yusufriza cevaplıyor...
Yeni Başlayanlar İçin
CPA “Kutunun Dışına Çıkmak” “CPA Kazandırır mı?” başlığı altında yazdığım herşey yeni başlayan ve henüz başarı elde edememiş arkadaşlarımıza biraz cesaret vermek yollarını çizmede dikkat etmeleri gereken kuralları hatırlatmakla ilgili ve bu konuya devam ediyorum.
Bugün ele alacağım konu daha önceki yazdıklarımı da okuduysanız ve kafanızda belirli bir yapı oluşmaya başladıysa farkındalığınızı arttırmaya yardımcı olacaktır.
CPA ustaları sık sık şunu söylüyor. Herkesin örnek verdiği ve yap dediği şeyleri de yaparak başarı elde edebilirsin ama herkesin yaptığı yöntemle yapmak zorunda değilsin.
Farklılık yaratan kimse yarışta birkaç adım öne çıkar. Şimdi güncel hayatta farklılık nasıl yaratılıyor. Hiç
CPA vs karıştırmadan kendi yaşadığım çevreden örnek vereceğim sizler de durumu biraz daha iyi anlayacaksınız.
Son birkaç aydır Türkiye’de süt (okul sütünden bahsetmiyorum genel süt tartışması) tartışması kimi çevrelerde yoğunlaşırken bunun ayak (aslında kutu sütlerin ölü süt olduğu gerçeğini) seslerini biz birkaç yıldır biliyor ve kendimiz için sağlıklı bir süt mandırası arıyorduk. Sonuçta evimize 10 dakika yürüme mesafesinde bir mandıranın yapılandığını ve oldukça temiz bir çalışma yaptığını duyduk. Mandıraya gittiğimiz ilk günü hatırlıyorum. Akşam üzeriydi ve 5kg süt istedik. Mandıra sahibi yaşlı amca bu saate süt kalmaz. Kalsa da başka yerde o süt içilmez diyerek bize uzun uzun süt bilgilendirmesi yaptı. Bizde haftasonu sabahları uygun olduğumuzu belirterek dikkat edin sınırlı sayıda olan ve hemen tükenen süt için haftasonu listesine kayıt olduk ve parasını da peşin ödedik. Nihayet haftasonu geldi ve sütü aldık evde hem kendimiz içmek için hemde fabrikasyon yoğurt yememek için yoğurtluk miktarı ayarlayarak ilk deneyimimiz oldu. Şu söz vardır hepiniz bilirsiniz içine su karıştırılmış süt kaynadığında kaymağı hem az olur hem de rengi tadı belirsiz olur. Bu sütten çıkan kaymağa inanamadık ve tam puan verdik. Birkaç ay boyunca her haftasonu için listeye abone olup gidip gelerek sütümüzü alıp aynı zamanda sabah yürüyüşümüzü de yaparak zaman geçirirken elbette mandıra sahibi ile sohbetimiz de ilerledi. Mandıra sahibi harika bir sistem kurmuştu ve sadece güvendiği belirli müşterilerine konuyu bir süre sonra açıyordu. Sınırlı sayıda üretilen fabrikasyon olmayan doğal yemle beslenen hiçbir zirai ilacın karıştırılmadığı tavuk çiftliğinden bahsetti. Fiyatı pahalı olduğu için ve organik yumurta sertifikası olmadığı için biraz güvensizlikle karışık yumurtadan denemek istedik. Bize söylediği “lütfen marketten organik yumurta alın ayrı tavalarda bir onu bir de bunu kırıp bir tadına bakın” dedi. Dediğini aynen yaptım. Hayatımda yumurtaya hiç bu kadar çok para ödememiştim ama sonuçta adamın iddiasını da merak etmiştim. Sonuçta bir sonraki haftasonu sonucu soracaktı. Gerçekten sizleri bilmiyorum ancak benim yaşım biraz kıyısından köşesinden tutuyor. Çocukluğumda köyde yediğim doğal yemlerle beslenen evin önünde eşelenen tavuğun yumurtasının tadını ve kokusunu