• 21-11-2009, 00:01:24
    #1
    Gazeteci-Yazar Ömer Lütfi Mete son yolculuğuna tekbirlerle uğurlandı. Çok sayıda seveninin katıldığı cenaze namazının ardından Mete'nin cenazesi Çengelköy'deki aile mezarlığında defnedildi.

    Kurtlar Vadisi dizisinde Polat rolünü oynayan Necati Şaşmaz ile Hasan Kaçan cenaze aracıyla mezarlığa kadar gitti. Önceki gün geçirdiği kalp krizi sonucu vefat eden Ömer Lütfi Mete, Marmara İlahiyat Vakfı Camisi'nde ikindi vakti kılınan cenaze namazı sonrası toprağa verildi.

    Kaynak; Sabah

    Hayatına buradan göz atabilirsiniz; http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96mer_L%C3%BCtfi_Mete


    Raci Şaşmaz: Vatanı Sevmeyi Ondan Öğrendik!

    Kurtlar Vadisi Gladio’nun galasının yapıldığı gün vefat eden Ömer Lütfi Mete için gala gecesinde sahnede kısa bir konuşma yapan yapımcı Raci Şaşmaz, Ömer Lütfi Mete'nin kitapları ve öğütleriyle vatanın nasıl sevileceğini öğrendiklerini ifade ederek, "Ömer Lütfi Mete, bu gala gecesinde bizi bırakarak gitti. Gitmek için de özel bir gün seçti. O'nun burada olup, bu filmi izlemsini çok isterdim. Ama inanıyorum ki O zaten şu an aramızda ve bu filmi kendisine ithaf ediyorum" demişti.

    Devamı

    Eserleri;

    Allahsız Müslümanlık
    Milliyetçilik Milliyetsizlik (röportaj),
    Gülce (şiir),
    28 Şubat'tan Şemdinliye Derin Çeteler,
    Derin Devlet (röportaj),
    Dünyayı Kimler Yönetiyor (röportaj),
    Derin Milliet Manifestosu (köşe yazılarından seçmeler),
    Çığlığın Ardı Çığlık,
    Yerden Göğe Kadar,
    Asker ile Cemre, Çizme (roman), Hacı yağı ile Parfüm Arasında (deneme), Balonya Tünel (kara mizah), İtfaiye Yanıyor (kara mizah)

    Bazı Film ve Dizi senaryoları;

    Bizimev
    Evlere Şenlik
    Ortaklar
    Deli Yürek
    Avcı
    Hayat Bağları
    AGA
    Kurtlar Vadisi
    Kurtlar Vadisi Pusu
    Eşref Saati
    Ekmek Teknesi
    Çanakkale Destanı (Belgesel Drama)

    Köstekli Saat
    Ayrı Dünyalar
    Veysel Karani
    Ahmet Bedevi

    Çok değerli bir insandı, ilk derin devlet olayını (Dizilerde) Deli Yürek'le ortaya atan Ömer Lütfi Mete idi.

    Sende gittin ya, Türkiye bir yiğidine daha ağlasın!

    Yiğidin burcu ölüm derdin ya, işte sende gittin uğurlar olsun, Ey Üstad!
  • 21-11-2009, 00:08:19
    #2
    Allah Rahmet eylesin.
  • 21-11-2009, 01:03:03
    #3
    Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.
    Allah Rahmet Eylesin
  • 21-11-2009, 01:13:43
    #4
    Mekanı cennet olsun keskin kalemin...
  • 24-11-2009, 13:16:44
    #5
    Ömer Ağabeye Veda - Mehdi Çetinbaş

    Akşam Kurtlar Vadisi Gladio filminin galasına gitmek için hazırlık yapıyordum. Eve erken gelmiştim. Günde bilmem kaç kez çalan telefonum yine çaldı. Bir dostum abi başın sağolsun diyordu.

    Önce hiçbir şey demeden bir müddet sustum. Anlamış olacak ki; haberin yok mu dedi. Televizyon alt yazı geçiyor Ömer Lütfü Mete ağabey vefat etmiş dedi.

    Gerçekten de haberim olmamıştı. Bir anda başım döndü. O sırada kravat bağlıyordum. Normalde çok soğukkanlıyımdır. Elim ayağım bir müddet tutmadı. En az on dakika konuşmadan oturdum. O süre zarfında zihnimden neler neler geçti.

