• 23-08-2023, 01:37:34
    #1
    Atom altı fiziğinin madde kavramı üzerindeki tespitleri bilinen birçok şeyi değiştirmiş, bilim dünyası ve vizyonu geniş gerçek entelektüel kesim bu tespitleri dikkatle inceleyip, yeni bakış açısıyla sorgulayarak, değerlendirmeye başladıktan sonra bilim ile din aynı şeyleri konuşur hale gelmiştir.


    Dini metinlerde içinde bulunulan zamanın şartları algılamaya müsait olmadığı için sembol ve mecazlar ile ifade edilen dinin derinlikli anlamlarının batini boyutlarına ait metafizik bilgiler, günümüz atom altı kuantum fiziğinin tespitleri ile insanı kalben 'iman' eden kul olmaktan, aklen mutmain (görerek, bilerek, yakinen emin) olmuş 'ikan' eden kul boyutuna yükseltmiştir.


    Atom altı kuantum biliminin, tasavvufla birleştiği noktadaki bu bilgiler, samimiyetle hakikati arayan, düşünen insanın, evrensel sistemin çalışma mekanizmasını anlama ve hayrına kullanabilmesinde önemli öğretilerdir.
    Fizikte rölativitenin ve kuantum mekaniğinin ortaya çıkmasıyla ulaşılan bu bilgiler, manevi söylemlerle ifade edilen evrenin çalışma tekniği, yaratışın sırları ve buradaki metafiziğin daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır.
    Mesela; atom altı bilimin 'Tanrı Parçacığı' olarak tabir ettiği “Higgs Bozonu” (foton gibi soyut (Hiç)) olan bir parçacığın, alanla etkileşime girip, kütle kazanıp, yoğunlaşması neticesiyle oluşan atomlarla somut maddenin oluşması) aslında Kur’an'da ki Allah’ın 'Ol' sözüne karşılık gelmektedir.

    “Kûn Fe Yekûn” Ol Der ve Olur. (Yasin suresi/ 82)

    Çünkü kişinin dünyasında açığa çıkanlar, soyut mana (esma) yüklü frekans dalgalarının, düşük hızlarda yoğunlaşarak, kütle kazanıp beş duyu ile somut var olarak algılanması hadisesidir.
    Sonsuz hızda 'mutlak tek bir bilinç' vardır ve bu bütünsel TEK yapı, gözlemlendiğinde (etki oluştuğunda) hızını azaltarak sıfatları vasıtası ile algılayan (benlik) ve algılanan suretleri açığa çıkartıp, varlıklar (çokluk) âlemini oluşturmaktadır. Tek olan varlık, suretlerden oluşan bu çokluk algısı illüzyonu ile zatını örtüp perdelerken, aynı zamanda bu suretler (varlıklar) vasıtasıyla manalarını bilinir kılmaktadır.


    “Ey örtüsüne bürünmüş olan” (Müddesir suresi/1)

    Kuantum fiziğine göre tüm evrenin bir bütün (tek bir yapı) oluşu tasavvuftaki 'vahdet-i vücut' kavramının bir karşılığıdır. Buna göre de kâinatta her şey, birbirine bağlı canlı bir alan oluşturmaktadır.
    Zihinlerimiz bu alan vasıtası ile her an birbirleri ile ilişki halindedir. Kuantum fiziğinde gözlemci etkisi kuramına göre her şey birbiriyle bağlantılı olduğu için gözlemci, gözleneni (dış dünya) gözleyerek (bilgilendirmek suretiyle) ve etkileyerek, değiştirmektedir.

    Bu yüzden hadiseler üzerinde oluşturduğumuz düşüncelerimiz, dualarımız, hal ve niyetlerimiz, enerji dünyasına etki ederek madde üzerinde yoğunluğu oranında düzenleyici ve yapıcı etki oluşturmaktadır. Bu da tasavvuf düşüncesindeki yaratma enerjisinin oluştuğu 'dua ve niyet' kavramına denk gelmektedir.

    Devamı...
  • 23-08-2023, 01:50:15
    #2
    Bence asla buluşamaz din'de bilim ve gerçeklik ile maddecilik ile hayatın yaşamsal işleyişi varmı sizce? din tamamen hikaye, menkıbe, kıssa ve öyküler ile dolu değil mi? ama aslında ALlah'ın istediği bilim ve gerçeklik fakat insanlar bundan uzak durarak kendilerine bir din ve mezhep oluşturuyor.
  • 23-08-2023, 01:56:59
    #3
    Örtüştüğü birçok nokta var aslında. Kur'an-ı Kerim'de bilime ışık tutan birkaç ayete bakacak olursak:

    A'lâ suresinden bir ayet

    "O otlağı çıkardı. Sonra da onu karamsı bir sel suyuna çevirdi."

    Burada petrolü tanımlamış, petrol bildiğiniz gibi canlı kalıntılardan oluşan bir yapı. Bu insan, hayvan ve bitki kalıntısı olarak değişmektedir.

    Bunun dışında diğer örnek ayetler:

    Ve gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise bunun delillerinden yüz çeviriyorlar. (Enbiya 32. ayet)

    İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyor? Kendisi dökülmüş menide bir damla değil miydi? (Kıyame Suresi 36-37. ayetler)

    Daha buna benzer çok örnek var, bilimin yüzyıllar sonra keşfettiği birçok şey Kur'an-ı Kerim'de yazılmış.
  • 23-08-2023, 01:59:39
    #4
    Din ile Bilim demek yanlış olur. Başlık "Kuran-ı Kerim ile Bilim" olsa daha güzel olurdu.
    Din yoldur, İslam ise bizlere en güzel yolu tarif eden dindir.