hissettim. Bir sonraki haftasonu gittiğimde gülerek kapıdan içeri girdiğimde zaten cevabı verdiğim için Mandıra sahibi biz buna organik ürün sertifikası alamıyoruz. Oldukça büyük şirket olmak gerekir ve şu kadar şuraya bu kadar buraya para yatırmak gerekir. Bunun altından kalkamayacağımız için ve üretim çiftliğimizin alanı da büyük olmadığı için daha ucuz normal yumurta üretim sertifikası ile işimizi yapıyoruz açıklamasını yaptı. Sonra bu yumurtaların alıcı listesini bana gösterdi. Gerçekten Dr. Nedim bey avukat aycan hanım, Mustafa hakim vs gibi birçok iş kolundan iyi pozisyonda olan insanlar sınırlı sayıdaki yumurtaları talep ediyordu. Haliyle bizde haftasonu bir gün olmak üzere bizde listeye girdik. Bu yumurta listesinden kimseye bahsetmemi de özellikle belirtti ki, işin aslında püf noktası buydu. Aradan aylar geçti. Ve geçtiğimiz haftalarda bir bilgi daha öğrendik. “Siz geçen seneden beri haftasonu uygunuz dediğiniz için sürekli o listeden alıyorsunuz ama hafta içi vaktiniz olursa sizin için daha değişik sütler de önerebilirim” dedi. Nasıl diye sorduğumuzda Hafta içi köylerden gelen sütler müşterilerin isteklerine göre çeşitleniyor. Örneğin tek buzağlı süt veya üç buzağlı süt diye ayrım yapabiliyorsunuz. Kimisi daha yağlı kimisi daha az yağlı, hafta içi hemen gelip tükenen taze keçi sütü bulunuyor. Dedikten sonra biz de hafta içi uygun bir gün bularak listemizi değiştirdik. Mandıranın en önemli özelliği gelen sütlerin ve müşteriye satışının anında herkesin gözünün önünde yapılıyor olması. Köylü getiriyor. Ve hiçbir köyden gelen süt başka sütlerle karışmıyor. Tek buzağlı süt getiriyorsa köylü hemen kurşun kalemle “tek buzalı” diye yazıp kenara ayırıyor. Sen önünde kurşun kalemle yazılmış birçok seçeneğin içinden seçim hakkına sahip olarak istediğini alabiliyorsun. Fiyat farkı da yok. Aynı fiyata ama tamamen herkesin önünde son derece hijyenik bir ortamda seçme şansın olarak eşit hizmeti alıyorsun. Tıp Fakültesindeki cerrah sırada benim arkamda süt bekliyor. Ben sütümü alıyorum ardımdan cerrah alıyor. Mandıra sahibi de o sütün ayarlanması doldurulması ve satışı sırasında bizlerle sohbet ediyor. Ve orada bir sohbet ortamında yeni arkadaşlar ediniyoruz. Hafta içi veya haftasonu ayrı bir sosyalleşme ve sohbet alanı da olmuş oluyor. Konu elbette sadece süt değil
Şu ana kadar anlattığım ve yaşadığım Mandıra ile ilgili süreç tamamen gerçektir. Ve hiçbir şekilde
CPA konusunda size tek kelime söylemedim. Umarım yeni başlayanlar bu anlattığımdan birşeyler alır. Bugün size yine yaşadığım bir durumu anlatacağım. Gerçek hayatta insanların neyi nasıl uyguladığını görmeniz açısından bu örnekleri veriyorum.
Bugün ilk yazımda mandıranın
müşterilerini nasıl kendine bağladığını ve kaliteden önem vermeden nasıl yüksek kazanç elde ettiğini gördünüz.
Binlerce müşterisi olmamasına rağmen kaliteli ve sınırlı sayıda ürünleri özel müşterilerine vererek kesintisiz bir kazanç sistemini son derece iyi geliştirdiğini sanıyorum oldukça iyi kavradık. Yine buna benzer bir durumu sizinle paylaşmak istiyorum.