    Ömer ağabeyi ne zamandan beri tanıdığımı düşündüm. Yıl olarak belki otuz yıla yaklaşan bir tanışıklığımız vardı. Bu süre bizim tanışıklığımızı ifade etme noktasında yeterli değildi.

    Ömer ağabey ile biz bezm-i elestte de beraberdik. Kuvvetle muhtemel yan yanaydık. Fizik olarak ona benzediğim söylenirdi. Çoğu yerde de Ömer bey hoş geldiniz diye karşılandığım da olurdu. İnsan başka bir isimle çağırılınca bozulur. Ne yalan söyleyeyim bu durum benim hoşuma giderdi.

    2008 yılının 30 Temmuzunda Sakarya’nın Karasu ilçesindeki yazlığında kalp krizi geçirdiğinde, o sırada İzmit’te bulunduğum için Sakarya’daki hastaneye ilk ulaşandım .İstanbul’daki arkadaşlarla koordinasyon içinde Siyami Ersek Hastanesine sevki için çabalıyordum.

    Acil servisin yoğum bakımında Ömer ağabey makineye bağlı olarak kesik ve hızlı hızlı nefes alıyor, bilinci kapalıydı. Kardiyolog, ağabeyinizin uzun süre kalbi durduğu için kuvvetle muhtemel beyin hücreleri ölmüştür yapacak çok fazla bir şey yok diyordu.

    Bir taraftan da İstanbul’dan Pana filmin devreye girmesiyle, Sakarya’daki doktoru Siyami Ersek'teki meslektaşıyla cep telefonundan görüştürdük, İkna ederek tam teşekküllü bir ambulans ile Ömer ağabeyi yola çıkardık..

    Sakarya’daki doktorun öldü dediği Ömer ağabey, İstanbul’da uzun bir tedavi sürecinin ardından hepimizi şaşırtarak ayağa kalktı. Kalktı fakat eski Ömer ağabeyimiz yoktu. Geçmiş ile bu gün arasındaki bağlantısı kopuktu. Kriz sırasındaki o birkaç dakikalık kalp durması beyinde bir tahribat yapmıştı.

    Ömer ağabey biliyor, tanıyor ama ifade edemiyordu. Duygularını kaleme dökmede Türkiye’nin bir numarası artık bundan yoksundu.

    Şair, yazar, senarist, felsefeci, siyaset uzmanı, spor eleştirmeni, tefsir dersleri hocası, tasavvuf ehli, derviş ve daha sayamadığım bir çok vasfı bünyesinde taşıyan mükemmel bir insandı Ömer Lütfü Mete. En önemli vasıflarından biri de öğretmenliğiydi. O yoğun temposunun arasında hemen hemen her gün, farklı gruplarla akşamları mutlaka dersleri olurdu.

    Ömer ağabey şöhretinin aksine son derece tevazu sahibi bir insandı. Davet edildiği her yere ayırım yapmaksızın icabet etmeye gayret ederdi. Politik eğilimlerinin hiçbir zaman esiri değildi. MHP ve BBP çizgileri arasında bir politik görüşü vardı, ama gördüğü bir yanlışı anında acımasızca eleştirirdi. Belki de bu yüzden siyaset sahnesinde layık olduğu yeri bulamadı.

    1998 yılında sözüm ona hem tatil, hem de seyahat amaçlı bir haftalık Türkiye seyahatimiz olmuştu. Bu seyahat boyunca hep Türkiye ve geleceğini konuştuk. Konuştuk diyorum ama daha çok Ömer ağabeyi dinledim. O seyahat benim düşünce ufkumu ve dünya görüşümü önemli ölçüde şekillendirdi. Analiz ve sentez konusunda ondan çok şeyler öğrendim.

    Dış görümü ve fikri yapısıyla çoğu insanın bir arada düşünemeyeceği bir özelliği vardı Ömer ağabeyin. Ömer Lütfü Mete spor aşığı bir insandı. Çoğu kimse bilmez, ilk gazeteciliğe spor muhabiri ve spor yazarı olarak başlamıştı. Ölümünden birkaç yıl öncesine kadar düzenli halı saha maçları yapardı. Koyu bir Galatasaray taraftarıydı. Bir Fenerbahçeli olarak onu kızdırmak en büyük zevklerim arasında olurdu.