    Zahir ve batın insanın öğrenmesi gereken şeylerdir.

    Diğer bütün hak dine ait gönderilmiş olan kitaplar, kitap ehlinin sözünde durmayışı sebebi ile tahribata uğramış ve değiştirilmişlerdir. Görünen o ki 3 hak doldu, 4 de ise Allah Kuran-ı Kerim'i kudret eli ile korumuştur.

    https://sorularlaislamiyet.com/zumer...amasi-var-mi-0





    Diğer konulardan sıkılan direkt 9.30 a geçebilir

    https://www.youtube.com/watch?v=g-m9QfFiUm4
  • 23-08-2023, 02:00:26
    #5
    Bilime güven olmaz, bugun öyle der yarın böyle, ben öldükten bin yıl sonra tanrının varlığını ispatlamayacağı ne malum? Hala keşfedilmemiş uzay ve kuantum fiziği var, bu kuantum fiziği son 100 yılda çıktı ve Einstein bile aptal durumuna düştü, inanmadı kuantum fiziğine, Einstein öldükten sonra var olduğu ispatlandı ve bugun bilgisayar ve telefon teknolojisi kuantum fiziği sayesinde var.
  • 23-08-2023, 02:04:57
    #6
    Bilim adamlarının buldukları şeyler için her saniye Allah'ı övmeleri lazım..
  • 23-08-2023, 02:11:17
    #7
    Hayır..
  • 23-08-2023, 02:26:34
    #8
    Kim yazdıysa çok şey yazıp hiçbir şey anlatmama kategorisine girmiş bir yazı, adeta ben ne okudum dedirtiyor. İnanç sistemleri ile bilim ters mıknatıslanma yapar, sorun çıkmaması birbirlerinin alanlarına girmemeleri gerekir. Bilim kendini yanlışlayarak, tez ve antitez ile ilerler, sonucu asla garanti etmez ama doğruya en yakın sonuca ulaştırır. Örneğin bir iskelet bulunur ve bu iskelet insan iskeletidir, 50 bin ile 60 bin yıl öncesine aittir der. Din ise örneğin Tevrat Adem dünyaya 6 bin sene önce gelmiştir dediğine göre bilime ters düşmüştür, böyle spesifik bir şeyden bahsederek bence kendi ayağına sıkmıştır. Bilim net olarak 50 bin yıl önce insanın var olduğunu ispatlamış mıdır? Ne 50 bini, 7-8 bin bile yeter ama 1,4 milyon yaşında insan fosilinin varlığını bile okumuştum. Yine bilim der ki ;




    Birde Rahman suresine bakalım ne demiş.



    Bakınız, hem tatlı hem tuzlu sularda inci ve mercan yetişebileceği Tanrı tarafından söylenmiş. Tanrı yalan söyler mi? Bence söylemez, eğer bu cümle yanlışsa bunu söyleyen Tanrı olamaz haliyle, çünkü dediğimiz gibi Tanrı yalan söylemez.

    Şimdi ne oldu? Bilim ile inanç birbirine ters düşmüş oldu. Sadece bu kadar mı? Sayısız kere ters düşülen nokta var, say say bitmez. En azından konu kilitlenmeden bir tane yazayım dedim.
  • 23-08-2023, 02:32:58
    #9
    BetaHouse adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Kim yazdıysa çok şey yazıp hiçbir şey anlatmama kategorisine girmiş bir yazı, adeta ben ne okudum dedirtiyor. İnanç sistemleri ile bilim ters mıknatıslanma yapar, sorun çıkmaması birbirlerinin alanlarına girmemeleri gerekir. Bilim kendini yanlışlayarak, tez ve antitez ile ilerler, sonucu asla garanti etmez ama doğruya en yakın sonuca ulaştırır. Örneğin bir iskelet bulunur ve bu iskelet insan iskeletidir, 50 bin ile 60 bin yıl öncesine aittir der. Din ise örneğin Tevrat Adem dünyaya 6 bin sene önce gelmiştir dediğine göre bilime ters düşmüştür, böyle spesifik bir şeyden bahsederek bence kendi ayağına sıkmıştır. Bilim net olarak 50 bin yıl önce insanın var olduğunu ispatlamış mıdır? Ne 50 bini, 7-8 bin bile yeter ama 1,4 milyon yaşında insan fosilinin varlığını bile okumuştum. Yine bilim der ki ;




    Birde Rahman suresine bakalım ne demiş.



    Bakınız, hem tatlı hem tuzlu sularda inci ve mercan yetişebileceği Tanrı tarafından söylenmiş. Tanrı yalan söyler mi? Bence söylemez, eğer bu cümle yanlışsa bunu söyleyen Tanrı olamaz haliyle, çünkü dediğimiz gibi Tanrı yalan söylemez.

    Şimdi ne oldu? Bilim ile inanç birbirine ters düşmüş oldu. Sadece bu kadar mı? Sayısız kere ters düşülen nokta var, say say bitmez. En azından konu kilitlenmeden bir tane yazayım dedim.
    Boşver dostum,
    Biri çıkıp nerden biliyorsun 50 bin sene önce insanın yaşadığını belki bilimadamları yalan söylüyor(!) diyecek, boşa canın sıkılacak.
    Bu arada bu cümle söylendi. O yüzden kim neye inanmak istiyorsa ona inanmalı.