Geçtiğimiz ay bir arkadaşım telefon açtı. Acil ofise uğra seni bir yere götüreceğim dedi. Acil demesi şüphelendirse de sesindeki keyif tonundan dolayı telaşsız şekilde ofisine gittim. Hadi öğle yemeğine çıkalım dedi. Tok olmama karşın gurmeliğine güvendiğim arkadaşıma uydum. Oturduğumuz mahalleye yakın bir başka mahallede tabelası bile olmayan küçük bir dönerci dükkanına götürdü. 5-10 masası var ve insanlar sıkışık şekilde acele bir biçimde dönerlerini yiyor. Girdiğimde şaşırdım. Döner ustası arkadaşımın tanıdığı olduğu için hemen dükanın dışına iki kişilik masa konuldu ve dönerler sıcağı sıcağına önümüze geldi. Şunu söyleyebilirim. Hayatımda yediğim en lezzetli dönerdi. Buraya kadar hikayenin hiçbir şaşırtıcı yanı yok değil mi? Elbette. Döner dükkanın en önemli özelliği sadece haftada iki gün Cumartesi-Pazar açık olmasıydı. İkincisi günümüzdeki ette yaşanan oyunları bildiğimiz için ve döner yine aslında sıkıştırılmış yağlı kıyma yediğimiz için benim yediğim gerçek kuzu dönerinin tadının bağımlılığının başladığı gündü. Dükkan çırak tarafından haftasonu 11de açılıyor, ekmek, soğan domatesler hazırlanıyor. Dükkanın temizliği (çok özenli olmadan) masaların üstü tek bir el bezi ile alelade siliniyor. Saat 1e kadar döner dükkanda satılır hale geliyor. Ve sadece 5 saat için koskoca teker bir anda bitiyor. İnsanlar akın akın geliyor. Masada oturacak yeri olmayanlar paket yaptırıyorlar. 100 gr
mı 10 tl olan kuzu döneri 5 saat için kapış kapış bitiriyorlar. Ve her haftasonu Sümer mahallesindeki kahvenin yanındaki küçük döner dükkanı alışılmışın dışında dolup taşıyor.
Herkes döner ustasına hemen yan dükkanı kiralamasını ve işini büyütmesini istiyor. Ardından da hafta içi de aç ustam hergün burdayız diyorlar. Döner ustası tüm bu sözlere bıyık altından gülerek burada iyiyiz diyor. Yan dükkanı kiralamak değil aslında alabilecek pozisyonda olmasına rağmen dükkanını genişletmesi,
insanların o sıcak ve sıkışık dükkanda itiş kakış döner hevesle yemeleri, dakikalarca sırada ayakta kuyruk olması ve sadece haftasonu dükkanını açık tutmaktaki ısrarını elbette sizler de çözümlemişsinizdir.
Bugün size kendi hayatımdan iki önemli örnek verdim. Eminim çevrenizde sizde buna benzer özel işleri görüyorsunuzdur. Bazı dönerciler şehrin en lüks caddesinde dükkan açıp kapatırken, bu dönerci kenar bir mahallede uyguladığı strateji ile dükkanını haftanın iki günü 5 saatlik çalışma ile doldur boşalt yapıyor. Söylemeyi unuttum. Çok ilginç bir detay. Bu detayı da eşim gördü. Geçen haftasonu gittiğimizde dikkat ediyor musun dedi. Dükkanın çırağı bile ne kadar mutlu, orada işini yapan herkes hiç acele ve telaşlı tavır göstermeden mutlu ve saygılı bir şekilde müşterilerine hizmet ediyor. Herkes dükkandan çıkarken ustaya eline sağlık ustam diyor dedi. Gerçekten de yaptığı işten mutlu olan kazandığı parayı hak eden ve helal olsun dedirten bir işte çalıştığı için çok şanslıydı usta...
Yeni arkadaşlara
CPA konusunda birçok web taktiği de verilebilirdi. Elbette ileride onlara da değineceğiz. Burada önemli olan şeyin ne olduğunu iyi kavramınız için bu iki durumu size göstermek istedim. Eskiden bizim çocukluğumuzda gazetelerin arka köşesinde 3boyutlu resim çıkardı. Gözlerini şaşı yaparak ve dikkatli bakarak resmin hareket ettiğini görürdünüz. İşte o ana kadar olan süreç şu an
CPAya yeni başlayan arkadaşların yaşadığı süreçtir aslında. İlk baştı 3 boyutlu olarak o resmi şaşı göremiyorsunuz çabalıyorsunuz. Ancak bir defa onu gördükten sonra herşey artık daha kolay olmaya başlıyor. Önünüze o tarz resimler geldiğinde nasıl bakacağınızı nereye odaklanacağınızı anlıyorsunuz. O nedenle
CPAda başaramadım, para getirmiyor safsatalarına inanmayın. Sadece bakmayı bilmek gerek...
Herkese iyi çalışmalar...