• 09-05-2024, 10:22:58
    #1
    Ol cihanın nimetini yığsalar beni ademin kucağına,
    Der ki "üç beş de yıldız düşmez mi şu semadan bahtımıza?".

    Beyit bana ait; acık afili görünsün diye Osmanlıca bir metinden çeviri havasında yazdım. Demem o ki herkes mi mutsuz, herkes mi hak ettiğinin verilmediği kanısında yoksa olay sadece şımarıklıktan mı ibaret? Ben konudan dışarı değilim; zira ne erenlere karıştım ne de "dur bir de öteki yanağı çevireyim" formundayım. Beşer olduğumuzdan herhalde bende de zaman zaman nükseden aynı rahatsızlık var. "Elime geçen fırsatları depiklemeseydim şimdi nerelerde olurdum Allah bilir? Hele şu benim zamanında yaptığım işleri daha beceriksizce yapıp da bir yerlere gelen tiplere bak!" diye içimden geçirip "Tövbe estağfurullah" diye kendimi frenliyorum. Eğer olduğun yerde mutlu değilsen muhtemelen oraya ait değilsindir; bir yere uyum sağlamış olman da oraya ait olduğun anlamına gelmez. Midyeleri, kalamarları kıskandıracak kadar omurgasız bir forma geçip de her kaba göre şekil alabilen dili nasırlı "maharetli" bireylerin, Cuma günü İstiklal Marşı okunduğu esnada göndere çekilen bayrak misal hızla yükselişini her gördüğümde (kabul edin siz de görüyorsunuz) için için saydırıyor olabilirim. (Allah affetsin) Liyakat... Layık olma durumu yani... O değil de biz mi layık değiliz acaba? Kendimi yoklayıp da CV'imi okuduğumda (arada hayıflanıp da "ah ul*n" diyebilmek için açar açar okurum ) olmam gereken yere neden varamadığımı düşünüyorum. Nasip... Bak bu kelimeyi de sonuna kadar özümsemiş durumdayım. Nasip değilse hakikaten dayak bile yenmiyor. Sonra kendi içimde "3 günlük dünya" adlı eserimi çevirmeye başlayıp dünyanın boşluğuna uyanıyorum. Boş ve boşluk derken aslında gerçek anlamda bir boşluktan bahsediyorum. Atomun %99,9'u boşluktan kalanı da çekirdeğinden oluşuyor. Yani Hiçbir madde (biz de buna dahiliz) aslında tam değil. Diğer bir deyişle sevdiklerinize hiçbir zaman sarılmadınız, bir kedi ya da çiçeğe gerçek manada hiç dokunmadınız. N'oldu? Kaçtı mı hevesiniz? Kaçmadıysa azıcık kafa yorun kesin kaçar. Benim dünya hevesim artınca böyle kaçırıyorum arada. Bir de zamanın izafiyeti durumu var; yani yaşanan ana göre akış hızının değişmesi. Mutlu, eğlenceli, güzel, dolu, enerjik anlar çabucak geçiverirken mutsuz, hüzünlü, yorucu ve boş zamanlar inadına yavaş geçer. İnsan hem her daim mutlu olmak hem de zamanın yavaş akmasını ister. Olmuyor işte... olmayacak da... yani belki de o hak ettiğin yerde olsaydın çabucak olup bitecekti her şey. Şimdi farklı bir konumda olduğun için ömrün uzadı gibi bir tezim yok. Bir milyonerin yatcığının yanına bir milyarder yatını yanaştırdığında muhtemelen o da aynı ruh haline bürünüp hak ettiği yerde olmadığı için hayıflanıyordur. Şu meşhur karikatür vardı hani; yaya olan bisikletliye, bisikletli arabası olana, arabası olan helikopteri olana, helikopteri olan da yaya olana özeniyor "bak ne güzel de boş vakti var, mis gibi havayı ciğerlerine çekerek yürüyebiliyor" diye. Adam züğürt, iki aktarma yapmamak için en yakın durağa yürüyor halbuki.

    Hasılı, "radyo, tiyatro, gazete, tv tecrübesi, iyi derecede yabancı dil falan varken olmam gereken yer burası mıydı" diye düşünmenin bir manası olmadığını dünyanın faniliği dürtünce tekraren idrak ediyorum. Siz ne düşünüyorsunuz? Kaç kişidir şu forumda olması gereken yerde olmadığı ya da oraya çıkıp da gerisin geri inmek zorunda kaldığına inanan?
