Elinden geldiğince objektif yazmamışsın, bildiğin şimdi çok daha iyiyiz diye taraf tutmaya çalışmışsın, tarafsızlığına asla ihtimal dahi vermem. Ekonomiyi böyle hesaplamak kadar saçma sapan bir şey olamaz. 2001 yılında asgari ücret denen şey ile 11,6 adet çeyrek altın alınabiliyordu, şimdi ise 3,05 adet alınabiliyor. Gerçekten aklım almıyor, o zaman ne kredi çekmek gibi bir huy var insanlarda, ne kredi kartı denen plastik para ödeme aracı. Kısacası doğru düzgün kimsenin kimseye borcu yok, şimdi ise yeni para ile birkaç trilyon tl borçları var insanların, eskiden oovvv icra mıııı diye şaşırır hatta ayıplardı insanlar birbirlerini, şimdi nüfusumuzdan fazla icralık dosya var, ülkemize sıradan bir gün ve zibilyon tane icra. O zamanlar dış borcumuz şimdiki gibi şişik değildi, 103 milyar dolar civarı dış borç vardı ve kur 0,32 tl civarlarında idi, şimdi en hafiflemiş haliyle kur 7,84 tl ve dış borç yükümüz 550 milyar dolar civarında, kaç kat fark etmiş onuda bir hesaplasana sana zahmet, ayrıca özelleştirmeleri ve hazine garantilerini eklersen çok makbule geçer, malum o yıllarda çoğu şey yerli ve milli idi. 1994-2001 ve birkaç yıl içinde sayısız buhran yaşandı hem ülkemiz özelinde hem küresel olarak, 1999 depremi gerçeği vardı öyle 5 şidddetinde sallanıp 2 binada çatlak olduğunda vay efendim 1999 depreminde yönetilemedi bakın hiçbir sıkıntı yaşamadan atlattik diyenlere bakmayın. Kemal Derviş geldi ve para politikalarında iyileştirmeler yaptı, radikal kararlar alındı ve uzun vadeye yayılan borçlar, reformlar ve çeşitli imf ve diğer hamleler ile dipten dönme sinyalleri vardı, daha sonra erken seçimle gelen yeni hükümet bu politikalara aynen devam etti ve meyveleri toplandı. Bir futbol takımını 30 hafta çalıştıran teknik direktör 30 galibiyet alır ve kovulur, arkasından gelen teknik direktör 4 maça çıkar hepsini kaybeder ve takım şampiyon olur, başarı aslında kimindir?
Araştırmadan etmeden 2-3 sayı yazarak alın ekonominin gerçekliği budur demek olmaz, 2008 küresel krizinde fed sınırsız para bastı mortgage krizinde, bizde gelişmekte olan ülkeler arasında 2004 ve sonrasında avrupa birliğine göz kırptığımız için parlıyorduk, deli dehşet ül vahşet para girdi ülkemize, hemde o yıllarda faizi falan geç yani deli gibi cillop kağıt paralar salınmış piyasaya, ülkeler onca para ile ne yapacağını şaşırmış ve sıfır milyonda bilmem kaç gibi minik faizler ile saçılıyor paralar ortalığa, efsane yatırımlar aldık, deli sermaye çektik o yıllar. Ama ne oldu biliyor musun güzel kardeşim ? Ülkemiz maalesef hiç sonu gelmeyecekmiş gibi gelen paraları değerlendiremedi, soğanı çiftçi 1 liraya mal etti, paramızda değer kazanmıştı ve küresel olarak itibar gördüğü için o sıralar değerliydi, şimdiki gibi kağıt parçası değildi. 1 liraya üretilen soğan yerine 25 kuruşa dışarıdan ithal edildi, çiftçi tekrar üretmedi. Şeker üretim maliyeti diyelim devlet fabrikalarında 2 lira, ee dıarıdan ithal et 1 lira. Dolayısı ile şeker fabrikalarına gerek kalmadı gibi düşünebilirsiniz, ithalat aşırı karlı bir hale dönüştü, çin o sırada bizim yaptığımızın tam tersini yaparak yani değerli tl diye ısrar ettiğimizde çin değersiz yuan diğerek parasının değerini düşürdü, küresel olarak çin den ithalat yapmak üretmekten çok daha avantajlı hale geldi. Bizim gibi saf ülkeler üretimi bırakıp Çin'e yöneldi, ben ucuz mal alacak kadar zengin değilim diyen Almanya gibi ülkeler pahalıya gelse bile üretmeyi tercih etti ve şimdi hem Almanya nerede, hem Çin nerede, biz neredeyiz sanıyorum ortada. Dışarıdan gelen devasa yatırımı betona gömdük, hiç bitmeyecekmiş veya hep arkası gelecekmiş gibi saçtık savurduk, yap-işlet-devret modelini cebimizden para çıkmıyor olarak yorumladık, ondan daha kötüsü milyonları inandırdık. Amerika bu krizin üstesinden geldikten sonra para politikaları değişti ve yanılmıyorsam en son 1 trilyon dolar banknot yaktılar, imha ettiler, tedavülden kaldırdılar, piyasadan topladılar / çektiler ve kullanılamaz hale getirdiler. Daha ne kadar açık yazılabilir bilmiyorum, tatlı tatlı yedik ama krizin arkasından o paraların geri toplanacağını düşünemedik, ekonomimizin kötüye gitmesi, avrupa birliğinden uzaklaşmamız, eğitim / adalet ve basın özgürlüğü konusunda geriye gitmemiz, darbe teşebbüsleri, artan baskılar, bölgesel krizler ve coğrafyamızın karışık oluşu,
