• 02-01-2023, 01:09:50
    #28
    Paramedik adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Ben de şu konuyu merak ediyorum. Mesela Ayasofyayı yapanlara hristiyan, gavur falan deniyor ama ayasofya 500 yılında yapıldı yani İslam o zaman yoktu hak din neydi? Hristiyanlık mıydı merak ediyorum yoksa insanların o dönemde neye inanması gerekiyordu?
    fbdogmus adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Aslında tüm peygamberlerin getirdiği vahyin ortak adı İslam'dır. Hristiyanlık veya Yahudilik olarak adlandırılmış olsa da Allah katında din İslamdır. Bu nedenle o dönemde gelen peygamberin getirdiği vahye inanması gerekiyordu.
    Dinimiz Hristiyanlık tahribe uğradı deniliyor ya. Aynısı Yahudilik içinde geçerli.
    Peki Diyelimki Hristiyanlığa inananlar 500 yıl tahrib edilmiş Hristiyanlığa inandıysa, Onlara ataları o şekilde öğrettiyse ve bilgi onlara o şekilde geldiyse, Onların ne suçu var.
    Aynısı Musevilik içinde geçerli.
    Örnek İnsanlar 600 yıl, önceden tahrib edilmiş Museviliğe inandılarsa, Cehenneme gidebilirler.
    Hristiyanlıktaki baba oğul sistemi tamamiyle şirk sistemi. Ama İslam gelmeden önce asırlarca yıl insanlar Tahrib edilmiş İncilin doğru olduğuna inandıysa, Bu durum ne olacak.
    Ebu Hanzala diye bir hoca var, Youtube'de bir ara videolarını izlemiştim.
    Orda diyordu ki Selmanı Farisin mesela o dönemde 610 yılından önce İslam daha gelmeden önce Selmanı Farisin gerçek Hristiyanlık bilgisi olan papazlardan eğitim almış.
    En sonki papaz ona diyor ki, Benden sonra Hristiyanlığı bu şekilde bilen başka dünyada kimse yok ben sonuncuyum. Benden sonra yakın bir zaman içinde son Peygamber ortaya çıkacak. Bunu anlatıyor.
    Sonra İslamiyet ortaya çıktığı yıllarda Selmanı Farisini köle olarak alıkonup mekkeye götürüyorlar ve köle iken Peygamberimiz ile tanışıyor.
    Herneyse burda demek istediğim, Kaç kişiye Selmanı Farisin gibi gerçek Hristiyanlık anlatıldı.
    Ya insanlar haberi olmadan on yıllarca kendilerine Tahrib edilmiş din anlatıldıysa, Bu durumun ahirette karşılığı acaba nasıldır?
    Hz Davud Peygambere de mesela Zebur adlı kutsal kitap indi.
    Zebur da tahrip edilmiş ise, İnanıyorum ki on yıllarca insanlar tahrib edilmiş Zebura inanmışlardır.
    Bu durumun ahiretteki karşılığı nasıldır acaba?
    İnsanlar tahrip edilmiş Zebura inandılarsa bu onların suçu mu?
  • 02-01-2023, 01:49:29
    #29
    Hocam selamunaleyküm,

    "İçinde peygamber olmayan hiçbir millet yoktur." (Fâtır, 35/24)
    "Her milletin bir Resûlü vardır ve Resûlleri geldiği vakit aralarında adaletle hüküm verilir ve hiçbirine zulmedilmez." (Yunus, 10/47) ,

    Bu konuda ayrıca İmamı Rabbani 259. mektubunda
    Çok geniş ve çok derin düşünüyorum da, yeryüzünde, Peygamberimizin haberi yetişmeyen, hiçbir yer kalmadığını anlıyorum. Bütün dünyanın, onun davet nuruyla güneş gibi aydınlandığı görülüyor. Hatta duvar arkasında bulunan, Yecuc ve Mecuc’e bile ulaşmış bulunuyor. [İmam-ı Rabbani hazretleri zamanında böyle olunca, iletişim vasıtalarının çok ilerlediği günümüzde, Müslümanlığı duymayan kimselerin kalmama ihtimali daha kuvvetlidir.]