    Ömer ağabey çok küçük yaşlarda, ilk öğrenimi ile birlikte kuran kurslarında da eğitim aldı. 14-15 yaşlarında Rize’de yatılı kuran kursunda hocalık yapma ehliyetine kavuştu. Rize Lisesi'ne devam ederken aynı zamanda kuran kursu hocalığı da yapıyordu. Bu özelliğini hiçbir zaman kaybetmedi. İçinde yer almış olduğu sinema ve televizyon dünyasının magazin boyutu onun hayatında hiçbir değişim meydana getirmedi. O hep sade kalmayı ve öyle yaşamayı tercih etti.

    İnsanın çok sevdiği biri hakkında yazı yazması ne kadar zor. Yazdığım satırları defalarca değiştirip yeniden yazdım. Ne yapsam olmuyor. Ne yazarsam yazayım satırlarım Ömer ağabeyi anlatmakta eksik kalacak. Bu satırlar hayatım boyunca yazdığım yazılar arasında beni tatmin etmeyen en aciz satırlar.

    Ömer ağabey, yazılarınla, fikirlerinle etrafında halka oluşturan insanlara ışık saçtın. Sen su içtiğin pınarın nehre ulaşması için yol açmaya çalıştın. Açtığın yoldan yürüyen birçok insan bu gün Türkiye’de söz söylüyor. Yarın daha çok söyleyecek sözleri olacak.

    Allah mekanını cennet eylesin. Nur içinde yat Ömer Abi

    Satırlarımın sonunda sözü senin o eşsiz şiirine bırakıyorum:

    Uçurumun kenarındayım Hızır
    Bir dilber kalasının burcunda
    Muhteşem belaya nazır
    Topuklarım boşluğun avucunda
    Koca yâr adım çağırır
    Kaldım parmaklarımın ucunda
    Bir gamzelik rüzgar yetecek
    Ha itti beni ha itecek
    Uçurumun kenarındayım Hızır
    Civan hazır
    Divan hazır
    Ferman hazır
    Kurban hazır
    Güzelliğin zülme çaldığı sınır
    Uçurumun kenarındayım Hızır
    Ben fakir
    En hakir
    Bin taksir
    Ateşten
    Kalleşten
    Mızrakla gürzdan
    Dabbet-ül arz dan
    Yedi düvelden
    Korku nedir bilmeyen ben
    Tir tir titriyorum senden

    http://www.yazete.com/Omer-Agabeye-Veda_29750.html

    Dediği gibi anlatılamıyor bu insan anlatılamıyor..
  • 24-11-2009, 14:48:58
    #6
    Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun
  • 25-11-2009, 23:58:02
    #7
    Yazılarını, kitaplarını okumuştum ama Ömer Lütfi Mete'yi Başbakan Erdoğan'la çıktığımız bir gezide gerçek anlamıyla tanıdım.
    İçtenliği, samimiyeti dikkat çekiciydi, kendisiyle barışıktı. Yol uzundu, Türklerin ata yurdu Moğolistan'a gidiyorduk. Namaz konusundaki hassasiyetini yakından gördüm.

    Vakit girince koltuğa dizüstü oturdu, çevresiyle ilişkisini tamamen kopardı ve kıbleye yöneldi. Huşu içinde namazı eda ederken ibadetteki derinliğini görmemek mümkün değildi. O sıralar 'The İmam' filminin senaryosunu yazıyordu. Gezi boyunca 'Yetiştirmem lazım.' diyerek odasına kapanıyordu.

    Filmi izledikten sonra bir imam hatipli olarak aradım, 'Ömer abi eline sağlık, çok güzel olmuş.' dedim. İlginin azlığından yakındı ve 'Keşke imam hatipte okuyanlar izleseydi.' dedi.

    Seyahat sırasında fırsat buldukça Deliyürek'i, Kurtlar Vadisi'ni konuştuk. Bir sahneye çok kızdığını anlattı. 'Benim senaryosunu yazdığım filmlerde kahramanlar alkol alır ama sonra zararını mutlaka görür. İçkiyi kesinlikle özendirmem...' dedi.

    Senaryo yazarlığı yaptığı Deli Yürek dizisinde Yusuf Miroğlu karakterinin kendisinden habersiz içki masasına oturtulduğunu görünce çok bozulmuş ve derhal jenerikten isminin çıkartılmasını istemiş... 'Bir daha olmayacak' diyerek güçlükle ikna edilebilmiş.