Rusya ve Amerika ile politik krizler, rahip krizi, Suriye ile restleşmemiz ve kendi halkımıza 14 gün evinizden çıkmayın ben size bakarım diyecek parayı bulamazken mültecilere yok canımızla 50 milyar dolar harcamamız, gelen mültecilerin hem kira fiyatlarını arttırması, ucuza çalışıp istihdamda yer almaları sonrası işsiz kalan milyonlar, gıda ve ürün talepleri nedeniyle arz / talep yüzünden artan fiyatlar ve çarpan etkisi ile bize maliyetleri çok büyük oldu, tahminimce 150 milyar dolar kadar büyük. Bu kişi başı 1,700 dolar dan çok daha büyük bir para ediyor ülkemizin nüfusuna bölünce. Baklava çalan çocuklar müebbet yer ama her vatandaşın cebinden 1,700 dolar eksilince kimselerin sesi çıkmaz ya hani, ekonomimiz böyle böyle bozuldu. Para güvenli limanı sever, hassas narin bir yapıdadır. Kavga gürültü varsa oradan kaçar, adalet zayıf ise ve birilerinin mallarına ben yaptım oldu diye el konulursa elin Fransız yatırımcısı düşünür, ben bu 20 milyar dolarımı buraya getireceğim ama ya çökerlerse? diye geçirir içinden. Özgürlüklerin olmadığı bir ülkede elin Rus yatırımcısı düşünür, aaa ben içki sektöründeyim reklam yapamayacak mıyım, benim ürünüm akşam 10 dan sonra satılmayacak mı? Nerede bu özgürlük der almaz. Sanat için bile bu böyledir, heykellere büstlere düşmanlık varsa heykeltraş o ülkede sanatını icra edemez, resimlere put gözüyle bakılırsa ressamlar orada barınamaz.
Neyse, konuya geri dönelim. Norveç adında bir ülke var, bu ülkede herkes refah içerisinde yaşıyor ama yetmiyor, " 1,16 trilyon dolar " değerinde bir varlık fonları var, her vatandaş bu fonda eşit haklara sahip ve bu ülkenin nüfusu sadece 5,4 milyon kadar. Annesinin karnından doğan her Norveçli 216 bin dolar değerinde bir servet ile gözlerini dünyaya açıyor, yıllık 82 bin dolar ortalama kazançları olduğunu da ekleyeyim. Ben kendi ülkemin de böyle olmasını istiyorum, rahat yaşayalım istiyorum, gelişelim büyüyelim istiyorum. Biz 1 adet PS5 almak için 4 ay çalışıyoruz, bizim 1 adet aldığımız sürede bir Alman vatandaşı tam 16 adet PS5 alabiliyor, biz 51 kilo et alırken bir Alman 580 kilo et alabiliyor asgari ücret ile, hemde ülke ortalamasının %1'den daha azı asgari ücret ile çalışırken, bizim gibi 3 kişiden biri değil. 1999 demiştin değil mi, o yıllar asgari ücret ile çalışan yoktu doğru düzgün. Ayrıca ben asgari kelimesini en düşük olarak biliyorum. Eee o zaman günlük 39 lira verilenler en düşük yani asgari ücretlidir bence. 1,500 lira yapılan en düşük emekli maaşı, asgari işte budur. Kısacası dünyanın hiçbir ülkesinde asgari bu dendiğinde o söylenen ücretten daha az geliri olan birilerini göremezsiniz, bizde öyle değil. Ben günlerce hiç susmadan konuşurum ama dinleyen kim, boşver gitsin. Makarna 2 liraya hesaplamışsın bu çok düşük zaten ama abi makarna yahu, hesaplamalarımız bile fakir ve eleştirdiğimiz bir ürün üzerine. İtalya hariç bizden fazla makarna tüketen kaç ülke var merak ediyorum.
Uzun lafın kısası 2 sayı yazarak ekonominin gerçeklerine hakim olamazsın, bak merkez bankasında rezerv -54 milyar dolar, bunu dış borç olarak yazmadım ama orası da borç içerisinde. 2001 krizi merkez bankasında -1 milyar dolar var diye çıktı biliyor musun? 1999 yılı diyorsun, o yıl depremde " 17.480 ölüm, 285.211 ev, 42.902 iş yeri hasar gördü. " 21 sene öncesinin şartları ile düşünün bunu. G20 içerisinde düşüyoruz, kişi başı gelirde düşüyoruz, adalette düşüyoruz, ülkelere göre medya özgürlüğü liginde düşüyoruz, şaka maka Avrupa uluslar liginden bile küme düştük, fitch, s&p, moody's hepsi yatırım yapılabilir seviyenin 5 kademe altına kadar notumuzu düşürdü, 2001 ve öncesinde bile böyle kötü bir derece görmemiştik, tarihimiz boyunca Uganda ve Gana gibi ülkelerle bir tutulmamıştık. Neredeeeeeeen nereyeeee diye 1999-2020 kıyaslaması yaparken bari onu doğru yapalım.