    Bütün dünyada peygamber gönderilmedik bir yer kalmamış gibidir. Hatta bundan en mahrum zannedilen Hindistan’da bile, Hintlilerden peygamber gelip, Allahü teâlânın emirleri bildirilmiştir. Hindistan’ın bazı kısımlarında, peygamberlerin nurları, küfür karanlıkları içinde, yıldızlar gibi parlamıştır. Gerekirse, bu şehirlerin isimlerini bile söyleyebilirim. Bazı peygamberlere bir kişi bile inanmamış, kimse kabul etmemiştir. Yalnız bir kişinin inandığı peygamberler de olmuştur. Bazılarına da, iki veya üç kimse iman etmiştir. Hindistan’da bir peygambere, üç kişiden çok inanan olduğu görülemiyor. Yani, dört tane ümmeti bulunan peygamber olmamıştır. Hintlilerin tapındıkları kimselerden bazılarının kitaplarındaki, Allahü teâlânın varlığı ve sıfatları hakkında görülen yazılar, hep o peygamberin ışıklarının yansımasıdır, çünkü her asırda, her ümmete peygamber gelerek, Allahü teâlânın varlığını ve sıfatlarını bildirmiştir. Onların mübarek varlıkları olmasaydı, küfür ve günah pislikleriyle kirlenmiş olan akıllar, iman nimetine kavuşamazdı. Bu ahmaklar, çürük akıllarıyla, herkesi kandırıp, kendilerine tapmaya zorlamış, (Sizi biz kurtardık, bizim sayemizde yaşıyorsunuz) diyerek, kendilerinden başka bir kuvvetin bulunmadığını sanmışlardı. 1/259 diye belirtir.

    Mesele inanmayı istemek. İnanmayı istemedikten sonra ayı ikiye yarsan ne fayda
  • 02-01-2023, 01:52:13
    #30
    Paramedik adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Ben de şu konuyu merak ediyorum. Mesela Ayasofyayı yapanlara hristiyan, gavur falan deniyor ama ayasofya 500 yılında yapıldı yani İslam o zaman yoktu hak din neydi? Hristiyanlık mıydı merak ediyorum yoksa insanların o dönemde neye inanması gerekiyordu?
    Hocam evet İsa peygamberimizin hak diniydi o dönem kabul gören din. Tabi öncesinde mesela bölgelerde iletişim çok daha sığ olması sebebiyle farklı farklı kavimlere ayrı ayrı nebi gönderilmiştir. Hatta aynı kavme bile gönderildi. En bilinen örneği ise Yakup peygamberimiz ve oğlu Yusuf Peygamberimiz.
  • 02-01-2023, 01:55:21
    #31
    Konfüçyüs için o dönemin peygamberi olduğu söz ediliyor. Kuranda binlerce peygamber olduğundan bahsediliyor zaten.
  • 02-01-2023, 04:15:09
    #32
    İslam inancına göre, Allah tüm insanlık tarihi boyunca peygamberler göndermiştir. Bu peygamberler, insanları Allah'ın varlığına ve kainatın yaratılış amacına ilişkin gerçekleri öğretmekle görevlendirilmişlerdir. Ancak, tüm peygamberlerin adları ve hikayeleri bizim tarafımızdan bilinmemektedir. İslam tarihi kaynaklarında, peygamberlerin çoğunun Arap yarımadasında yaşadığı ve çalışmalarını yaptığı belirtilmektedir. Bununla birlikte, İslam tarihi kaynaklarında diğer coğrafyalarda da peygamberlerin gönderildiği bahsedilmektedir. Örneğin, Hz. İdris (a.s.), Hz. Nuh (a.s.), Hz. Hud (a.s.) ve Hz. Salih (a.s.) gibi peygamberlerin çalışmalarının yapıldığı coğrafyalar arasında Afrika, Asya ve Avrupa gibi yerler de bulunmaktadır.