  • 09-05-2024, 10:27:40
    #2
    Hocam biraz uzun olmuş üşenecek arkadaşlar için bir tık chatgpt ile özetlettim. Buda uzun oldu ben hala okumaya üşeniyorum. Üzgünüm ve elinize sağlık
    Üşenenler için özet
    Bu metin, kişisel başarısızlıklar, liyakat, fırsatlar ve dünyanın boşluğu gibi konular üzerine bir düşünce denemesi sunmaktadır. Yazar, insanların genellikle kendilerine layık olduklarını düşündükleri yerlerde olmadıkları ya da hak ettiklerini alamadıklarını hissetmelerini ele alır. Ayrıca, mutsuz olduğumuzda ve uyumsuzluk hissettiğimizde belki de bulunduğumuz yerin bize uygun olmadığını düşünmemiz gerektiğini vurgular. Yazar, kişisel kariyer hayal kırıklıklarını ve çeşitli sosyal ve profesyonel başarılarının yeterince takdir edilmemesini sorgular. Aynı zamanda, materyal dünyanın gerçekte nasıl bir "boşluk" olduğunu ve insan deneyiminin bu bağlamda ne kadar geçici ve önemsiz olabileceğini tartışır. Bu düşünceler üzerinden, dünyanın ve yaşamın geçiciliğini kabullenip, mevcut durumu kabul etmenin önemini vurgular.
  • 09-05-2024, 10:34:31
    #3
    MotilusLTD adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Hocam biraz uzun olmuş üşenecek arkadaşlar için bir tık chatgpt ile özetlettim. Buda uzun oldu ben hala okumaya üşeniyorum. Üzgünüm ve elinize sağlık
    Üşenenler için özet
    Bu metin, kişisel başarısızlıklar, liyakat, fırsatlar ve dünyanın boşluğu gibi konular üzerine bir düşünce denemesi sunmaktadır. Yazar, insanların genellikle kendilerine layık olduklarını düşündükleri yerlerde olmadıkları ya da hak ettiklerini alamadıklarını hissetmelerini ele alır. Ayrıca, mutsuz olduğumuzda ve uyumsuzluk hissettiğimizde belki de bulunduğumuz yerin bize uygun olmadığını düşünmemiz gerektiğini vurgular. Yazar, kişisel kariyer hayal kırıklıklarını ve çeşitli sosyal ve profesyonel başarılarının yeterince takdir edilmemesini sorgular. Aynı zamanda, materyal dünyanın gerçekte nasıl bir "boşluk" olduğunu ve insan deneyiminin bu bağlamda ne kadar geçici ve önemsiz olabileceğini tartışır. Bu düşünceler üzerinden, dünyanın ve yaşamın geçiciliğini kabullenip, mevcut durumu kabul etmenin önemini vurgular.
    Ahahahah... konum da özetlendi ya daha ne diyeyim? Hocam şuncacık metni (ki off topic'te yer aldığı için sadece sohbet amaçlı olduğu aşikar) okumaya üşenen arkadaş kendi başarı hikayesini yazmaya da üşenir bence. Okumaktan bu kadar soğumuş bir toplum olduk mu biz? Yani, ordaydık zaten; ama bu kadar derinleşti mi? Üşenmek, ertelemek ya da tembellik etmek gibi huyları olanların "hak ettikleri yerde" neden olamadıklarına dair birkaç fikir sunulabilir sanki?
  • 09-05-2024, 10:37:36
    #4
    Dünya'nın genel sorunu bu zaten kimsenin hiçbir şeyi kendine layık görmemesi
    "Sen ağa ben ağa bu ineği kim sağa" lafını çok severim, herkes bulunduğu yerde ekosisteme lazım.
  • 09-05-2024, 10:39:43
    #5
    ZINKKK adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Dünya'nın genel sorunu bu zaten kimsenin hiçbir şeyi kendine layık görmemesi
    "Sen ağa ben ağa bu ineği kim sağa" lafını çok severim, herkes bulunduğu yerde ekosisteme lazım.
    Bir de ara ara gelen "acaba ne zaman acayip zengin olurum?" atakları var.
