• 09-07-2025, 14:09:01
    #37
    Merhaba, Yazılımcılıkta iş yok, aslında varda yok.
    Sıradan bir yazılımcı olursanız eğer, hiçbişe bilmeyen ama instagram a ayak uydurup reklam satan kişi(instagram sadece bir örnek, başka sektorlerde olabilir) sizden veya memurdan daha çok kazanır.
    Bu forumda yazılımın Y'sinden anlamayıp, adsenseden aylık 2 milyon kazanan insanlar tanıyorum. diğer bir kişi mesela gezi sitesi açmış, adsense geliri; milletvekili maaşı kadar demeyeceğim (basit kalır), holdinglerin kazandığı kadar.
    Yazılımcılıktan ziyade Sanal camiada yeteneklerinize göre belli bir alana yönelmeniz daha faydalı olur. Yetenek ve ilgi yoksa düz memur.
  • 09-07-2025, 17:53:52
    #38
    Aras21 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Hocam, hangi üniversiteden mezun oldunuz. Çevremde de bu tür söylemler var ama bu sorunun üniversite ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Bir Bilkent, İtü, Marmara, Fırat gibi yerlerden mezun olursa iş bulur gibi.
    Ege üniversitesinden mezun oldum hocam. Kendisi Türkiye'ye interneti getiren üniversitedir ama ODTÜ sanılır. yani boş bir üniversite değil
  • 09-07-2025, 18:11:43
    #39
    celal1387 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Ege üniversitesinden mezun oldum hocam. Kendisi Türkiye'ye interneti getiren üniversitedir ama ODTÜ sanılır. yani boş bir üniversite değil
    Ege üniversitesini biliyorum, Türkiye şartlarına göre gayet iyi bir üniversite. Orası bile böyle ise gerçekten sıkıntı varmış
  • 09-07-2025, 18:14:35
    #40
    celal1387 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Ege üniversitesinden mezun oldum hocam. Kendisi Türkiye'ye interneti getiren üniversitedir ama ODTÜ sanılır. yani boş bir üniversite değil
    Yani çok önemli değil de öyle birşey yok, ODTÜ 93 EGE 94 yılında. Ege ye önce de gelseymiş bile bu odtü nün şu anki durumunu değiştirmeyecek haliyle.
  • 10-07-2025, 12:42:19
    #41
    memurluğun şöyle bir sorunu var, hesabınıza gelen her türlü paranın incelenme ihtimali çok yüksek. bu sebeple ek iş sıkıntı. ya elden alacaksınız ya başka bir akraba üzerinden yürüyeceksiniz. kısacası ek kazancı elde etmekten ziyade hesabına almak büyük sıkıntı oluyor. kimse de bundan bahsetmez
  • 12-07-2025, 15:48:24
    #42
    imdelibas adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Memur kafasındaki insanlara bayılıyorum ya (bakın dikkat edin, memurlar demiyorum, memur kafasındaki diyorum, memur olup bu kafada olmayan, mecburiyetten yapanlara lafım yok).

    Bu tip insanların en bilinen ortak özelliği (%90) ne biliyor musunuz? Mal biriktirme hastalığı. Hayatı mal mülk biriktirmek zannediyorlar. Bu insanlar genelde yaşamak için çalışmaz, çalışmak için yaşarlar.

    Hayatlarında yaşama dair tek iz resmi tatillerde memleketlerine gitmek ve hafta sonu mangal yapmaktır. Çocuk da varsa tamam, kendini çocuğuna adar, çocuğu için en iyisini istediği için bütün eline geçen ekstraları onun eğitimine vb. harcar ve bu yüzden yerinde saymaktan hiçbir zaman kurtulamaz.

    Genelde evden yemek getirirler, cimri değillerse bile buna doğru evrilirler. Ulaşabilecekleri maks servet (miras, şans, ek iş vb. hariç, tamamen memurluk emeği ile) 2 ev ve ortalama bir arabadır. Tabii bu da 60 yaşından önce zor.