    Başbakan her defasında 'Ömer Abi' diye hitap etti. 'Samimiyet hemşerilikten mi geliyor?' diye sorduğumda 'Sadece hemşerilik değil, belli bir hukukumuz da var' dedi. Son zamanlarda hükümetin politikalarını eleştirmesine rağmen Erdoğan'ın sıcak davranmasından memnun olmuştu.

    Sinema âleminden konuştuk, isim isim hemen hepsini yakından tanıyordu. Şener Şen'i, Halil Ergün'ü, Kadir İnanır'ı sordum. Hissediyordum ama doğrusu o parıltılı dünyanın arka yüzünün bu kadar iç karartıcı olduğunu tahmin etmiyordum. 'Polat Alemdar' deyince 'O başka, şeyhimin oğlu.' dedi.

    Bir diziye adını veren 'Deli Yürek' belli ki kendisiydi. Senaryosuna katkı yaptığı tüm film ve dizilerde mutlaka bir 'deli yüreğe' rastlanır. Çarpık ilişkilerin, olağan dışı eğilimlerin 'rol model' olarak başrollere taşındığı sinema sektöründe delikanlılık vurgusu takdire değer.

    Ömer Lütfi Mete'yi hafta içinde kaybettik, çoktandır hastaydı, aylar önce geçirdiği kalp krizinden yatıyordu. Kendine geldiği bir gün hastane odasında gazeteciye 'Kalp krizi geçirdiğimi söylediklerinde çok şaşırdım. Çünkü ben kendimi bir yalıda dinleniyormuş gibi hissediyordum.' dedi. Bu satırları okuyunca umutlanmıştım, kaldığı yerden tekrar başlar diye bekliyordum...

    Ömer Lütfi Mete, Kur'an kursu hocalığı da, edebiyat öğretmenliği de yaptı. Hem iyi bir şair, hem de romancıydı. Şiirleri Deli Yürek ve Kurtlar Vadisi gibi dizilerin etkisiyle geniş kitlelerin dilinde şarkı olurken, ödüllü romanlara da imza attı. 12 Eylül darbesinin ardından ülkücülerin yaşadığı dramı "Çığlığın Ardı Çığlık" romanıyla anlattı.

    1970'lerden bu yana basının içinde, matbaa çıraklığıyla başladığı meslek hayatında köşe yazarı, yönetici olarak çok sayıda gazetede görev yaptı. Son yazılarından birinin başlığı ise "Nalet olsun şu içimdeki gazetecilik sevgisine" adını taşıyordu. Derin devlet denince akla gelen ilk isimdi.

    Yazdığı senaryolar ve kitaplar derin devlet üzerineydi. Hiç istihbaratçı dostu olmadığını söylerken 'derin'le ilgili bilgilerini "Her türlü suçluyla da düşüp kalkabilirim. Ben gazeteciyim." sözleriyle dile getiriyordu. Ancak ülkede bir "derin devletin varlığına" inanmıyordu. Ona göre olan "Türkiye'de derin devlet değil derin çeteler" vardı.

    Gençliğinde ülkücü hareketin içinde yer aldı. İdealistliğini hiç yitirmedi. Bir ara MHP'den milletvekili adayı oldu. Daha sonra "İyi ki seçilemedim. O dönemde mutlaka haram ekmek yiyecektik, Cenab-ı Hak bizi korudu." dedi.

    Tasavvuf ehlinden olduğunu saklamadı. Bir gazeteye verdiği röportajda "Ben Kadiriyim benim şeyhim Kadiri'dir. Diğer tarikatlar ile de muhabbetlerimiz derindir." dedi.

    Türkü olan bir şiiri şöyledir: 'Bu şehir girdap gülüm - Girdapta mehtap gülüm - Feleğin bir suyu var - Su değil kezzap gülüm - Feleğe dayandım gülüm - Öldüm de uyandım gülüm - Öldüm de uyandım...'.

    Ömer abi öldü ama gerçek hayata uyandı...

    Mustafa Ünal - Zaman

    Yazar yada gazetenin hangisi olduğu umrumda değil ama yazdıkları sonuna kadar doğru.
  • 26-11-2009, 21:48:07
    #8
    Üyeliği durduruldu
    Allah Rahmet Eylesin,mekanı cennet olsun değerli bir insanını kaybetti ülkemiz.
  • 26-11-2009, 21:54:30
    #9
    ALLAH rahmet eylesin