  • 02-01-2023, 04:46:26
    #33
    Paramedik adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Ben de şu konuyu merak ediyorum. Mesela Ayasofyayı yapanlara hristiyan, gavur falan deniyor ama ayasofya 500 yılında yapıldı yani İslam o zaman yoktu hak din neydi? Hristiyanlık mıydı merak ediyorum yoksa insanların o dönemde neye inanması gerekiyordu?
    Mesela türkler islamdan önce gök tanrıya inanırdı ve hala da gök tanrıya inanan türkler var.
  • 02-01-2023, 05:22:24
    #34
    Üyeliği durduruldu
    Evet 124 bin peeygamber gönderilmiştir ve her kavime peygamber gelmiştir bozkırda bır türk peygamber romanını mutlaka okuyun türk ırkının Hz. Nuh'un oglu yafesin türk adında bir oğlundan geldiğine inanilir. Hz. İbrahim'in de türk peygamber olduğu kaynaklarda vardır.
  • 02-01-2023, 10:16:15
    #35
    Paramedik adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Ben de şu konuyu merak ediyorum. Mesela Ayasofyayı yapanlara hristiyan, gavur falan deniyor ama ayasofya 500 yılında yapıldı yani İslam o zaman yoktu hak din neydi? Hristiyanlık mıydı merak ediyorum yoksa insanların o dönemde neye inanması gerekiyordu?
    İlk yazılan İncil ile Hz İsa'nın vefatı arasında en az 25-30 yıllık bir zaman olduğu ve Hz. İsa'nın vefatının ardından ilk asırda farklı İncil nüshalarının ortaya çıktığı ve tartışmaların başladığı bilinmektedir.
    Peygamber Efendimize (asm) son vahyin gelmesiyle beraber ise, herkes son vahye tabi olmakla yükümlü kılınmıştır.
    Ayrıca İslami literatürde, Peygamber Efendimizden (asm) önce cahiliye döneminde, Hz. İbrahim'in getirdiği ilkelere bağlı kalan insanlara "Hanifler" denilmektedir. Bunlar Hz. İbrahim’den kendilerine intikal eden tek tanrıcılık esaslarına inanmaya devam eden şahsiyetlerdi.
    Nitekim Kur'an-ı Kerim de Hz. İbrahim’in hanif olduğunu açıkça beyan etmişti:
    “İbrahim ne Yahudi idi ne de Hristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir Müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.” (Al-i İmran 3/67)
    Bu konudaki hadislerden bazılarında da Hz. Peygamber'in (asm), "Allah,' kullarımın hepsini hanif olarak yarattım' buyurdu" (Müsned, 4/162; Müslim, Cennet, 63) mealindeki hadisiyle, "Ben Yahudilik ve Hristiyanlık'la değil kolaylaştırılmış Haniflik'le gönderildim" (Müsned, 5/266; 6/116, 233) hadisi birlikte düşünüldüğünde hanifliğin, bütün peygamberlerin tebliğlerinde ortak olan ilkeleri ifade ettiği ve İslam'ın da bu ilkeleri yaşatan bir din olduğu sonucuna varılır.
    Sorularda ifade edilen zaman dilimlerine İslami literatürde "fetret dönemi", o zamanda yaşayanlara da "fetret ehli" denilmektedir.
    Bu konuda farklı mülahazalar olmakla birlikte; ister İslam öncesi dönemde ister İslami devirde yaşamış olsun, peygamber davetinden hiçbir şekilde haberdar olmayanların (fetret ehli) dini sorumluluğu hususunda iki görüş öne çıkmaktadır.
    Birinci Görürş: Fetret ehli putperest, müşrik, hatta tanrı tanımaz bile olsa -bir peygamberin daveti ve mesajı ile karşılaşmadığı için- dini bir yükümlülük altında bulunmadığından ahirette kurtuluşa erecek ve cennete girecektir.
    Bu kanaat insanların dini bakımdan sorumlu tutulmasını, peygamber davetinden haberdar olma şartına bağlayan temel görüşün bir sonucudur.