    Biriktirdikleri bu malları da genelde çocuklarının geleceği için bir garanti olarak görürler ve kendileri yiyemeden bu dünyadan göçüp giderler (32 yaşındayım ve biriktirdiği malı yiyerek giden görmedim, belki ilerde görürüz, önyargım yok, ben sadece gerçeklerle ilgilenirim).

    Hayırlı-hayırsız çocuk oranına %50 dersek uğruna yaşamından vazgeçerek mal biriktirdikleri çocukları da maalesef yüksek olasılıkla kendini gerçekleştirmiş farkındalıklı insanlar olmayacakları için (%95'i) hemen evlenip çocuk yaparak bu döngüyü devam ettirir ve genç yaşta hayatlarını kendi çocuklarına adarlar; ve aynı şekilde, yaşayamadan bu dünyadan göçüp giderler.

    Şimdi gelelim buraya kadar okuyup da ne saçmalıyor bu adam diyen zekai kesime, biraz da bilimle ilerleyip onları da tatmin edelim:

    “Memur kafası” olarak tarif ettiğim profil, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin ilk iki basamağına sıkışıp kalan bir güruhtur. Nedir bunlar: Güvenlik ve aidiyet. Mal/mülk biriktirme arzusu tamamıyla geleceğe dair korku ve belirsizlik duygusundan kaynaklanır. İşte “Yaşamak için çalışmak” değil, “çalışmak için yaşamak” algısı burada anlam kazanıyor. Söz konusu insanlar hayata karşı sürekli bir korku ve belirsizlik içinde olduklarından, kendilerini güvenli alanda (konfor alanlarında, memurlukta, garanti olanda yani) tutmak için sürekli çalışmaları gerektiğine inanıyorlar. Yani çalışmak için yaşıyorlar, ve bunu yaparken de yaşamayı unutuyorlar.

    Bu tiplemenin nihai ve en büyük hedefi "emeklilik" oluyor. İşte piramidin ilk 2 basamağında, yani ihtiyaçlar hiyerarşisinin ilk iki basamağına sıkışıp kalmalarının temel sebebi bu. Korku. Fakat bunun bedeli çok ağır oluyor çünkü korkusunu yönetemeyen ve bu iki basamakta sıkışıp kalan birey piramidin en tepesine, yani "kendini gerçekleştirme" kısmına bırakın ilerlemeyi, yaklaşamıyor bile. Hayalinde o yok bile. Onun amacı, güvenli alanda 60 yıl saklanarak 3. ve 4. basamağa ulaşabilmek. Yani emeklilikten sonra "yaşamaya çalışmak".

    Eğer günümüz Türkiye'sinin stresini atlatabilir de yaşarsa 3. basamakta torunlarını severek yaşamaya başlayacağını düşünüyor. Çoğu insan, emekli olmanın aslında "yorgun ölmemeniz" için verilmiş bir "dinlenme süresi" olduğunun farkında değil. Çoğu banka emekli insanlara uzun vadeli kredi bile vermez, neden? Çünkü gidicisiniz.

    Sizin hayalinizi kurduğunuz ve hayatınızdan 60 yıl ödeme yaparak satın aldığınız 3. basamak işte bu. 4. basamak ise prestij, başarı ve kariyerle ilgili, buraya ulaşmak isteyen malum kitlemiz emekli olduktan, yani 3. basamağa ulaştıktan sonra köye yerleşip hayvancılık veya vb. işler yaparak hayata devam etmek istiyor. Not: %90'ı yaşadığı metropolden çıkamadan bu dünyayı terk ediyor.

    Sıkıldınız biliyorum ama şuraya bağlayacağım, memur olun, ne olursanız olun, ama memur kafasında olmayın. Eğer o kafada bir ortamda yetiştiyseniz de o zinciri kırıp sizden sonraki nesli serbest bırakın. Nesilde devrim yapan kişi olun. Hayırlı geceler.

    Ek: incelersiniz

    31 yaşındayım, bu yorumun her harfinden kelimesine kadar altına imzamı atıyorum. Maalesef benim annemde de tam olarak bu zihniyet hakim. Her ortamda dalga geçtiğim bir kafadır bu. Neyse ki ben böyle bir insan değilim, olmadım. Kendimi öyle hayal bile edemiyorum zaten.