• 29-12-2025, 12:20:10
    #10
    HveH adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    “Türkiye üretmedi” söylemi tarihi olarak doğru değil.
    Aksine, Türkiye çok erken başladı ama yarı yolda bırakıldı.
    Cumhuriyetin ilk yıllarında:
    • Kayseri Uçak Fabrikası (1926) → Alman Junkers lisansıyla uçak üretti, ihraç bile etti
    • Nuri Demirağ uçakları → Tamamen yerli tasarım, seri üretime çok yakındı
    • Devrim Otomobili (1961) → 129 günde üretildi, teknik olarak çalışıyordu
    • Gölcük tersaneleri, şeker fabrikaları, demir-çelik → Hepsi planlı sanayileşmenin parçasıydı
    Yani mesele “biz yapamazdık” değil. Yaptık.
    Peki ne oldu?
    1. Siyasi istikrarsızlık ve yön değişimi
      Her iktidar bir öncekinin projesini ya durdurdu ya çöpe attı. Çin’de “devlet devamlılığı” var, bizde “iktidar devamlılığı” yok.
    2. Dışa bağımlı kalkınma tercihi
      1950’lerden sonra Türkiye’ye şu model biçildi:
    “Sen üretme, biz satarız.”
    Marshall yardımlarıyla tarım ve ithalat teşvik edildi, sanayi geri plana atıldı.
    1. Yerliyi koruyamama
      Çin yerli üreticisini gümrükle, teşvikle, yasayla korudu.
      Türkiye yerli girişimi rekabete erken attı, ezildi.
    2. Rantın sanayiden daha cazip hale gelmesi
      Fabrika kurmak 10 yıl ister, arsa 1 yılda para kazandırır.
      Bu zihniyet değişmediği sürece sanayi gelişmez.
    3. Beyin gücünün yönsüz kalması
      Mühendis vardı, akıl vardı ama arkasında süreklilik yoktu. Çin mühendisini fabrikaya soktu, biz masaya gömdük.
    Şu çok net:
    Türkiye, Çin’den daha erken sanayileşme kıvılcımı yaktı ama söndürdü.
    Çin ise geç başladı ama asla vazgeçmedi.
    Bugün farkı yaratan şey teknoloji değil, para değil;
    ısrar, disiplin ve devlet aklı. Umarım açıklayıcı olmuştur.
    Aynen öyle hocam çoğu üretim tesisi, dışa bağımlılığı azaltacak fabrikalar kapatıldı veya satıldı . Sonuç olarak ABD Rusya peşinde koşuyoruz uçak ve savaş gemileri için. Biride sormuyor kaç senedir oyalanıyoruz? Ya bizde o potansiyel yok ya da tüketici olmak daha rahat geliyor.
  • 29-12-2025, 12:26:38
    #11
    Misafir adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Aynen öyle hocam çoğu üretim tesisi, dışa bağımlılığı azaltacak fabrikalar kapatıldı veya satıldı . Sonuç olarak ABD Rusya peşinde koşuyoruz uçak ve savaş gemileri için. Biride sormuyor kaç senedir oyalanıyoruz? Ya bizde o potansiyel yok ya da tüketici olmak daha rahat geliyor.
    Aynen öyle. Türkiye’de mesele potansiyel eksikliği değil, tercih meselesi.
    Geçmişte dışa bağımlılığı azaltacak birçok üretim tesisi ya kapatıldı ya da özelleştirme adı altında işlevsiz hale getirildi. Bunun sonucu olarak bugün, savunma gibi hayati alanlarda bile ABD ve Rusya arasında gidip gelen bir tedarikçi arayışının içindeyiz.
    Asıl düşündürücü olan şu:
    On yıllardır “yerli ve milli” söylemi konuşuluyor ama neden bu kadar uzun süre oyalanıyoruz?
    Bir uçağın, bir savaş gemisinin, bir motorun geliştirilmesi elbette zaman alır; fakat mesele zaman değil, süreklilik. Her siyasi dönemde yön değiştirildiğinde, bir önceki emeğin üstü çizildi.
    Türkiye’de insan kaynağı var, mühendislik bilgisi var, coğrafi avantaj var. Yani sorun “yapamamak” değil.
    Sorun; üretimin zor, sabır isteyen ve uzun vadeli olması. Tüketici olmak ise kısa vadede daha kolay ve daha az riskli görünüyor.
    Çin’in farkı tam da burada ortaya çıkıyor. Zarar etse bile üretimden vazgeçmedi, teknoloji transferini zorladı, yerli sanayisini korudu. Türkiye ise çoğu zaman kolay olanı seçti.
    Sonuç olarak;
    Ya potansiyelimize gerçekten inanıp uzun vadeli bir üretim iradesi ortaya koyacağız,
    ya da tüketen ama başkalarına bağımlı kalan bir ülke olmayı kabulleneceğiz.
    Bu tercih, teknik değil zihinsel ve siyasi bir tercihtir.
  • 29-12-2025, 12:30:27
    #12
    HveH adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Aynen öyle. Türkiye’de mesele potansiyel eksikliği değil, tercih meselesi.
    Geçmişte dışa bağımlılığı azaltacak birçok üretim tesisi ya kapatıldı ya da özelleştirme adı altında işlevsiz hale getirildi. Bunun sonucu olarak bugün, savunma gibi hayati alanlarda bile ABD ve Rusya arasında gidip gelen bir tedarikçi arayışının içindeyiz.
    Asıl düşündürücü olan şu:
    On yıllardır “yerli ve milli” söylemi konuşuluyor ama neden bu kadar uzun süre oyalanıyoruz?
    Bir uçağın, bir savaş gemisinin, bir motorun geliştirilmesi elbette zaman alır; fakat mesele zaman değil, süreklilik. Her siyasi dönemde yön değiştirildiğinde, bir önceki emeğin üstü çizildi.
    Türkiye’de insan kaynağı var, mühendislik bilgisi var, coğrafi avantaj var. Yani sorun “yapamamak” değil.
    Sorun; üretimin zor, sabır isteyen ve uzun vadeli olması. Tüketici olmak ise kısa vadede daha kolay ve daha az riskli görünüyor.
    Çin’in farkı tam da burada ortaya çıkıyor. Zarar etse bile üretimden vazgeçmedi, teknoloji transferini zorladı, yerli sanayisini korudu. Türkiye ise çoğu zaman kolay olanı seçti.
    Sonuç olarak;
    Ya potansiyelimize gerçekten inanıp uzun vadeli bir üretim iradesi ortaya koyacağız,
    ya da tüketen ama başkalarına bağımlı kalan bir ülke olmayı kabulleneceğiz.
    Bu tercih, teknik değil zihinsel ve siyasi bir tercihtir.
    Hocam belki yanlış anlaşılacak ama mesela amele mantığı bi bizim Türklerde var.Çin’de böyle bir anlayış olduğunu sanmam.Zihinsel güç olduğu kadar fiziksel güce ihtiyacımız var ama herkes kendini olduğundan fazla görüyor veya olmak istiyor.günümüz sosyal medyası bu olayı körükledi.ve herkese olmayacak hayaller kurduruyor.
  • 29-12-2025, 14:14:49
    #13
    Nebatinin sistem güzeldi ancak en büyük hatası milletimize güvenmesi oldu.