    Buna göre peygamber davetine muhatap bulunmayan insanlar akıl yürüterek dinî mükellefiyetlerin nelerden ibaret olduğunu bilemezler. Nitekim Kur'an’da, peygamber gönderilmedikçe insanların azaba uğratılmayacağı bildirilmiştir. (bk. İsrâ 17/15; Şuarâ 26/208-209; Kasas 28/59)
    İkinci Görürş: Fetret ehli Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, ayrıca akıl yürütmek suretiyle bilinebilecek olan iyi fiilleri yapmak ve kötü fiillerden kaçınmakla yükümlüdür. Zira insanlar, akıl yürüterek kendilerini ve kâinatı yaratan bir yüce varlığın mevcut ve bir olduğu sonucuna ulaşabilirler.
    Akıl, Allah’ın varlığını bilmede ve temel konularda iyi ile kötüyü ayırt etme gücüne sahiptir. Nitekim Kur'an’da, akıl yürüterek Allah’ın varlığına ve birliğine ulaşılabileceği Hz. İbrahim’in diliyle anlatılmış (bk. En‘âm 6/76-79), akıl yürütmenin kişiyi ebedî felâketten kurtaracağı ifade edilmiştir. (bk. Mülk 67/10).
    Sonuç olarak, İslamiyet’ten hiçbir şekilde haberdar olamayanlarla fiziki imkansızlıklar, güçlü psikolojik ve sosyal engeller yüzünden, bu dinin hidayetiyle yeterince aydınlanamayanların sorumlu tutulamayacağını söylemek mümkündür.
    Ancak her iki grubun akli yeteneğini kullanmak ve fıtratında bulunan inanç temayülünü geliştirmek suretiyle, kainatın yaratıcısının mevcudiyetini (Matüridiler’e göre varlığı yanında birliğini de) benimsemesi, ayrıca yeteneklerinden ve çevresinde yaygın olan vahye dayalı kültürlerden de faydalanarak erdemli davranışlarda bulunması gerekir.
    Akli melekesi yerinde olduğu halde dini konulara ilgi göstermeyip inkara saplanan veya çevresinde yaygınlaşmış inanışlarla yetinen insanların ise herhangi bir mazeretinin olamayacağı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, kendilerine dinin emir ve yasakları ulaştıktan sonra Allah'ın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed'in (asm) O'nun kulu ve elçisi olduğuna ve Kur'an-ı Kerim'deki bütün esaslara olduğu gibi iman etmeyen kimseler İslam inancına göre sorumlu olurlar.
  • 02-01-2023, 14:54:46
    #36
    Uretopia adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Arkadaşlar gece gece aklıma takıldı belki bilgisi olan vardır diye buraya sormak istedim.. Her coğrafyaya gerçekten peygamber gitti mi? gittiyse niye sadece arap yarımadasında var olanların isimlerini biliyoruz? Çin'e giden peygamberin adını bilen var mı? yada Amerika kıtasına giden peygamber hakkında bilgisi olan? bu tip şeyler hep namazdayken aklıma geliyor o yüzden bilgisi olan varsa cevabını bekliyorum?

    #2 Diyanete sordum bakalım ne cevap verecekler güncelleme yaparım buraya
    - Amerika kıtasında Popol Vuh
    - Uzak Doğu da tripitaka
    Gibi başka kültürlerde kiler tarafından, kutsal kitap kabul edilen pek çok metinler mevcut. Düz mantık bu metinlerin ortaya çıkışına sebep olan kişileri bizim olmasa da başkalarının peygamberleri olarak tanımlayabiliriz.
    -
    "gittiyse niye sadece arap yarımadasında var olanların isimlerini biliyoruz?"

    Bu gayet doğal çünkü oralar uzak diyarlar olduğu için kültürleri hakkında bilgimiz ve ilgimiz yok (çoğunluğumuzun) misal olarak üst satırlarda örnek verdiğim inkaların kutsal kitabı; Popol Vuh'u bu satırları okuyan 10 kişiden biri belki daha önce duymuş ya da muhtemelen çoğunluk duymamıştır bile.