  • 09-05-2024, 10:41:13
    #6
    MotilusLTD adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Hocam biraz uzun olmuş üşenecek arkadaşlar için bir tık chatgpt ile özetlettim. Buda uzun oldu ben hala okumaya üşeniyorum. Üzgünüm ve elinize sağlık
    Üşenenler için özet
    Bu metin, kişisel başarısızlıklar, liyakat, fırsatlar ve dünyanın boşluğu gibi konular üzerine bir düşünce denemesi sunmaktadır. Yazar, insanların genellikle kendilerine layık olduklarını düşündükleri yerlerde olmadıkları ya da hak ettiklerini alamadıklarını hissetmelerini ele alır. Ayrıca, mutsuz olduğumuzda ve uyumsuzluk hissettiğimizde belki de bulunduğumuz yerin bize uygun olmadığını düşünmemiz gerektiğini vurgular. Yazar, kişisel kariyer hayal kırıklıklarını ve çeşitli sosyal ve profesyonel başarılarının yeterince takdir edilmemesini sorgular. Aynı zamanda, materyal dünyanın gerçekte nasıl bir "boşluk" olduğunu ve insan deneyiminin bu bağlamda ne kadar geçici ve önemsiz olabileceğini tartışır. Bu düşünceler üzerinden, dünyanın ve yaşamın geçiciliğini kabullenip, mevcut durumu kabul etmenin önemini vurgular.
    Özette çok uzun hocam kısacası mutsuzluk
  • 09-05-2024, 10:42:29
    #7
    memobeyle adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Özette çok uzun hocam kısacası mutsuzluk
    Biraz uzun olacak; ama ilk hafta yarım sonra günde bir Lustral... Mutsuzluk ne ya?
  • 09-05-2024, 10:45:44
    #8
    Kemalok adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Ahahahah... konum da özetlendi ya daha ne diyeyim? Hocam şuncacık metni (ki off topic'te yer aldığı için sadece sohbet amaçlı olduğu aşikar) okumaya üşenen arkadaş kendi başarı hikayesini yazmaya da üşenir bence. Okumaktan bu kadar soğumuş bir toplum olduk mu biz? Yani, ordaydık zaten; ama bu kadar derinleşti mi? Üşenmek, ertelemek ya da tembellik etmek gibi huyları olanların "hak ettikleri yerde" neden olamadıklarına dair birkaç fikir sunulabilir sanki?
    Daha ziyade vakit kıymetli hocam. Metin uzun olunca çalışma vakti kısa olunca insan bazı şeylere vakit ayıramayabiliyor. Ama ayırmakta lazım. İnsanlar yazdıklarınızdan azda olsa feyz alsın diye kendim üşenmeden özetlettim metni.
    Yine uzun oldu ayrı...
    Okumaya üşenen bir toplum olduğumuz açık, birkaç defa denk geldiğim bir olaydan bahsedeyim bu konuyla alakalı olarak...
    Forumda bir müşteri web işleri ile alakalı uzun bir ilan açmış, ilanın içinede x bir şifre koymuş kendince ve tam hatırlamıyorum ama örnekleyeyim.
    Eğer ilanı okuduysan ve anladıysan bana whatsapp üzerinden yazarken merhabalar hocam demek yerine merhabalar sümbül yaz.
    İlanı saatler sonra görmüş ve adama merhabalar sümbül yazdım. 30+ mesaj geldiğini hiç birinin metni okumadığını söylemişti hocamız...
    O kadar açgözlü ve işe aç bir noktadayız ki bir çok şeye direkt atlıyoruz. Belki bundandır kendimizi olduğumuz noktada beğenmememiz.
    Açgözlülüğü yenememek en zayıf noktamızdır belki de...
    Not: noktalama imlaya takılmadan yazdım. Sürçü lisan ettiysem affola...
  • 09-05-2024, 10:45:49
    #9
    Kemalok adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bir de ara ara gelen "acaba ne zaman acayip zengin olurum?" atakları var.
    Normal bu hepimiz daha iyisi için uğraşıyoruz ama dozunu tutturmak lazım. Ütopik hayaller insanı gerçekten koparır.
    Cebinde simit parası yokken milyon dolarlık startup exit hayali kurabilirsin ama kendini kaptırmamak şartı ile hayatını devam ettireceksin.