    Bizim insanımıza güven olmaz çünkü %85 i kendisini zeki zanneden ahlaksızın tekidir.
    Üretim işi zeka ister
    Bizimkilerde olmadığı için aldığı krediler ile al sat yapmay başladılar.
  • 29-12-2025, 15:50:40
    #14
    androidoyuncusu adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Nebatinin sistem güzeldi ancak en büyük hatası milletimize güvenmesi oldu.

    Bizim insanımıza güven olmaz çünkü %85 i kendisini zeki zanneden ahlaksızın tekidir.
    Üretim işi zeka ister
    Bizimkilerde olmadığı için aldığı krediler ile al sat yapmay başladılar.
    Ya hocam nebatide o ciddiyet o makamın ağırlığını taşıyacak nitelik veya diksiyon varmıydı sence?
  • 29-12-2025, 15:53:36
    #15
    Türkiye'nin başaramayacağı hiç birşey yok, tek bir şey var.Eğitimsizlik.

    BU yönetim olduğu sürecede hiç birşey olmaz.

    Bu eğitimsizlik ne zaman biter biliyormusun minimum 40-60 sene sürer. O zamana kadar hiç birşey beklemeyin.

    Eğitimsiz 45-75 yaş aralığı bitecek, yeni nesiller sağlam bir eğitim ile yetişecek.O zaman güzeller güzeli ülkem Şaha kalkar.
  • 29-12-2025, 15:56:58
    #16
    Akbas adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Türkiye'nin başaramayacağı hiç birşey yok, tek bir şey var.Eğitimsizlik.

    BU yönetim olduğu sürecede hiç birşey olmaz.

    Bu eğitimsizlik ne zaman biter biliyormusun minimum 40-60 sene sürer. O zamana kadar hiç birşey beklemeyin.

    Eğitimsiz 45-75 yaş aralığı bitecek, yeni nesiller sağlam bir eğitim ile yetişecek.O zaman güzeller güzeli ülkem Şaha kalkar.
    Haklısın hocam.ara ara önüme üniversite öğrencilerine sorulan şu gelecek planlarınız nedir tarzı videolar çıkıyor.belli bir kalitesini yansıtan herkes yurtdışı hayali kuruyor. Bu beyin göçü ile çok zor. Nitelikli olanlar geleceğini Türkiye’de görmüyor.
  • 29-12-2025, 20:27:26
    #17
    Dini 18 yaşına kadar yasakla, gör bir ulusun yükselişini.
    Şansa bala 2-3 insan yetiştiriyoruz onlar da gidince aval aval bakıyoruz.

    İnaç ile reel hayatı bu kadar iç içe yaşamanın sıkıntılarını çeken bir toplum durumdayız. İnacı bireye indirip toplumsal kararlarda daha rasyonel tutum sağlamalıyız.
    Din ve toplumsal gelişim durmadan çakışım içinde bireyin yaşantısı ve dini kuramları kafada çakışıyor daha gelişime çıkamadan psikolojisi bozulup kolaya yöneliyor.
    Ve bazı şeyleri esneterek kendine yamalama bir din ile yaşıyor. Hayata küsüyor....
  • 29-12-2025, 22:05:34
    #18
    1960-1980 arasındaki ekonomi politikalarına bakın bu sorunun cevabı ortaya çıkıyor zaten .