekim ayında başladı. Memleketten kilometrelerce uzakta, kimsesizliğin ortasında birbirimize yurt olduk biz. Aynı evin duvarları, aynı masanın etrafı, hafta sonlarımızın o tarifsiz huzuru... Öyle bir seviyordum ki, onun saçının teline zarar gelse benim dünyam başıma yıkılırdı. Yıllar geçse de, onu her gördüğümde o ilk günkü gibi göğsüm kafesime sığmaz, kalbim yerinden fırlayacak gibi olurdu. Arkadaşlarımız gıptayla bakar, "Siz başka bir şeysiniz" derlerdi. Ben de öyle sanıyordum. Bizi hiçbir şeyin yıkamayacağına o kadar inanmıştım ki, yıkıntının altında kaldığımı çok geç anladım.
Sonra bir gün havaya bir soğukluk girdi. Teni yanımdaydı ama ruhu kilometrelerce uzağa gitmişti sanki. Benden usulca uzaklaştığını, aramıza görünmez duvarlar ördüğünü hissediyordum. Üstüne gittim ve o gerçeğe çarptım: Bana yalan söylemişti. Normalde her şeyi yakıp yıkacak o yalanı, sırf onu kaybetmemek için kendi içimde söndürdüm. Karşısına geçip bağırıp çağırmadım. Yemek yiyorduk. Gözlerinin içine bakıp sadece, "Ben seni çok seviyorum, lütfen beni salak yerine koyma," diyebildim. "Bu konuyu kapatıyorum, sen de kapat. Ben bunu yuttum, sen daha kolay yutarsın..." Çok utandı, başını öne eğdi. Yemeği bitirip onu yurduna yolladım. Bir cam kırığını yutmuştum ama kanamadı sandım.
İki gün sonra, Aralık 2021... Sınavlarım bitmiş, memlekete dönecektim. "Ben de geleyim, eşyalarını toplamana yardım edeyim," dedi. Dünyalar yeniden benim oldu. O geldiğinde yorulmasın, sadece onunla vakit geçireyim diye her şeyi önceden hazırladım. Kapıdan girdi, sarıldık, koklaştık. Arkada bir şarkı çalıyordu... Bizim son şarkımızmış meğer, o an bilmiyordum. Her şey o kadar eskisi gibi, o kadar biz gibiydi ki.
Evden çıktık. Merkeze inip oradan beni otogara, onu yurduna götürecek otobüse binecektik. Yürürken, her zaman yaptığım gibi uzanıp elini tutmak istedim. O eli her tuttuğumda yüzünde güller açan, gözlerinin içi gülen kadın... Elini benden çekti.
İnanamadım. Dışarıdayız diye çekindi sandım, bir daha uzandım. Yine çekti. "Yapma," dedi. Sadece o tek kelime.
Otobüse bindik. Yurdun oradan otogara giden o yarım saatlik yol, sanki asırlar sürdü. Yanımda oturuyordu ama aramızda okyanuslar vardı. Nefes alamadım, göğsüme bir öküz oturdu, acıdan öleceğimi hissettim. İndiğimizde, o kahreden sessizliği bozdum: "Neden?"
"Ben ayrılmak istiyorum," dedi. Sesi o kadar düz, o kadar yabancıydı ki... "Niye? Bilmediğim ne var?" diye çırpındım. Bir hiçlik... Ben onun yokluğuna bile ihanet etmemişken, gözünden sakınırken, bu sebepsiz, bu kadar soğuk bir veda... Onu yurduna giden otobüse bindirdim. Son kez sarıldım o yabancıya.
Otobüs hareket etti. O gitti. Ve ben o otogarın ortasında, koca adam, insanların bakışlarına aldırmadan hıçkıra hıçkıra ağladım. Ağladıkça içimdeki o yangın söner sandım ama daha çok harladı. Beni bekleyen bir ailem olmasa, oradan kalkıp o otobüse bile binemezdim. Memlekete döndüğümde cehennem asıl o zaman başladı. Akrabalar, ailem... "Onu bırakıp mı geldin? O niye gelmedi?" soruları beynimi kemiriyordu. O beni bırakıp gitti diyemedim kimseye. Gece olup arkadaşlarımla yalnız kaldığımda döküldü her şey ağzımdan. Sabaha kadar içe içe ağladım. O süreçte tam 15 kilo verdim. Etimden et, canımdan can koptu.
Zaman her şeyin ilacı derler, yalan. Sadece acıyla yaşamayı öğreniyorsun. Gün geçtikçe alışıyormuş gibi yaptım ama aklıma gelmediği, göğsümün sızlamadığı tek bir gün bile olmadı.
Ta ki geçtiğimiz Şubat ayına kadar...
Gördüğüm o düğün fotoğrafları... Beyaz gelinlikler içinde, başka bir adamın yanında gülümseyen o yüz. 2021'in Aralık ayından beri bilinçaltımda gizlice yeşerttiğim o küçücük "belki bir gün" umudunun boynuna ilmeği o fotoğraflar geçirdi. Acım, o ilk terk edildiğim günden bile daha ağır oldu. Çünkü eskiden kızgındım ama bir umudum vardı; şimdi ise kesin, net ve geri döndürülemez bir son var.
Şimdi... Karşıma çıkan, bana değer veren, gözümün içine bakan birileri var. Ama ben o adımı atamıyorum. Kendi sevdiğimin bana neler yaptığını, o cehennemi nasıl yaşadığımı bildiğim için, beni seven ve bana kıyamayacak o tertemiz insanlara bunu yaşatmaktan, onların günahına girmekten korkuyorum. Acı çekmiş bir adam, başkasının acısı olmak istemiyorum, sevilmek insanı şımartıyor diye düşünüyorum
Ama geceleri başımı yastığa koyduğumda kendime sorduğum ve altında ezildiğim tek bir soru var:
Şimdi gelse, pişmanım dese... Kabul eder miyim?
Evet diyemiyorum. Ama kendime itiraf edemediğim o gerçek yüzünden, Hayır da diyemiyorum.
Hayat, arafta kalmak için çok zor. Çok.
Uzun uzun yazıp vaktinizi aldım, hakkınızı helal edin. İnsan bazen en yakınlarına anlatamadıklarını, hiç tanımadığı ama halden anlayan insanlara dökünce biraz olsun hafifleyeceğini sanıyor. Benimkisi de o hesap işte. Sadece yalnız olmadığımı hissetmeye, belki de benim gibi bu yükü taşıyan birilerinin 'geçiyor' demesine ihtiyacım vardı. Okuyan, anlayan, hisseden herkese teşekkürler...
